Kelebeğin Kaygısı

Belki de bilim adamlarının çoğu iktidarsızdı ve bundan dolayı yıldızlar onlar için daha fazla anlam taşıyor olmalıydı. Koca evrende milyonlarca yıldızı merak ediyorlardı belki ama kelebeğin ‘yarın diye bir’ kaygısı’nın olmadığını anlamakta güçlük çekiyorlardı. Onlar ne’de az düşünüyorlardı. Ama çok az düşünebildiklerinin farkında bile değillerdi. Kimbilir?

Kelebeğin Kaygısı

Belki de bilim adamlarının çoğu iktidarsızdı ve bundan dolayı yıldızlar onlar için daha fazla anlam taşıyor olmalıydı. Koca evrende milyonlarca yıldızı merak ediyorlardı belki ama kelebeğin ‘yarın diye bir’ kaygısı’nın olmadığını anlamakta güçlük çekiyorlardı. Onlar ne’de az düşünüyorlardı. Ama çok az düşünebildiklerinin farkında bile değillerdi. Kimbilir?

Gizli Dergah – Saklı Kitap

“Gerçek şifreler eşliğinde sırlı kurgu.”

Kutsal Kitabımız Kur’an’da geçen Müteşabih ayetlerin şifre çözümünde karşımıza çıkan M. Kemal Atatürk’ün “En büyük 2 eserim” dediği  “Türkiye ve CHP” Orion Takımyıldızı Türk Mitolojisinde Oğuz Kağan Takım Yıldızı olarak resmedilir. Oğuz Kağan Takım Yıldızı’nın resmedilişi ile Ankara Fiziki Haritası birebir aynıdır.

Türk Edebiyatı Tarihi

“Edebiyat tarihi, tarihin bir koludur. Bir milletin edebi mahsullerini yahut başka bir tarifle duygu ve düşünce mahsullerini, tarih çerçevesi içinde, mütalaa eder. Her edebi eser ve her şair bir milletin ve bir tarih devrinin yetiştirmesi olduğu için edebiyat tarihini de tarihin umumi gidişi içinde görmek lazımdır.

Bir ağacın yemiş verme şartlarını incelerken nasıl onun toprağını da göz önünde bulundurmak lazımsa, edebi mahsullerin nasıl meydana geldiğini anlamak için de o devrin tarihini bilmek icap eder. O halde Türk edebiyatı tarihi demek, Türklerin en eski çağlardan günümüze kadar meydana getirdikleri duygu ve düşünce mahsullerinin asır asır, o asrın tarihi içinde mütalaası demektir.

Tabiidir ki edebiyat tarihini iyi anlamak için bütün medeniyet unsurlarının da tarihini önceden bilmek şarttır. Böyle olmazsa edebi eserlerin doğuşundaki sebep ve neticeler iyi anlaşılamaz. Edebiyat tarihi medeniyet tarihinden pek az farklıdır.”

Türk Edebiyatı Tarihi

“Edebiyat tarihi, tarihin bir koludur. Bir milletin edebi mahsullerini yahut başka bir tarifle duygu ve düşünce mahsullerini, tarih çerçevesi içinde, mütalaa eder. Her edebi eser ve her şair bir milletin ve bir tarih devrinin yetiştirmesi olduğu için edebiyat tarihini de tarihin umumi gidişi içinde görmek lazımdır.

Bir ağacın yemiş verme şartlarını incelerken nasıl onun toprağını da göz önünde bulundurmak lazımsa, edebi mahsullerin nasıl meydana geldiğini anlamak için de o devrin tarihini bilmek icap eder. O halde Türk edebiyatı tarihi demek, Türklerin en eski çağlardan günümüze kadar meydana getirdikleri duygu ve düşünce mahsullerinin asır asır, o asrın tarihi içinde mütalaası demektir.

Tabiidir ki edebiyat tarihini iyi anlamak için bütün medeniyet unsurlarının da tarihini önceden bilmek şarttır. Böyle olmazsa edebi eserlerin doğuşundaki sebep ve neticeler iyi anlaşılamaz. Edebiyat tarihi medeniyet tarihinden pek az farklıdır.”

Makaleler 3

Toplum olaylarını anlamak ve açıklamak ancak onları tarih içindeki yerlerine doğru biçimde yerleştirmekle mümkündür.

Yakın geçmişimizin önemli düşünürlerinden biri olan Hüseyin Nihal Atsız, hem çalışmalarıyla tarihimizin en eski dönemlerine kadar ışık tutabilen büyük bir tarihçi; hem atlıyı atından indirebilecek kadar güçlü bir yazar, şair; hem de Türklük Bilimi’nin ilgilendiği konularda kaynak sayılabilecek derecede önemli eserler veren bir Türkologdur.

O’nun: “Daha çok yarın için kaleme alınmış olan bu yazılardaki tezlerin, yarının Türkçü tarih bilginlerince tartışılıp kabul olunacağını umuyorum. Ümit en sonra terkolunan şeydir” İfadesi, şimdilik 4 ciltte toplanmış olan makaleler’inde sergilediği düşüncelerinin önemini bir kat daha arttırmaktadır. Makaleler, Türkiye’nin tarihsel dokusunu yeniden ve sağlıklı biçimde algılama uğraşını göze alacak geleceğin kuşakları için, çok daha ileri çerçevelerde tartışılıp değerlendirilmeyi gerektiren önemli ipuçlarını sergiliyor.

Makaleler 3

Toplum olaylarını anlamak ve açıklamak ancak onları tarih içindeki yerlerine doğru biçimde yerleştirmekle mümkündür.

Yakın geçmişimizin önemli düşünürlerinden biri olan Hüseyin Nihal Atsız, hem çalışmalarıyla tarihimizin en eski dönemlerine kadar ışık tutabilen büyük bir tarihçi; hem atlıyı atından indirebilecek kadar güçlü bir yazar, şair; hem de Türklük Bilimi’nin ilgilendiği konularda kaynak sayılabilecek derecede önemli eserler veren bir Türkologdur.

O’nun: “Daha çok yarın için kaleme alınmış olan bu yazılardaki tezlerin, yarının Türkçü tarih bilginlerince tartışılıp kabul olunacağını umuyorum. Ümit en sonra terkolunan şeydir” İfadesi, şimdilik 4 ciltte toplanmış olan makaleler’inde sergilediği düşüncelerinin önemini bir kat daha arttırmaktadır. Makaleler, Türkiye’nin tarihsel dokusunu yeniden ve sağlıklı biçimde algılama uğraşını göze alacak geleceğin kuşakları için, çok daha ileri çerçevelerde tartışılıp değerlendirilmeyi gerektiren önemli ipuçlarını sergiliyor.

Makaleler 3

Toplum olaylarını anlamak ve açıklamak ancak onları tarih içindeki yerlerine doğru biçimde yerleştirmekle mümkündür.

Yakın geçmişimizin önemli düşünürlerinden biri olan Hüseyin Nihal Atsız, hem çalışmalarıyla tarihimizin en eski dönemlerine kadar ışık tutabilen büyük bir tarihçi; hem atlıyı atından indirebilecek kadar güçlü bir yazar, şair; hem de Türklük Bilimi’nin ilgilendiği konularda kaynak sayılabilecek derecede önemli eserler veren bir Türkologdur.

O’nun: “Daha çok yarın için kaleme alınmış olan bu yazılardaki tezlerin, yarının Türkçü tarih bilginlerince tartışılıp kabul olunacağını umuyorum. Ümit en sonra terkolunan şeydir” İfadesi, şimdilik 4 ciltte toplanmış olan makaleler’inde sergilediği düşüncelerinin önemini bir kat daha arttırmaktadır. Makaleler, Türkiye’nin tarihsel dokusunu yeniden ve sağlıklı biçimde algılama uğraşını göze alacak geleceğin kuşakları için, çok daha ileri çerçevelerde tartışılıp değerlendirilmeyi gerektiren önemli ipuçlarını sergiliyor.

Makaleler 3

Toplum olaylarını anlamak ve açıklamak ancak onları tarih içindeki yerlerine doğru biçimde yerleştirmekle mümkündür.

Yakın geçmişimizin önemli düşünürlerinden biri olan Hüseyin Nihal Atsız, hem çalışmalarıyla tarihimizin en eski dönemlerine kadar ışık tutabilen büyük bir tarihçi; hem atlıyı atından indirebilecek kadar güçlü bir yazar, şair; hem de Türklük Bilimi’nin ilgilendiği konularda kaynak sayılabilecek derecede önemli eserler veren bir Türkologdur.

O’nun: “Daha çok yarın için kaleme alınmış olan bu yazılardaki tezlerin, yarının Türkçü tarih bilginlerince tartışılıp kabul olunacağını umuyorum. Ümit en sonra terkolunan şeydir” İfadesi, şimdilik 4 ciltte toplanmış olan makaleler’inde sergilediği düşüncelerinin önemini bir kat daha arttırmaktadır. Makaleler, Türkiye’nin tarihsel dokusunu yeniden ve sağlıklı biçimde algılama uğraşını göze alacak geleceğin kuşakları için, çok daha ileri çerçevelerde tartışılıp değerlendirilmeyi gerektiren önemli ipuçlarını sergiliyor.

Makaleler 3

Toplum olaylarını anlamak ve açıklamak ancak onları tarih içindeki yerlerine doğru biçimde yerleştirmekle mümkündür.

Yakın geçmişimizin önemli düşünürlerinden biri olan Hüseyin Nihal Atsız, hem çalışmalarıyla tarihimizin en eski dönemlerine kadar ışık tutabilen büyük bir tarihçi; hem atlıyı atından indirebilecek kadar güçlü bir yazar, şair; hem de Türklük Bilimi’nin ilgilendiği konularda kaynak sayılabilecek derecede önemli eserler veren bir Türkologdur.

O’nun: “Daha çok yarın için kaleme alınmış olan bu yazılardaki tezlerin, yarının Türkçü tarih bilginlerince tartışılıp kabul olunacağını umuyorum. Ümit en sonra terkolunan şeydir” İfadesi, şimdilik 4 ciltte toplanmış olan makaleler’inde sergilediği düşüncelerinin önemini bir kat daha arttırmaktadır. Makaleler, Türkiye’nin tarihsel dokusunu yeniden ve sağlıklı biçimde algılama uğraşını göze alacak geleceğin kuşakları için, çok daha ileri çerçevelerde tartışılıp değerlendirilmeyi gerektiren önemli ipuçlarını sergiliyor.

Makaleler 3

Toplum olaylarını anlamak ve açıklamak ancak onları tarih içindeki yerlerine doğru biçimde yerleştirmekle mümkündür.

Yakın geçmişimizin önemli düşünürlerinden biri olan Hüseyin Nihal Atsız, hem çalışmalarıyla tarihimizin en eski dönemlerine kadar ışık tutabilen büyük bir tarihçi; hem atlıyı atından indirebilecek kadar güçlü bir yazar, şair; hem de Türklük Bilimi’nin ilgilendiği konularda kaynak sayılabilecek derecede önemli eserler veren bir Türkologdur.

O’nun: “Daha çok yarın için kaleme alınmış olan bu yazılardaki tezlerin, yarının Türkçü tarih bilginlerince tartışılıp kabul olunacağını umuyorum. Ümit en sonra terkolunan şeydir” İfadesi, şimdilik 4 ciltte toplanmış olan makaleler’inde sergilediği düşüncelerinin önemini bir kat daha arttırmaktadır. Makaleler, Türkiye’nin tarihsel dokusunu yeniden ve sağlıklı biçimde algılama uğraşını göze alacak geleceğin kuşakları için, çok daha ileri çerçevelerde tartışılıp değerlendirilmeyi gerektiren önemli ipuçlarını sergiliyor.

Makaleler 3

Toplum olaylarını anlamak ve açıklamak ancak onları tarih içindeki yerlerine doğru biçimde yerleştirmekle mümkündür.

Yakın geçmişimizin önemli düşünürlerinden biri olan Hüseyin Nihal Atsız, hem çalışmalarıyla tarihimizin en eski dönemlerine kadar ışık tutabilen büyük bir tarihçi; hem atlıyı atından indirebilecek kadar güçlü bir yazar, şair; hem de Türklük Bilimi’nin ilgilendiği konularda kaynak sayılabilecek derecede önemli eserler veren bir Türkologdur.

O’nun: “Daha çok yarın için kaleme alınmış olan bu yazılardaki tezlerin, yarının Türkçü tarih bilginlerince tartışılıp kabul olunacağını umuyorum. Ümit en sonra terkolunan şeydir” İfadesi, şimdilik 4 ciltte toplanmış olan makaleler’inde sergilediği düşüncelerinin önemini bir kat daha arttırmaktadır. Makaleler, Türkiye’nin tarihsel dokusunu yeniden ve sağlıklı biçimde algılama uğraşını göze alacak geleceğin kuşakları için, çok daha ileri çerçevelerde tartışılıp değerlendirilmeyi gerektiren önemli ipuçlarını sergiliyor.

Makaleler 3

Toplum olaylarını anlamak ve açıklamak ancak onları tarih içindeki yerlerine doğru biçimde yerleştirmekle mümkündür.

Yakın geçmişimizin önemli düşünürlerinden biri olan Hüseyin Nihal Atsız, hem çalışmalarıyla tarihimizin en eski dönemlerine kadar ışık tutabilen büyük bir tarihçi; hem atlıyı atından indirebilecek kadar güçlü bir yazar, şair; hem de Türklük Bilimi’nin ilgilendiği konularda kaynak sayılabilecek derecede önemli eserler veren bir Türkologdur.

O’nun: “Daha çok yarın için kaleme alınmış olan bu yazılardaki tezlerin, yarının Türkçü tarih bilginlerince tartışılıp kabul olunacağını umuyorum. Ümit en sonra terkolunan şeydir” İfadesi, şimdilik 4 ciltte toplanmış olan makaleler’inde sergilediği düşüncelerinin önemini bir kat daha arttırmaktadır. Makaleler, Türkiye’nin tarihsel dokusunu yeniden ve sağlıklı biçimde algılama uğraşını göze alacak geleceğin kuşakları için, çok daha ileri çerçevelerde tartışılıp değerlendirilmeyi gerektiren önemli ipuçlarını sergiliyor.

Nar Bahçesi

“Şiddetli sıcak bir Eylül günü ünlü bir işadamı mühendisleri ve yöneticileriyle birlikte ihalesini aldığı baraj alanında incelemelerde bulunduktan sonra barajın yapılacağı ırmak yatağı boyunca epey yürüdüler. Karşılarına meyve ağaçları ve yeşilliğiyle göz dolduran bir bahçe çıktı…” NAR BAHÇESİ’nden

Eve Dönersek

Eve Dönersek, hiç büyümemiş, hiçbir zaman büyüyemeyecek çocukların kitabıdır. O eve dönersek geçmişin sisli hatıralarına veda edeceğiz…
  

Keşke otuz beş yıl önce bu güne dönebilsek anne
En güzel kıyafetini giyip gelin gibi olsan,
saçlarını açık bıraksan benim için 
ve beraber parka gitsek.
Yan yana salıncakta sallanalım ve ben 
ilk aşkımı saçları rüzgârda uçuşurken uzun uzun seyredeyim.
Ne yapalım edelim o eve dönmeyelim, 
eve dönersek sen öleceksin
biliyorum anne…

Aşk Demek İstiyorum ama…

Akile Sezgen Vardar, yazılarında insanı, sevgiyi ön plana çıkaran bir yazar. Elinizdeki kitabın içindeki yazıların çeşitli noktalarında kendinizi bulacaksınız çünkü konular o kadar biz ve hayatımız ki hiçbirini es geçemeyiz. Yazar bazen güzel bir gün batımında duygularımızı gökyüzüne çıkarıyor; mehtap, akıp giden altın nehir bizi aşkla buluşturuyor; bazen kesilen ağaçların iniltileri ile sarsılıyoruz.

Her gün terör ile kaybettiğimiz gencecik fidanlarımız, yüreğimizin bitmeyen yarası. Onları geri getirmek mümkün değil. Bu kadar acının içinde çare arar haldeyiz. Seslerimiz kısılıyor. İkilemlerden şaşkınız.

Yazar Akile Sezgen Vardar uzun zamandır okurlarıyla güzel konular, bilgiler, ruhumuzu yükselten duyguları paylaşamamaktan şikayetle, “ama” diyor. Ancak, her yazısının, insani duyguları ve yaşam aşkını kapsadığından çok emin.

Akile Sezgen Vardar, aydın olmanın sorumluluğunu şöyle tanımlıyor: “Ulaşabileceğimiz her vatandaşımızın, yaşam, görgü, bilgi, sanat anlayışını yükseltmeye hizmet etmek insan olmaktır.”

“En kutsal hak yaşam hakkı,” diyor yazar Akile Sezgen Vardar.

Ve ekliyor:

“Sizlere söylemek istediğim en güzel sözcükleri satır aralarına sakladım. Fısıltılarımı duyuyor musunuz? Ben sizleri hissediyorum; “ama”sız aşk diyebileceğimiz günlere…

Gönül Damıtımlarım

Ben; Yalnızlığın memesinden emen çocuk,
Sen; Kara bulutlarda çırpınan yıldızsın.
Ben; Denizatında vuslata hasret çocuk,
Sen; Bedbaht, yaralarımda kurşun sızısın…

Dünya'ya Dair

Taş Hafıza

Her gelişinize üç şiir yazılır da,
Gidişinize kaç şiir, bilemedim?
Hafızam taştan mürekkep,
Kazıdıklarınızı hiç silemedim,

En’dim, emendim,kalmadı ki fendim
Ben bana hiç gelemedim,
Âlem sendin ben tükendim,
Ben bizi hiç silemedim.

Öleli çok olmuş tenim,
Dua gelmez oldu çok inledim,
Dağılan, ufalanan bedenim,
Ruhumdasınız, ben sizi hiç silemedim.

Dünya böyle hor âlem, nâr içinde kör elem,
Silkelensem titresem ah kendime bir gelsem.

Nasıl Evde Kaldım

“Kadın kısmının en büyük sıkıntısı kendisine her türlü iletişim yöntemiylen sürekli pompalanan yakalanması ve yaşanması zor sanal bir gerçeklik değil mi zaten? O vakit bir türlü nihayete ermeyen aşk hayatım, içinde yaşadığım gerçeklik yüzünden sürekli tavana vurdurduğum beklentiler sebebiyle mi mağdurları oynuyo? Neden kimse bize bi dur motorun soğusun demiyo?

O filmlerde hepimizin gözüne gözüne soktukları beyaz atlı prens nerde hani?

Kendini karıya kıza mı verdi? Alkole kumara mı verdi? Kötü yola mı düştü? Yoksa bi bana mı garezi?”

Rotasız Kalpler

En büyük mutluluğu yaşayanlar bile, başka mutlulukların arayışına girebilirler…

Bu roman Selda Öğretmen’in Yusuf’a ve kendi iç dünyasına karşı verdiği amansız arayış ve savaşın mücadelesini anlatan gerçek bir yaşam öyküsüdür.

Anlamakta çok zorlandım. Yaşıma göre değil galiba.

– Ortaöğretimli

Uf ya bende çok yaşıyorum bu duyguları. Bunu sosyal medyada hemen paylaşıyorum hocam.

– Liseli

Bu aşk denilen mevzu kardeş ne karışık bir işmiş ben kime âşığım neye âşığım kayboldum çıkamıyorum. Şizofren ettiniz olum beni.

– Üniversiteli

Bunları anlamak için okumak gerek. Sen boş ver diğerlerini. Biz okuruz hepsini…

– By Dekan

Geleceğin keşfi geçmişin izlerinden elde edilir, harikasın.

– Füturist

Güzel kardeşim bu kıza ne olacak, nasıl hüküm vereceğiz hakkında…

– Three İmam

Eğer küçük adam olmak istiyorsan; haydi okumadan karar ver. Var git işine benle uğraş. Eğer ortalama bir adam olmaksa niyetin, bir kitabımı al ve yazdıklarımla uğraş. Eğer büyük adam olmaksa asıl niyetin; bir kitapta sen yaz ve fikir deryamla uğraş. Ama iyi bilmelisin ki orta adam olmadan benimle hesaplaşamazsın.

– Yazarın kendisi 

Basit Bir Es

Eğer, bir kış sabahı, trenin biriki dakikalığına durduğu uzak bir ülkenin taşra istasyonundan binen tek yolcu karşındaki boş koltuğa oturur ve çantasından senin yıllar önce yazdığın bir kitabı çıkarıp okumaya koyulursa, şaşırma: Bu sahne başka bir yazar tarafından senin için yazılmıştı.

Sancho’nun Sabah Yürüyüşü

“Sancho’nun Sabah Yürüyüşü”

Yapı Kredi Yayınları Haldun Taner’in öykülerini ilk basımlarına uygun olarak ayrı ayrı çıkarmayı sürdürüyor. Bunlar arasında unutulmaz öyküleri içeren kitaplardan biri de Sancho’nun Sabah Yürüyüşü.

Haldun Taner’in, tiyatro çalışmaları nedeniyle ara verdiği öyküye Sancho’nun Sabah Yürüyüşü ile dönmesi 1969’da heyecanla karşılanmıştı.
“Sancho’nun Sabah Yürüyüşü”, “Piliç Makinesi”, “Dürbün”, “Salt İnsana Yöneliş”, “Rahatlıkla”, “Ases” adlı altı öyküden oluşan kitap bu kez yazarın daha sonra eklediği uzun öyküsü “Gülerek Ölmek” ile birlikte.

Sancho’nun Sabah Yürüyüşü iki karakteriyle öne çıkıyor: Sancho ve Ases. Taner’in hayvanların dünyasını anlatışındaki başarısı Sancho’da doruklara yükseliyor. Kaleci Ases’i anlattığı öykü ise edebiyatımızın en gözde futbol öyküsüdür.

“Bu bir futbol hikâyesi değildir. Bir hüsranın hikâyesidir belki. Belki de bir itirafın. Ases benim bir tarafımdır. Mademki Ases’i seviyorum, o halde henüz kurtulabilirim. Ases benim doğmamış oğlum. Ases benim içimdeki ukde. Belki sizin de.”

– Haldun Taner

A'mak-ı Hayal

Bilim, felsefe ve inanca dair sorgulamalarına cevap bulamayan Raci’nin hayatı, Aynalı Baba’yla mezarlıkta karşılaşmasıyla farklı bir yöne doğru evriliyor. Beraberce kahve içip Aynalı Baba’dan ney dinleyen Raci hayallere dalıp, farklı bir dünyanın eşiğinde bulur kendisini. A’mak-ı Hayâl, başkahramanımız Raci’nin hayata dair sorularına cevap bulma arayışını konu ediniyor.Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi Efendi’nin irfâni bir bakış açısıyla kaleme aldığı A’mâk-ı Hayâl, insanın temel problemlerine değiniyor ve bizi fantastik bir manevi yolculuğa çıkarıyor.

Buraları Rüzgar Buraları Yağmur

“Doksanıncı yaş günümde karım bana acı bir sürpriz yaptı; öldü!”

Yaşına göre dinç, kendini sevdirmeye çalışmayan, kitap tutkunu gizemli bir anlatıcının bu cümlesiyle başlıyor roman. Yabancı kentler, sıra dışı sohbetler ve çarpıcı tasvirlerle çağdaş bir yazım. Serüvenli ve sürprizli bir hikâye, ucu açık, sarsıcı bir son. Tekrar okumak isteyeceğiniz yeni bir Selçuk Altun kitabı.
Sol Omzuna Güneş’i Asmadan Gelme’nin devamı…

“Yeryüzü insanın kâğıdı, hayatsa kalemidir. Yazabildiğimiz kadar yaşar, kâğıdımız tükendiğinde bitmez, acı içinde şekil değiştiririz. Bir harf oluruz gotik. Ve Buraları Rüzgâr Buraları Yağmur’da da olduğu gibi bir mektuba eklenir, kendi yazarımızı aramak için postaya veriliriz. Ölmeden önce de yazarını bulabilir insan; bunun koşulu iyi bir okur olup kuvvetli bir yazara gönderilmektir. Selçuk Altun bu göreve yıllardır talip. Hem mektup olmaya hem de gelen mektupları okumaya.”

– Küçük İskender

1980 Sonrası Türk Hikayesinde Tasavvuf

Tasavvuf, hem yaşam pratiği hem de kültürel boyutuyla son yıllarda sıkça gündeme geliyor. Tasavvuf dünyasına duyulan yakınlığın, merakın yansıması olarak ülkemizde bu konuda yayımlanan kitapların çeşitliliği ve toplumda gördüğü kabul de dikkat çekicidir. Kuşkusuz, toplumsal hayattaki bu dikkat çekici ilginin sanatta/edebiyatta da izdüşümlerini takip etmek, incelemek mümkündür. Hem tasavvufa hem de ‘hikaye’ye meraklıların ilgisini çekeceğini düşündüğümüz elinizdeki bu çalışma, esasen son yirmi beş yılda Türk hikayeciliğinde tasavvufi öğreti ve kavramların etkilerini incelemeyi amaçlıyor.

 

Yüksek Ökçeler

Lakayt doktorun o kadar kat’iyetle söylediği bu sözleri çürütmek için, kendi ıstırabımı söylemek pek kafi idi. Hemen ayağa kalkarak… Fakat tuhaf şey!… Birdenbire karnımın fevkalade acıktığını, pantolonumun kemerinin bollaştığını ve sol kasığımın üzerinde hiçbir ağrı, sızı kalmadığını hissettim.Ve şüphesiz benden mühim bir cevap bekleyen doktoru ihmal ederek garsona bağırdım:

– Bana da kiraz getirir misin İspiro?

Segah Makamı

Kasvetin, acının ve ölümün Türkiye’nin üzerine karabasan gibi çöktüğü bir dönemi anlatıyor Segâh Makamı. 12 Eylül darbesinin sol-sosyalist hareketleri tasfiye ettiği, devrimci umutların yerini hayal kırıklıklarına bıraktığı bir dönemden sonrasını anlatıyor roman: Hayatta kalanların, yaralarla incinip kırılanların dönemi. Ama bir “yenilgi” romanı değil Segâh Makamı. Kaybolan umutları yeniden diriltmek için “her şeye rağmen” mücadelede ısrar etmek, toparlanmak, kımıldamak için harcanan çabanın erdemine işaret ediliyor akıp giden sayfalarda. Mücadelenin yaşanan yığınla acıya rağmen sürdürülmesi, ama nasıl? Okura “aşk” cevabını veriyor roman. Ölümün ve acının panzehiri olan “aşk,” Segâh Makamı’nda bilinen tarzlardan farklı olarak işleniyor ama: Yaraya deva, arzuya istikamet, tene can, hayata anlam, ekmeğe katık, ruha nefes olan, mücadeleye yakıt olan aşk. Bu dünyadan geçip giden devrimcilerin kentlerin kuytularında, kalabalık caddelerinde, hapishanelerinde, eylem alanlarında, gecekondu mahallelerindeki trajedileri aşkın suyunda yakınarak resmediliyor. Büyük heyecanlar büyük sevdalarla birlikte yol alıyor. Aşkın imkânsızlığına imkânlar aranıyor, vuslat anları bambaşka anlamlarla değer kazanıyor. Yenilgi tohumlarını aşmanın, hayat ve devrim ısrarında “kalınan yerden başlamanın” umudu işleniyor. Yeniden başlamanın sancılı hazzı, Segâh Makamı’nın narin dokusunu oluşturuyor…

 

Segah Makamı

Kasvetin, acının ve ölümün Türkiye’nin üzerine karabasan gibi çöktüğü bir dönemi anlatıyor Segâh Makamı. 12 Eylül darbesinin sol-sosyalist hareketleri tasfiye ettiği, devrimci umutların yerini hayal kırıklıklarına bıraktığı bir dönemden sonrasını anlatıyor roman: Hayatta kalanların, yaralarla incinip kırılanların dönemi. Ama bir “yenilgi” romanı değil Segâh Makamı. Kaybolan umutları yeniden diriltmek için “her şeye rağmen” mücadelede ısrar etmek, toparlanmak, kımıldamak için harcanan çabanın erdemine işaret ediliyor akıp giden sayfalarda. Mücadelenin yaşanan yığınla acıya rağmen sürdürülmesi, ama nasıl? Okura “aşk” cevabını veriyor roman. Ölümün ve acının panzehiri olan “aşk,” Segâh Makamı’nda bilinen tarzlardan farklı olarak işleniyor ama: Yaraya deva, arzuya istikamet, tene can, hayata anlam, ekmeğe katık, ruha nefes olan, mücadeleye yakıt olan aşk. Bu dünyadan geçip giden devrimcilerin kentlerin kuytularında, kalabalık caddelerinde, hapishanelerinde, eylem alanlarında, gecekondu mahallelerindeki trajedileri aşkın suyunda yakınarak resmediliyor. Büyük heyecanlar büyük sevdalarla birlikte yol alıyor. Aşkın imkânsızlığına imkânlar aranıyor, vuslat anları bambaşka anlamlarla değer kazanıyor. Yenilgi tohumlarını aşmanın, hayat ve devrim ısrarında “kalınan yerden başlamanın” umudu işleniyor. Yeniden başlamanın sancılı hazzı, Segâh Makamı’nın narin dokusunu oluşturuyor…

 

Segah Makamı

Kasvetin, acının ve ölümün Türkiye’nin üzerine karabasan gibi çöktüğü bir dönemi anlatıyor Segâh Makamı. 12 Eylül darbesinin sol-sosyalist hareketleri tasfiye ettiği, devrimci umutların yerini hayal kırıklıklarına bıraktığı bir dönemden sonrasını anlatıyor roman: Hayatta kalanların, yaralarla incinip kırılanların dönemi. Ama bir “yenilgi” romanı değil Segâh Makamı. Kaybolan umutları yeniden diriltmek için “her şeye rağmen” mücadelede ısrar etmek, toparlanmak, kımıldamak için harcanan çabanın erdemine işaret ediliyor akıp giden sayfalarda. Mücadelenin yaşanan yığınla acıya rağmen sürdürülmesi, ama nasıl? Okura “aşk” cevabını veriyor roman. Ölümün ve acının panzehiri olan “aşk,” Segâh Makamı’nda bilinen tarzlardan farklı olarak işleniyor ama: Yaraya deva, arzuya istikamet, tene can, hayata anlam, ekmeğe katık, ruha nefes olan, mücadeleye yakıt olan aşk. Bu dünyadan geçip giden devrimcilerin kentlerin kuytularında, kalabalık caddelerinde, hapishanelerinde, eylem alanlarında, gecekondu mahallelerindeki trajedileri aşkın suyunda yakınarak resmediliyor. Büyük heyecanlar büyük sevdalarla birlikte yol alıyor. Aşkın imkânsızlığına imkânlar aranıyor, vuslat anları bambaşka anlamlarla değer kazanıyor. Yenilgi tohumlarını aşmanın, hayat ve devrim ısrarında “kalınan yerden başlamanın” umudu işleniyor. Yeniden başlamanın sancılı hazzı, Segâh Makamı’nın narin dokusunu oluşturuyor…

 

Ah Müzeyyen

Her aşkın bir şarkısı vardır. Her şarkınında bir hikayesi. Yani; demem o ki vardır şarkıların bir bildiği.

Ne demişti Müzeyyen: “Şarkılar Seni Söyler”

Şarkılar eşliğinde aşka yolculuğa varım diyenler:

  • Terk edilip, “Seni Ben Ellerin Olsun Diye mi Sevdim” diye haykıranlar
  • Terk edip, “Git, Git, Gitme Dur Ne olursun diye iç geçirenler
  • Ne yani cefasını ben çektim, şimdi sefasını başkası mı çekecek? düşüncesiyle “O masal günü gelinceye kadar susanlar!”
  • An be an sevgilisini ya da platoniğini sosyal medya hesaplarından takip edip “Gün ağarınca boynu bükülenler”
  • Yıllarca birliktelik yaşayıp “Ne zaman evleneceğiz biz” sorusuyla “Bedeni altüst sarhoş başı dönenler”
  • Aşkından Leyla, Mecnun olup “Nefes bile Almadan” sevenler

İşte bu kitabın her bir sayfasında dibine kadar aşk var. An gelecek sizi bir şarkıyla geçmişe gönderecek an gelecek sizi mutlu sona ulaşmanız için perçinleyecek. Hangimiz bir şarkıda; “Aşk”ı affetmedik? Hangimiz bir şarkıdan aldığımız güçle “Aşkı terk etmedik ve hangimiz şarkılarla “Aşka” şerefe demedik? Biz sustuk Sezen, Yıldız, Müzeyyen… Konuşmadı mı?

Sevdik, sövdük, delirdik, delirttik. Şimdi kurun masanızı. açın ustaları, karıştırın sayfaları. Bakalım sizin hikayeniz hangi şarkı, hangi satır? O vakit giyilsin pijamalar, yakılsın mumlar çünkü durum bunu gerektirir?

“Çok özlenir bazı şeyler. Böyle için akar ya bazen kalbini de çarpar aynı anda işte o duygu çok özlenir mesela. Ya da hiç ummadığın anda eline kenetlenen diğer bir elin sıcaklığı. Çok özlenir giydiğin pijamaya atılacak bir kahkaha, şirin terliklerini göstereceğin biri çok özlenir mesela…”

Taaşşuk-ı Tal'at ve Fitnat

Türk edebiyatının bilinen ilk telif romanı olan Taaşşuk-ı Tal’at ve Fitnat’ı Osmanlı Türkçesindeki aslını esas alarak özüne en sadık şekilde yayına hazırladık. Ali Sami Yen’in babası olan yazar bu romanı yazdığında henüz 21 yaşındaydı. Taaşşuk-ı Tal’at ve Fitnat romanında evlilik ve ailelerin çocuklarını evlendirmelerinde yaşanan sorunlar ve bu sorunların ortaya çıkardığı sonuçlar ciddiyetle ele alınıp işleniyor.

A'mak-ı Hayal (Tam Metin)

A‘mak-ı Hayal, yazarın “hakikat” konusunda­ki kanaatini dile getiren ve daha çok “vahdet-i vücud” fikrinin hakim olduğu tasavvufî ve ahlaki bir romandır. Eserdeki olaylar mezarlıktaki bir kulübede yaşayan Aynalı Baba ile Raci arasında geçmektedir. A‘mak-ı Hayal isimli bu romanda, hakikate susamış bir ruhun, onu aramak için manevi alemlerde yaptığı seyahatler anlatılmaktadır. Roman kahramanı Raci’nin şahsında felsefenin insanı mutluluğa ulaştırmayacağı anlatılmaya çalışılmaktadır.

Bu eseri yeniden yayımlarken istifadeyi arttırmak için, sadeleştirme yönüne gidilmiştir. Sadeleştirmenin eserin aslının yerine geçmemesi ve eserin orijinalinin unutul­maması, arzu edenlerin eseri aslından okuyabilme­lerini sağlamak için aslı da verilmiştir. Elinizdeki kitap, birincisi sadeleştirilmiş şekli, ikincisi de eserin aslı olmak üzere iki kitaptan meydana gelmektedir. Yayımlandığında geniş ilgi gören eseri yazarın ifadesiyle, “Bu kitabı, hakikat düşüncesi ile dolu olan vicdan­lar, akıbetle ilgili bahisleri seven insanlar zevkle oku­yabilirler.”

Hoş Geldin Bebek

Yaşamına sonuz acılar sığdıran yazara “kaç çocuğun var?” diye sorulduğunda, “iki cocuğum var” diyecektir. Halbuki “üç” çocuğu var. Bu kitabı yaratma sureci, ilk çocuğuyla aynı zamana denk düştüğü için, beraber büyütür kitabını ve çocuklarını. Bu emek sureci uzun ve meşakkatlidir. Kitabın bugünlere gelmesini, dışardan biri nasıl özetler, dense en iyi yanıt; “Hoşgeldin Bebek” olur.

Her okuduğumda ayrı noktalarda gezindim durdum. Kitap, tam anı değil, tam biyografi değil, tam kurgu değil..yaşanan, yaşanıyor olan ve yaşanması gerekenleri gözler önüne seren bir kitap. O yüzden yazar; başıyla sonu arasındaki mesafeyi bazen “kırk merdivenler”den çıkar gibi tırmandırıyor, bazen bebeğinin uçar kanat sevecenliğinde soluklandırıyor..bazen de bir catışmanın tam orta yerinde kendisiyle başbaşa bırakıyor okuru.

Toplu Şiirleri

Nigar Hanım Türk edebiyatının nadir kadon şarilerdinden biridir. Bu kitapta Nigar Hanım’ın yayımladığı bütün şiirler titiz bir çalışmayla yeni bir harflerle aktarılmıştır. Şimdiye kadar böyle bir çalışmanın yapılmamış olması bir eksiklikti.

Bu kitap Nigar Hanım’ı yeniden Türk okurlarıyla buluşturmakta, onun şiir dünyasına heyecanlı ve gizemli bir yolculuğa çıkarmaktadır. Bu kitapta 19. yüzyıl erkek egemen edebiyatında bir kadın şairin mustarip ve hüzünlü sesi yankılamaktadır.

Evliya Çelebi

400 yıl evvel yaşamış büyük seyyah Evliya Çelebi’nin Seyahatname’si, Türkçe edebiyatın yüz aklarından Behçet Necatigil’in de ilgisini çekecekti elbette. Daha önce Naima’sını yayınladığımız usta Necatigil’in yeni bir radyo oyununu okuyucunun beğenisine sunuyoruz. 

Necatigil, yüksek dil görgüsüyle Evliya’nın yaşadığı dönemi radyolarının başında bekleyen dinleyicilere aktarıyor. Bunu yaparken de, el aldığı Seyahatname’yi yeniden üretiyor. Bu metnin “sesi” tıpkı Naima’da olduğu gibi, kulağımızda çın çın çınlıyor. 

“Behçet Necatigil, Evliya Çelebi’nin hem gerçekçiliğini hem de mizahını çok iyi kavramış, uygun biçimde diziye yansıtmıştır. Necatigil bu eseriyle Seyahatname’nin bir tür özünü özetini değil, özünü çıkarıp dinleyiciye sunmuştur. Şimdi de bu eser okuyucuya sunulmaktadır. (…)

Necatigil, Evliya Çelebi radyo oyunları dizisiyle Türk edebiyat tarihine girecek güzel bir başlangıç yapmıştır. Bugün elimizde eski yayınlara göre çok daha iyi, güvenilir bir Seyahatname yayını bulunuyor. Daha pek çok yazar için Necatigil’i örnek almak, Seyahatname’den konular alıp işlemek fırsatı var.”

– Semih Tezcan