1Q84 – 1. Kitap

Haruki Murakami başyapıtı 1Q84 bu kez de üç ayrı kitap olarak okurlarla buluşuyor…

“Yürekten sevdiğin bir insan varsa, bir kişi olsun yeter, hayatın kurtulmuş demektir…”

Sarsıcı bir yolculuğa hazır mısınız?

Öyleyse kemerlerinizi bağlayın. Erkekleri, titizlikle geliştirdiği bir yöntemle öteki dünyaya gönderen genç bir kadınla tanışacaksınız. Ve amansız bir takiple onun peşine düşen fanatik bir cemaatin müritleriyle…

Romantik misiniz?

Evet, bu kitapta aşk da var… İki dünya bir araya gelmeden mümkün olmayan bir aşk.

Yaşadığınız dünya gerçek mi, hiç düşündünüz mü?

Düşündüyseniz, paralel bir evrene geçmek sizi heyecanlandıracaktır o zaman. Hayatı algılayışınızı değiştirecek bir kitabın kapağını açmak üzeresiniz şu an.

Yaşayan en büyük yazarlardan biri olarak kabul edilen Haruki Murakami başyapıtı, tüm dünyada milyonlarca satan kitabı 1Q84’le bir imkânsızı başarıyor.

Nefesinizi kesecek bir macera romanını, gerçek nedir, insan neye inanmalı, aşk dünyayı kurtarabilir mi soruları ekseninde bir yürek atlasına dönüştürüyor.

1Q84 – 2. Kitap

Haruki Murakami başyapıtı 1Q84 bu kez de üç ayrı kitap olarak okurlarla buluşuyor…

“Yürekten sevdiğin bir insan varsa, bir kişi olsun yeter, hayatın kurtulmuş demektir…”

Sarsıcı bir yolculuğa hazır mısınız?

Öyleyse kemerlerinizi bağlayın. Erkekleri, titizlikle geliştirdiği bir yöntemle öteki dünyaya gönderen genç bir kadınla tanışacaksınız. Ve amansız bir takiple onun peşine düşen fanatik bir cemaatin müritleriyle…

Romantik misiniz?

Evet, bu kitapta aşk da var… İki dünya bir araya gelmeden mümkün olmayan bir aşk.

Yaşadığınız dünya gerçek mi, hiç düşündünüz mü?

Düşündüyseniz, paralel bir evrene geçmek sizi heyecanlandıracaktır o zaman. Hayatı algılayışınızı değiştirecek bir kitabın kapağını açmak üzeresiniz şu an.

Yaşayan en büyük yazarlardan biri olarak kabul edilen Haruki Murakami başyapıtı, tüm dünyada milyonlarca satan kitabı 1Q84’le bir imkânsızı başarıyor.

Nefesinizi kesecek bir macera romanını, gerçek nedir, insan neye inanmalı, aşk dünyayı kurtarabilir mi soruları ekseninde bir yürek atlasına dönüştürüyor.

 

1Q84 – 3. Kitap

Haruki Murakami başyapıtı 1Q84 bu kez de üç ayrı kitap olarak okurlarla buluşuyor…

“Yürekten sevdiğin bir insan varsa, bir kişi olsun yeter, hayatın kurtulmuş demektir…”

Sarsıcı bir yolculuğa hazır mısınız?

Öyleyse kemerlerinizi bağlayın. Erkekleri, titizlikle geliştirdiği bir yöntemle öteki dünyaya gönderen genç bir kadınla tanışacaksınız. Ve amansız bir takiple onun peşine düşen fanatik bir cemaatin müritleriyle…

Romantik misiniz?

Evet, bu kitapta aşk da var… İki dünya bir araya gelmeden mümkün olmayan bir aşk.

Yaşadığınız dünya gerçek mi, hiç düşündünüz mü?

Düşündüyseniz, paralel bir evrene geçmek sizi heyecanlandıracaktır o zaman. Hayatı algılayışınızı değiştirecek bir kitabın kapağını açmak üzeresiniz şu an.

Yaşayan en büyük yazarlardan biri olarak kabul edilen Haruki Murakami başyapıtı, tüm dünyada milyonlarca satan kitabı 1Q84’le bir imkânsızı başarıyor.

Nefesinizi kesecek bir macera romanını, gerçek nedir, insan neye inanmalı, aşk dünyayı kurtarabilir mi soruları ekseninde bir yürek atlasına dönüştürüyor.

 

Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları

Kaderimde tek başına kalmak vardır belki de… İşte o an, Tsukuru nihayet her şeyi kabullenmeyi başarabild. İnsanların yürekleri arasındaki bağ yalnızca uyum üzerinden oluşmuyordu. Aksine, bir yaradan diğerine daha derin bağlar oluşuyordu. Acı acıyla, kırılganlık kırılganlıkla yürekleri birbirine bağlıyordu. Elemli çığlıklar olmadan suskunluk, kan toprağa akmadan affediş, insanın içini lime lime eden kayıplardan geçmeden kabulleniş mümkün değildi. İşte bu, gerçek uyumun kökünde var olan şeydi. Haruki Murakami’den kaderinin gizemini çözmek, içindeki iflah olmaz yaranın kaynağına inmek için büyük bir yolculuğa çıkan bir kahramanın romanı. Kendini “renksiz” bilen Tsukuru Tazaki’nin hikayesi.

Haruki Murakami, 1949’da Kobe’de doğdu. Vaseda Üniversitesi’nde klasik drama eğitimi aldı. İlk romanı Kaze no oto o kike (Rüzgarın Şarkısını Dinle) 1979’da yayımlandı. 21. yüzyıl edebiyatının en önemli isimlerinden olan Murakami’nin kitapları pek çok ödül aldı, tüm dünyada ellinin üzerinde dile çevrildi. Haruki Murakami’nin Yaban Koyununun İzinde, İmkansızın Şarkısı, Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında, Zemberekkuşu’nun Güncesi, Sahilde Kafka, Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu ile tüm dünyada büyük yankı uyandıran 1Q84 ve Koşmasaydım Yazamazdım isimli kitapları da Doğan Kitap tarafından yayımlandı.

Profesör ve Hizmetçi Ciltli

Japonya’nın en çok övgü toplayan yazarlarından Yoko Ogawa’dan içleri ısıtan, duygusal bir roman…

Zeki bir matematikçi olan Profesör, yıllar önce ciddi bir trafik kazası geçirir. Bu yüzden kısa süreli belleği sadece son seksen dakikayı kaydedebilir. Profesör, ona bakmakla yükümlü genç bir bakıcı ve küçük oğlundan başka hiç kimseyle iletişim kuramamaktadır. Seksen dakikadan öncesini hatırlayamayan Profesör her sabah bakıcısıyla yeniden tanışır ve her seferinde aralarında naif bir ilişki filizlenir. Profesör kahvaltıda ne yediğini hatırlamıyor olsa da söz konusu matematiksel denklemler olduğunda beyni mucizevî bir şekilde çalışmaktadır. Bu denklemler Profesör’ün Kök ismini verdiği, bakıcının on yaşındaki oğlu ile kadına şiirsel ve korunaklı bir dünyanın kapılarını açmaktadır. Bu sıra dışı evde, üç kayıp ruh arasında soyut sayılardan daha da gizemli bir duygusal bağ kurulur.

Sayıların sihirli dünyasının karakterlerin trajedileriyle kesiştiği bu roman, farklı bir tat sunmakla kalmayıp bizlere büyük yalnızlıkların büyük umutlara gebe dünyasından güzel ve dokunaklı bir parça sunuyor. 

“Son derece özgün. Çok sevimli. Bir o kadar da dokunaklı.” 

– Paul Auster

“Yoko Ogawa insan psikolojisinin en ince noktalarını, zarif ve dokunaklı anlatımıyla ifade ediyor.”

– Kenzaburō Ōe 

“Profesör ve Hizmetçi başından sonuna mükemmel bir roman… Kazuo Ishiguro ve Kenzaburō Ōe’nin romanlarındaki sıcaklığı ve bağı, Haruki Murakami’nin mizahını bu kitapta bulabilirsiniz. Üç hayat, bir üçgenin köşeleri gibi birbirine bağlanıyor. ”

– Susan Salter Reynolds

“Ogawa’nın kurgusu, sizi olduğunuzdan daha eğlenceli gösteren bir ayna gibi… Alışılagelmiş cevapları eğip büküyor, sonra yan yana diziyor.  Haruki Murakami gibi, bir kültürün hikâyesini hedef alıyor ve sonra bunu sizin zihninize kancalıyor. Halüsinasyon gibi, iğneli ve merak uyandıran anlatımı aklınıza takılıp kalacak. ”

– The Washington Post Book World

“Bu tatlı, melankolik roman mükemmel olmayanın özündeki güzelliği çekip çıkaran Japon estetiğini yansıtıyor…”

– Amanda Heller

Yalnız Kurt ve Yavrusu Cilt 9: Suikastçinin Yansıması

Efsanevi Yalnız Kurt ve Yavrusu serisinin bu cildinde su, ölüm ve kızgın ninjalar ön plana çıkıyor. Zavallı bir kayıkçı kız, Yalnız Kurt Ogami Itto’nun, sevdigi adama karsı mücadele vermesini izlemek zorunda kalır. Yoldan çıkmıs, hünerini parayla satan bir kılıç ustası, Ogami’nin çelik kılıcı aracılıgıyla savasçının yolu Bushido hakkında degerli bir ders alır.
Ve Yalnız Kurt Kurokuwa ninja klanının hainliğiyle yüzleşerek, sefil bir nehir taşıyıcısı olarak ise girer. Ama bunun arkasında yatan akıllıca kurguda ezeli düşmanları Yagyu klanının gizli planlarını çalmak ve dolayısıyla da her birine savaş ilan etmek vardır!

Naruto 14. Cilt

Bariyerin İçinde Üçüncü Hokage İle Karşı Karşıya Gelen Oroçimaru, Yasaklı “Ölülüren Çağırma” Tekniğini Kullanma Pahasına Hokage’yi Öldürmeye Çalışır ama?… Diğer Taraftan, Sasuke İle Gaara’yı Takip Eden Naruto ve Arkadaşlarına, Onları Takip Eden Suikastçiler Yaklaşmaya Başlar!!

Naruto 15. Cilt

Gaara, Sasuke’nin Gözü Önünde Korkunç Bir Şekle Bürünür!!! Sasuke, Özel Tekniği Çidori İle Karşılık Vermeye Çalışken, Mühüre Yenik Düşer ve Kendinden Geçer…

Naruto ve Arkadaşları Nihayet Ona Yetişebilmiştir. Sasuke’yi Kurtarabilecek mi? Hep Beraber Göreceğiz…

Bleach 7. Cilt

Soul Society’den Rukia’yı Takibe Gelen Renji ve Byakuya Amaçlarına Ulaşırlar…

Tehlikeyi Hisseden İçigo, Rukia’nın Bulunduğu Yere Doğru Gider. İnanılmaz Bir Güç Ela Renji’yi Yenmek Üzereyken Bykuya Tarafından Çok Güçlü Bir Darbe Alır. ve Şimdi Rukia’yı Soul Society’e Götürüyorlar…

One Piece 15. Cilt

Bize İnanın ve Dümdüz İlerleyin!! Luffy ve Tayfası Devlerin Dediğine İnanıp Bir Sonraki Adaya İlerler. Fakat Nami Hastalandığı İçin Rotadan Çıkıp Doktor Aramaya Başlarlar… Gizemli Eşsiz Hazine “One Piece” Hakkında Bir Okyanus Macerası!

Hellsing 8. Cilt

Londra kan banyosuna dönmüştü, sakinlerinin neredeyse tamamı yeniden doğmuş vampir Nazi askerler tarafından katledilmişti. ve bu katliam yerinde uygun adım ilerleyen tanrılarına karşı çıkan kim varsa öldürmeye hazır binlerce cübbeli fanatik katolik savaşçı vardı. Ama hem zombi hem de fanatikler vampir lordu Alucard’ın dönüşüyle, bu mücadeleye katılmak ve Londra sokaklarına mezbahaya çevirmek için bir uçak gemisi kullanarak Thames’den yukarı giden İngiliz Protestanları’nın köle şövalyesiyle, mecadele etmek zorunda kalacaklardı.

Kohta Hirano’nun Hellsing’i dünya çapında bir fenomen, çılgın bir ustalığın eseri şaşırtıcı çarpıcılıkta bir bilim-kurgu korku başyapıtı. Japoncadaki gibi orjinal sağdan sola okuma formatında sunulmuştur.

“Şu anda piyasada daha iyi bir korku serisi bulamazsınız.”

-Anime News Network

Hellsing 8. Cilt

Londra kan banyosuna dönmüştü, sakinlerinin neredeyse tamamı yeniden doğmuş vampir Nazi askerler tarafından katledilmişti. ve bu katliam yerinde uygun adım ilerleyen tanrılarına karşı çıkan kim varsa öldürmeye hazır binlerce cübbeli fanatik katolik savaşçı vardı. Ama hem zombi hem de fanatikler vampir lordu Alucard’ın dönüşüyle, bu mücadeleye katılmak ve Londra sokaklarına mezbahaya çevirmek için bir uçak gemisi kullanarak Thames’den yukarı giden İngiliz Protestanları’nın köle şövalyesiyle, mecadele etmek zorunda kalacaklardı.

Kohta Hirano’nun Hellsing’i dünya çapında bir fenomen, çılgın bir ustalığın eseri şaşırtıcı çarpıcılıkta bir bilim-kurgu korku başyapıtı. Japoncadaki gibi orjinal sağdan sola okuma formatında sunulmuştur.

“Şu anda piyasada daha iyi bir korku serisi bulamazsınız.”

-Anime News Network

Sonsuz Ne Kadar Uzun? Ciltli

Çin edebiyatı, Mo Yan’ın 2012 yılı Nobel Edebiyat Ödülünü alması ile tüm dünyanın ilgisini üzerine çekmeye başladı. Gerçekten de, Türkiye’de 2013 yılına kadar bu ülkenin edebiyatı ile ilgili herhangi bir eser yayınlanmamıştı. Yayınevimiz, aynı zamanda Çin Yazarlar Birliği başkanı olan ünlü kadın yazar Tie Ning’in bu önemli eserini Türkçeye kazandırarak bu açığı gidermeye çalışmıştır. Kitabın yazarı iki kez Lu Xun edebiyat ödülüne ve diğer ödüllere layık görülmüştür. Sonsuz Ne Kadar Uzun? sıcak, verici ve saf bir Hutong (mahalle) kızı olan Bai Daixing’in hikayesidir. Bai Daxing, diğer tüm insanları kendisini sevdiği kadar sevebilen, sıradan, sıcak bir Hutong kızıydı. İlk aşkı 11 yaşında tatmış, mahalle kızlarının beraber olmak için can attığı yakışıklı dansçı Dashun’a aşık olmuştu. Ailesi, büyükannesi, arkadaşları, sevgilileri, iş arkadaşları veya yalnızca öylesine tanıdığı çevresindeki insanlarla kurduğu ilişkilerinde inanılması zor bir özgecilik ve saflık görülüyordu. Her zaman her konuda verici olmak isteyen oydu. Acaba bir gün uyanacak ve değişecek miydi? Bu özverinin bir sınırı var mıydı? Daha ne kadar karşıdaki insanların istemlerine boyun eğecekti? Belki de, bu sorunun cevabı sonsuza kadar olacaktı. Çünkü, Bai Daxing, “hayır” sözcüğünü öğrenmemişti. Fakat, bir gün onun ağzından şu sözleri duyarız: “Sonsuz ne kadar uzun? Bu durum sonsuza dek böyle mi sürecek?”

Karşı Balkondaki Kadın, kitaptaki ikinci hikaye, genç bir adamın kadınlarla ilgili başından geçenleri, eleştirel bir yaklaşım içinde ele almaktadır.

Xiao He, çevresine o genç üniversite mezunu adamla yattığını yayarak onun peşini bırakmamaya kararlıydı. İlişkinin ciddiyeti ve yakınlığını kanıtlamak istercesine “yatmak” ifadesini kullanıyordu. Genç adam ise sevmediği kadından uzaklaşabilmek için başka bir kente taşınır ve orada işe başlar. İşyerinin yatakhanesinde oda arkadaşına karşı yaptığı bir haksızlıktan dolayı kendisini cezalandırır. Bu kez yaşamak için herkesten uzak, bir başına eski mobilyalarla dolu bir depoya yerleşir. Kısa zamanda karşısındaki apartmanda oturan güzel kadını fark eder. Güzel kadının özel hayatı tüm çıplaklığı ile genç adamın gözleri önündedir. Ancak kadın genç adamın varlığından dahi haberdar değildir. Her geçen gün kadının özel yaşamına daha fazla nüfuz etmek ister, ona karşı saplantısı giderek artmıştır. Eve gelip giden iki erkeğin onun sevgilileri olduğunu görmesi adamı çılgına çevirir…

Bu kitapta çok güçlü bir toplumsal ve tarihsel arka plan ve kentsel doku göze çarpmaktadır. Yazarın Pekin ve Şangay’ın bugün ölüm-kalım savaşı veren eski mahalleleri Hutong’ların korunması için onlarca hikaye yazdığı bilinmektedir. Tie Ning’in bu eseri, yazarın özgün tarzını yansıtan uzun hikaye olarak bilinen türde yazılmıştır.

 

 

 

Kaçak Atlar Bereket Denizi: 2

… “Kaçak Atlar”, bu dörtlemeninin ikinci kitabı. Bu kitabında “Mişima”, 1930’lu yıllarda toplumsal değerlerin değişmesine tepki duyan birtakım bağnaz yurtsever gençlerin hazırladığı ayaklanmayı anlatıyor. “Kaçak Atlar”, tekbaşına okunabilecek bir roman olduğu kadar, tarih, ülküler ve kişiler aracılığıyla, bir önceki romanla sıkı sıkıya bağlıdır…

Kişisel Bir Sorun

“Kendini kandırma zehrini bir kez tadan insanlar, bir daha kendilerini asla kurtaramazlar…” Büyükşehir ortamındaki yalnızlaşma ve yabancılaşma sancılarından kurtuluşu Afrika gezisi hayallerinde arayan dershane öğretmeni Bird. Karısı her an doğum yapmak üzeredir ve evlendiği anda iyice azalan Afrika gezisine çıkma umudu, çocuğun doğumuyla tümüyle sönecektir. Bir de çocuk beyin fıtığı gibi ender rastlanan bir anormallik ile doğuverince, Bird kendini bir karabasanın ortasında bulur. Yaşadığı utanç ve korku onu önce alkole ve sorumluluklarından kaçmaya, sonra çocuğu yeryüzünden bir an önce silinmesi gereken bir düşman olarak görmeye kadar götürecektir… Kişisel Bir Sorun, kendisi de engelli bir çocuk sahibi olan 1994 Nobel Edebiyat Ödüllü Japon yazar Kenzaburo Oe’nin tüm dünyada tanınmasını sağlayan en önemli eserlerinden biri.

Şafak Tapınağı – Bereket Denizi: 3

İkinci Dünya Savaşı arifesinden savaş sonrasına, Japonya’ya özgü niteliklerin birer birer yok olmaya başladığı yıllara kadar uzanan Şafak Tapınağı, Yukio Mişima’nın başyapıtı sayılan Bereket Denizi dörtlemesinin üçüncü kitabı. Bir yandan geçmiş takıntılarını yeniden canlandıran güzel bir kadının peşinde koşan, diğer yandan yine aynı tutkuyla mistik aydınlanmayı arayan bir adamın hikâyesi. Yazarın Budist felsefe ve estetik anlayışı ile Japon değer yargılarının yok olacağına dair öngörüsünün damgasını vurduğu bir roman.

“Bu kitaplara,” diyor Yukio Mişima, “yaşamla ve bu dünyayla ilgili hissettiğim ve düşündüğüm her şeyi yansıttım.” Bereket Denizi, Japonya’yı asırlar boyunca besleyen kültürel unsurların birer birer yok edilişinin destansı hikâyesi. Hayatı da romanları kadar çarpıcı olan Yukio Mişima’nın sayfalarında gezindikçe, bir kültürle birlikte bu kültüre inanmış yazarın da kendi sonuna doğru nasıl ilerlediğini görebiliyoruz.

Yaban Koyununun İzinde

Japonya hakkındaki tüm bildiklerinizi unutun… Haruki Murakami’nin yarattığı, insanların tek bir kimono görmeden, meslekleri için ter döktükleri, aşırı içtikleri ve dağılmış evliliklerin girdabında sürüklendikleri dünyaya girin. Bu değişik, unutulmaz öykünün yirmili yaşlarındaki kahramanı, çok ünlü bir dedektifin küçük erkek kardeşi ya da en azından Japon kuzeni olabilir pekâlâ. Kadınlarla ilişkileri ve kadın kulağına duyduğu aşırı ilgi yüzünden başının derde girmesi yetmiyor, bir de sırtında krem rengi bir yıldızı olan esrarengiz koyunun peşine düşmek zorunda kalıyor. Tokyo’nun kent kargaşasında bir sağ kanat politikacısının geniş malikânesine, oradan da uzak Hokkaido Adası’nın buz gibi ıssızlığına sürükleyen bu kitap, Japonya’nın önde gelen romancısından unutulmaz, büyüleyici, heyecan dolu ve gizemli bir öykü. “Rüyaların, sanrıların ve inanılmaz bir hayal gücünün, eldeki somut ipuçlarından çok daha önce geldiği, postmodern bir dedektif öyküsü.” -Publisher Weekly-

Zemberekkuşu’nun Güncesi

Oyuncular: Toru Okada: başkahraman. İşsiz, günlerini ev işleri yaparak geçiriyor. Susuz bir kuyunun dibine indiği gün hayatı değişiyor. Kumiko Okada: Toru Okada’nın karısı, gazeteci. Ortadan kayboluyor. Maya Kasahara: Toru Okada’ya arkadaşlık eden yeniyetme kız. Malta Kano: bedensel zerrecikler takıntısı olan, kırmızı şapkalı medyum. Girit Kano: Malta Kano’nun kız kardeşi ve yardımcısı. Geçmişi, fiziksel acılar ve intihar girişimleriyle dolu. Noboru Vataya: Kumiko’nun ağabeyi, Toru Okada’nın düşmanı, kötü politikacı. Teğmen Mamiya: İkinci Dünya Savaşı’nda, sayısız acılar yaşamış, toplama kamplarında kalmış ama bir türlü ölmemiş, yaşamaya mahkûm yaşlı adam. Muskat Akasaka: Toru Okada’yı himaye eden gizemli kadın. Tarçın Akasaka: Muskat Akasaka’nın, mükemmel fakat hiç konuşmayan oğlu. Yardımcı oyuncular: Zemberekkuşu: her gün ötüşüyle dünyanın zembereğini kuruyor, ancak görevini bir gün ihmal edince işler karışıyor. Noboru Vataya: kaybolmasıyla Okada ailesinin hayatının değişmesine neden olan kedi. Namıdiğer, Uskumru.

Kelebek Düşleri

Haiku, Japon edebiyatında ortaya çıkmış bir deyiş ve yazış biçimidir. Gücünü, etkisini ve felsefesini kısalığından, duruluğundan alan haiku, dünya edebiyatının da bilinen en kısa metin biçimidir.

Kelebek Düşleri, 17. yüzyılda yaşayan büyük haiku ustası Başo’dan (Matsuo Kinsaku) iki yüz yetmiş haikuyu bir araya getiriyor. Başo ile ilk kez 1993 yılında tanışan Oruç Aruoba’nın o tarihten günümüze uğraştığı, derlediği, çevirdiği ve farklı dillerdeki çevirileri karşılaştırarak notladığı Başo haikuları dışında, Aruoba’nın “Giriş” niteliğinde kapsamlı bir haiku incelemesi ve başka ustalardan örnek niteliğinde haikular da yer alıyor kitapta. Ayrı bir gelenek halini almamış olsa da, haikunun temelini oluşturan kısa söyleyiş biçiminin Türkçe şiirde de önemli bir yeri var bu nedenle birçok okurumuzun yabancılık çekmeyeceğini, daha baştan sıcak bir ilişki kurabileceğini düşünüyoruz.

Denizi Yitiren Denizci

Marguerite Yourcenar’ın “İnce, bıçak ağzı gibi dondurucu bir kusursuzlukta,” diye tanımladığı Denizi Yitiren Denizci, dehşeti şiirsel bir anlatımla bütünleştiren, benzersiz bir kitaptır. “Kusursuz arınma, ancak yaşamı kanla yazılmış bir şiir dizesine dönüştürerek mümkündür,” diyen Mişima bu kitapla görüşünü örneklemiş olur. Mişima’nın en etkileyici eserlerinden biri olan kitap soğukkanlı şiddeti ustalıkla anlatırken, hiç kuşkusuz yazarın çocukluğunda bilinçaltını etkilemiş baskıları da yansıtır. Roman, dul bir kadın, on üç yaşındaki oğlu Noboru ve kadının ikinci eşi olan denizcinin öyküsünü anlatır. Yaşıtlarıyla bir çete kuran Noboru, ilk tanıştığında denizler fatihi bir kahraman olarak gördüğü denizcinin annesiyle evlenerek sıradan birine dönüşmesinin şokunu atlatamaz. Rakuyo’nun varlığıyla bütünleşmiş olan bu adam, geminin ayrılmaz parçası olan bu adam, kendini o güzel bütünden koparmış, kendi isteğiyle düşlerinden gemileri ve denizi silip atmıştı. Noboru, tatil boyunca Ryuji’nin yanından ayrılmamış ve denizle ilgili hikâyeler dinleyerek, ötekilerin hiç bilemeyecekleri denizcilik bilgileri edinmişti. Ama onun istediği, bu bilgiler değil, günün birinde denizcinin hikâyeyi yarıda keserek, yeniden denize dönerken ardında bırakacağı mavi su damlalarıydı. Deniz, gemiler ve okyanus seferlerinin hayali ancak bu mavi damlalarda var oluyordu.

 

Naomi

“Şunu fark etmiştim ki bir kadının yüzü, erkeğin nefretini çektikçe daha da güzelleşiyordu.” Na-o-mi: Üç hece, iki insan-medeniyet, bir başyapıt. Bir yönüyle daha önce yazılmış bir Japon Lo-lee-ta… Doğu ve Batı, sevgi ve öfke, aşk ve gurur, kadın ve erkek, insan ve insan arasında yaşanan gerilimlere dair bir temel roman… Naomi, Batı hayranlığından yozlaşmaya, saplantıdan budalalığa ve hazdan işkenceye (veya tam tersi) ilerleyen hikâyesiyle, Juniçiro Tanizaki’nin neden yirminci yüzyılın en önemli yazarlarından biri olduğunu da anlatıyor. “Onun hata ve kusurlarıyla sürekli yüz yüze gelmekten kurtulamıyor, eve hep mutsuz dönüyordum. Ancak bu mutsuzluk hiç de uzun sürmüyordu, zira ona duyduğum aşk gece boyunca değiştikçe değişiyordu. Tıpkı bir kedinin gözleri gibi…”

Elveda Kızlar Ülkesi

“Kadınlarla erkeklerin evlenmemesi gerekir. Çünkü aşk mevsimler gibidir: Gelir geçer.” Çin sınırları içerisinde yer alan Moso bölgesi, “Kızlar Ülkesi” olarak biliniyor. Bu kültürde kız çocukları erkeklerden daha değerli kabul ediliyor, evlilik geri kafalılık olarak nitelendiriliyor ve dillerinde “baba” diye bir kelime yok. Zaten mal mülk de anneden kıza geçiyor. Elveda Kızlar Ülkesi, Himalaya Dağları’nın gölgesindeki bu bölgede yetişen bir kızın gerçek hikâyesini anlatıyor. Namu, kendi köyünde, çok ağladığı için annesi tarafından üç kez başkasına verilmeye çalışılan, ama verilemeyen kız olarak tanınıyor. Biraz büyüyünce, kendi köyünü çok sevmekle birlikte, köyü çeviren dağların arkasındaki dünyanın nasıl olduğunu merak etmeye başlıyor. Çinli yetkililer yetenekli şarkıcılar aramak için köylerine gelince, Namu fırsatı değerlendirip Moso kültürünü ayakta tutan en büyük geleneğe karşı geliyor: Annesinin evini terk ediyor. Elveda Kızlar Ülkesi, bizimkinden oldukça değişik bir kültürle ilgili, heyecanla okuyacağınız, büyüleyici bir kitap. Ancak, tüm farklılığına rağmen, anlatılan evrensel bir hikâye: anneler ve kızlarını birbirinden ayıran kavgalar ve yeniden bir araya getiren benzersiz sevgi…

Sazende Şunkin

Daha önce Çılgın Bir İhtiyarın Güncesi adlı romanını yayımladığımız Cuniçiro Tanizaki, Japon edebiyatının büyük ustalarından biri. Öykü ve romanlarında Japon geleneklerinden esinlenen, ama bunları insanın evrensel sorunlarıyla bütünleştirerek edebiyat tarihini derinden etkileyen metinler çıkaran Tanizaki, okuru alışkanlıklarının dışına çıkmaya davet ediyor: Büyük bilge Konfüçyüs’ü alt eden zalim kraliçe, müşterilerine korkunç acılar yaşatan usta dövmeci, oyun sırasında arkadaşlarını yaralamaktan zevk alan küçük çocuk, kendisine eziyet eden sevgilisi uğruna kendi gözlerini kör eden romantik âşık… Tanizaki’nin anlatımı gerçekçi ve alabildiğine yalın, buna karşılık öykülerin hepsinde hafif bir gerçeküstü gerilim var. Doğu’nun sessiz dış görünüşüne karşılık kaynayan bir iç dünya. Hareketsiz bedenin karşısında çığlıklar atan bir ruh… İnanılmaz bir edebî zenginlik. Tanizaki’nin öyküleri, sıkı edebiyat okurlarının da, gençlerin de ilgisini çekebilecek nitelikte.

Yaz Ortasında Ölüm

Yukio Mişima, XX. yüzyıl Japon edebiyatının hırçın çocuğuydu. Nobel Ödülü adayları arasında sık sık adı geçtiği halde aşırı milliyetçi, narsist, anti-humanist nitelemeleriyle suçlandı. Ancak bu eleştirilerin temelinde, yazarın gereğince anlaşılamamış olması vardır. Mişima, İkinci Dünya Savaşı’nda Japonya’nın yaşadığı dramatik yıkım sırasında yitip giden bir kuşağın haykıran sesidir. Yazarın yaşamı, bu kayıp kuşağın kendini yeniden keşfetmesinin öyküsüdür. Mişima, Japon savaşçı sınıfının “hiçlik”e dayalı felsefesi ile yazarlığını ustalıkla birleştirir. 25 Kasım 1970 günü canlı yayın yapan kameralar önünde geleneksel Japon yöntemiyle karnını deşerek intihar etmesi de, aynı zamanda usta bir oyun yazarı olan Mişima’nın yaşamını canlı sahne performansı ile sonlandırdığı şeklinde değerlendirilebili.