Hamsi: Karın Doyuran Mizah, Eğlendiren Yemek Kitabı

Karadeniz’de, mavinin en mavisine, yeşilin en yeşiline ulaşırsınız. Karadeniz deyince de akla ilk gelen balıktır HAMSİ. Karadeniz’in hırçın dalgaları, tekneleri kendine davet etmektedir. Karadenizli için yaz boyu çekilen taze hamsi hasreti bitecektir. Yayla zamanı boyunca, hamsi tuzlama küpleri dibe vurmuştur. Yeniden ızgaralar, tuzlamalar, güveçler, kızartmalar yapmanın zamanı gelmiştir. Temeller, Dursunlar, İdrisler, Yakuplar, İsmailler hamsili rakı sofralarını özlemişlerdir.Vakit geçirmeden hamsiler ızgaraya sürülmeli, aslan sütleri kadehlere dökülmelidir. Karadeniz için HAMSİ bir simgedir. Hamsi balığı, kıyı halkının yaşamına öylesine girmiştir ki, Karadeniz Bölgesinde HAMSİ KÜLTÜRÜ oluşmuştur. Akşama doğru başlayan hamsi avı, geceleri ışık yakılarak sabaha kadar sürer. Hamsi ile yapılan yemeklerin çeşitleri bir hayli fazladır. Pişirilen hamsiler geniş bakır sinilerde, bakır kaplarda ortaya konur. Haydi siz de buyurun sofraya.

81 İl 81 Ünlü 81 Yemek

Ferdi Tayfur / Latif Doğan / Nurgül Yeşilçay / Ebru Yaşar / Özhan Eren / Nil Karaibrahimgil / Ece Gürsel / Cengiz Kurtoğlu / M. Şevki Doğan / Fikret Hakan / Hasan Kayıhan / Akif Beki / Zeki Ergezen / Oktay Usta / Sümer Ezgü / Ceyda Düvenci / Metin Erksan / Turgay Başyayla / Nihat Nikerel / Bulut Aras / Abdülkadir Aksu / Yiğit Bulut / Erkan Oğur / Cihan Aktaş / İbrahim Erkal / Cüneyt Arkın / Yağmur Atacan / Şenes Erzik / M. Oltan Sungurlu / Mustafa Erdoğan / Mithat Bereket / Süleyman Demirel / Haldun Dormen / Ayşe Kulin / Burcu Güneş / Tayfun Talipoğlu / Şebnem Kısaparmak / Göksel Arsoy / Orhan Oğuz / Emel Taşçıoğlu / Demet Akalın / Emine Beder / Nafi Güral / Oktay Kaynarca / Kibariye / Tahsin Yücel / Dr. Zeynel A. Erdem / Keremcem / Ali Sürmeli / Mehmet Elkatmış / Yavuz Donat / Kadir İnanır / Doğuş / Murat Başaran / Fahriye Evcen / Hakan Altun / Esra Erol / Tülin Şahin / Yasemin Ergene / Songül Karlı / Nuray Mert / Hasan Saltık / Seyyal Taner / Cengiz Küçükayvaz / Funda Arar / Ahmet Hakan Coşkun / Gürgen Öz / Sadi Somuncuoğlu / Ercan Saatçi / Nimet Çubukçu / İkbal Gürpınar / Ahmet Güneştekin / Prof.Dr. Mehmet Salih Yıldırım / Necdet Sakaoğlu / Reis Çelik / Ali Güner / İbrahim Kutluay / Prof.Dr.Adnan Saraçoğlu / Hıncal Uluç / Samet Aybaba / Armağan Çağlayan

Ot Var, Çiçek Var, Sevdalığa Çare Var… Ciltli

Ayşe Kilimci’nin otların dünyasında gezintiye çıkardığı hikâye lezzetinde yazılmış “Ot var, çiçek var, sevdalığa çare var…” kitabı, kitapçılarda ve internet satış noktalarında! Türk edebiyatının özgün kalemlerinden Ayşe Kilimci, “Meğer Mutfak Bir Masalmış” ve “Fettan Vişne Günahkâr Elma” kitaplarının ardından bu defa “Ot var, çiçek var, sevdalığa çare var…” kitabıyla, sofralarımızdan eksik olmayan otların hikâyelerini anlatıyor. Ayşe Kilimci’nin o harikulâde hikâye diliyle otların dünyasında çıkacağınız bu gezintiden sonra, pazarlarda, bahçelerde ya da sofralarda karşılaştığınız otları, aslında ne kadar az tanıdığınızı görerek şaşıracaksınız. “Karı koca barıştıran” otundan “Tanrı kayrası” otuna, bu topraklarda yetişen yüzlerce ot, masallardan, mitolojik hikâyelerden, pazarlardan ve birbirinden lezzetli yemeklerden çıkıp Ayşe Kilimci’nin edebi diliyle konuşuyorlar… Ayşe Kilimci, İzmir’de sokak sokak gezen otçu kadınların çağırdığı gibi sesleniyor kitabında okura: “Ot var, çiçek var, sevdalığa çare var…”

Yeme – İçme Fıkraları

Yemek içmek doğamızın gereğidir ve milliyeti, dini ne olursa olsun, insanoğlunun beslenirken sergilediği davranışlar hemen hemen aynıdır. Ancak, suyu ve limonu karıştırıp limonta, darıyı boza, arpayı bria, üzümü şarap yapıp toplum içinde tüketirken gösterdiğimiz davranışlar bir kültür göstergesidir. İyi hazırlanmış bir masada yenen lezzetli bir yemek yaşamımıza nasıl bir güzellik katıyorsa, bu kitapta yer alan fıkralşar da dostlarla buluşulan sofralara ayrı bir renk katacak.

Hemingway’le Yemek Bir Şenliktir

Yemekte aşk olduğunu keşfettim, başka hiç bir yerde kalmamış olsa da. Sindirim sistemim dayandığı sürece bu aşkın peşinden gideceğim. “Ernest Hemingway birçok yönden bir kaşifti. Farklı ülkelerde yaşadı, aylarca evinden uzaklarda dolaştı. Aynı zamanda hem kendi hayal dünyasında hem de yarattığı kahramanlarının imgelemlerinde derin yolculuklar yaptı. yeni coğrafyalar, deneyimler ve insanlar için durdurulamayan bir iştahı vardı. Her ayrıntıyı büyük bir ustalık ve kavrayışla izleyen bir doğa tarihçisi gibi. (…) Ernest Hemingway aynı zamanda büyük miktarda yer, içer iştahını sonuna kadar zorlardı. Kitapları bazen görkemli ziyafetler bazen günlük yemek ve içki maceralarıyla doludur. Hemingway’le Yemek Bir Şenliktir, onun serüvenlerinin soluksuz takipçilerinin, bu sefer de onun ürünüdür. Sözcülerin – Aguacates, Puree de Marron, Chambery Cassis ya da Amontillado tınısı bile sayfalar boyu sürer, lezzet ve kokular uzun süre damakta kalır. İşte Hemingway’in sanatının temeli buydu.(…) Hemingway, karakterlerini yaşadıkları zaman ve mekanın içine yerleştirmek için yerel yemek ve içkileri kullanır. Yerel mutfağı deneyen karakterlerle birlikte biz de kendimizi evimizdeymişiz gibi hissederiz. Kahramanlar, aşk ve ölümle sürdürdükleri destansı mücadele içinde sürüklendikleri toprakların mutfaklarında bir hazine ve tutunabilecekleri bir temel bulurlar. Onun edebiyatına ve efsanesine bir parça olsun katılabilmek için Hemingway’le yemek Bir Şenliktir’de yemek ve içkilerin hazırlanışı ve tüketimi, aynı zamanda yazarın alabalık avlarındaki yalnızlığını, boğa güreşlerinin dramını ya da av yoldaşlığını da uyandıracak biçimde verilmeye çalışılmıştır. Bu, en az onun edebiyatı kadar kişisel bir şölendir. (…) Bu kitaptaki tarifleri hazırlarken dileğim Hemingway’i ya da başka bir yazarı ilk okuduğunuz zamana dönebilmeniz. Hemingway edebiyatının, hayret uyandıran noktalarından biri de yalın deneysellikten derin analitikliğe kadar çok farklı boyutlarda okunabilmesidir. Hemingway’in ziyafetlerinin onun edebiyatına bir başka boyut katacağını, yazarın kitaplarıyla kurmuş olduğnuz kişisel bağın daha da kuvvetleneceğini umuyorum. Hemingway’in farklı okurlarının tümünü doyuracağına, onun bizim için yarattığı dünyadan hepimizin zevk alacağına inandığım bir kitap oldu bu. Belki daha önce hiç okumadığınız bir kitabını okuyacaksınız. Belki de en sevdiğiniz kısa öyküsünü neden sevdiğinizi bir kere daha hatırlatacak yeni bir şey bulacaksınız. Hepinize bu yemekleri yapmanın zevkleri deneyimini ve kendi hayal gücünüzle usta bir hikayecinin yanı başında tıka basa doyma ve kendinizden geçme anları diliyorum.”

Şükür ki ’Gurme’ Dediklerinden Değilim

Tadı damağımızdan gitmeyen “batna cila” çorbaların… sirkelerin, sarmısakların… artık bulunmayan, her mevsime ayrı Boğaziçi balıklarının, özellikle Boğaz’ın kralı Lüfer’in, kaybolan uskumrunun, çirozun… artık bir daha geri gelmeyecek eski lokantaların, Deli Hafız’ın, Abdullah’ın, Konyalı’nın, Pandelli’nin, Avcı’nın, Hüdadad’ın, Borsa’nın, Liman’ın, Fettah’ın… Her çeşit ekmeğin, francalanın, eski Ramazan pidelerinin, Mandra’nın sıcak sandviçlerinin… Tadı bugünkülere benzemeyen ayranların, gazozların, şerbetlerin, şurupların ve limonataların… Evde açılmış yufkadan yapılmış böreklerin, gözlemelerin, tatar böreğinin… fıstığı farklı helvaların, kestaneli kabak tatlılarının… bütün yemeklerde azı karar çoğu zarar baharatların… safranın, zencefilin, hardalın, salepin, maydanozun, çöreotunun, nanenin, kekiğin, tarçının, kimyonun, defnenin, karanfilin, karabiberin… Bütün bunların hepsinin hatıraları, özlemleri, eski lezzetleri hep bu kitapta… Eser Tutel’in, Şükür ki ‘Gurme’ Dediklerinden Değilim adlı bu kitabı da akide şekeri gibi, badem şekeri gibi, güllaç gibi eskilerden kalma tatlarıyla yüklü bir kitap. Okurken tadı damağınızda kalacak…

Yemek Kitabı

Alice B. Toklas Yemek Kitabı, yazarın Thornton Wilder, Pablo Picasso ve Ernest Hemingway gibi meşhur dostları başta olmak üzere bir dönemin bütün Fransız entelektüelleriyle paylaştığı yemekler ve hikayelerle dolu. Toklas’ın 1967’de ölümüne dek yaşadığı ve hayatının büyük bir bölümünde “evim” dediği Paris’te savaş dönemi, İspanya’da Fransa’nın köylerinde ve Amerika’da tatiller, gezintiler…ve nefis yemek tarifleri…

Benim Lokantalarım

Bir yemekseverin -eski deyişiyle “şikemperver”in – göz ve damak anıları… Son on yılda gittiği lokantalar, tattığı yemekler… Bu lokantalarda kullanılan malzemeler, sofra düzenleri, sunulan hizmet ve lezzetler… Geleneksel Boğaz ve Beyoğlu meyhanelerinden tencere yemekleriyle ünlü esnaf lokantalarına, yabancı “restaurant”lardan Anadolu’nun özgün mutfaklarına, köfteciden kebapçıya, pastırmacıdan turşucuya, muhallebiciden kaymakçıya dek pek çok yeme içme mekanı üzerine, Artun Ünsal’ın gidip görüp yaşayarak yazdığı övgülü-yergili eleştiriler… Karınların yanı sıra göz ve gönülleri de doyuran günümüz lokantalarının tutanakları… Yeni eklenen adreslerle daha da zenginleşen Benim Lokantalarım, yeme içme konusunda tam bir başucu kitabı. Pek çok yemeksever kendi lokantasını bulabilecek Benim Lokantalarım ‘da.

Alabalıktan Zarganaya Türkiye Balıkları Ciltli

Alabalıktan Zarganaya Türkiye Balıkları, üç yanı denizlerle çevrili ülkemizin sularında oynaşan balıklar üstüne. “Büyük mavinin içindeki yaşamı tanıdıkça onun ne kadar çok çeşitli sahibi olduğunu görüyoruz. Planktonlardan kabuklulara, kıkırdaklılardan kemiklilere kadar on binlerce değişik türde canlı, bu kocaman mavinin içinde yaşamlarını sürdürüyorlar. Doğanın değişmeyen kuralı; güçlü olan zayıfı burada da yok ediyor. Ayrıca insanoğlunun bütün kötü niyetine rağmen ürüyor, üredikçe de çoğalıyorlar. Sesizce. Büyük mavinin içinde uygun bir ortam buluyor ve aldıkları biçimlerle, renklerle hemen buna uyum sağlıyorlar. Kimi kuma gömülüp avını beklior, kimi denizleri, ırmakları aşıp doğduğu göle gelerek yumurtalarını bırakıyor ve orada ölüyor, kimi yavrularını ağzında taşıyor. Sessiz ama pek çok şeyin bir anda olup bittiği bir dünya burası.” Bu kitap, geçmişten günümüze destanlarda, mitoslarda, şiirlerde, coğrafyamızda ve mutfağımızda bir kültür olarak balığın nasıl yaşadığnın hikayesini anlatıyor. Alabalıktan Zarganaya Türkiye Balıkları, “balık” denince akla ilk gelen isim, Ali Pasiner tarafından hazırlandı. Bu değerli çalışma, onun hazırladığı son kitap oldu. Yedinci bölümdeki “Türkiye Balıkları Çizelgesi”, Ali Pasiner’in bütüm ömrü boyunca yaptığı araştırmaların bir özeti olarak ilk kez yayımlanıyor. Alabalıktan Zarganaya Türkiye Balıkları Ara Güler’in fotoğraflarıyla başka bir boyut kazanıyor.

Eski İstanbul Barları

Geçen yüzyılın balozlarından “cafe chantan”lara, elit bira bahçelerinden, ‘meyhanenin alafrangası’ gazinolara, dansın, müziğin, oryantalle striptizin içkiyle buluştuğu bar-pavyonlara, bir zamanlar yalnızca lüks otellerde bulabildiğimiz ilk ‘modern’ barlardan bugün sayıları ve türleri yüzleri bulan restoran-barlara, bir şehrin ‘eğlence’ ve ‘içki’ kültürünün renkli, canlı bir panoraması…Yakasından kırmızı karanfili, mendil cebinden tığ örgüsü krem renkli rakı kılıfını eksik etmeyen, tek parça buzla soğutulmuş kılıflı kadehinin karşısında ceketinin düğmesini ilikleyerek adeta saygı duruşunda bulunan Ümit Bey’den öğlen rakılarını hiç aksatmayan Erol Simavi’ye, barmenlerin muziplik olsun diye içtiği viskinin markasını değiştirdiklerini daha ilk yudumda fark eden Orhan Boran’dan, bara İstiklal Madalyası’nı takarak gelen ünlü Türk casusu İngiliz Kemal’e barların ilginç müdavimleri…Hayatının büyük bölümünü bar tezgahlarının kimi zaman arkasında kimi zaman önünde ama hep yakınında geçirmiş Vefa Zat, canlı tanıklar, hoş ve ilginç anektodlar, zaman zamansa “mesleki” ciddiyetle İstanbul’un barlarını anlatıyor. Dönemin popüler kokteyl tarifleriyle tatlandırılan Eski İstanbul Barları, Hem insanları hizmetleriyle mutlu etmeye çalışan meslek erbablarına, hem de bar tezgahlarının önünde içkisini yudumlayan “ehlikeyiflere”e hitap eden kitap.

Natali, Tarifler ve Anılar Ciltli

İstanbul Mutfağı’nı yeniden keşfedin!

Sıradan bir yemek kitabı yazmak istemedi Natali B. Gökay. Bu nedenle saatlerce süren neşeli aile sofralarından da, Tarabya’da Dereiçi’nde mahalle arasında ağaç tepelerinde geçen çocukluğundan da izler taşıyor yazdığı kitap.

Yazar şöyle diyor: “Hikayesi olmayan herhangi bir tarifi koymadım. Hemen hemen her tarifin altında o yemekle ilgili bir anımı aktarıyorum. Türk mutfağından çok, kültürlerin iç içe geçip kaynaştığı İstanbul mutfağı anlatılıyor bu kitapta.”

Yemek Kitaplarının Nobel’i

Hazırlanışı iki yılı bulan Natali, Tarifler ve Anılar yemek kitaplarının Nobel’i sayılabilecek World Cookbook Awards Gourmand ödülünü de kazandı. 130 ülkenin 35 kategoride yarıştığı bu yarışmada ‘En İyi Yeni Çıkmış’ kitap Türkiye birincisi ve dünya üçüncüsü oldu. Yakın bir zamanda İngilizce’ye de çevrilecek bu kitabın fotoğraflarını Can Cömert çekti, görsel tasarımını Ulaş Eryavuz yaptı.

Aphrodite

“Bu erotik gezintileri, oynaşmayı seven sevgililere ve -neden olmasın- korkak erkeklerle melankolik kadınlara da adıyorum.” Roman ve öyküleriyle tanıdığımız Isabel Allende, çok özel yaşamları daha da özel kılacak tarifler ve önerilere yer verdiği Aphrodite’ye bu kışkırtıcı ithafla başlıyor. Soluğu, karanfil baharı katılmış mis kokulu bal gibi, Ağzı, olgun bir mango kadar leziz. Tenini öpmek, bir nilüfere dokunmak sanki, Göbek çukuru, türlü baharatı gizliyor. Ardında ne gibi zevkler yattığını, Dil bilir ama söyleyemez ki. Bir yemek kitabı mı? Evet. Bir yaşam kılavuzu mu? Evet. Edebî bir anlatımı var mı? Evet. Bu kitabı okuduktan ve önerilerine kulak verdikten sonra, yaşamınız farklılaşacak mı? Kesinlikle evet. Öneri ve tarifleri ister uygulayın ister uygulamayın. Ama kitabı okuduktan sonra yaşama bakışınız değişecek. Sıradanlıktan çıkıp insanın ve yaşamın gizemlerini keşfetmenin tam sırası! Isabel Allende rehberliğinde…