İsyanın Kökenleri

Ortadoğu, dünya pazarının merkez noktalarından biri olmaya devam etmektedir. Dolayısıyla bölgedeki toplumsal mücadelelerin başarıları ve başarısızlıkları gelecek yıllarda da küresel kapitalizmin doğasını belirleyen ana etmenlerden biri olacaktır. 2011-2012 boyunca yaşanan isyanlar kapitalizm sonrası bir geleceğin inşasıyla ilgilenen herkesin isyanıdır. En iyi anlamda, Arap isyanları son iki yılda bütün dünyada patlak veren ilham verici mücadele zincirinin önemli bir halkasıdır. Ve yine benzer şekilde, bölge genelinde karşıdevrimin tırmanarak yayılması da kriz ve sert tutuma karşı sergilenen direnişi geri püskürtmek ve yatıştırma amacında olan bütün kapitalist devletlerin ortak teşebbüslerinin bir parçasıdır.

Arap isyanları, başkaldırının taşıdığı umut, gereklilik ve potansiyeli göstermektedir.

Bu isyan umudu, siyasi momentte daima var olmuş, var olacaktır.

İsyanın hududu Ortadoğu’nun ötesindedir ve farklı bir dünya isteyen herkese aittir.

Adam Hanieh, Türkçe’ye de çevrilen ve yine NotaBene yayınları tarafından basılan Körfez Ülkelerinde Kapitalizm ve Sınıf başlıklı kitabından sonra Ortadoğu’ya bu sefer son yıllara damgasını vuran isyanlar merceğiyle bakıyor; isyanları ve Ortadoğu’nun son durumunu uluslararası sermayenin Körfez sermayesi ile ilişkisi üzerinden ve sınıf perspektifinden anlamaya çalışıyor. Eğer gözeriniz Ortadoğu’daysa kulaklarınız da mutlaka Hanieh’de olmalı…

An Essay on The Principle of Population

Thomas) Robert Malthus (13 February 1766 – 23 December 1834) was a British cleric and scholar, influential in the fields of political economy and demography. His An Essay on the Principle of Population observed that sooner or later population will be checked by famine and disease.

This Essay might, undoubtedly, have been rendered much more complete by a collection of a greater number of facts in elucidation of the general argument. But, joined to a desire (perhaps imprudent) of not delaying the publication much beyond the time that he originally proposed, prevented the Author from giving to the subject an undivided attention.

He presumes, however, that the facts which he has adduced will be found to form no inconsiderable evidence for the truth of his opinion respecting the future improvement of mankind. As the Author contemplates this opinion at present, little more appears to him to be necessary than a plain statement, in addition to the most cursory view of society, to establish it.

Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Yazıları

Dünden bugüne Türk çocuk ve gençlik edebiyatının geçirdiği süreci özetleyerek başlayan Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Yazıları’nda, bir akademisyen duyarlığıyla, bir taraftan çocuk ve gençlik edebiyatı kavramından ne anlaşılması gerektiği konusunda teorik bilgiler verilirken diğer taraftan da Türk ve yabancı çocuk ve gençlik edebiyatı yazarları tarafından kaleme alınan bazı kitaplar “görelik ilkesi”, “Almanya imgesi”, “şiddet ögesi”, “özlem” vd. konuları bağlamında irdelenerek alanla ilgilenenlere aydınlatıcı bilgiler sunulmaktadır.

Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Yazıları

Dünden bugüne Türk çocuk ve gençlik edebiyatının geçirdiği süreci özetleyerek başlayan Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Yazıları’nda, bir akademisyen duyarlığıyla, bir taraftan çocuk ve gençlik edebiyatı kavramından ne anlaşılması gerektiği konusunda teorik bilgiler verilirken diğer taraftan da Türk ve yabancı çocuk ve gençlik edebiyatı yazarları tarafından kaleme alınan bazı kitaplar “görelik ilkesi”, “Almanya imgesi”, “şiddet ögesi”, “özlem” vd. konuları bağlamında irdelenerek alanla ilgilenenlere aydınlatıcı bilgiler sunulmaktadır.

Fatih Harbiye

Eğlenceli, danslı, şaşaalı zengin ve modern bir hayatın baştan çıkarıcı çekiciliği… Sakin, mütevazı, denenmiş dostluklarla ve eski değerlerle donatılmış bir hayatın insanı saran huzuru… Bu iki hayat tarzı arasında hafif bir baş dönmesiyle gelgitler yaşayan bir genç kız. Yeni bir hayat biçimine doğru koşmak isterken kendi geçmişine ve sevgilerine ihanet ettiğini düşünmenin yarattığı tedirginlikler. Bu toprağın musikisi içinde güven ve sükûnet vaat eden bir sevgiliyle parıltılı bir şıklıkla kadınların başını döndüren zengin bir genç.

Aforizmalar

Sanat, felsefe ve edebiyat alanında yapıtlarıyla ve yaşamlarıyla, düşünme biçimleri ve eylemleriyle çağının ruhuna başkaldırmış: büyük kırılmalara, kopuşlara ve sıçramalara öncülük etmiş nadir insanların yaşama dair, yaşayan sözlerinden derlediğimiz “Aforizmalar” adlı bu kitabın üst belirleyeni ve nihayi ereği zihni kışkırtmak, ruhu dalgalandırmak ve akla cesaret  vermektir. Aforizmalar, her bir satırında fısıldayan, okuyucuyu gıdıklayan, ayartıcı ve merak uyandırıcı sözler: sese tutunarak anlama sarkan, sezgiyi bilgi mertebesine yükselten, düşünmekle düşlemek arasında köprüler, koridorlar, tüneller oluşturan bir okuma edimi hedefliyor.

Ne kavramlar açısından, ne de söylem alanları açısından çitlenebilecek şeyler değildir aforizmalar. Sözü herhangi birine mıhlama alışkanlığı ve çabası, ya sözü duymamaktan ya da kasıtlı olarak söze kıymaktan kaynaklanır.  Yaşamın soluğu olan söze kıymak, ya da sözü duymamak, yaşamı da yoksunlaştırır. İlksel atalarımızın gecenin gök kubbesi altında, yıldızlara çevrip başını, yalnızlığını, korkularını ve isteklerini uluduğu zamandan bugüne değin, sözle yaralarımızı yalarız. Umutlarımızı yıldızlara yükseltiriz, korkularımıza dil verip onlarla yaşamanın biçimini geliştiririz. Bu yüzden sözle, metinle, imgeyle, kitaplarla ve okumayla kurduğumuz ilişki kökenimizdeki kaderimiz ve nihayi başlangıcımızdır. “Aforizmalar” adlı bu derlemede yer alan sözlerin her biri, sanat, edebiyat ve felsefeye eşit uzaklıkta ve herhangi birine indirgenemeyecek olan içerik ve biçime sahiptir. Hiçbir hiyerarşik ve eşitsiz değer-anlam piramidi oluşumuna izin vermeyecek biçimde ve kategorize edilmeyecek bir özgünlükle seçildi sözler. Bu seçki, ırkçı, otoriter, ayrımcı ve cinsiyetçi olmayan; özgürlük, aşk, düş, ütopya, tutku, sevgi, dostluk, yaratıcılık, özelm, acı, mutluluk, hüzün, neşe, umut gibi yaşama sevincimize güç veren kavramlar temelinde söylenmiş sözlerden oluşuyor. Kavramların, duyguların ve olguların her birine sanatın, edebiyatın ve felsefenin olanaklarıyla kement atan bu aforizmalar, sanatsal yaratıcılığı, edebi düş gücünü ve filozofik merakı yaşamımıza sunmayı amaçlamaktadırlar.

Okumanın şehveti, yaratmanın neşesi, yaşamanın tutkusu ve içimizin dar geldiği, dünyaya sığmaz aşkla; akla, ruha ve bedene kulak vermek ve her birine kendisini söyleyebileceği bir dil zuhur etsin diye salgılanan sanata, edebiyata ve felsefeye yakın olsun yurdumuz ve meyletsin adımlarımız, kanatlanacağı uçurumlara…

Keçika Agiri

“Eviiiin!..”

Wi dengi, hemu xurtbuna denge barane biri u xwe gihande guhe Evine. Hestiyen Evine şikestibun u xwın bibu doşeka we. Nefesen dawi dida u distand. Le, bi deng re, çaven we giran vebun u gotinen dawı ji devan derketin;

“Dizanim tu ji min hez dikı, ez jı, wisa! Le, ez evına piçuk im, evına mezin ji min girıngtir e. Bi evına mezin re bibe yek..!” Ew gotinen dawı, bune gotinen xatir xwestine!

Jiyana Xwedayi

Romana Amélie Nothomb “Metafizîka Lûleyan“ ku bi gelek zimanan derketibû, vêga jî bi kurdî ye: Romana ku bi navê “Jiyana Xwedayî“ di nav weşanên Avesta de çap bûye, ji aliyê Mazhar Gunbat ve ji fransî bo kurdî hatiye wergerandin.

Ji romanê
Çavên Xwedê hertimî vekirî bûn û zoq li ciyekî dinêrîn. Eger ew girtî jî bûna, vê rewşê wê ti tişt neguhertiba. Ti tiştê dîtinê tune bû û Xwedê li ti tiştî nedinêrî. Ew tije û tîr bû, mîna hêkeke ku wî gloverî û bêlivbûna xwe jê wergirtibû.
Xwedê jixwetêrbûneke mutleq bû. Wî ti tişt nedixwest, ti tişt nedipa, ti tişt wernedigirt, ti tişt red nedikir û bi ti tiştî re elaqedar nedibû. Jiyana wî ewçend têrtije bû ku ew êdî ne jiyan bû. Xwedê nedijiya, Xwedê hebû…
…Zarê xwedê tune bû û ji ber vê yekê ramana wî jî (tunebû). Ew têrî û ezelî-ebedî bû. Û vê yekê giş di radeya herî bilind de îspat dikir ku Xwedê, Xwedê bû. Û ti girîngiya vê îspata berbiçav tunebû, lewre Xwedê di nav helwesteke sermest de bû û ne xema wî bû ku ew Xwedê bû.

İnsan Manzaraları Türkiye'den Altı Yazar Portresi 6 Film DVD ve 6 Kitapçık

Nazım Hikmet
Yaşar Kemal Orhan Pamuk
Elif Şafak
Murathan Mungan
Aslı Erdoğan

Türkiye’nin önde gelen ünlü şair ve yazarlarından bazıları Avrupa’da yeni tanınmaktalar. Köln’de yaşayan belgesel yönetmeni Osman Okkan, bu yazarlar üzerine yıllarca çalıştı; yaptığı bir dizi söyleşi ile onların edebiyat ve toplum üzerindeki önemli etkilerini irdeledi. Nâzım Hikmet ve Yaşar Kemal üzerine film portrelerinin ilk versiyonları Arte’de; altı belgeselin kısa versiyonları Wdr’de yayımlandı.

Hasan Hüseyin – Ağlasun Ayşafağı Bütün Şiirleri 6

Geldiler karanlıktan Baktılar karanlığa Korktular karanlıktan Taptılar karanlığa Seviştiler karanlıkta Çoğaldılar karanlıkta Yendiler karanlığı Sevdiler karanlığı Ve karışıp gittiler karanlığa Şimdi hangi yıldızdadır kimbilir güzel sesleri Kaldı güzel elleri som kayalarda

Unutma, Yaz Defteri

Elinizde tuttuğunuz bu defter kendinize yazıp bırakacağınız  hatıralar içindir.

Hayatın bir yerinde bazı sabahlar uyanmak için bir neden  bulamaz insan. Bazı akşamlar ise “keşke hiç solmasa şu güzel gülüş” der içinden. Oturduğu o mutlu yemek masası, sonsuza dek  o kahkahaları taşıyarak yaşasın ister.

Oysa yılgınlık ve kırgınlık tıpkı mutluluk gibi sürelidir. Başlar, bir süre hayatınızda kalır ve bir gün mutlaka gider.

İnsan hatıralarını yazarken kendi hayatının sırrını da bırakır satırlara aslında. Sadece yıllar sonra çözebileceği bu yanıtları anlayabilmek için, yaşanan günün ateşinin soğuması gerekir.

Hatıra defterleri, günlükler bu yüzden çok önemlidir. Biz de unutmayın, yazın istedik; “Unutma, Yaz”.

Tıpkı #unutursun’da Yaşar’ın yazdığı ve kızı Lorin’e emanet ettiği  o defter gibi…

Kim bilir, belki sizin defteriniz de Lorin’in torununa bıraktığı bir miras gibi hediye olur yarınınıza. 

Mutlaka yazın… Çünkü unutursunuz.

Edebiyat ve Hayat

Hayatı edebiyatla iç içe yaşayanlar dilin insana bağışlanan üst kimliğinden haberdar olurlar. Başka bir ifade ile hayatı daha nitelikli bir kavrayışla idrak etmek isteyenler edebiyata kayıtsız kalamazlar. Edebiyat, manayı yaldızlayarak bitimsiz gelecek buluşturma faaliyeti de sayılabilir. Rasim Özdenören; hayatın akışını, coşkusunu edebiyatın tadıyla buluşturan bir yazarımız. Büyük edebiyat ikliminden gelen usta bir kalemimiz. Onun donatan, uyaran, harekete geçiren sesine gençlerimizin çok ihtiyacı var.

Yeni Yıl Armağanı

Uygun zaman ve fırsatlarda birbirimize armag?anlar sunarız. Bunlar sevindirici ve bag?layıcı güzelliklerdir. Ne var ki bazen armag?an alıp verirken de kimi terslikler olabiliyor. Bunun çarpıcı bir örneg?i var elinizdeki kitapta. I?nsanı, insanlar arası ilis?kileri, deneyimli öykücü Celal Özcan’danfarklı örneklerle izleyeceksiniz. “S?öyle bir okuyup da geçeyim” diyemeyeceg?iniz bir kitap “Yeni Yıl Armag?anı.” Bu kitabın sizde bırakacag?ı izleri uzun süre yas?ayacaksınız.
(Tanıtım Bülteninden)

Pollyanna

Pollyanna minik ayaklarıyla pıtır pıtır yürüyerek teyzesinin peşinden he-vesle gitti. İri mavi gözleri hâlâ her tarafa aynı anda ilgiyle bakmaya ça-lışıyordu, bu muhteşem evdeki güzel ya da ilginç hiçbir şeyi kaçırma-mak için. En çok ilgisini çeken şeyse, yanıtlanmak üzere olan şu muh-teşem, heyecanlı soruydu; odası …?”
Babasının ölümü ardıdan hayatta kalan tek akrabası olan teyzesinin yanına giderek, yeni bir yaşama başlamak zorunda kalan meraklı ve masum bir çocuk. Başına gelen tüm kötü şeylere rağmen, yaşam neşesiyle dolu küçük bir kız ile hayata her zaman karamsar ve ciddi yanından bakarak mutluluktan uzak duran ev halkının karşılaşması.
Hayat her şeye rağmen güzeldir ve yaşamaktan mutlu olmamız gerekir düşüncesinin çocuk edebiyatındaki eşsiz incisi … Pollyanna’nın maceraları başlıyor.

Kirpi Kız

Yolda çok tanıdık gelen bir kirpi görüp “ninane”sinin masallarıyla çocukluğuna doğru bir yolculuğa koyulan Kil, yaşıtları sivilce çıkarırken diken çıkaran bir kızın öyküsüne götürüyor bizi. Kirpi Kız’ın bir bir çıkan dikenleri, daha sonra bulduğu küçük dostunun yardımlarıyla onu terk edecek ve büyütecekti…

“Yavru Kirpi, uyku nehirlerinde mışıl mışıl ilerlerken Kirpi Kız’ın son bir işi daha kalmıştı. Yerde duran dikenlerini özenle toplayıp onları kırmızı kadifeden bir kesenin içine koydu. Bir zamanlar kalbinin üstünde olan o minicik sivri diken de aralarındaydı.

‘Çıktığın günü hatırlıyorum,’ dedi ona. ‘Bir yıldız ormanından geldin sen!’Kesenin ağzını kapatırken, ‘Herkes ikinci bir şansı hak eder!’ diye mırıldandı kendi kendine. Bir ses vardı içinde. Ormana gitmesini söylüyordu ona. Bay Yamuk’u görmesini…”
(Tanıtım Bülteninden)

Tünel

“…Melih Ergen’in “Fotoğrafın Arka Yüzü” adlı kitabında kazandığı haklı övgüden sonra bile, yazdıklarına hala bir yabancı gözüyle dışarıdan bakabiliyor olması; kendine bir türlü ‘yazar’ diyemeyişi hala; karşısına geçtiği beyaz kağıt karşısında hala duyduğu o korku; onun bundan sonra yazacakları konusunda umutlarımı ve merakımı dipdiri tutuyor.”

Mehmet H. Doğan – 13.11.1987 – Cumhuriyet Kitap Eki.

“Melih Ergen bu kitabında da ölümü kaçmadan, sakınmadan, saklanmadan anlatmış; anlamaya çalışır gibi değil, çoktan anlamış ve gizini çözmüş olarak. (…) Ölüm üzerine düşünmekten ve ölüm okumaktan korkmayanlara…”

Feyza Hepçilingirler – ‘Sorulmadan’ Remzi Kitabevi

Sağır Bellek

Melih Ergen uzun bir sessizlikten sonra çıkıp geldi “Sağır Bellek” adını taşıyan yeni romanıyla. Bundan önceki yapıtlarında olduğu gibi yine ölüm evreninde geziniyor. Diğer yandan çoklu kuşak çatışmasının keskin, kırılgan izlerini takip ediyor.

Bu romanda ölüm, intihar, bellek, unutma, anımsama, iktidar, gelecek kavramları yan yana duruyor, zaman zaman da iç içe geçiyor bu kavramlar. Kaotik, bilinç akışına dayalı sıçramalarla çoklu okumalara açık, göndermeleri derin ve psikolojik yoğunluğuyla okur-yazar-roman üçlemesinde sıkı bağlar oluşturuyor.

‘Ölümle vals’ eden bir yazarın ısrarı “Sağır Bellek.”

Goriot Baba

Mösyö Goriot madam Vaquer’in pansiyonundaki kiracılardan biridir. İlk başlarda zenginliği saygı uyandırıyorken, elindeki imkânlar zayıfladıkça etrafındakiler yanından bir bir uzaklaşmaya başlar. Kısa zamanda elinde kalan tek şey ziyaretçisi olan iki güzel ve gizemli genç kızdır. Goriot bu kızların kendi kızları olduğunu iddia eder ancak aralarından asıl suçlu Vautrin’in de bulunduğu diğer kiracılar böyle düşünmezler. Yoksul ancak hırslı hukuk öğrencisi Eugene Rastignac gerçeği öğrendiğinde bunu kendi lehine çevirmeye karar verir. Goriot Baba Balzac’ın İnsanlık Komedisi serisinin en önemli romanlarından biridir ve iki saplantının yani aşk ve paranın zorlu mücadelesini gözler önüne serer. Zekice kotarılmış ayrıntılarla bezenmiş roman Fransız Devrimi’ni izleyen yılların burjuvazisini çok başarılı bir şekilde ele almıştır.

Aşk ve Gurur

Elizabeth Bennet, Fitzwilliam Darcy ile ilk karşılaştığında onun kendini beğenmiş ve kibirli biri olduğunu düşünür; Darcy ise onun güzelliğine ve aklına kayıtsız kalır. Daha sonra Darcy’nin, arkadaşı Bingley ve kendi kızkardeşi arasındaki sorunlu ilişkiye karıştığını öğrendiğinde ondan daha da nefret eder. Jane Austen, ardı arkasına gelen durum komedileri içindeki ilk izlenime göre yargılamanın saçmalığını, orta sınıf taşra hayatındaki dostlukları, dedikodu ve züppelikleri gösterir okura.

Ana

Nizhni-Novgorod adındaki küçük Rus kasabasındaki fabrika işçileri verimsiz, sıkıcı ve kötü topraklarda yaşamaktadır. Fabrikadaki görevleri onları insanlıktan uzaklaştırmış, tüm enerjilerini tüketmiştir; sonuçta hayvanlar gibi yaşar olmuşlardır. İşçilerden Michael Vlasov öldüğünde karısı Pelagueya oğulları Pavel’in de benzer bir hayat süreceği korkusuna kapılır. Ancak zaman içinde sevinçle görür ki Pavel farklı bir yönde değişmekte ve kendini okumaya vermektedir. Evleri kitaplarla dolup taşmaya başlayınca Pelagueya bu durumdan şüphelenir. Ana, Gorki’nin en çok satan romanıdır.

Oralarda Bir Yerlerde

Okuduğunuz öyküler size insanın ruhunu, yaşamı, ayak bastığınız toprağı bütün renkleriyle, çeşitliliğiyle anlatabiliyorsa; o öyküyü okuduğunuzda içinde bulunduğunuz mekandan, o anın gerçekliğinden kopuyorsanız; yüreğiniz bir yaprak gibi titriyorsa; bu benim, ben de bunları yaşadım, diyorsanız; işte orada sanat, sanatın gücü, güzel duyu, bütün görkemiyle sizinledir artık… Arada soluk alacaksınız. Gözünüz sayfalarda; o kahramanlarla birlikte üzülecek, birlikte sevineceksiniz. Bir yaşama, bütün görkemiyle bir yaşama ortak olacaksınız; yeni dostlarınız olacak, yoldaşlarınız; sırlarını paylaşacaksınız, sırınızı paylaşacaklar gece yarılarında, uykusuz gecelerde…

Seviye Merih’in öykülerini Agora’da yayımlamadan önce okuduğumda, kahramanlarıyla böyle bir duygu yolculuğuna çıkmıştım. Şimdi de çıkıyorum, dosyasını okurken. Onun öykülerini sevdim. Hayatıma, hayatımıza yakın buldum. İçinden çıkıp geldiği; tarlada, tütünde, sokakta, parkta gördüğü; yaşamlarının tanığı olduğu kahramanları, bizim de yakından tanıdıklarımızdır. Bunun içindir ki Seviye Merih’in öykülerindeki kahramanlar yakınımızda dururlar, yanı başımızda; dokunmak için, birlikte yolculuklara çıkmak için.

Hasan Özkılıç

Bir Ev Bir Sokak Bir Şehir

“(…) Yaşam boyunca yaptığımız, gördüğümüz, ya da duyduğumuz her şey, o zaman diliminde bir belge değeri kazanmaktadır. Çoğu zaman kaydedilmeyen, yazılmayan, “nakledilerek” zaman içinde değişime uğrayan, hatta giderek unutulan bu yerel bilgi, aslında “Yerel Tarih”tir.

(…) Bu anıların çatısını, hayatımın büyük bölümünü geçirdiğim Diyarbakır’daki çocukluk ve gençlik anıları oluşturuyor. 1950’li yılların başından 1960’lı yılların ortalarına kadar; Ulus Cami Mahallesi’nde çocukluğumu; Ziya Gökalp İlkokulu, Ali Emiri Ortaokul’u ve Ziya Gökalp Lisesi’nde öğrenciliğimi dolu dolu yaşadım. Bugün artık büyük ölçüde yiten ya da unutulan o yıllarla ilgili anılarımı iddiasız bir şekilde yazarak belgelemek istedim.

Keşke diyorum, ‘iki kuşakta bir’ de olsa, bu ‘kayıt’ işlemi sürüp gitse…” (…)

– Prof. Dr. Halil Değertekin

Bebek Patikleri

Kısa öykü yapıcı değil aksine yıkıcı bir türdür. İlk saldırdığı yer sıradan, gündelik dil ve anlamlardır. Bu nedenle de kısa anlatı türü yaygın dile, yaygın yazmaya ya da yayarak yazmaya olanak vermez. Diğer yandan kısa öykü nedenselliği (yani içeriksel gerçekliği) önce anlamaya, sonra da onu terk etmeye yönelmesi için her defasında okura kapalı bir zarf uzatır. Bu zarfın içindekini merak eden her okur, bu zarfı açmak zorundadır. Ve zarfın içinden çıkacak olanın ne olduğunu yazarın bile kesinlemelerle söyleme şansı yoktur. Okur katmanlardan; iç, yan, üst ve soyut anlamlardan oluşmuş bu nedenle de tek bir bakış açısıyla kavranması olanaksız gözüken bir içerikle karşılaşacaktır. Kısa öyküde, biçim, içerik için bir çalışma alanıdır da denilebilir. Okuru önce metnin biçimi akrşılar, sonrasındaysa anlam katmanları. Kısa içerik zamanı, kısa biçim zamanı ve olabildiğince derin bir psikolojik zaman, okurun ilk karşılaştığı durumlardır.

Bir örnek verecek olursak: “For sale. Baby shoes. Never worn.” (Satılık bebek patikleri. Hiç giyilmemiş.)

– Ernest Hemingway

Hemingway bu kısa öyküsünde okurla arasına kalın bir çizgi çeker ve tüm anlam katmanlarını çözümlemeleri okura bırakır. Böylelikle yazar aradan çekilirken, öykü her okurda kendince bir özgünlük kazanır.

Annelerin En Güzeli

En Mükemmeli, en kusursuzu, en tatlısı, en seveceni, en duyarlısı, en bitanesi, en düzenlisi,en zekisi, en güzeli, en ilgilisi, en şahanesi
Annelerin En Güzeli
Salih Memecandan en şahane Çıtçıt Hanım karikatürleri

Pembe Köşk

İlhan ve Sahir Mardin’in ileri gelenlerinden, son derece mütevazı bir karı kocadır. Ama bir gün bu mutluluk dolu yuvanın üzerine kara bulutlar çöker. Mutaassıp, çalışkan ve dürüst bir işadamı olan Sahir ve küçük oğlu Cemil kimliği belirsiz kişilerce öldürülür. Kocasının ve oğlunun ölümüyle kahrolan İlhan ne yapacağını bilemez… Ama maneviyatı çok güçlüdür ve sabreder. Allah’ın ona dayanma gücü vereceğine inanır. İlhan’ın tek dileği vardır, kocasının ve biricik oğlunun katilinin yakalanması.

Mardin’in otantik kültürü ve kendine özgü sosyal anlayışı içerisinde var olan bir roman Pembe Köşk. Sabrın büyük bir erdem olduğunu gözler önüne seren bir hikayeye sırtını dayayan Pembe Köşk. Nefes kesen kurgusuyla okuyucuyu peşinden sürüklüyor.

Taçlı Tebriz’in Gözyaşları

Osmanlı hanedanı cariye iken sultan olmuş hatunları çok görmüştü. Peki, ya aksi? İstanbul’da bir şairin konağında artık bir seneye yakındır esir edilmiş haseki yaşıyordu. Göğsünde ise kanlı gözyaşları ile Tebriz ağlıyordu. Ama artık buna son vermenin vakti gelmişti.