Sylvia Plath : Çizimler Ciltli

“Dünkü gezintimden dönerken eve mor bir dikenli çalı, bir öbek de karahindiba getirdim, her ikisinin de, bütün ayrıntılarıyla, sevgiyle resimlerini çizdim, ayrıca bir çaydanlığın ve kestanelerin resmini de çizdim, pek kötü oldular ama üzerinde çalışarak geliştireceğim; resim yapmak içimi huzurla dolduruyor; dua etmekten, gezintilerden, her şeyden daha fazla. Resim yaparken kendimi tamamıyla ona veriyorum, içinde kayboluyorum.”

Ted Hughes’a yazdığı bir mektuptan, 7 Ekim 1956

Marilyn Monroe'nun Kısa ve Mutsuz Hayatı

Yarım yüzyıl sonra dünya hala şu iki temel sorunun yanıtını bilmiyor: Marilyn öldürüldü mü? Onu kim öldürdü? Bu soruların yanıtlarını bilmiyoruz. Ya da bilmiyor muyuz? Marilyn öldüğü gece (4/5 Ağustos 1962) bütün kanıtlar, onun gizli günlükleri, mektupları ortadan kaldırıldı, tanıkların konuşmamaları söylendi ve onun öldüğü yer bile ölümünün bir intihar olduğu izlenimine uyacak şekilde yeniden düzenlendi.

David, aktrisin ölümünden 15 ay sonra bu sorulara yanıt bulmayı denemektedir. Robert Kennedy ve Frank Sinatra dahil önemli tanıkları sorgulamakta, çok miktarda kanıt toplamaktadır. Kendisi soruşturma görevinden uzaklaştırılmış ama ifadeler ve kanıtlar tartışmasız doğru sayıldığında 20 yıl sonra yeniden sahneye çıkmıştır.

Kitabın Adı Yok

Türkiye’de en az satan, hatta yayıncısını ve yazarını zarar ettiren türlerin başında gelir tiyatro. Bu nedenle birçok oyun yazarı cesaret edip yayınlamaz eserini. On yıllarca tekst olarak kalır gider oyunlar. Benimkisi bir cesaret gösterisi falan değil tabi ki. Aynı kaygılar benim için de geçerli. Ekonomik anlamda bir beklentiye sahip değilim. Benim derdim ölüp gitmeden sesimi duyurma, bir damlacık da olsa Türk edebiyatına katkı sunma derdidir. Bu nedenle öğrencilerimle sahnelediğim bu iki oyunu okura ve tiyatro severlere sunmak istedim. Dileğim bu oyunların profesyonel gruplar tarafından sahnelenip oynanmasıdır.

Korkak Babam, gerçek bir hikâyeden esinlenerek yazdığım feminist bir oyun. Bol bol rüyaya, bilinçaltına ve imgeye yer verdim. Alegorik unsurlar oldukça fazla. Sahnede görmese bile okuyan kişiye haz veren, onu sürükleyen bir oyun olduğunu düşünüyorum. Özellikle birçok kişinin oyun içinde kendine bir rol bulacağını ve sonunda mutlaka özeleştiri yapacağını tahmin ediyorum. Bu oyundaki ana karakter tüm dünya kadınlarının ortak bir sorununu yansıtmaktadır. Bu oyunda amacım tabi ki mesaj vermek değil ancak oyunun nihayetinde ben bile birçok mesaj çıkardım kendime diyebilirim.

Ah İstanbul, düşündüren ve dersler veren bir gençlik komedisi. Akıp giden zaman, Telaşla geçen yıllarla olan kendi kişisel savaşımı üç farklı tip üzerinden işlemeye çalıştım. Hayali bir karakter (Hayalci) üzerinden hırslarımız ve geçen yıllar arasında bağ kurup tercihlerimizi gözden geçirme zamanı bulamazsak- ya her şey için çok geç kalmışsak-ı anlatmaya çalıştım. Hakkını verecek oyuncularla çok başarılı bir performans olacağından eminim. Her iki oyunu da 75-90 dakika tek perde kısa oyunlar olarak tasarladım. Burada Türk tiyatro izleyicisinin tahammül sınırlarını gözettim(!) Kısa, tadında oldu diye düşünüyorum. Bu kitap benim ilk kitabım ve belki bir daha kitap çıkaramazsam korkusu içime düşünce bazı şiirlerimi de araya sıkıştırma ihtiyacı duydum. Umarım bu garip farklılık okuyucuya tat verir, onların beğenisini kazanır.

– Ercan Özay

Çakıcı'nın İlk Kurşunu  Cep Boy

Moralizade Vassaf Kadri adını hiç duydunuz mu? Sanmıyoruz. Moralizade Vassaf Kadri, Meşrutiyet döneminin oyun yazarlarından biri olarak ilk kez karşımıza çıkıyor. Efdal Sevinçli’nin keşfettiği eski değerlerden biri olmuştur Moralizade Vassaf Kadri. Yüzyılı aşan bir süreçten sonra onu okumuş olacağız. Bu piyes eski yazıdan ‘çevrimiçi’ yöntemiyle yeni yazıya aktarılarak sunuluyor. Özgün yapısını korumak amacıyla diline dokunulmamıştır; ancak yeni kuşak okurları için bazı kelimeler günümüz Türkçesiyle açıklanmıştır. Moralizade Vassaf Kadri’nin yapıtlarını, oyun yazarlığını ilk kez öğrenmiş oluyoruz.

“Çakıcı’nın İlk Kurşunu” ile şüphesiz tiyatromuza bir renk daha eklenmiş oluyor. Hem bir eşkiyayı konu edinmesiyle hem tarihi bakımından ilginç öğeler sunuyor bu oyun. Tıpkı metinle olağanüstü keşifler bulacaksınız. Yava Sahaf Cep Kitaplarından sunuyoruz.

Benim Adım Kes

Dünya sinemasında, yönetmenliği boyunca ‘işçi sınıfı’ndan ve ‘önemsiz hayatlar’dan insanlara ve kesitlere yer vermesiyle bilinen Ken Loach’un söyleşilerinin toplandığı bu kitapta, yönetmenin kendi sinemasına, yönetmenlik anlayışına, oyuncu yönetimine ve senaryo yazarlığına dair görüşlerini ilk elden okuyacaksınız…

Tersine Dünya / Yalandan Kim Ölmüş / Vayy Başımıza Gelenler

Cin Fatma: Bah abla, ben bir teresmos sihir yapacam, böylece bugün hiç yaşanmamış gibi tekrardan başlıyacah, ama tersine başlıyacah, yani sizing beyniniz erkeklerde erkeklerin beyni de sizde olacah.

Tersine Dünya’da kadına şiddetin yoğun olduğu ülkemizde, birçok eksik yönünü kapamak için şiddete başvuran, içimizde yaşayan ve yaşamaya devam eden kara zihniyeti, kaba güldürüyle vurgulamaya çalıştım.

Aydaki Canavar

“Aydaki Canavar” çok uzağımızda değil!

Amerikalı tiyatrocu ve eğitimci Richard Kalinoski, oyun yazarlığı kariyerinde dönüm noktası olacak olan “Aydaki Canavar” adlı oyunu 1991 yılında yazmaya başladı. Eser kısa sürede tüm dünyada büyük ilgi gördü, defalarca oynandı ve birçok ödül kazandı. 1. Dünya Savaşı’nın yarattığı büyük yıkımdan kurtulmayı başarmış iki Ermeni gencin, onlara kucak açan yeni bir ülkede, Amerika’da hayata yeniden tutunmaya çalışma serüveni üzerine kurulu olan bu oyun, ele aldığı konunun tarihsel ve mekansal yaşanmışlıklara dayalı kendine has boyutlarını tümüyle aşan bir evrenselliğe, Saroyanesk bir sıcaklığa ve samimiyete sahip.

Yazar oyunun Türkçe baskısına yazdığı önsözde, eseri yazdığı dönemlerde bu eserin Türkiye’de yayınlanacağını tahmin bile edemeyeceğinden bahseder. Aslında aynı tarihlerde belki de Türkiye’de yaşayan çok sayıda onurlu entelektüel ve vatandaş da bunu hayal edemezdi. Ama bugün Türkiye’de yaşayan pek çok insan, katı bir ulusalcı eğitimden geçmelerine ve çocukluklarından itibaren geçmişe resmi tarihin dar penceresinden bakmaya zorlanmalarına rağmen “Aydaki Canavar”ın çok uzağımızda olmadığını kavrayabilecek olgunluğa erişti. İşte bu yüzden Kalinoski’nin yıllar ve kilometrelerce uzağımızdan bize ulaşan insani mesajı, oyunun yazılmasına vesile olan ve bir daha asla yaşanmasını istemediğimiz trajik olaylara şahitlik etmiş bu topraklarda bir karşılık bulacaktır. Soykırımının üzerinden geçen 100 yıllık zamana rağmen hala kanamakta olan bir yarayı doğrudan sağaltamasa da, savaşın vahşi yıkımından birer parçalarını kaybederek çıkan tüm yetimlerin anısına saygı duymamızı sağlayacaktır.

Küçük Prens

Askerliği döneminde uçuş eğitimi alarak pilot olmuş ve yaşamını pilot olarak tamamlamış olan Saint-Exupery (1900-1944), kendi havacılık yaşamındaki serüven ve tehlikeleri şirrsel bir dille anlattığı eserleriyle ünlenmiş bir yazardır. Yazarın, dünyada olduğu gibi ülkemizde de bütün kuşaklarca çok sevilip okunan Küçük Prens adlı bu eseri, yaşamda insanları mutlu eden şeylerin en basit şeyler olduğunu, insanlar arasındaki dayanışma ve özverili, dostça davranmanın yüceliğini anlatan, aslında küçüklerden çok büyüklere seslenen bir başyapıttır.

Onur / Zincirsiz Köpek

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitiren Elgiz Pamir, öğretim görevlisi olarak çalışmakta olduğu Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü’nden 1997 yılında emekli oldu. Deneme, ve Sanat, Afrodisyas Sanat, Eliz Edebiyat ve Maviada Kültür Sanat Dergilerinde; deneme tadındaki makale ve köşe yazıları Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlandı.

Sanata Çağrı, İzlenimden Düşünceye, Sevgi Bahçesi adlı kitapları bulunan yazarın bu kitabı oyun türünde yazdığı ilk kitap olup, Onur ve Zincirsiz Köpek adlı oyunlarını içermektedir.

2013 Yılı Maviada Kültür Sanat Ödülü’nü Deneme dalında kazanan Pamir, Edebiyatçılar Derneği, Dil Derneği ve Ayvalık Sanat Derneği üyesidir.

“İçinde yaşamakta olduğumuz şu dünyada ‘Sevgi’nin olanca ışığıyla bir kutup yıldızı gibi parlayarak tüm evreni aydınlattığını bir kez daha sessiz bir çığlıkla haykırıyorum.”

– Elgiz Pamir

Sessiz Çığlık

‘Arap Baharı’ ile başlayan Ortadoğu ve Afrika’nın şekillendirilmesi çabası, Suriye’de rejim değişikliğinin yaşanması ve ayrışmayı da öngörüyor gibi…

Bu savaşa resmen katılmayan Türkiye, Suriye olayları nedeniyle onlarca yurttaşını yitirdi. Tıpkı, ABD’nin Irak müdahalesinde katılmadığı savaşta kaybettiği şoför ve işçileri yitirdiği gibi…

Suriye sınırındaki Reyhanlı, sınırın öte yüzünde yaşanan savaşın yansıması olarak iki bombalı aracın patlatılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kanlı terör saldırısını yaşadı. Patlamalar tarihimize kanlarla yazıldı. 5’i Suriyeli 53 kişinin yaşamını yitirdiği bombalı saldırı ve sonrasının karelere yansıması, kitapta, şair Ataol Behramoğlu’nun dizeleri, bombalamada babasını kaybeden Gülen Karaca Kırdar’ın duygularıyla sunuluyor.

Mahmut Bey'i Milletvekili Yapın

İran’ın çağdaş yazarlarından Muhammed-i Hicazi tarafından kaleme alınan “Mahmut Bey’i Milletvekili Yapın” adlı üç perdelik mizah türü oyun, 1949 yılında Tahran Tiyatrosu’nda sahnelenmiştir.

Bu oyun, Meşrutiyet sonrası İran’ın toplum ve siyaset eleştirisini başarılı bir şekilde yansıtması bakımından önemlidir.

Ozan Ömer Akgül Toplu Oyunları 1

Ölüm Tarlaları, kızıl bir tarlada ölmeye yatan bir köylü ile bir askerin öyküsü. Geçmişleriyle yüzleşen bu iki kişi, aynı hikayeye ait olduklarını ölürlerken anlayacaklardır.

Melekler Düşerken, şehirde tutsaklık ve isyan kol gezerken, gitmek mi kalmak mı sorusunun dayattığı çıkmazlar. Düşünceler mi bizi kurtaracak, yoksa sınırların olmadığı bir dünya hayali mi?

Doğum, savaşların yalnız silahların gücüyle değil, yarattıkları korku ve çaresizlikle de herkesin yaşamını alt üst edebildiğini, anne karnındaki bebeklerin bile canına kastedebildiğini gösteren bir oyun.

Don Juan ya da Geometri Aşkı

Max Frisch’in (1911-1991) Don Juan’ı, kadınlar tarafından kovalanan, ancak sinik ve melankolik biridir. Toplumun üzerindeki baskısından iğrenir, saflığın, temizliğin ve kendine yeterli olmanın umutları içinde, geometrik biçimlerin ve matematiksel soyutluğun özlemini çeker.

Sonunda Don Juan, görkemli salonlarda görünüp zengin ve güzel kadınların peşinde koştuğu çekici bir erkek yerine, soylu ve zengin bir Dük’le evlenerek ondan dul kalmış, eski bir fahişe Miranda’nın emrinde, şatodan dışarı çıkmasına izin verilmeyen, bahçesinde kurumuş yaprakları temizleyen sadık ve uysal bir ev erkeği olarak görünür sahnede.

Erotik Düş Makinesi

Erotik Düş Makinesi, yazdığı romanlar ve teorik metinlerle Yeni Roman akımının öncülerinden kabul edilen, aynı zamanda sinema tarihinde önemli bir yer edinmiş olan Alain Robbe-Grillet’nin sinemayla olan ilişkisi ve yönetmenliği üzerine yaklaşık on yıllık bir süre içerisinde yapılmış söyleşileri kapsıyor. Kitap, okura Alain Robbe-Grillet’yi filmleri aracılığıyla daha yakından tanıma fırsatı sunmasının yanında, hem onun filmografisiyle yeni tanışacaklar için bu sıradışı izleme deneyimine katkı sağlamayı, hem de onun filmlerine aşina olanlar için yeni bakış açıları vaat ediyor.

“Şimdiye kadar hakkında konuştuğum şeylerin hepsi kültür aracılığıyla öğrenilebilecek kültürel olgular; ancak bir eserde yalnızca yazarının bilebileceği pek çok kişisel olgu da vardır. Bence eğer kattığı her şeyi anında fark edebilseydik, Shakespeare’in eserleri üzerine hala aynı ilgiyle çalışamazdık. Bir kitap okumanın, bir film ya da Shakespeare oyunu izlemenin büyüsü hep yenilenen bir şey, ilk kez okuyor ya da izliyorcasına. Dolayısıyla, eğer sinema bir sanatsa, ertelenmiş bir anlam içerme özelliğini hep korumalı.”

Sinemaskop Randevular

Sevim Gözay, edebiyat, müzik, tiyatro, sinema, TV, gazete dünyasından 27 isimle tek tek buluştu, önce birlikte film izledi, sonra da kahve eşliğinde uzun ve keyifli sohbetler kaydetti. Çocukluk, ilk izlenen filmler, aşık olunan yıldızlar, sinemada duyulan ilk heyecanlar, elinden tutulan anılar, artık olmayan salonlar, yazlık sinemalar, seyyar sinemacılar, enler, favoriler, ödüller, özlemler, umutlar, sinemada başa gelen en acayip olaylar…

Sevim Gözay, kitabı hazırlama nedenini şöyle açıklıyor: “Hedefim, hem sanat ve kültür dünyamızın bu özel simalarını, sinema yoluyla biraz daha yakından tanımak ve tanıtmak hem de sinema ve kent kültürümüzün seyrini farklı pencerelerden fotoğraflayarak özgün bir panorama ortaya koymak. Fondaki şehirleri, köyleri, kimi mutlu kimi buruk anıları, çocuk gözlerinin perdede gördüğü ilk kareleri ve aile hatıralarını samimiyetle paylaştıkları için her bir konuğuma minnettarım. Kişisel sinema tarihlerinin en özel ayrıntılarını onlardan dinlemek paha biçilmez.”

Mario Levi, Anjelika Akbar, Rahman Altın, Yekta Kopan, Ketche, Aylin Aslım, Alin Taşçıyan, Jehan Barbur, Ece Dorsay, Doğu Yücel, Ceyhun Yılmaz, Ferdi Eğilmez, Ümit Ünal, Arzu Yanardağ, Hamdi Koç, Itır Esen, Belkıs Özener, Sevinç Erbulak, Ahmet Ümit, Bejan Matur, Pucca, İrfan Değirmenci, Sunay Akın, Özgür Mumcu, Ayça Varlıer, Murat Serezli, Gülriz Sururi’nin yer aldığı Sinemaskop Randevular, sinema, kent ve kültür kapsamında keyifli ve derin söyleşilerden oluşuyor.

Gülümseyeceğiniz, kederleneceğiniz, çocukluğunuzu düşüneceğiniz ve sonunda bir “izlenecek filmler” listesi hazırlayacağınız Sinemaskop Randevular’ı okumak için kahvelerinizi hazırlayın…

Tolga Özenç Özençel Toplu Oyunları 1

Fötr Şapkalı Adam İle Şapkalı Adam, ölümün kimi için seçenek kimi için ise tek seçenek olduğu kişilerin yaşamlarını, zaman zaman absürd bir kurguyla ama gerçeğin ta kendisi olarak anlatan iki kısa oyun. İki oyun birarada oynandığında bir oyun bütünlüğü niteliği taşıyabilmekte.

Soğan Kabuğu, köy ortamı içinde sıradan görünen yaşamların, aşk, töre ve sakladıkları sırlarla keskin dönüşümler gösterebileceğini anlatıyor.

Yılbaşı Partisi

Yılbaşı Partisi,

Yetişkin iki erkek kardeşin, aralarında yaşam boyu süren anlaşmazlıklarının traji-komik öyküsü.

Oyunda, bireyin kendini gerçekleştirme; var olma gibi ruhsal sorunları, kişilik, özgürlük, yalnızlık, aşk, öteki olma, sevgi-nefret birlikteliği, iyi ile kötünün değişimi gibi temalar içinde ele alınıyor.

Yılbaşı Partisi,

Kutsal ve sanatsal anlatıların, eski hikayelerin günlük hayattaki izdüşümlerinin alegorik bir biçimde dile geldiği, kurmaca ile gerçeğin birbirine karıştığı, kara güldürü ile trajedinin iç içe geçtiği bir oyun..

Yılbaşı Partisi

Yılbaşı Partisi,

Yetişkin iki erkek kardeşin, aralarında yaşam boyu süren anlaşmazlıklarının traji-komik öyküsü.

Oyunda, bireyin kendini gerçekleştirme; var olma gibi ruhsal sorunları, kişilik, özgürlük, yalnızlık, aşk, öteki olma, sevgi-nefret birlikteliği, iyi ile kötünün değişimi gibi temalar içinde ele alınıyor.

Yılbaşı Partisi,

Kutsal ve sanatsal anlatıların, eski hikayelerin günlük hayattaki izdüşümlerinin alegorik bir biçimde dile geldiği, kurmaca ile gerçeğin birbirine karıştığı, kara güldürü ile trajedinin iç içe geçtiği bir oyun..

Sandalye Oyunları: Alt Oda / Sandalye / Hiçbir Şeyim Yok

Sandalye Oyunları,

Edward Bond’un 20. yüzyılın sonlarındaki devlet üsütne yazdığı ve tek bir oyun olarak derlediği tek perdelik üç oyundan oluşmakta. Çevre felaketleri ve ekonomik kaoslarla yüzleşen hükümetler, otoriter ve baskıcı bir hale geldiler.

Aile yaşamı, kaçak göçmenlerin, toplu intiharların, harap ve terk edilmiş varoşların, sokaklarda devriye gezen emniyet güçlerinin oluşturduğu bir dünyada var olma savaşı veriyor.

Usta oyun yazarı bu eserinde, çeşitli sıra dışı karakterleri, yaşayan durumları ve yenilikçi-radikal teatral yöntemleri kullanarak, modern yaşamın temel sorununa neşter atıyor.

“Çağımızın en acımasız ve güçlü oyun yazarı Bond’un oyunları göz ardı edilemez…”

– Independent

Toplu Oyunları 4 – İd-Ego ve Süper Kahraman, Var Olmayan Ayşe'nin Muhteşem Maceraları

Tek kişilik oyun İd-Ego ve Süper Kahraman’da yazar, kadın gözüyle erkeklerin dünyasına bakıyor. Erkek gerçekten rahat, egemen ve özgür müdür, yoksa köşeli, zorba ve çıkışı olmayan bir dünyaya mı hapsolmuştur? Erkek olmak bir üstünlük müdür?

Oyunun kahramanı Emre, az holofobik, epey maço, birat öktor, biraz soytarı, çokça şişirilmiş bir erkeklik yalanı ile çağımızın süper kahramanı mıdır…

Var Olmayan Ayşe’nin Muhteşem Maceraları, çocukluktan yaşlılığa uzanan yolda sıradan bir kadının sıradan hayatını ironik bir dille sahneye taşıyor.  Şarkıcı olmak isteyen Ayşe’nin önüne çıkan engeller bugün ülkemizde her kadının önüne çıkarılan engellerle aynı. Oyunda, hayalini gerçekleştirmek isteyen bir kadının önce yakın çevresiyle, sonra bitmez tükenmez klişelerle yaptığı mücadelerin öyküsü anlatılıyor.

Eğer Bu Bir Film Olsaydı

Boşnak yazar Almir İmşireviç’in Bosna Savaşı’nı konu alan, dilimize çevrilmiş bu ikinci oyunu, merkezini yitirmiş ve parçalanmış bir öyküde ortaya çıkan kurgu/gerçek karakterlerin ironik varlıklarıyla yer aldıkları, bir “gerçeklikte” savaşı anlatamayışlarının oyunudur. Yazarın deyişiyle bu oyun, savaşın bir tür “yazılamayışının” oyunudur. Bu nedenle Eğer Bu Bir Oyun Olsaydı, yalnız insanlığı felakete sürükleyen savaşın değil onun anlatılışının da güçlü bir eleştirisidir.

Philoktetes

Sophokles (MÖ 495-406): Yunan tragedyasının en önemli yazarları arasında adı ilkönce hatırlanan Sophokles, konuları işleyişi ve oyundaki karakterleri canlandırmakta ustalığıyla ayrı bir yere sahiptir. Tiyatro tekniğini geliştirmiş, diyaloglara, dekor ve kostüme önem vermiştir. Tragedyalarında dönemin yazarlarında rastlanmayan derli toplu bir içyapı görülür. Eserlerinde yazgı sorununu her zaman ön planda tutar. Katıldığı yarışmalarda yirmiden fazla ödül almıştır. Yüz yirmi üç tragedya yazan Sophokles’in eserlerinden sadece Aias, Antigone, Kral Oidipus, Elektra, Trakhisli Kadınlar, Philoktetes, Oidipus Kolonos’ta günümüze ulaşabilmiştir. Sophokles’in tüm eserleri Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi’nde yayımlanacaktır.

Philoktetes Ciltli

Sophokles (MÖ 495-406): Yunan tragedyasının en önemli yazarları arasında adı ilkönce hatırlanan Sophokles, konuları işleyişi ve oyundaki karakterleri canlandırmakta ustalığıyla ayrı bir yere sahiptir. Tiyatro tekniğini geliştirmiş, diyaloglara, dekor ve kostüme önem vermiştir. Tragedyalarında dönemin yazarlarında rastlanmayan derli toplu bir içyapı görülür. Eserlerinde yazgı sorununu her zaman ön planda tutar. Katıldığı yarışmalarda yirmiden fazla ödül almıştır. Yüz yirmi üç tragedya yazan Sophokles’in eserlerinden sadece Aias, Antigone, Kral Oidipus, Elektra, Trakhisli Kadınlar, Philoktetes, Oidipus Kolonos’ta günümüze ulaşabilmiştir. Sophokles’in tüm eserleri Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi’nde yayımlanacaktır.

Gülnihal

Namık Kemal’in temel düşünceleri kendi metinlerine dayanarak kısaca özetlenecek olursa; İnsan özgür doğar… Birinin özgürlüğü başka bir kişinin özgürlüğüyle sınırlı olmalıdır… En büyük güç toplumdadır; onun için kişilerin özgürlüğünün korunması topluma verilir… Devletin asıl görevi, adaleti yerine getirmektir… Vatan, coğrafyadan çok millet hayatıyla kaynaşan bir tarih mirasıdır… Özgürlük insanlık düşüncesinin ürünüdür.

Edebiyat-ı sahiha (Yalın Edebiyat) sözünü kullanmayı seven Namık Kemal romantizmin etkisinde ve divan edebiyatının karşısındadır. Namık Kemal romanı gerçekleşmemişse bile gerçekleşmesi mümkün olan bir olayı ahlaka geleneklere duygulara ve olasılıklara uygun ayrıntılarla anlatmak diye tanımlar; tiyatroyu, insanlığın durumunu analtan eğlencelerin en faydalısı diye niteler.

Gülnihal Namık Kemal’in ikinci tiyatro eseridir. İsmat ve Muhtar birbirini seven iki gençtir. İsmet’in dadısı Gülnihal ile mutluluk içinde yaşamaktadırlar. Ancak, amca çocukları olan Sancak Beyi Kaplan Paşa, çok zalimdir. Halka yaptığı zulüm ve işkencelerle tanınmaktadır. Olaylar, çeşitli entrikalarla devam eder.

Bir Güçlü Yazar, Bir Güzel İnsan : Haldun Taner 100 Yaşında

Bütün eserleri 2015 yılından itibaren Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanmaya başlanan Haldun Taner, aynı zamanda doğumunun 100. yılı vesilesiyle de bir sergiyle anılıyor.

“Yeryüzü konukluğunu çatık kaşla geçirenlere hep birlikte acıyalım.”

– Haldun Taner

Yapı Kredi Yayınları, Haldun Taner’in öykü, oyun ve düzyazı başlıklarında toplanan kitaplarını, önceki baskıları da incelenerek özenli bir editörlükle ve Mehmet Ulusel’in tasarladığı özel kapaklarla yayına hazırlıyor. Yazarın Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu (öykü), Keşanlı Ali Destanı (oyun) ve Koyma Akıl, Oyma Akıl (düzyazı) Mart ayında piyasaya çıkacak. Mayısta ise Yalıda Sabah (öykü), Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (oyun) ve Çok Güzelsin Gitme Dur (düzyazı) raflarda yerini alacak… 2016 sonunda ise Yapı Kredi Yayınları’nda bir Haldun Taner rafı tamamlanmış olacak.

Bu sergiyle Haldun Taner’e duyulan özlemin bir nebze olsun giderilmesi ve onu fazla tanımayanların da daha yakından tanıması amaçlanıyor.

Uzakların Prensleri

İki çingene gencinin kabilelerinin başında ancak kayıp olan yaşlı El Pouro’nun geleneksel usüllerine göre evlenmeleleri gerekmektedir. Bu kabileyi kurtarmak isteyen öğretmenin yardımıyla damat, geleceğini farklı şehirlerde aramak üzere yola çıkar. Bu sırada El Pouro bulunmuş, araştırmalarını aktarmak üzere kabileye geri dönmüştür. Kabile, El Pouro olmadan yola devam etme kararı alacak mıdır?

Robert Pouderou’nun kırka yakın tiyatro eseri, başta Fransa olmak üzere, Almanya Senegal, Quebec, İsviçre, Belçika, İtalya, Polonya ve Japonya’da sahnelenmiştir.

Toplu Oyunları – 1 : Nehir 1 – Nehir 2 – Mişir – Stajyer

Gülsen Karakadıoğlu’nun bu kitabında, ülkemizde işkencelerle yaşanmış bir dönemi anlatan Nehir adlı oyun metni, yazarın özgün metni ve Devlet Tiyatrolarında dramaturji çalışmasından sonra oynanan sahne metni ile bir arada yayınlanıyor. Diğer iki oyun, toplumsal yaşamımızda olağan gibi algıladığımız olay ve ilişkilerin ardında örtülü kalmış gelişmeleri, mizahi bir dille sahneye getiriyor. “Gülsen Karakadıoğlu Nehir’de, işkence sorununu insancıl bir içtenlikle işliyor. Aslında aralarında bir ‘kuşku uçurumu’ olan iki kadının ikisi de yaralı. Aralarındaki uçurumun, oyun süresince duygusal ve insancıl sıcaklıkla kapandığını duyumsuyoruz. Böylesine çetin bir çekişmeyi, insancıllığını yitirmeden işlemek ve seyirciye ulaştırmak gerçek bir basan.”

– Atilla Sav

Bütün Oyunları – 9

Agora Kitaplığı’nın Brecht’in oyunlarının tümünü yayınladığı bu serinin 9. Cildi’nde, “Coriolanus”, “Anna Seghers. 1431, Rouen’da Jeanne D’arc Davası”, “Turandot ya da Aklayıcılar Kongresi”, “Molière’in Don Juan’ı (Berliner Ensemble Uyarlamasıyla)”, “Davullar ve Borazanlar” başlıklı oyunları ve bu oyunlarla ilgili açıklamalar yer almaktadır…

George Stevens : Sinemaya Adanmış Bir Yaşam

Sonunda George Stevens üzerine bir biyografi yazıldı, oysa son yıllarda haksız bir şekilde gözardı edilmiş büyük bir Amerikalı yönetmendi.

Üstelik ne  mutlu ki Stevens’ı tanıtan biyografi yazarı Stevens’ın zihnine doğrudan erişimi olan birisi adeta. Marilyn Ann Moss eserleri bize Amerikan yaşamı hakkında çok zengin bir okuma sunan bu duyarlı, gizemli sinema ustasının portresini son derece derin bir sempati ve anlayışla kaleme alıyor.

Moss Stevens’ın tuttuğu engin notlardan ve belgelerden çok iyi bir şekilde faydalanarak onun, kişiliğini ve çalışma yöntemlerini aydınlatırken filmleri üzerine de yeni ve özgün yorumlar getiriyor ve daha önce kimsenin yapmadığı şekilde Stevens’ın filmlerinin karmaşık görünen yapısını hayranlıkla öne çıkartıyor.

Stevens’ın baş yapıtının kahramanı olan Shane küçük Joey’nin ona seslendiği şekilde “geri gelmiyor” ama bu devasa biyografi sayesinde Moss Stevens’ı sanki bizden hiç ayrılmamışçasına tekrar aramıza geri getiriyor.

– Joseph McBride

Kategorik Sınıflamanın Dışında Bir Sanatçı: Abidin Dino

Abidin Dino, ressam, karikatürist, desinatör, illüstratör ve heykeltıraş olarak Türk sanatında önemli bir iz bırakmıştır. Kendini hattat olarak nitelendirmekten de büyük zevk duyan Dino bu niteliklerini kazanmak yolunda herhangi bir akademik eğitimden geçmemiştir. Yaygın deyimle bir “otodidakt” yani kendi kendini yetiştirmiş bir sanatçıdır.

Kaya Özsezgin, bu çalışmasında sanatçının bu niteliklerini ayrı ayrı değerlendirmekte ve onun sanatı ve hayatı hakkında okuyucuya ışık tutmaktadır.

Aynı Mezarın Ölüleri

Harika bir maceradır piyes okumak. Piyes yalnızca sahne için olmayıp her okuyanı yapımcı, yönetmen, dramaturg, oyuncu, yapımcı ve seyirci kılabilen müthiş bir hazinedir. 

Dünya İzmir doğumlu genç bir yazar kazandı: Özlem Lale. Dokuz Eylül Üniversitesi Dramatik Yazarlık Bölümü’nün hakkını veren piyesleri şimdiden geniş bir yelpaze oluşturuyor. 
 
“Yalnız” sanat-siyaset-tarih üçgeninde biyografik bir piyes. Büyük Rus besteci Şostakoviç’in Stalin döneminde baskı altında olan otuz yaşları ve altmış-yetmiş yaşları ile yaşatılıyor –Aleksei Tolstoy, besteci Prokofief ve başkalarıyla birlikte.

 “Zamora Binası Soruşturması” İtalyan fotoğrafçı, oyuncu ve devrimci Tina Modotti odaklı. Fotoğraflarını çeken Edward Weston temel karakterler arasında. Piyes Mitos-Boyut Ödülü kazanan eserler arasında.

 “Aynı Mezarın Ölüleri” bir kadın ile bir erkek arasında geçiyor. Mahremiyete girmek genelde ayıptır ama tiyatroda ya da okurken değil. Ne de olsa, sanat mahremiyet ile merakımızın sürprizlerle dolu bir 
buluşma ve hayatiyet alanıdır –ölülerin bile capcanlı oluverdiği.

– Tarık Günersel

Vatan Yahut Silistre (Osmanlı Türkçesi Aslı ile Birlikte)

Namık Kemal, yenileşme döneminin “sosyal fayda” düsturundan hareketle “ahlak ve lisan mektebi” olarak nitelendirdiği tiyatroya edebi türler arasında özel bir yer vermiştir. Eserlerinde genellikle dava haline getirdiği hürriyet, vatanseverlik, adalet ve zulüm kavramlarını işleyen Namık Kemal, Türk edebiyatının tiyatro alanındaki en önemli eseri Vatan yahut Silistre’de de kahramanlık ve vatanseverlik gibi duyguları açığa çıkartmak amacındadır.

Özgün metnin en sağlıklı şekilde günümüz harflerine aktarılmasını ve mümkün mertebe hatasız bir metin oluşturmayı hedef alan bu çalışma, metnin ilk baskısına göre daha düzgün olan ikinci baskısı esas alınarak ve 1873 ile 1891 yıllarına ait toplam dört farklı baskı karşılaştırılarak hazırlanmıştır.

Doğan Kuban Yazıları Antolojisi 1. Cilt

Doğan Kuban Yazıları Antolojisi 1
Sanat, Mimarlık, Toplum Kültürü Üzerine Makaleler

“Osmanlı felsefeyi, resmi, heykeli dışlamış bir toplum olarak sanata, mimariye ve estetiğe ilişkin hiçbir kuramsal düşünce geliştirmemiştir. Günümüzde bu boşluğu aşmış okullar, sanatçılar, akademisyenler ve bir kamuoyu var. Fakat Türk toplumu bu entelektüel uğraşa, yani estetiğe, sanat tarihine, sanat eleştirisine Cumhuriyet’in ardından, yani Avrupa’dan 500 yıl sonra başladı. Günümüzde de dünyadan 500 yıl geride bir sanat düşüncesine sahip bir politik ortam var.”

Topçu Kışlası ve Çamlıca Camisi gibi günümüzde çok tartışılan mimari projelerle ilgili görüşlerinden, Ortaçağ’da Anadolu-Türk Sanatı kavramıyla ilgili bir denemeye, Divriği Ulu Camisi’nden, canlının estetiğini anlatan bir makaleye geniş bir seçkiden oluşan Doğan Kuban’ın yazıları bu kitapta yer alıyor.

İki parça olarak tasarlanan antolojinin ilk cildi olan çalışma, 1960’lı yıllardan günümüze mimarlık, tarih, kent ve koruma konularının yanı sıra sanat, kültür ve eğitim üzerine de yazmakta olan, mimarlık tarihi denildiğinde ülkemizde ilk akla gelen isimlerden Prof. Doğan Kuban’ın geçtiğimiz yarım asır boyunca farklı yerlerde yayınlanan çalışmalarını bir araya getiriyor.

 

Televizyon İmgesine Sinema Perdesinden Bakmak

Televizyon, ilk düzenli yayınların gerçekleştirildiği yıllardan günümüze kadar geçen süreçte, insanların hayatındaki en önemli kitle iletişim aracıdır ve bu araç, yayına başladığından bu yana eleştirilerin merkezinde yer almaktadır. Öyle ki tarihte hiçbir kitle iletişim aracı, televizyon kadar eleştirilmemiştir. Literatüre baktığımızda da çoğunlukla televizyonun olumsuz imgesiyle karşılaşırız. Bu kapsamda, televizyon içeriğine yönelik olarak şiddetten eğlenceye, gerçekleri gizlemekten düzeysizliğe kadar çok sayıda yaygın suçlama söz konusudur.
İlginin merkezindeki bu araca, sinema da kayıtsız kalmamış ve filmleri aracılığıyla hem eleştirel literatüre destek vermiş hem de olumsuz televizyon imgesini yeniden üretmiştir.

Televizyon İmgesine Sinema Perdesinden Bakmak, okuyuculara farklı bir televizyon eleştirisi sunuyor ve okuyucuları, televizyonun “günahları”nı sorgulamaya davet ediyor. Sinemanın bakış açısıyla televizyonun değerlendirildiği bu kitapta, filmlerin televizyon imgesini beyazperdeye nasıl yansıttıkları çeşitli kategoriler altında ele alınmakta, televizyona yönelik kuramsal düzeydeki eleştiriler ve bu eleştirilerin film düzlemindeki sunumları kapsamlı bir şekilde irdelenmektedir.