Şamdancı

Alfred de Musset (1810-1857): 19.yüzyıl Fransız edebiyatının en önemli isimlerindendir. 1829 yılında yayımlanan Contes d’Espagne et d’Italie isimli şiir kitabıyla üne kavuştu. Victor Hugo, Charles Nodier gibi Romantik yazarların çevresinin müdavimi oldu. Temmuz Monarşisi döneminde Fransız İçişleri Bakanlığı’nın kütüphanesinde kütüphanecilik yaptı, 1845 yılında Legion d’honneur’e layık görüldü. 1852 yılında Academie française’e üye olarak seçildi. Alfred de Musset şiirin yanında roman, öykü ve oyun türünde çok sayıda eser verdi. İlk oyunu La Nuit venitienne (1830) sahnede başarısız olunca oyunlarının sahnelenmesine 1847 yılına dek izin vermedi. 1848 yılında ilk kez sahnelenen Şamdancı, yazarın diğer oyunlarına kıyasla çok daha geleneksel bir yapıya, öte yandan kusursuz bir zaman ve mekan bütünlüğüne sahiptir. Oyun tan ağarırken başlar, akşam sona erer ve oyun boyunca evin her önemli köşesini ziyaret ederiz. Komedinin lirizmle buluştuğu bu muhteşem oyun, Alfred de Musset’nin şiirindeki eşsiz duyarlılığı anımsatmakla kalmaz, aynı zamanda şairin kendi yaşamından da izler taşır.

Cambazın Cenazesi

Bir sahil kasabasında yaşayan insanların, küçük hayallerle kurdukları hesapların sebep olduğu büyük kentsel dönüşümün komik hikayesi. Kasabalının çok sevdiği ihtiyar Rasim İsmet ölür ve ardında kocaman, verimli bir bahçe içinde üç ev bırakır. Merhumun tek isteği, evinin bahçesine gömülmektir. Ancak o henüz hasta yatağındayken, çocukları herkesten habersiz bahçeyi satmıştır. Kasaba ikiye bölünür, dönüşümü isteyenler ve istediği halde söyleyemeyenler. 15 yaşlarındaki iki torun, her şeye inat dedelerinin vasiyetini yerine getirmeye ve cenazeyi mezarlıktan kaçırıp bahçeye gömmeye karar verirler. Yıkım için dozerler gelecek olsa bile!

İki oyuncu için yazılmış, yirmi karakterden oluşan komik, absürd bir anlatı oyunu. Ölüm de bir dünya işi. Rahmete giden artık yalnızdır.Cambaz’ın ne anası babası, ne evladı, ne şapkası elbisesi var. Konuşacak arkadaşı, okuyacak gazetesi, dişleri, bahçesi, evi.. Her şeyi bu tarafta kaldı. Cambaz gidiyor, hayat onun konuşmadığı bir dilden devam ediyor. Bir takla daha atamadı; Cambaz Rasim dün gece öldü!

Alternatif Tiyatrolar

Son yıllarda yüksek sesle dillendirilen, tiyatronun öldüğüne dair kanaatler bugün imkanları görece daha sınırlı ‘alternatif tiyatrolar’ın ortaya çıkışıyla başka bir boyut kazandı. ‘Eski’nin karşısına ‘yeni’yi koyan interdisipliner sahneleme arayışları sosyolojik temelli yeni mekan, seyirci, algı türlerini ve beğeni tartışmalarını da beraberinde getirdi. Tiyatro sosyolojisi içinde yeni mücadele alanlarının bir tezahürü olarak da ele alınan bu tartışmalar artık sanatsal, estetik ve sınıfsal birçok açıdan değerlendirilmek durumunda. Cansu Karagül’ün Bourdieucü sanat sosyolojisi bağlamında ele aldığı Alternatif Tiyatrolar çalışması da bu yeni evreyi ve tiyatronun üzerine oturduğu zemini anlamaya çalışan ender çalışmalardan biri. Kitap, tiyatro alanındaki tarihsel dönüşümü tarihçesi, tanımı, arka planı, olanakları ve geleceğiyle daha geniş tartışmalara yol verecek şekilde ele alıyor. Güncel ve tarihsel bir izlekte, tartışmaların daha da derinleşmesi ve çoğalması dileğiyle…

Senaryoda Unutulmaz Karakterler Yaratmak

Otuz yılı aşkın bir süredir birçok yönetmen, yapımcı ve şirkete senaryo danışmanlığı yapan ve senaryo alanında çok sayıda kitaba imza atan Linda Seger’in bu kitabı, bir senaryoda güçlü, çok boyutlu ve seyredildiğinde etkileyici karakterler yaratmanın tüm ipuçlarını sıralıyor…

Senaryo Nasıl Yazılmaz

Bu kitabı iyi senaryo yazabildiğim için değil kötü olan binlercesini okumak zorunda kaldığım için kaleme aldım.  Senaryo metni edebiyat değildir ve bana inanın kimse senaryo okumaktan keyif almaz. Okuyanların amacı filme dönecek bir öykü arayışıdır ve bu insanlar film yapmayı severken okumaktan hiç hoşlanmazlar. Senaryo okuyanların çok geçmeden fark ettiği bir nokta varsa, o da kötü senaryodur. Düzgün yazılar senaryonuzu okumayı bir keyif haline getirdiği hâlde aslında bir film için taslak hazırladığınızı unutmamalısınız.

Büyük ihtimalle senaryo hakkında yarım deste kitap okudunuz ve nelerin bilinmesi gerektiğinin farkındasınız. Bu sebeple bu kitabın mı size iyi bir senaryo yazmayı öğreteceğini düşünüyorsunuz? Hayır, bu kitap size iyi yazmayı öğretmeyecek. Bu kitap size kötü senaryoların görünmez tehlikelerinden kaçınmayı ve hedefe zarar görmeden ulaşmayı öğretecek. Eğer bir yazar olacaksanız fikirlerinizi ve stilinizi zaten geliştireceksinizdir.

Gereğinden fazla, sayfalar dolusu hata topladım. Fark ettim ki ortak noktaları bulunuyor. Burada topladığım hatalardan kaçınabilirseniz yine de iyi bir senaryo yazamayabilirsiniz. Ancak kötüsünü de yazamazsınız. Hatalardan kaçındıktan sonra gerisi size kalıyor.

– Denny Martin Flinn

Şair Evlenmesi

Şair Evlenmesi, edebiyatımızda Batı tiyatrosu yolunda yazılmış ilk eser. Şinasi’nin toplumun her katından çeşitli tipleri ustalıkla yerleştirdiği bu tek perdelik oyun, bir töre ve karakter komedyası. Edebiyatta olduğu gibi toplumda da Batılılaşmanın öncülüğünü yapan Şinasi bu oyunda, ‘görmeden evlenme’ geleneğinin sakat tarafını göstermeye çalışır. Şair Evlenmesi taşıdığı bütün yeniliklerle, Batı’dan getirilen tiyatro edebiyatını yerli ortaoyunu ve Karagöz gelenekleri üzerine inşa eden öncü ve kurucu bir metin.

Türk Tiyatrosu Tarihi Ciltli

Ahmet Refik Sevengil, yıllar süren çalışması sırasında, tiyatro tarihine damgasını vurmuş sanatçılarla görüştü, arşivleri taradı, elyazmalarını inceledi. Türk Tiyatrosu Tarihi, sadece tiyatro tarihini değil anlattığı dönemlerdeki önemli hadiseleri de içerdiğinden, Osmanlı’nın son dönemini yansıtması ve padişahların yaşayışlarını, ruh halini aktarması açısından da farklı bir eser.

“Onun bir başyapıtı var: Türk Tiyatrosu Tarihi. Benzeri olmayan, sanıyorum ki dünyada da pek benzeri olmayan bir çalışma.”

-Selim İleri

“Başka bir kültürün adamı. Bütün kültürlerin adamı. Doğu-Batı hepsi bir arada… Zaten Osmanlı, zaten cumhuriyetçi, zaten Avrupalı.”

-Adalet Ağaoğlu

“Ufku çok genişti. Eskiyi de yeniyi de iyi bilirdi. Tiyatro diyorsanız, radyo diyorsanız, sinema sanatı diyorsanız, şairler diyorsanız, Türk edebiyatı diyorsanız hepsinin içinden gelmiş.”

-Turgut Özakman

“Ben hocalarıma aşkla yaklaştım. Bazı hocaların garip bir çekiciliği olurdu. Refik Ahmet Sevengil bunlardan biriydi. Kütüphane gibi yahut bir ansiklopedi gibi.”

-Yıldız Kenter

“Devlet Tiyatrosu’nun kurulması konusunda çaba gösterenleri başında, o zamanlar milletvekili olan Refik Ahmet Sevengil geliyor. Refik Ahmet Bey TRT’nin kurulmasında da öncülük yapıyor ve yönetim kurulunda bulunuyor. Gözlük derecesi kaç? Yedi miydi? Sekiz miydi? Kalın gözlükleri vardı. Okuyor, sabahlara kadar çalışıyor. Eee o bir aşk, o bambaşka bir şey. O aşk olmasa yapılır iş değil.”

– Can Gürzap

Toplu Oyunları 1 – Diktatör – Hayat Bayram Olsa

Diktatör,

Hayali Güney Amerika ülkesindeki bir diktatörün sıkıntılarını, gençlik günlerine özlemlerini ve yaşantısını anlatıyor. Uşağı Esteban onu, yaşamındaki tek düzelikten kurtulması için köprü altında yaşayan üç sefil insanın yayanına götürünce duygusal ve komik sahneler yaşanır.

Hayat Bayram Olsa,

Aynı sokakta yıllar  yılı dostluk içinde birlikte yaşamış olan insanların bir cinayet olayı karşısında birbirlerini suçlayarak çözülmelerini katilin dışardan biri olduğunun bulunmasından sonra utanç duyguları içinde tekrar birbirine bağlanmalarını müzikli eğlenceli ve merakla izlenen bir atmosferde sergiliyor.

Vahşi Batı Kürdistan

Hiner Saleem’in yeni dönem Kürt sinemasının en başarılı ve ayrıksı filmlerinden “Tatlı Biber Diyarım“ın senaryosu, “Vahşi Batı Kürdistan“ Bir Film Bir Yönetmen dizisi içinde Avesta Yayınları arasında çıktı.

Kitap Fransıza’dan Türkçe’ye Nihat Nuyan tarafından çevrildi. Kitapta senaryonun yanında yönetmene ilişkin yazılar ve filmografisi, filme ilişkin değerlendirmeler, fotoğraflar, yönetmen ve oyuncularla yapılmış söyleşiler de yer alıyor. Avesta’nın “Sinema“ dizisinde daha önce Behmen Qobadi’nin “Kaplumbağalar da Uçar“ filminin kitabı yayımlanmıştı. Aynı dizide Hiner Saleem, Behmen Qobadi ve Şewket Emin Korki’nin bütün filmlerinin senaryoları Kürtçe ve Türkçe olarak yayımlanacak. Ayrıca yönetmenlere ilişkin kitaplar da dizide yer alıyor.

Hiner Saleem, filme ilişkin şu değerlendirmeyi yapıyor: Saddam Hüseyin’in düşüşüyle (2003), Irak resmi olarak federal bir devlet haline geldi. Kürtler Bağdat’tan bağımsız olarak işlerini artık kendileri yönetiyorlar. Milyarlarca dolar, petrol parası gelmeye başladı. Ülke kocaman bir şantiyeye dönüştü. Doğuya özgü bir kargaşa içinde hayat yeniden başladı, yeniden köyler yapılmaya başlandı, yeni yollar çizildi. Bundan sonra, bu uzak bölgelerin düzene ihtiyacı doğdu…

Bu, filmin ana karakteri Baran’ın hayalidir. Ben filmimi yazdığım sırada gördüğüm her şey bana Amerika’nın çok sevdiğim Vahşi Batı’sını hatırlatıyordu; dağlar, yabani düzlükler ve steplere serpiştirilen köyler. Eski savaşçılar şerifler haline gelmişlerdi, bazıları paralı askerlik yapıyordu ve bazıları da işadamı olmuşlardı. İşte filmimde, heyecan ve mizahla anlatmak istediğim şey bu. Çünkü deriz ki “Tanrı on tane Kürdü yarattı ve on birincisini onları güldürmesi için yarattı.”

Kral 6. Henry – 1

William Shakespeare (1564-1616): Oyunları ve şiirlerinde insanlık durumlarını dile getiriş gücüyle yaklaşık 400 yıldır bütün dünya okur ve seyircilerini etkilemeyi sürdüren efsanevi yazar. Kral VI. Henry Shakespeare’in İngiltere’deki siyasi karışıklıklar ve ayrılıkların başladığı VI. Henry dönemini ele aldığı oyunların ilk bölümüdür. Üç bölüm süren oyunların kahramanı VI. Henry’dir, fakat ilk bölümde kendisini İngiltere’ye adamış büyük komutan Talbot’un trajedisine de tanık oluruz.

Shakespeare VI. Henry’yi genç denebilecek bir yaşta yazmıştır, buna rağmen sahneye uygun oyun yapısını kurmada çağdaşlarının çok ilerisindedir. Yazarın karakterleri boyutlandırmadaki başarısı, onlara kattığı enerji ve etkili şiirsel geçişler, tarihi oyunlar arasında Kral VI. Henry’yi öne çıkarır.

Kunduracı Doktor

“Kunduracı Doktor, 2001 yılı Ocak ayında tamamladığım bir oyun. Oyunun başlığından da anlaşılacağı gibi, herhangi bir mesleğe hafif ironi ile yaklaşımım söz konusu. Oyun, ara sıra hafıza kaybı yaşayan, kim olduğunu unutan, kız kardeşi ile birlikte çocukluğuna dönen, şehirli bir aile çocuğu olan Doktor’un hikayesi.

Bu hikaye hem politik, hem değil, hem hastalığı anlatıyor, hem anlatmıyor. Birine gerçeği söylememe durumu değil, aynı zamanda gerçeği söyleyebilme durumudur. Bir oyuncu seyirci arasına gidip oyun boyunca aynı kostümle oynayabilir. Bu oyun, olaylara ayna tutmaktır. Unutulmuş olmanın da hikayesidir. Büyük hedefler uğruna, gördüklerimizi görmezden gelmenin öyküsüdür.”
-Duşan Kovaçeviç

Ne Güzel Bir Gün

Ne Güzel Bir Gün, Afrika’da özgürlüklerini kazanmak için beklenmedik bir şekilde harekete geçen bir zenci grubunun ve bunların lider sandıkları Pantegleize’in 1 Mayıs’ta geçen hazin ve trajik öyküsünü anlatır. 1996’da Ankara’da Büyük Tiyatro’da sahnelenmiş bu oyunun ilk İngilizce prodiksiyonu ise, APA-PhoenixRepertory Company tarafından 1967’de New York’ta gerçekleşmiş ve oyunu John Houseman ve Ellis Rabb yönetmiş başrol Pantagelize’i de Ellis Rabb üstlenmişti.

Aradığınız Topluma Uluşılamıyor

‘Unutmak’ , bu dünyadan olma ve dünyadan kopmanın bıçak sırtıdır, sırat köprüsüdür. Oyun, bu ‘unutma’ haline karşı çıkmakta, ‘Gezi’ sürecinde yaşananları hatırlatmakta.. Birçok şeye birbirlerinden çok farklı bakan ve belki de bu yüzden birbirinden nefret eden sıradan insanların bir barın belki de kayıp bir katında ‘bir olma’ hikayelerine tanık oluyoruz. Birbirleriyle ilk tanıştıklarında kafalarında oluşturdukları kapitalist yavşak ile bohem yavşak kişiliklerini birbirine giydiren iki adamın dönüşümünü görüyoruz.

Oyun bir tehlikeye işaret ediyor: Belleği aymazlıkla, duyarsızlıkla, dünyanın zamanıyla örtme tehlikesine… Çünkü o örtünün altında felç uykusu var, kış uykusunun çirkin kardeşi….

Dr. Faust'un Ölümü

Dr. Faust’ un Ölümü, Goethe’nin Faust’u ve Christopher Marlowe’un Doctor Faustus’u ile birlikte tüm zamanların en etkili aypıtlarından biri olarak adlandırılabilir. Oyun içinde bir oyun ve kaberet biçeminde yaratılan bu yapıt, Doktor Faust’un bir kaberette sahnelenen aynı adlı oyunu seyretmesiyle başlar, trajik ve komik sahneler birbirlerini izler ve beklenen sona ulaşır. Çok karakterli bu yapıtta as karakterlerin yanı sıra yargıçlar, jandarmalar, itfaiyeciler, askerler, cellat, karnaval tipi kişiler, bir peygamber, azrail ve diğerleri oyuna renk kattıkları kadar esas temayı da zenginleştirirler. 20. yüzyılın en önemli avantgrad tiyatro yazarı olarak kabul edilen Mchel de Ghelderode(1898-1962), Jean Cocteu’ya göre, “Belçika’nın gerdanlığında taşıdığı şairler kolyesini tamamlayan bir siyah elmastır.”

Aldatma

Aldatma, çağdaş İngiliz tiyatrosunun en önemli yazarlarından Harold Pinter’in (1930-2008), ‘aldatma’ temasını gerçekçi ayrıntılarla işlediği bir oyun. Oyunda, ‘kadın, kocası ve sevgilisi’ üçgeni çerçevesinde, çok katmanlı aldatma olgusu irdelenirken, tutku-sevgi-dostluk-aile gibi kavramlar da Pinter’in özgün tiyatro dili ile sorgulanıyor.

Toplu Oyunları 1

Pulitzer ile Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Ödüllerini almış olan Kızgın Damdaki Kedi, büyük arazi sahibi, zengin bir Amerikan ailesi içindeki gizlenmiş, saklı kalmış bir takım gerçeklerin ortaya dökülmesiyle yaşanan çatışmaların anlatıldığı psikolojik-gerçekçi bir oyun. Yazar, insanların gerçeklerden kaçarak, yalanlarla aldatmacalarla kurdukları bir dünyadan kurtulmaları için tek çıkar yolun, kararlılık ve sevgi ile, gerçekleri olduğu gibi kabul etmeleri olduğunu vurgular.

Yazarın ilk dönem oyunlarından olan Gökyüzüne Bir Merdiven, ABD’deki ekonomik düzenin insanın ruhunu yok eden iç yüzünü ve mevcut sistemi eleştiriyor. Gerçekci bir yapıdan, giderek bir rüya atmosferine dönüşen oyun, bilimkurgusal özellikleriyle, yazarın geleceğe dönük hayallerinin yansıması… Yazar, lunapark ve çatı sahneleriyle çok renkli, fantastik ve görkemli bir tiyatro şöleni sunuyor bizlere…

Belçika Oyunları 4

Belçikalı oyun yazarı Paul Pourveur, bu oyunu ile dünya görüşünü, anlatmak istediklerini hiç alışık olmadığımız ve örneğini pek az gördüğümüz yer, zaman ve aksiyon içeren modern dramaturjiye karşı çıkan yepyeni bir sahne diliyle anlatıyor. ”Ben hemen yenip yutulan hazır lokmalar yazmıyorum; klasik dram yapısının kurallarına uymuyorum. Çünkü o kurallar günümüze ait aktüel temaları anlatmak istediğimizde sizi sınırlıyor,” diyerek bu davranışın gerekçesini açıklıyor.

Kapitalizmin, Shakespeare’i Starbucks, Sell, McDonalds, Ikea, Nike gibi küresel bir marka haline getirip metalaştırarak pazarladığını, günümüzün sarsıcı sorunlarını sahneye getirmeye cesaret edemeyen bazı tiyatrocuların, bu pazarın kolayca satıcısı olmalarına ciddi eleştiriler getiriyor.

Vakti Geldi

Vakti Geldi, genç yazar Gökhan Erarslan’ın (D.1982) İstanbul Şehir Tiyatroları 2013-14 döneminde seyircinin beğenisini kazanmış, kurgusuyla, olay örgüsüyle, merak unsurunun hiç eksilmeden izlenen bir oyunu.

Kendi çıkarlarından başka idealleri olmayan, siyasete soyunmuş, toplumda statü kazanmış eğitimli kişilerin yoz demokrasi anlayışları, kadınların yaşamındaki, toplumda kemikleşmiş erkek egemen önyargıların yaşam boyu süren olumsuz etkileri, oyun kahramanı genç bir kadının ustaca kurguladığı tempolu ve ilginç bir öyküyle sahneye taşınıyor.

Hayaletler (Genspenster)

Hayaletler, Norveçli büyük yazar Ibsen’in, yaşadığı dönemde ülkesindeki yasak konuları cesaretle deşmesi yüzünden çok sert tepkilerle karşılaştığı ve eserinin sansüre uğradığı bir burjuva tragedyasıdır. Oyun, burjuva yaşamının dışarıdan görünüşünü ustalıkla kazıyarak, geçmişte yapılmış çirkinlikleri, ahlaksızlıkları ve söylenmiş yalanları ortaya çıkarır. İnsanların bir meta gibi alınıp satıldığı bu düzende sevgiye, hoşgörüye, özgürlüğe yer yoktur. Burjuva bireyleri, bu ikiyüzlülük ilişkilerini, soya çekim olarak da yaşamak zorunda kalırlar. Aristokrat Alving ailesinde, Bayan Alving, ölen kocasının hizmetçileri ile yaşadıklarını, bu kez oğlunun o hizmetçinin kızıyla yaşamaya başlamış olduğunu görünce, evde hayaletlerin üzerine çöktüğünü duyumsar.

Senaryo Kuramı

Sinemamızın etkili yönetmenlerinden Semir Aslanyürek’in senaryo kuramı üzerine görüşlerini önce kavramlar üzerinden, daha sonra teorik ve pratik yanlarıyla irdelediği ve okura bir yol haritası kunduğu kitabı… 

 

Oda Komşum Richard Wagner

Oda Komşum Richard Wagner, bir Türk öğrencisinin 1960’lı yıllarda Amerika Birleşik Devleri’nde yüksek öğrenimini yaparken Amerikalı halkla olan ilişkilerini ve toplumların kendilerinden farklı gördüğü Zenci, Yahudi gibi bazı gruplara karşı önyargılı davranışlarının yarattığı çelişkileri, gerçek yaşanmış anlattığı bir oyun.

Tam O Sırada

Ahmet Güntan’dan, Olanlık.’tan sonra yine tamamı diyaloglardan oluşan bir RDAO (Roman Demek Âdet Olmuş). Bu kez deneme, senaryo ve roman arasında gidip gelen bir anlatı. Gece başlayıp ertesi sabah biten bir yatılı okul hikâyesi. 15-16 yaşlarında gençler: Kız Cengiz, Kara Murat, Melek Orhan, Çamur Timur, Çoban Hasan, Arı Tarık, Beket Şevket, Beygir Niyazi, Kirpi İsmail. Arkadaşlarının değer verdiği eşyaları çalıp bir ağaç kovuğunda gizlice toplayan hırsız, sabah disiplin kurulunun karşısında nasıl bir savunma yapacak? Kucak kucak dolaştırılan Afrodit’in suçu ne? Melek Orhan kanatlarından kurtulmak için mi Kirpi’yi ele verdi? Kız Cengiz’i en çok kim seviyor? Sapkınlık mı daha öğreticidir, müfredat mı? İnsanı kim anlar? Ahmet Güntan, sabaha dek süren küçük küçük mahkemelerde, bir grup ergenle suçu, cezayı, adaleti, aşkı tartışıyor. Tam o sırada.’nın ayrıca hiç alışık olmadığınız bir sürprizi de var: bir roman sountrack’i, Kız Cengiz’in Şarkısı.

Kitabın karakterlerinden Kız Cengiz’in şarkısını dinlemek için QR kodunu okutabilir ya da raskolunbaltasi.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Bakır Dönemi

Nuri Pakdil’in diğer tiyatro eserlerinde olduğu gibi, “Kalbimin Üstünde Bir Avuç Güneş”te de, tüm gerilim Tanrıtanımazlık sorunu üzerine kurulu.Çağın her çıkmazının temelinde hep Tanrıtanımazlık sorunu yok mu? Tanrı’yı unuttu çağın insanı, en çok da Tanrı’yı unuttu. İşte burda çıkıyor tiyatronun özgörevi: Tanrı’yı insana yeniden duyumsatmak. Yeniden insanı göğe baktırmak, gökle yer arasında ilişkiler kurdurmak. 

– Baha Yavuz

Nuri Pakdil’in hemen her eseri, Türk edebiyatında yenilenmenin muştusunu taşıyor, edebiyatımızda yarının boyutlarını kuşatıyor. Nuri Pakdil, edebiyatın deneme, anı, çeviri, şiir dallarında oluğu gibi, tiyatro dalında da başarılı eserler veriyor.

Nuri Pakdil’in insan ve toplum gerçeklerine değinen, yerli düşünceden kaynaklanan, batılı öz ve biçim özelliklerini gerçekten kavrayan tiyatro eserlerinin ilk örneği ‘Umut’tu. Bunu, ‘Korku’, ‘Put Yapımevleri’, ‘Kalbimin Üstünde Bir Avuç Güneş’, ‘Bir Öldürme Töreni’, ‘Belge’ ve ‘Bakır Dönemi’ izledi. Bu kitapların bize tuttuğu aynada, karanlıktan karanlığa nasıl koştuğumuzu gördük. Bu kitaplar bize, insanın Tanrı’yı unutmasına bağlı olarak yaşadığı tedirginliği, düştüğü bunalımı anlattı. Şematik bir özgürlüğün insana birşey kazandırmadığını hatırlattı. Bu kitaplarla, tiyatromuzun, nasıl büyük boyutlara ulaştığına tanıklık ediyoruz.

– Mehmet Emin

Nuri Pakdil’in Tiyatro Eserleri:
1- Umut
2- Korku
3- Put Yapımevleri
4- Kalbimin Üstünde Bir Avuç Güneş
5- Bir Öldürme Töreni
6- Belge
7- Bakır Dönemi

Belge

Nuri Pakdil’in, Umut, Korku, Put Yapımevleri ve Kalbimin Üstünde Bir Avuç Güneş’ten sonra ilk kez kitaplaşan yeni kısa oyunu “Belge” aynı çizgiyi sürdürüyor. Aynı çizgideki diğer oyunları “Bir Öldürme Töreni” ve “Bakır Dönemi” adlı kısa oyunları da kitaplaşmıştır.
Böylelikle, Nuri Pakdil’in oyun türündeki kitaplarının sayısı yediye ulaşmıştır.

Günlük'ten

Eugène Ionesco (1909–1994), uyumsuz tiyatronun önde gelen yazarlarından biridir. Sıradan durumların ötesinde bireyin var oluşundaki anlamsızlığı kendine özgü bir dille anlatmaktadır.  Nuri Pakdil’in tüm çevirileri gibi önemli çevirilerinden biri daha kitaplaştı: Eugène Ionesco,  “Günlük’ten”.

Nuri Pakdil’in özenle çevirdiği bu günlükler de, yine Sayın Şaban Özdemir’in titiz çalışmasıyla kitaplaşabilmiştir. Zevkle okuyacağınızı umut ediyoruz.

Harikalar Tablosu

Jacques Prévert (1900-1977), Fransız şair ve senarist. Paroles adlı şiir derlemesindeki kelime oyunlarıyla büyük yankı buldu. Toplumsal umut ve aşk üzerine baladlarıyla ve yaptığı resim ve kolaj çalışmalarıyla da bilinir. Türk okurunun keşfetmesi gereken bir değerdir. Jacques Prevert’in, “Harikalar Tablosu” oyunu şöyle: Bir gezgin soytarı yanındakilerle birlikte bir şehre gelir. Şehrin ileri gelenleri ile görüşür. Bir temsil vereceğini söyler. Temsilin özelliği, sergilenen tabloları ancak iyi ve zeki insanların görebileceğinden ibarettir. Temsil günü bütün halk alana toplanır. Beyaz bir perde gerilmiştir, bir tarafta. Temsili idare eden Chanfalla, beyaz perdede bir takım olayların geçmekte olduğunu söyledikçe, herkes, aptal ve günahkârlığını örtmek için o olayları görüyormuş gibi davranır. Tabloları büyük bir heyecanla izlediği izlenimini etrafa vermeye çalışır.

Prevert, insanların bu zayıf yanını, oyunda, çok güzel bir anlatımla hicvediyor. Okunmaya değer bir eser.

Zaten, genel olarak oynanmaktan çok, okunmak üzere hazırlanmış bir oyun, “Harikalar Tablosu”

Harikalar Tablosu

Jacques Prévert (1900-1977), Fransız şair ve senarist. Paroles adlı şiir derlemesindeki kelime oyunlarıyla büyük yankı buldu. Toplumsal umut ve aşk üzerine baladlarıyla ve yaptığı resim ve kolaj çalışmalarıyla da bilinir. Türk okurunun keşfetmesi gereken bir değerdir. Jacques Prevert’in, “Harikalar Tablosu” oyunu şöyle: Bir gezgin soytarı yanındakilerle birlikte bir şehre gelir. Şehrin ileri gelenleri ile görüşür. Bir temsil vereceğini söyler. Temsilin özelliği, sergilenen tabloları ancak iyi ve zeki insanların görebileceğinden ibarettir. Temsil günü bütün halk alana toplanır. Beyaz bir perde gerilmiştir, bir tarafta. Temsili idare eden Chanfalla, beyaz perdede bir takım olayların geçmekte olduğunu söyledikçe, herkes, aptal ve günahkârlığını örtmek için o olayları görüyormuş gibi davranır. Tabloları büyük bir heyecanla izlediği izlenimini etrafa vermeye çalışır.

Prevert, insanların bu zayıf yanını, oyunda, çok güzel bir anlatımla hicvediyor. Okunmaya değer bir eser.

Zaten, genel olarak oynanmaktan çok, okunmak üzere hazırlanmış bir oyun, “Harikalar Tablosu”

Bir Öldürme Töreni

Nuri Pakdil’in tiyatro eseri ‘Bir Öldürme Töreni’nde yeryüzü, “uzun bir kahkaha”dır. Oyunda, sömürü çarkındaki insan ve onun başkaldırışı anlatılır.

Mevcut anamalcı düzen insanları sömürmeye, soymaya odaklanmıştır. Anamalcı her gün faiz dağını saymaktadır. Mal görünce varlıklı insanın her şeyi uyuşur, çünkü o her şey kendisinin olsun ister. Sömürü düzeninde anamalcılar ile kentsoylular el eledir.

Bu hâliyle yeryüzü uzun bir kahkahadır. Ama birgün her şey değişecektir: Sömürülenler bir ‘Kitab’ın gösterdiği yöne koşmaya başlayacaklardır: yalancı kitaplar okunmaz olacaktır.

Bu Kitap bütün kötülükleri eriterek bir ‘insan’ çıkaracaktır ortaya.

– Necip Tosun

Nuri Pakdil’in Tiyatro Eserleri:
1- Umut
2- Korku
3- Put Yapımevleri
4- Kalbimin Üstünde Bir Avuç Güneş
5- Bir Öldürme Töreni
6- Belge
7- Bakır Dönemi

Yeter ki Sonu İyi Bitsin

Bülent Bozkurt’un özenli çevirisi ve açıklayıcı sunuşuyla…

Yeter ki Sonu İyi Bitsin hayali bir dünyada geçen, geleneksel halk  masalı özellikleri yanında kimi toplumsal gerçekleri de irdeleyen sıradışı bir “komedi”. Aşk ve para, erdem ve toplumsal statü gibi çelişen değerler yer yer çarpıcı ve ustalıklı bir dille sorgulanıyor.
Çoğu halk masalında görüldüğü gibi bu oyunda da yaşlılar daha olgun ve anlayışlı, gençler ise daha uyumsuz ve isyankâr. Sonuçta
ise iyimserlik teması ağır basıyor.

Uluğ Bey

Ünlü horasan hükümdarı uluğ Bey, dünya tarihine hem bilimsel çalışmalarıyla hem de kendi oğlu tarafından öldürülmesiyle geçti. İnsanlığa dehşet veren bir cinayeti canlandıran bu kurgu, o dönem Horasan bölgesinde yaşanan iktidar savaşlarının yarattığı kaosu da bir çığlık şeklinde dillendirirken, çocuklarını savaşlarda yitiren anaların da isyanını tiyatronun bize sunduğu imkânlarla sergiliyor. Türk iktidarının İslam din adamları sayesinde pekiştiği 15. yüzyılda tüyleri ürperten bu cinayetin asıl sorumlularını da tarihi kitaplardan alınan verilere göre sorguluyor.