Bittiği Yerde Başlar

Bu isimler, 1900 ile 1911 arasında doğdular. Hepsi de Osmanlı kimliği taşımaktaydı. Yine hepsi, ilk-orta-liseyi eski yazıyla okumuştu. Gençliklerinin ilk yıllarını Cumhuriyet öncesinde yaşamışlardı.

Bu özelliklerin onlara neler verdiği üzerinde durmak lazımdır. Öncelikle, ülkeler kaybetmenin ne demek olduğunu derinden duyarak gelmişlerdir. Bugünden bakınca, bu ağır durumun, onlara kaybettirdikleri yanında, kazandırdıkları da çok önemlidir. Acıdan daha öğretici ne vardır?

Düşmanın hücumu amansızdı. Türklüğü büsbütün yok etmek için saldırıyorlardı. Türk’e nefretlerini vahşetle göstere göstere, bağıra çağıra, hınçla yükleniyorlardı. Bundan dolayı, çocuk yaşlarında milliyetlerine sarılarak, Gökalp’in tabiriyle “eski kölenin vurmasıyla” kendilerini çok Türk hissederek büyüdüler.

Memleket topyekün bir kalkınma hamlesine girecekti. Bunun bir yolu da, gelişmiş düşmanın, yani savaşılan Batı’nın bilgi ve görgüsünü memlekete taşımaktı. Savaş biter bitmez, “Onlar nasıl kalkındıysa biz de o usullerle kalkınacağız!” fikri devreye sokulmuştur. Aslında, bu fikir yeni de değildir. En azından 1793’ten beri Osmanlı’da ana fikir buydu. Batı’nın her konudaki bilgi ve görgüsünü memlekete taşıyacak ve kalkınma hamlesine katacak olan, okuma çağındaki gençler olarak görülmüştür. Çünkü yetişmiş insan gücü zaten pek az kalmıştır. Hızla insan yetiştirmek lazımdır. Bu kitapta yer alan isimler, Cumhuriyet’in bu manada içeride dışarıda yetiştirdiği öne çıkmış kimseler arasındadır. Söz konusu isimlerin farklı görüş ve bakışları da eserin bir başka zenginliğidir.

Edebiyat Okumaları

Hilmi Yavuz’un okuma yelpazesi edebiyattan felsefeye, tarihten sosyolojiye, antropolojiden sanata uzanan uçsuz bucaksız bir alana yayılıyor.

Edebiyat Okumaları’ndaki makalelerin çoğu Yavuz’un değişik üniversitelerce düzenlenen bilimsel sempozyumlarda sunduğu bildirilerden oluşuyor.

Yavuz, bu makalelerde, edebiyatı o geniş alanda diğer disiplinlerle buluşturuyor. Ve elbette, yine verili söylemleri kırarak, yine yeni şeyler söyleyerek…

Kaybolan Şiir

Türk edebiyatı, şiirin diğer türlere göre baskın olduğu bir edebiyattır. Bu, hem birikiminden hem de şiire yüklenen işlevlerden veya onun etkisinden kaynaklanır. Her dönem gözde bir tür olan şiirdeki değişimler, tepkiyle karşılanmıştır. Tepkiler, kuşak çatışmasını haber verdiği gibi, şiire yaklaşımın farklılaşmasını ve şiirden beklentilerin değişmesini de bildirir. Kimi zaman yoksayıcı bir tutumun da izlendiği şiir tartışmalarında; şiirin kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu, yok olmak üzere olduğu, hatta öldüğü bile ileri sürülür. Bununla birlikte her tartışma şiiri güncelleştirerek onun yaşama alanını genişletir.

Hasan Sutay ile Süleyman Doğan’ın şairlere yönelttikleri sorular ve onlardan aldıkları cevaplarla biçimlendirdiği Kaybolan Şiir’de, modern Türk şiirinin birikimine tanık olan bazı “usta şairler”le 1980’lerin “genç şairler”inin görüşleri kimi zaman çatışıyor, kimi zaman örtüşüyor. Farklı sanat anlayışına bağlı ve farklı poetik görüşler taşıyan şairler, 1980’lerin sonunda şiirin görüntüsüne ilişkin panoramik bir fotoğraf sunuyor. Kaybolan Şiir; Can Yücel’den Sedat Umran’a, Attila İlhan’dan Niyazi Yıldırım Gençosmaoğlu’na, Necati Cumalı’dan Dilâver Cebeci’ye, Cemal Süreya’dan İsmet Özel’e, Mehmet Çınarlı’dan Hüsrev Hatemi’ye, Mustafa Necati Karaer’den Hilmi Yavuz’a, Alâeddin Özdenören’den Ömer Lutfi Mete’ye, Erdem Bayazıt’tan Arif Ay’a, Bekir Sıtkı Erdoğan’dan Yavuz Bülent Bakiler’e, Ebubekir Eroğlu’ndan İhsan Deniz’e zengin ve zevkli bir buluşma sağlıyor.

Muharrir Neden Yetişmiyor?

1940-1950 arası yıllar, edebiyat tarihi açısından çeşitli tartışmalara sahne olmuştur. Bu dönemde tartışmaların bir kısmı, gazete anketleri üzerinden yapılmıştır. 1949 sonlarında dönemin genç gazetecilerinden Saadettin Gökçepınar, yeni yazarlara ilgi gösterilmemesi üzerine yaptığı “Muharrir Neden Yetişmiyor?” konulu anketinde önce Halide Edip Adıvar, Falih Rıfkı Atay, Refik Halit Karay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi dönemin önemli yazarlarına birtakım sorular sorar. Anketin devamı olarak da, bu isimlerin görüşlerine karşılık vermeleri için Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rifat, Sait Faik, Oktay Akbal gibi genç şair ve yazarların cevaplarına başvurur.

“Muharrir Neden Yetişmiyor?” konulu ankette; genç yazarların dönem içindeki kabulü, uluslararası telif hakları anlaşması, çeviri faaliyetleri, eski-yeni çatışması gibi konulara değinilir. Bu anket aracılığıyla 1940’lı yıllardaki edebiyat yayıncılığı ve edebiyatçı algısı fark edilir. Bir dönemin ve kuşak çatışmasının anlaşılması için de satır aralarından önemli bilgiler alınır. Günümüzde “klasik” olarak kabul gören şair ve yazarları 1940’ların sonundaki bir karşılaşmasını haber veren bu kitap, edebiyatta tutum belirlemeyi örneklemesi yönünden ilginç veriler sunmaktadır.

Biz Yaşarken… Ciltli

“Öyle ya da böyle, Açık Radyo yirmi yıldır konuşuyor… Durmadan konuşuyor. Milyonlarca, yüz milyonlarca, hatta belki de milyarlarca kelimeyle, heceyle, sesle, sedayla, tınıyla ve notayla kesintisiz konuşuyor…”

Açık Radyo’nun 20. yılı vesilesiyle hazırlanan Açık Radyo Kitaplığı’nın ilk kitabı olan Biz Yaşarken…, radyo dalgalarından yayılan sözlerin bir kısmını bir araya getiren bir “hatıra kitabı.” Biz yaşamaya devam ederken artık aramızda olmayan “konuşmacılar”ı, yolu radyodan geçmiş o kıymetli insanları sevgiyle yad ediyor bu kitap. O güzel insanlar artık aramızda yoklar ama sesleri, fikirleri ve kağıda dökülmüş “cümleleri” aramızda yaşamaya devam ediyor.

Aslında bu kitabı anlatacak en güçlü tarif Neşet Ertaş’ın Bozlak üzerine söyledikleridir:

“Bozlak, bir feryattır efendim. Bozlak bir bağırtıdır, yüreğini dışarıya atmaktır. Bozlağın anlamı budur. İçinden geldiği gibi bağırır, söyler. Ölçüsüzdür. İçinden geldiği gibi söylenen bir havadır bozlak. Ölçüsü yoktur. Aşk dokunsa da yıpratmaz, incitmez. Aşk uyarıcıdır. İnsanın yüreği uyandığında, insan kendine gelir. … Acı da söylense, aşkla söylendiğinde dokunmaz, hissettirir. … Duygusuz söz, aşksız söz tuzsuz aşa benzer, içe sinmez.”

Bundan sonra da, bir yandan “kainatın bütün seslerini” radyoda ağırlamaya devam ederken, bir yandan da program kayıtlarında biriken sözleri kağıda dökmeye devam edeceğiz.

İtiraf ediyoruz: Söz Uçar Yazı Kalır!

– Ornette Coleman

– Neşet Ertaş

– James Baldwin

– Bakır Çağlar

– Aykut Barka

– Nuh Köklü

– Kazım Koyuncu

– Hrant Dink

– Serol Teber

– Tuncel Kurtiz

– Madam Melpomeni

Benim Adım Kes

Dünya sinemasında, yönetmenliği boyunca ‘işçi sınıfı’ndan ve ‘önemsiz hayatlar’dan insanlara ve kesitlere yer vermesiyle bilinen Ken Loach’un söyleşilerinin toplandığı bu kitapta, yönetmenin kendi sinemasına, yönetmenlik anlayışına, oyuncu yönetimine ve senaryo yazarlığına dair görüşlerini ilk elden okuyacaksınız…

Eğri Oturup Doğru Konuşalım

“Biz bir söyleşi olalı ve birbirimizden işitebileli” beri dünyada-olmak, Söz’den Yazı’ya doğru bir yolculuğun tarihidir. Bazı anlar vardır saltanatlıdır; bazı anlarda kalpler yeniden yazılır. Eğri oturulsa da “doğru” konuşulur, “güzel” yazılır. Gül alındığı, gül satıldığı bir alışveriştir bu. Gül saatinde biri sorar, diğeri cevaplar. Sonsuz bir muaşakadır bu. Gönülller yapmaya gelmiş insan, manasını idrak eder, zâtına hoşça bakar, kelimelerin kalbine girer…

Fahri Tuna’nın “Eğri Oturup Doğru Konuşalım” kitabı, kâinatın gözbebeği “insan”ı anlatıyor. Tuna, bazen soru soruyor bazen de cevabın kendisi oluyor. Söylüyor, söyletiyor. Dünyayı muhabbetin kurtaracağını ima ediyor şüphesiz. Söyleşilerin hemen tamamı bir şehrin, Adapazarı’nın yetiştirdiği insanlarla yapılmış olmasına rağmen, muhteva yerelden evrensele doğru açılan bir yapı arz ediyor. Kültürden sanata, sosyolojiden mizaha, tarihten güncele kadar birçok konudan bahis açan Eğri Oturup Doğru Konuşalım, yakın tarihe dair sivil ve alternatif bir okuma özelliği de taşıyan şenlikli bir kitap…

– Ercan Yılmaz

Anais Nin’le Konuşmalar

Elinizdeki kitap, ömrü boyunca yüzlerce cilt yazdığı Günlüğüyle, ayrıca romanları, hikayeleri ve eleştiri kitaplarıyla geçen yüzyılın en önemli edebi figürlerinden olan Anais Nin’in hayatına, günlüğünü doğuran ve sürdürten etkenlere, eserlerini verirken türler arası geçişkenliğine, birlikte yaşadığı edebiyatçı ve sanatçı erkeklerle ilişkilerine ve feminist hareketle gerilimli ilişkisine ışık tutuyor…

Biz Kimiz? Ne Mutlu Türküm Diyene!

Yazar Çiğdem Bayraktar Ör, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözünde vurgulanan “Türklüğü” tartışmak istediğinde, konu konuyu açıyor ve ortaya daha önce hiç ama hiç konuşulmamış hakikatler dökülüyor. Son yılların en çok tartışılan meselelerine, tarihin bir şekilde yönlendiricisi durumunda olan kimselerden, uzun yıllar üzerinde konuşulacak açıklamalar getiriliyor.

Tarihçilerin kutbu Halil İnalcık “yeni anayasanın önemini” anlatırken, Muazzez İlmiye Çığ Anadolu’daki Kürt varlığını irdeliyor. Atatürk’ün “Ne mutlu Türk’üm diyene!” derken bilerek “Ne mutlu Türk olana!” sözünü seçmediğini vurgulayan Müjdat Gezen’i ise Meral Akşener takip ediyor ve “Türklüğün herkesi kapsayan değerine” dikkat çekiyor. Halil İnalcık ve Muazzez İlmiye Çığ ile birlikte asırlık isimlerin bir diğeri Celal Bayar’ın kızı, eski AP milletvekili Nilüfer Gürsoy ise Demokrat Parti’nin “Atatürkçülüğü yermek değil, aksine onu restore etmek üzere kurulmuş bir parti” olduğunun altını çizerken, o dönemin hiç bilinmeyen ince detaylarını aktarıyor. Cem Vakfı Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan ise Alevilerin aidiyetini, bununla ilgili devraldığı bilgiyi sözünü hiç sakınmadan anlatıyor. Kadıköy Türk Ocağı Başkanı Prof. Dr. Acar Sevim ise Doğan’ın sözlerini duymuş gibi, “Biz Alevileri yanlış anlamışız!” itirafında bulunuyor.

Ümit Özdağ; konunun gelecekteki yansımalarını, terörle mücadelede başarısız olup olmadığımızla ilişkilendiriyor. Vahdettin Engin, Anıl Çeçen, Lütfü Türkkan, Bülent Arı ise bakir soruların diğer muhatapları… Herbiri sarsıcı açıklamalar yapıyor. Sorular ise cevaplardan keskin…

Ömrüm Ateşten Gömlek

Bu kitabı hazırlama amacımız Dr. Ahmet Cebeci’nin maceralı ve mücadeli hayatının milletimizce bilinmesine vesile olmak ve yayın dünyasına da kalıcı bir hatıra eseri bırakmaktır. Ayrıca bu kitabımızda yalnızca kişisel anılar olmayıp, kişi üzerinden Türk Milleti’nin tarihinden kesitleri, milletimizin sorunlarını ve uğradıkları işkenceleri de bulmak mümkün olacaktır.

Dr. Ahmet Cebeci denince öncelikle adeta yaşayan bir tarih, Balkanların evlad-ı fatihanından bir yadigar, insani olarak da milletine düşkün, sevecen, kendi yemeğini öğrencilerle paylaşacak kadar cömert bir mücadele eri akla gelir. Mütevaziliği erdem olarak edinmiş, yaşayan bir Ahi gibidir. Bu yönü Ahmet Cebeci’yi her zaman diğer insanlardan ayıran özelliklerden olmuştur. Yayınladığı makaleler yabancı bilim adamları tarafından da kabul görmüş, atıf almıştır. Bunlar arasında Alexander Popovic’in “Balkanlarda İslam” kitabı ile Stanford Shaw-Ezel Shaw’un “Osmanlı Tarihi” anılabilir.

İşte bunun için Ahmet Cebeci’nin hayatını hazırlamak yayın dünyasına sunmak bizler için ödenmesi gereken bir borçtur. Bu çalışmamızı hazırlarken Ahmet Cebeci ile gece-gündüz farklı yerlerde, farklı zamanlarda çalıştık. Akşam geç saatlere kadar olan kayıt deşifre, tashih ve tekit çalışmalarımızla siz okurlara anı geçmişle birleştiren güzel bir eser bırakmak için elimizden geleni yapmaya gayret ettik. Bu çalışmanın üçlü sacayağı oldu. Hikaye kaydının alınması, deşifresi ve editörlük safhası olmak üzere gerçekleştirilen üç aşamalı çalışma, 2013-2014 yılları boyunca iki yıl sürmüştür.

Zamanın Sözü

Servet ve iktidar sahibi (Muaviye), Ebuzer’e şöyle dedi: “Kur’an’dan başka ayet yok mu ki Tövbe 34-35 ayetlerini her yerde okuyup duruyorsun?”

(Tövbe; 34-35: Ey iman edenler! Hahamların ve rahiplerin bir çoğu, insanların mallarını hem haksızlıkla yiyor hem de Allah yolunda alıkoyuyorlar. Altını ve gümüşü biriktirip de (kenz) Allah yolunda infak etmeyenleri acı bir azabın beklediğini haber ver!.. O gün o biriktirip yığdıkları (kenz) cehennem ateşinde kızartılacak ve alınları, böğürleri ve sırtları onlarla dağlanacak. “İşte bu bencilce biriktirip yığdıklarınız (kenz); tadın bakalım” denilecek.)

Ebuzer şöyle cevap verdi: “Tabi ki var. Fakat “zamanın sözü” budur!”

Anılarımdaki Türkiye : Yavuz Bahadıroğlu

Herkesin hayatı elbette farklıdır ve kendince bir değer taşır. Bazı hayatlar bir ülkenin kaderini belirler, bazılarında ise bir ülke kendini bulur. Şairin, “Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır” dediği gibi “Her çizgisi tarihten bir yaprağı anlatır.”

‘Tarihi Sevdiren Adam’ olarak bilinen Yavuz Bahadıroğlu’nun hayatında sadece kişisel bir hayat hikayesini değil; dağ dağ, ova ova, nehir nehir, vatanın bütün bir coğrafyasını buluruz; her bir hikâyesinde tarihten bir yaprağa dokunuruz.

Yavuz Bahadıroğlu, her ne kadar, “Ne diyor Akif, Safahat isimli eseri hakkında? ‘Üç buçuk nazma gömülmüş koca bir ömr-i heder!’ Benimki de bu hesap işte” dese de Doğu Karadeniz’in şirin bir köyünde başlayan bu hayat, içine pek çok eser, hatıra, mücadele sığdırmayı başarmış.

Hem sıra dışı bir hayatın bilinmeyenlerine hem de Türkiye’nin bilindik konularına dair çarpıcı, sürükleyici ve merak uyandırıcı bir serüven…

Kayıp Şark'ın Peşinde

Türkiyeli okurlar Olivier Roy’yı ilk kez 1994’te yayımladığımız Siyasal İslamın İflası ile tanıdılar. Roy bu kitabıyla sosyal bilimlere “siyasal İslam” kavramını sokuyordu; Türkiye’de de o yıllarda yaygınlaşmaya başlayan İslami hareketleri tanımlarken bu kavram kullanılmaya başladı ve yerleşti.

Roy’nın İslam’a ve Müslümanların yaşadığı ülkelere duyduğu ilgi aslında ilk gençlik yıllarından başlayarak bütün hayatına yayılıyor. Herşeyden önce bir 68’li o. Güney’e, Hindistan’a ve Nepal’e giden Hippiler ile birlikte 70’li yıllarda İstanbul üzerinden Afganistan’a ve Pakistan’a gidiyor. Bunu Afganistan’a neredeyse her yıl tekrarladığı ziyaretler, Orta Asya Cumhuriyetleri’ne seyahatler, İran, Yemen, Lübnan, Suriye ve diğerleri takip ediyor. Batı’nın merceğinden bakıldığında Şark kayıptır: Egzotiktir, merak uyandırıcıdır ama suskundur, tarihsizdir.

Roy Şark’ın çekimine cevap verebilmek için genç yaşta Farsça öğrenir ve bu ülkelerin 20. yüzyılın son çeyreğinde direnişler ve iç savaşlarla tarihe dahil oluşlarına bizzat tanık olur. Kimi zaman sadece yürüyüşçü bir gezgin, kimi zaman bir uzman, gazeteci, rehber, danışman ve haber kaynağı olarak: Büyük acıların, ölümlerin, ama aynı zamanda tuhaf karşılaşmaların, hakiki dostlukların eşlik ettiği bir hayat.

Erotik Düş Makinesi

Erotik Düş Makinesi, yazdığı romanlar ve teorik metinlerle Yeni Roman akımının öncülerinden kabul edilen, aynı zamanda sinema tarihinde önemli bir yer edinmiş olan Alain Robbe-Grillet’nin sinemayla olan ilişkisi ve yönetmenliği üzerine yaklaşık on yıllık bir süre içerisinde yapılmış söyleşileri kapsıyor. Kitap, okura Alain Robbe-Grillet’yi filmleri aracılığıyla daha yakından tanıma fırsatı sunmasının yanında, hem onun filmografisiyle yeni tanışacaklar için bu sıradışı izleme deneyimine katkı sağlamayı, hem de onun filmlerine aşina olanlar için yeni bakış açıları vaat ediyor.

“Şimdiye kadar hakkında konuştuğum şeylerin hepsi kültür aracılığıyla öğrenilebilecek kültürel olgular; ancak bir eserde yalnızca yazarının bilebileceği pek çok kişisel olgu da vardır. Bence eğer kattığı her şeyi anında fark edebilseydik, Shakespeare’in eserleri üzerine hala aynı ilgiyle çalışamazdık. Bir kitap okumanın, bir film ya da Shakespeare oyunu izlemenin büyüsü hep yenilenen bir şey, ilk kez okuyor ya da izliyorcasına. Dolayısıyla, eğer sinema bir sanatsa, ertelenmiş bir anlam içerme özelliğini hep korumalı.”

Sinemaskop Randevular

Sevim Gözay, edebiyat, müzik, tiyatro, sinema, TV, gazete dünyasından 27 isimle tek tek buluştu, önce birlikte film izledi, sonra da kahve eşliğinde uzun ve keyifli sohbetler kaydetti. Çocukluk, ilk izlenen filmler, aşık olunan yıldızlar, sinemada duyulan ilk heyecanlar, elinden tutulan anılar, artık olmayan salonlar, yazlık sinemalar, seyyar sinemacılar, enler, favoriler, ödüller, özlemler, umutlar, sinemada başa gelen en acayip olaylar…

Sevim Gözay, kitabı hazırlama nedenini şöyle açıklıyor: “Hedefim, hem sanat ve kültür dünyamızın bu özel simalarını, sinema yoluyla biraz daha yakından tanımak ve tanıtmak hem de sinema ve kent kültürümüzün seyrini farklı pencerelerden fotoğraflayarak özgün bir panorama ortaya koymak. Fondaki şehirleri, köyleri, kimi mutlu kimi buruk anıları, çocuk gözlerinin perdede gördüğü ilk kareleri ve aile hatıralarını samimiyetle paylaştıkları için her bir konuğuma minnettarım. Kişisel sinema tarihlerinin en özel ayrıntılarını onlardan dinlemek paha biçilmez.”

Mario Levi, Anjelika Akbar, Rahman Altın, Yekta Kopan, Ketche, Aylin Aslım, Alin Taşçıyan, Jehan Barbur, Ece Dorsay, Doğu Yücel, Ceyhun Yılmaz, Ferdi Eğilmez, Ümit Ünal, Arzu Yanardağ, Hamdi Koç, Itır Esen, Belkıs Özener, Sevinç Erbulak, Ahmet Ümit, Bejan Matur, Pucca, İrfan Değirmenci, Sunay Akın, Özgür Mumcu, Ayça Varlıer, Murat Serezli, Gülriz Sururi’nin yer aldığı Sinemaskop Randevular, sinema, kent ve kültür kapsamında keyifli ve derin söyleşilerden oluşuyor.

Gülümseyeceğiniz, kederleneceğiniz, çocukluğunuzu düşüneceğiniz ve sonunda bir “izlenecek filmler” listesi hazırlayacağınız Sinemaskop Randevular’ı okumak için kahvelerinizi hazırlayın…

Huzura Doğru 5 Büyük Adım

Sevgili arkadaşlar, elinizdeki kitapta, birbirinden çok farklı aile ortamlarında yetişmiş, bir zamanlar sizler gibi çocuk ve genç olan çok kıymetli ağabey ve ablalarınızın namaza başlama hikayelerini okuyacak, belki de her birinde kendi hikayenizden, düşünce dünyanızdan, evinizden, anne-babanızdan bir parça bulacaksınız. Bir solukta okuyacağınızı düşündüğümüz bu kitapta, her beş vakitte, Rabbimiz katından yapılan davete icabet etmenin, Rabbimiz tarafından yapılan yoklamaya “burda!” demiş olmanın ruhunuza kattığı iç aydınlanmaya şahit olacaksınız.

Konuşmalarıyla katkıda bulunan yazarlar:

  • Abdurrahman Dilipak -Gazeteci-Yazar,
  • Ahmet Mercan -Şair,
  • Asım Gültekin -Yazar,
  • Bakiye Marangoz -Yazar,
  • Derya Güney -Eğitimci-Yazar,
  • Eva Firryewh (Rus Öğrenci),
  • Süeda Yalçın -Yazar,
  • Gülcan Şimşekçakan -Ev hanımı,
  • Gürcan Onat -Emekli Binbaşı-ASDER Genel Başkan Yardımcısı,
  • Halit Bekiroğlu -Yazar-ÖNDER Genel Başkan Yardımcısı,
  • Hasan Aksay -Devlet Eski Bakanı,
  • İman Bedir (Suriyeli) Ev hanımı,
  • Mehmet Güney -İnsan Medeniyet Hareketi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı,
  • Meryem Fazlıoğlu -Öğretmen,
  • Mücahid Gökduman -Öğrenci,
  • Müzeyyen Taşçı -Yazar,
  • Najla Tammy İlhan (Amerikalı) Yazar,
  • Raziye Nur Tuna Özköse -Ev hanımı,
  • Remzi Tuncer -Müdür (Celalettin Ökten Anadolu İHL Okulu),
  • Sabiha Alpat Ateş -Yazar-Radyo Programcısı,
  • Şükran Erdem -Genel Cerrah,
  • Turan Kışlakçı -Gazeteci-Yazar-AA Ortadoğu ve Afrika Yayın Yönetmeni,
  • Tülay Gökçimen -Yönetmen,
  • Zahide Poyraz -Öğretmen,
  • Zuhal Özcan Çolaklı – Öğretmen.

İkiz Aynası Sanattan Portreler

Edebiyat , sinema , tiyatro , resim , müzik ve güzel sanatlar üzerine rengarenk sorular ve her biri samimiyetle verilmiş cevaplar…

Büşra ve Kübra Sönmezışık, ikiz aynası serisinin ‘’sanattan portreler başlıklı ikinci kitabında türk halkının gelişim ve değişimine dünden bugüne büyük katkıda bulunmuş , her biri birbirinden farklı alanlarda başarı sağlamış sanatçıları ağırlıyor. Eserleriyle gerek Türkiye gerek dünya çapında tanınan ve bilinen sanatçılar, başarıya giden yolda geçmişten bugüne yaşadıkları tecrübeleri okuyucuyla paylaşıyor.

Türkiye Toplumu ve Demokrasi

Gülmece edebiyatının doruğundaki yazarımız Aziz Nesin’i 100. Doğum Yılında anarken onun öyküleri, yazı ve konuşmalarından derlenen tematik bir seçki sunuyoruz.

Aziz Nesin’in öyküleri geniş bir konu yelpazesi içinde yalnız günlük yaşamı değil insanlık durumlarını ve toplumsal ilişkileri de gözler önüne serer, okuyanı güldürürken hayatı anlamaya yöneltir. Aynı çeşitlilik yazıları ve konuşmalarında da geçerlidir.

Seçkimizi hazırlarken istedik ki Aziz Nesin’in kitaplarındaki öykü ve yazılarını bu kez tematik bir bütünlük içinde okuyun.

Belirlediğimiz konu başlıklarına girmeyen ama bu dizi dışında bırakmaya gönlümüzün razı olmadığı öykülerini ise Gülmekten Öldüren Öyküler adı altında topladık.

Bizim Caddeden Portreler

Bizim Caddeden Portreler 1950 yılında Hafta dergisinde yayımlanmış yirmi yedi röportajı bir araya getiriyor. Edebiyat ve basın tarihimizde özel bir yeri olan Babıali Caddesi’nin bugün yaşamayan önemli figürleri portre- röportaj olarak adlandırabileceğimiz metinlerden oluşan bu kitap ile bir kez daha dile geliyor.

Babıali Caddesi meşhurlarının özel hayatları ile ilgili ayrıntılar, hayat, sanat ve edebiyat ile ilgili düşünceleri bu eser ile gün yüzüne çıkıyor. Bizim Caddeden Portreler ile Refik Halid Karay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Reşat Nuri Güntekin, Peyami Safa, Nihal Atsız, Neyzen Tevfik , Necip Fazıl Kısakürek, Faruk Nafiz Çamlıbel, İbnülemin Mahmut Kemal İnal, Ahmet Emin Yalman, Hikmet Feridun Es ve Babıali’nin yükünü çekmiş diğer yazar gazeteci ve karikatüristleri daha içeriden tanıma fırsatı doğuyor.

Benden Sual Ederseniz

Benden Sual Ederseniz tarihçiliğimiz söz konusu olduğunda akla gelen ilk isimlerden biri olan Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak ile 1990’lar ve 2000’lerde gazete ve dergilerde yapılmış söyleyişilerin toplamı.

Söyleyişiler farkı dünya göeüşlerine sahip kişilerce yapılmış olup ağırlıklı olarak Alevilik tarih ve tarihçiliğimiz üzerine gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, Ahmet Yaşar Ocak’ın hayat hikayesi onu farklı ve değerli kılan özellikler bazı önemli tarihi olaylar üzerine bugünümüze de ışık tutmaktadır.

Bende Sual Ederseniz okuduğunda bir bilim adamının örnek alınacak başarı hikayesi kendiliğinden belirginleşecektir.

Türkiye Edebiyat Dergileri Atlası

Türkiye Edebiyat Dergileri Atlası 1983-2010 yılları arasında yayımlanmış ve kapanmış dergilerin yayın yönetmenleri editörleri ile yazar ve şair Selçuk Küpçük’ün yaptığı söyleşileri içeriyor.

Toplam 40 söyleyişinin yer aldığı Türkiye Edebiyat Dergileri Atlası söz konusu zaman diliminde yayımlanmış farklı edebi kimlikler taşıyan dergiler bağlamında bir dönemin edebiyat iklimini gözlemlediğimiz gibi sosyolojik ve kültürel dinamiklere de aşina oluyoruz. Alanında ilk olan bu çalışmada yalnız kültür ve sanatın merkezi kabul edilen üç büyük ilimizde çıkan dergiler değil, Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde edebiyat dünyamızı renklendiren dergiler de mercek altına alınıyor.

Türkiye Edebiyat Dergileri Atlası’nın dergicilimizin topografyasını çıkarmada ana kaynaklardan biri olarak kullanılacağı kanısındayız. Aynı zamanda “her tefekkür”e açılan bir kapı olmasını da ümit etmekteyiz.                                             

Eleştirel Söyleşiler

Eleştirel Söyleşiler Mehmet Can Doğan’ın şair ve yazarlarla neredeyse yirmi beş yıl içinde yaptığı söyleşilerden oluşuyor. “Eleştirel” sözcüğü söyleşi yapılan kişilerle derinliğine bir konuşmayı işaret ediyor. Bu söyleşiler bir yazının malzemesiyle şekillendiği için tutum olarak da eleştirel bir ufku gözetiyor.

Geniş bir isim yelpazesinin dikkat çektiği kitapta; şiirden romana, eleştiriden edebiyat tarihine felsefeden şiir antolojilerine açılan konu çeşitliliği de zenginleştirici bir okuma daveti olarak belirginleşiyor. Bir şair veya yazarı enine boyuna irdelemeyi amaçlayan söyleşilerin yanında “Tek Soru Tek Cevap” olarak düzenlenen ve bir sorunu öne çıkaran konuşmalarla “Yayımlanacak bir antolojide hangi şiirinizin yer almasını istediniz? “sorulu ankete verilmiş cevaplar, düşündürücü ve zevkli bir toplam sunuyor.

Eleştirel Söyleşiler

Eleştirel Söyleşiler Mehmet Can Doğan’ın şair ve yazarlarla neredeyse yirmi beş yıl içinde yaptığı söyleşilerden oluşuyor. “Eleştirel” sözcüğü söyleşi yapılan kişilerle derinliğine bir konuşmayı işaret ediyor. Bu söyleşiler bir yazının malzemesiyle şekillendiği için tutum olarak da eleştirel bir ufku gözetiyor.

Geniş bir isim yelpazesinin dikkat çektiği kitapta; şiirden romana, eleştiriden edebiyat tarihine felsefeden şiir antolojilerine açılan konu çeşitliliği de zenginleştirici bir okuma daveti olarak belirginleşiyor. Bir şair veya yazarı enine boyuna irdelemeyi amaçlayan söyleşilerin yanında “Tek Soru Tek Cevap” olarak düzenlenen ve bir sorunu öne çıkaran konuşmalarla “Yayımlanacak bir antolojide hangi şiirinizin yer almasını istediniz? “sorulu ankete verilmiş cevaplar, düşündürücü ve zevkli bir toplam sunuyor.

Bir Başka Kandil

Kandil’e gidiyorum… “Ova bitti, karşımızdaki sarp dağlara tırmanmaya başladık. Güneş dağların arkasında kaybolurken, tepelerdeki tek tük bulutlar bir renk cümbüşü içinde adeta dans ediyordu… Önce kıpkızıl oldu tüm bulutlar, sonra pembeleştiler, en sonunda da eflatun oldular. Biraz sonra dağların zirvesinden koskoca bir dolunay yavaş, yavaş yükselmeye başladı. Bronz renkli bir dolunaydı bu. Ayın üstündeki kahverengi dağlar bile seçilebiliyordu.

Ve Dolunay dağların tepelerine asılmış devasa bir projektör olarak yeryüzünü aydınlatıyordu.”
Atilla Keskin, kırk yıl önce on arkadaşıyla birlikte gittiği El Fetih dönüşünde, tutuklanıp konulduğu Diyarbakır Cezaevi’ni ve “bölge”yi kırk yıl sonra doğasıyla, insanıyla, bilinmeyen yönleri ve olaylarıyla, tanıklıklara dayanarak anlatıyor.  Kırk yıl önce elleri kelepçeli zindanına tıkıldığı Diyarbakır, bu kez onu bağrına basıyor…

Ocak Sönmesin Diye : Lütfü Şehsuvaroğlu Kitabı

Türkiye Cumhuriyeti’nin toplumsal ve siyasal hayatının dönüm noktalarından biri olan 12 Eylül, öncesiyle ve sonrasıyla Türk siyasi tarihinde merkezi bir yere sahiptir. Şüphesiz bu dönemi diğer dönemlerinden ayıran itici kuvvet, idealist gençlerdir. 12 Eylül’e gelinirken “sağ”ı ve “sol”u şekillendiren bu gençler, sadece teorik düzlemde kalmamış ve düşüncelerini pratiğe geçirerek döneme damgalarını vurmuştur.

“Kanımız aksa da zafer İslam’ın!” sloganının mucidi; Ülkü Ocakları’nın son genel başkanı; şiir, roman, deneme, biyografi ve araştırma inceleme türlerinde eserler vermiş üretken bir yazar olan Lütfü Şehsuvaroğlu, bu idealist gençlerden biri olarak dönemin en önemli tanıklarından biridir. Türk abide şahsiyetleri -özellikle de Necip Fazıl Kısakürek ve Muhsin Yazıcıoğlu- ile genç yaşlarından itibaren irtibat halinde olan Şehsuvaroğlu, söyleşi şeklinde hazırlanan bu kitapta, dönemin Türkçülük, İslamcılık, milliyetçilik fikri akımlarını teorik ve pratik yönleriyle ortaya koyuyor, tespit ve tanıklıklarıyla günümüzdeki gelişmeleri de kapsayan bir yelpaze içinde Türk okuyucularına sunuyor.

İşim Gücüm Yaşamak

Elinizde tuttuğunuz kitap bir roman değil; Shakespeare’nin deyişiyle bir masal hiç değil! Mustafa Alabora’nın yaşam serüvenini, sorulara verdiği yanıtlar boyunca kendisinden dinleme olanağı bulduğumuz, “nehir söyleşi” türünde bir çalışma. Bu nehir yolculuğunun benim için en heyecan verici taraflarından biri eski İstanbul’u; kent hayatını; Yeşilçam’ı; Beyoğlu’nu; Tan Sineması’nı keşfetmek oldu. Todori’de Selahattin Pınar’la mı buluşmadık; Münir Özkul’la yaz turnesine mi çıkmadık, Zeki Müren’le tekne turu mu yapmadık; Cüce Simon’dan piyango bileti mi almadık. Boğaz köprüsünden ilk defa geçmedik mi birlikte? Siz Mustafa Bey’in “Ben eskiyi özlemem; daima ileri bakarım” dediğine kanmayın! O günleri anlatırken gözlerinin buğulandığı; sesinin titrediği anların birinci elden tanığıyım!

Ekranella 2014 Televizyon Yıllığı

TV’ye dair aradığınız her şeyin cevabı, televizyon tarihinin en çalkantılı yılının ay ay dökümünü takip edeceğiniz Ekranella – 2014 Televizyon Yıllığı’nda.

  • 2014’te hangi diziler başladı, hangileri bitti?
  • Sosyal medya da en çok hangi diziler / programlar konuşuldu?
  • Televizyon gündemine kimler bomba gibi düştü?
  • Değişen reyting paneli sektörü nasıl etkiledi?
  • Türkiye’de ve dünyada 2014 nasıl geçti, 2015’e dair beklentiler ne?

 Tayfun Atay, Yiğit Karaahmet, Ümit Kıvanç, Perihan Mağden, Feryal Pere, Uygar Şirin, Orhan Tekelioğlu, Elçin Yahşi ve Uğur Vardan başta olmak üzere 20 yazardan yorumlar, özel röportajlar ve televizyonun geleceğine ilişkin tahminlerile Türk ve dünya televizyonlarında olup bitenlere farklı bir açıdan bakmaya hazırolun.

Sigortacılığın Duayeni David Kohen

Yüzyılı aşkın süredir sigortacılık yapan bir ailenin üçüncü kuşak temsilcisi David Kohen, ailesinin Osmanlı döneminde Selanik’ten başlayarak Karaköy’deki Bankalar Caddesi’ne, oradan da Maslak’taki plazalara uzanan hikâyesini anlatıyor.

David Kohen, sigortacılığın ilk dönemlerinin izini sürüyor ve dönemin ticaret hayatının okuyucunun gözünde canlanmasını sağlıyor. Mesleğin tarihiyle ilgili bilinmeyenleri anlatan Kohen, sigortacılığın penceresinden bakarak toplumsal yaşamdaki, ticaret ilişkilerindeki ve hatta aile yapısındaki değişimleri ortaya koyuyor.

David Kohen, Türkiye’de sigortanın gelişimini üç ayrı fazda ele alıyor: On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında başlayan liberal dönem 1927’deki reasürans tekeliyle son buluyor. Reasürans tekeliyle birlikte, ikinci fazda, devletçi yaklaşım hakim oluyor. Son olarak, Özal hükümetiyle 1987’de başlatılan ve günümüzde devam eden kontrollü liberal dönem yaşanıyor.

Finansal sistemin önemli bir parçası olan sigortacılıkta refahın ve eğitimin önemine dikkat çeken Kohen, güven ilişkisi kurmak, gelişen teknolojiye ve küresel rekabete ayak uydurmak, yeni trendleri takip etmek ve uzmanlaşmak gibi konuların altını çizip sigortacılara öneriler getiriyor.

David Kohen’in gençlik yıllarını, okul yaşamını, askerliğini, evliliğini ve özel ilgilerini anlattığı bölümlerle zenginleşen bu nehir röportaj, İkinci Dünya Savaşı’nın ve azınlıklara uygulanan Varlık Vergisi’nin ailesini ve iş yaşamını nasıl etkilediğini ayrıntılarıyla gözler önüne seriyor. Böylece kitap, dönemin yaşam tarzına ve alışkanlıklarına ışık tutan ve belgeleyen bir sözlü tarih çalışmasına dönüşüyor.

Hayatım ve Türkiye

Hayatım ve Türkiye bir yandan Sabahattin Zaim’i daha yakından tanımamıza ve kendisinin fikir ve düşüncelerini anlamamıza yardımcı olmakta diğer yandan Türk ve İslam dünyasının yakın geçmişine, Türk toplumunun sosyo-kültürel ve ekonomik yapısına ışık tutmaktadır.

– Prof. Dr. Halil Zaim

  • Türkiye’nin yetiştirdiği en mümtaz ilim adamlarından,
  • Konya’dan Balkanlar’a göçen bir ailenin çocuklarından,
  • Ömrünü ilme, insan yetiştirmeye ve hayır işlerine adamış bir gönül insanı,
  • Türkiye için çıkış arayan nesillerin yönünü; kendi öz değerlerine bağlı kalarak çağdaşlaşma ve ilerlemeye çeviren öncü isimlerin başında,
  • Yaptığı çalışmalarla aranan ekonomi hocası ve otoritelerinden,
  • Yarım asra yakın akademisyenliği süresince yurt içinde ve dışında dersler veren, binlerce öğrenci, uzman ve bilim adamı yetiştiren,
  • Sadece hocalığı ve bilime katkılarıyla değil, sosyal ve kültürel alanda yaptığı hizmetlerle de dünyaca tanınan bir isim.

81 yıllık ömrüne sayısız eser ve hizmet sığdırıp “hoş bir sada” bırakarak aramızdan ayrılan “hocaların hocası” Prof. Dr. Sabahattin Zaim hayatı ve idealindeki Türkiye’yi İbrahim Uslu’ya anlatıyor.

Prof. Dr. Sabahattin Zaim’in Türkiye’nin siyasi, ilmî ve ekonomik konumu hususunda her biri birbirinden değerli ders niteliğinde görüşlerini anlattığı Hayatım ve Türkiye tüm öğrencilerin, hocaların ve işadamlarının başucundan ayıramayacakları bir rehber…

Latife Tekin Kitabı

“Belki de ben çocukken dinlediğim masallara fazlaca kanmış biriyim… İki kardeş vardır, yol ayrımında biri kuru yoldan gider, biri bataklık yola sapar… Kuru yola giden eli boş döner, hemen anlatılıp geçiştirilir onun macerası, bataklığa sapan yoluna devam eder ve elinde sihirli bir şeyle geri dönen de o olur. Ben de masallardaki gibi iyi kitabın aklın gitme dediği yere gidilerek bulunabileceğine inanıyorum.”

Pelin Özer, onunla bir arada yaşayarak, konuşmalarını sessiz bir gölge gibi dinleyerek, Latife Tekin’le uzun bir söyleşiye oturuyor. Romanlarının sırrına ermek için yola çıkıyor, onun büyük bir derinlik ve samimiyetle anlattıklarını kaydediyor. Latife Tekin adeta kendi kendine konuşur gibi evinden, çocukluğundan, ailesinden, köklerinden, yoksullardan, iktidarlardan, masumiyetten, yaşamın ve yazının sesinden söz ediyor. Ortaya, soranla cevaplayanın uyum içinde birbirine geçtiği, okuyanı da içine çeken bir kitap çıkıyor.

“…içlerinden bir ateş geçerek, dilin ve sözcüklerin peşine takılıp yazma tutkusuna kapılanların okumaları gereken bir kitap bu.” Oya Baydar

Bukowski ve Beat Kuşağı

Amerikan edebiyatının dünya edebiyatına miras bıraktığı en büyük hediyelerden birisi ve sonuncusu kuşkusuz ki Charles Bukowski’dir, onun bir pop nesnesi olarak kullanılmasını çöpe atacak olursak deha dağı ile göz göze geliriz. Hem Bukowski üzerine hem de Beat edebiyatı olarak adlandırılan dönem Amerikan yazar ve şairleri üzerine derinlemesine çalışmalarda bulunan İsviçreli gazeteci yazar Duval; Beat edebiyatı sürecinin tarihsel ve tematik yapısını ele alırken, felsefi ve estetik farklılıklar ve aynılıklar açısından karşılaştırmalı bir edebiyat tarihini muazzam keyifli bir şekilde sunuyor.

Neal Cassady, Lawrence Ferlinghetti, Allen Ginsberg ve William Burroughs başta olmak üzere birçok Beat edebiyatı yazar ve şairini; haklarında ilginç anekdotlar ve anlatılarla Bukowski ile harmanlıyor. En önemlisi bunu Charles Bukowski ile birlikte yapıyor. Ölümünden önce ve onunla birlikte! Eser bunun yanı sıra orijinal fotoğrafların kullanımı ve kitap için yapılmış özel Linda Lee ve Charles Bukowski roportajı ile de öne çıkıyor. Bu ayrı bir paralelde ikilinin ilişkilerine de ışık tutan bir metin bütünü yaratıyor. Keyifli ve bilgi dolu bir okuma.

Aziz Nesin Konuşuyor

“Yazar ve aydın namusu nedir, doğruluk ve dürüstlük nedir, en saf ve som şekliyle onda gördüm, onda yaşadım. Yararlı iş yapmak yaşamında en büyük özeniydi. Tembelliği ve yararsız işi aptallık diye nitelerdi. İsraf da onun için en yararsız işlerden biriydi. Yalana, sahteliğe ve sahtekârlığa büyük öfke duyardı.”

Aziz Nesin yazarlığının yanı sıra bir mücadele insanıydı. Hayatı boyunca durmadan ve yorulmadan, yaşadığı toplumu ve dünyayı daha güzele doğru değiştirmek için çabaladı.

Yüksel Pazarkaya, Aziz Nesin’in yıllar boyu yakınında oldu. Onunla farklı zamanlarda yapılan, saatler süren söyleşileri kayda aldı. Hem toplantılarda konuşulanlar hem de kendi sorduğu sorulara aldığı yanıtlarla elinizdeki kitap oluştu.

Bu kitapta Aziz Nesin’in çok tartışılan kimi görüşleri üstüne ayrıntılı açıklamalarının yanında, farklı konularda düşüncelerini öğrenecek, bilmediğiniz özellikleriyle de karşılaşacaksınız.