Türk Töresi

Ziya Gökalp ilk kez 1923 yılında yayımlanan kitabında, Türklerin töreyi ne şekilde tanımladığını, töre anlayışlarının nasıl şekillendiğini, töreyle ilgili bilgilerin hangi kaynaklarda ne ölçüde yer aldığını, kısacası Türk töresinin ne demek olduğunu araştırmaktadır.

Eserin “Başlangıç” kısmında “Töre Ne Demektir?”, “Türk Kendisini Başkalarından Nasıl Ayırıyordu?” gibi sorular sorarak bunlara cevap arayan Ziya Gökalp, öncelikle töre kelimesini, tarihî ve edebî kaynaklardaki takibini yaparak tanımlamıştır. Ziya Gökalp’a göre Türk töresi, eski Türklere atalarından kalan bütün kaidelerin toplamı demektir.

Bu yüzden Ziya Gökalp, Türk mitolojisinin ana karakterlerinden tutun da yirminci yüzyılda bile canlılığını hâlâ muhafaza eden kadim geleneklerimiz arasında bağlantılar kurarak, Türk töresini bütün yönleriyle ele almış ve oldukça sade bir dille okuyucuya sunmuştur.

Eski İstanbul Ramazanları

Eski İstanbul Ramazanları, Halit Fahri’nin çocukluk günlerinden izler taşıyah satırlarla başlıyor. Doğduğu evin bulunduğu Çıkmaz Terazi Sokağı’ndan, evlerinde Ramazan’ın karşılanması için yapılan hazırlıklardan, Ramazan akşamlarının, Kadir gecesinin, akşamları Şehzadebaşı’nda kurulan eğlence yerlerinden, sosyal yapıdan, azınlıkların ramazan ayıyla olan münasebetlerinden bahsediliyor. Otobiyografik izlerin sıkça bulunabileceği Eski İstanbul Ramazanları, Halit Fahri’nin edebiyat hatıralarına girmeyen edebi muhit ve şahıslarından da haberler veriyor. Kitap, İstanbul’un o devir için merkezi semtleri olan Vezneciler, Direklerarası, Eminönü ve Şehzadebaşı’nın Ramazan günlerinden bahsediyor.

Türk Modernleşmesi

Üzerinde konuştukça ve yazıldıkça daha da derinleşen Türk Modernleşmesi  mevzuunu, bu kitabın da alk başlıklarını oluşturan üç kavram çevçevesinde düşünebiliriz:  Meselenin zihniyete yansımaları ve kavranış biçimi, tarihi ve iktisattaki uygulamaları. Türklerin Anadolu’ya gelişleri, burada kurdukları iktisadi düzen ve insan ilişkileri, Selçuklular, Osmanlılar ve Cumhuriyet tecrübeleri.

Abdulkadir İlgen bir araya getirilen makalelerinde bu meseleler üzerinde bir tarihçi itizliğiyle durarak, Tanzimat’tan itibaren Türk kimliği ve iktisadi hayat arasındaki etkileşim kümelerini:  sonrasında Cumhuriyet Türkiyesi’nin, köklü geçmişleri olan meseleleri çözme üslubunu ve bunun toplumun zihniyetine yansıyışını inceliyor.

Üç Günlük Dünya İçin

Belgrad’ın fethinde ve aynı zamanda Mohaç Muharebesi’nde üstün gayreti olmuş bulunan Bali Bey, 1531’de Budin’i muhasara ederek Avusturya ordusunu kovalayıp zafere ulaştıktan sonra, muvaffakiyetlerini sayıp dökerek, Kanuni Sultan Süleyman’dan bir tuğ niyaz edince, padişah kendisini şöyle cevaplandırmıştır: “Berhudar ol, Allah senden razı olsun! Benden bir tuğ istiyorsun. Sana emirü’l-ümeralık veriyorum. Lakin bu yaptıklarına güvenme, ve bir fani kuldan herhangi bir talepte bulunarak kendini küçültme ve minnet altına girmiş olma!” Kıyamete kadar değerinden kaybetmeyecek bu hakani cevap, üç günlük dünya nimetleri peşinde şerefini, deruni şanını ayaklar altına almış kimselere olduğu gibi, bilhassa devlet çarkının yükünü omuzlamış olanlara verilmiş unutulmaması gereken ikazın ta kendisi değil de ya nedir?

Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi

Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi, çok geniş bir alana yayılan dilimizin hikayesidir. Bilinmeyen dönemlerden de çok uzun, uzak ve çetin yollarında kaybolmadan yirminci yüzyıla ulaşmaya çalışan bir tarih ve dil yolculuğu. En kısa dönemler, Sakalar, Hunlar, Köktürkler, Uygurlar, Karahanlılar, Kıpçaklar, Çağatay ulusu ve Oğuzlar… Binlerce anıt, yazıt, eser ve belge… Bunlar üzerinde yapılan yüzlerce araştırma. İşte kitapta bulabileceğiniz konular bunlardır.

Her dil dönemini hazırlayan tarihi zemin, her dönem hakkında genel bilgiler, dönemin eserleri ve bu eserler üzerinde yapılan çalışmalar ve nihayet dönemin dil özellikleri: Ses ve biçim özellikleri, söz varlığı.

Bu kitap yalnız Türk Dil Tarihi derslerinde değil; Köktürk, Uygur, Karahanlı, Harezm-Kıpçak, Eski Anadolu, Çağatay ve Osmanlı dönemleriyle ilgili derslerde de yararlanılabilecek şekilde hazırlanmıştır. Sadece bir ders kitabı değil; aynı zamanda Türk dil, kültür ve tarihiyle ilgilenen herkesin başvurabileceği bir temel kitaptır.

Eski Türk Edebiyatı Tarihi

Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Türk Dili ve Edebiyatı öğrenimi gören üniversite öğrencileri için hazırlanmıştır.

Kitap, edebiyat tarihi ve örnek metinlerin yer aldığı iki ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, edebiyatımızın başlangıcından Tanzimat’a kadar olan dönemlerle, bu dönemlerin belli başlı temsilcileri tanıtılmış; son bölümde ise anılan dönemlerin manzum ve mensur edebi eserlerinden örnekler verilmiştir. Metin verilmesi ihtiyacı, öteden beri edebiyat tarihi öğretiminin metin desteğiyle yapılmasından kaynaklanmaktadır.

Eski Türk Edebiyatı Tarihi’nde, geçmişte kalmış yedi yüz yıllık bir edebi dönemin tanıtımı ayrıntıya inilmeksizin ana çizgileri içinde verilmeye çalışılmış, konuların anlatımında öğrencilerin anlayabileceği dil kullanımına özen gösterilmiştir. Bu özelliğiyle kitap, yalnız üniversite öğrencisinin değil, konuyla ilgilenen herkesin yararlanabileceği niteliktedir.

Resimli Türk Edebiyatı Tarihi (2 Cilt Takım)

“Yeryüzünde büyük sanat ve edebiyat hareketleri yaratmış milletler içinde edebiyat tarîhi’nin tedkîki, geniş zaman isteyen ve zor olan, Türk Edebiyatı Tarihi’dir: Ufak bir dikkatle, görülür ki birçok milletlerin edebiyatları, umumiyetle tek bir vatanda ve son beş altı asır içinde meydana gelmiştir. Eski edebiyatlardan Yunan, Latin, Arap ve İran edebiyatları da ekseriya aynı vatanlarda eser vermiş, yahut büyük edebî faaliyetleri belirli bir zaman içinde yaşayıp son bulmuş edebiyatlardır. Türk Edebiyatı’nın ise, 27 asır sürmüş bir hayâtı bilinmektedir. Bu edebiyat, aynı zamanda, tek bir vatanda değil, başta, Kore’den Avrupa’ya kadar uzanan Ortaasya coğrafyası olmak üzere, Horasan, İran, Hindistan, Azerbaycan, Anadolu ve Balkanlar Türkiyesi, Mısır, Suriye, İrak v.b. gibi, coğrafyanın birçok bölgelerinde ayrı devletler kurmuş Türkler’in değişik vatanlarında işlenmiştir…” Milli Eğitim Bakanlığı, edebiyatla ilgili her birey için başucu mahiyetindeki bu devasa eseri bir kez daha yayımlamaktan kıvanç duyar.

Tarih Öncesi Türkler

Slav ve Türk dilleri üzerine yapılan araştırmalar, yıllarca birbirinden ayrı şekilde yürütülmüştür. Bu kitapta ise, yakın olan Slav ve Türk kavimlerinin kültürel gelişimleriyle ilgili bilimsel ve teorik fikirler yer almaktadır. Eserde; dillerin teşekkülünün ilk dönemlerinde, gramer kurallarının birlikte işlenip hazırlanmasına, söz biliminin, yapı bilgisinin ve vasıtaların faal karşılıklı mübadelesine dair değerli bilgi ve öneriler yer alır. Türk ve Slav dillerinin ve onların gramerlerinin birbirini tamamladığı konusu, Tarih Öncesi Türkler kitabında bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Slav ve Türk bilimi uzmanlarının ortak çalışmalarının güncelliği ve önemi yazar tarafından öne çıkarılmıştır. Bu araştırmaların sadece genel dilciliğin değil, diğer sosyal bilimlerin de gelişimini etkileyeceğine inanıyoruz.

Türk Dili Tarihi

Yüzyıllardan beri çeşitli gelişme devreleri geçiren ve birçok tarihi sebeplerle geniş coğrafik sahalara yayılma mecburiyetinde kalan Türk dilini, eldeki bolca malzemeye rağmen, henüz layıkıyla ihata etmek imkanı elde edilememiş gibidir. Tarihi gelişmesindeki birçok amiller, çağma göre Türk dilini, yaygın bulunduğu sahanın resmi devlet ve yazı dili, devrine göre ise durgun ve fazla ilerlemeyen bir unsur olarak kalmaya mecbur etmiştir. Bu yüzden Türk dilinin gelişme ve ilerleme devreleri, bütün isteklerimize ve elimizdeki zengin denebilecek malzeme ve araştırma bolluğuna rağmen, eşit şartlar altında inceleme imkanlarına malik bulunmamaktadır. Bilhassa gelişmesi hakkında, maalesef hiçbir ipucu bulunamayan eski tarihi devreler için geleneğe dayanarak pregramatikal metotla, bazı isabetli ve isabetsiz fikirler ileri sürülebilinmekte ise de, söylenenler şimdilik faraziye sınırlarını, aşmamaktadır. Üstelik, tarih boyunca akma geleneğine sıkı sıkıya bağlı kalan Türk halk ve boylarının birleşme ve dağılma temayülleri, ister istemez Türk dilini de, aynı sebeplerle, yeni yeni edebi veya canlı lehçe, şive ve ağızlara ayrılmaya ve parçalanmaya kadar götürmüştür. Türk dili için çok ağır basan bir nokta teşkil eden bu hususiyet, daima göz önünde tutulmuş, bu yüzden Türk dili gelişme meseleleri eserde, hep Türklük tarihi ile beraber, kül halinde incelenmiş ve araştırılmıştır. Konunun araştırılmasındaki bütün zorluklara ve sahanın şuursuz ihmaline rağmen, fakültemiz Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencilerinin gerek bugünkü öğrenci, gerek yarınki öğretici durumlarında, üzerinde önemle durmaları gereken Türklük tarihine dair, velev ana hatlarıyla olsun, ellerinde bir kılavuzun bulundurulması, fikrimizce, hocalarına düşen bir vazife olsa gerektir. Eser bu gaye ile kaleme alınarak, meslektaşlarımızın hem öğrenme ve hem öğretme yolundaki vazifelerinin kolaylaştırılması cihetine gidilmiştir. Şunu da açıkça söyleyeyim ki, şimdiye kadar böyle bir metot ve sistemle, Türk dili tarihi ve grameri bir çatı altında ele alınmamış tır. Eserimin bu yönden, kendine mahsus bir özellik taşıdığı kanaatindeyim.

Atatürk'ün Özlediği Bilgin Kazım Mirşan'ı Okurken

– Erken-Türklerde Bilim
– Erken-Türklerde Din
– Akınış Mekaniği Altı Yarıq Tïgin’i Okurken
– Etrüskler’i Okurken
– Erken-Türk Tarihine Genel Bakış
– Erken-Türkler ve Anadolu
– Ïskitler, Sümerler, Yemenliler’i Okurken
– Erken-Türklerin Uygarlık Anlayışı
• Kazım Mirşan’ın Erken –Türkçe ve Erken –Türk tarihi ile ilgili olarak yayınladığı bütün eserler bu kitapta ele alınmaktadır.
• Kazım Mirşan’ın okuduğu Erken- Türkçe yazıtlara dayanılarak 10.000’li yılların ötesine
giden Erken-Türk tarihi tüm bağlantılarıyla bir bütünlük içinde ortaya konulmaktadır.
• Etrüskçenin Erken-Türkçe ve Etrüsklerin bir Erken-Türk halkı olduğunu yazıtlara
dayanarak kanıtlanmış olan Kazım Mirşan’ın tüm tespitleri kolay okunur bir bütünlük içinde sunulmuştur.
• Erken-Türklerde bilim, din ve felsefe konuları ayrı bölümler halinde ele alınmış; bu bölümlerde Kazım Mirşan’ın tespitleri bütünlük içinde sunulmuştur.
• Erken –Türklerin insan, doğa, evren ve uygarlık anlayışları Kazım Mirşan’ın okuduğu Erken –Türkçe yazılı belgelere dayanılarak ortaya konulmuş ve günümüzle karşılaştırılarak
Okuyucuya sunulmuştur.