Sahra Grisi

Kimse ölmek istemez. Ama kimi zaman yaşamak daha kötü görünür.”

Bir adam çaresiz kalmadığı müddetçe düşmanlarına çalışmaz. Fransız İstihbaratı adına çalışmak zorunda kalan Bernie Günther ya onlara çalışacak ya da cinayetten asılacaktı. Görevi Almanya’ya geri dönen savaş esirlerini karşılayıp aralarındaki Alman Wehrmacht subayı kılığına girmiş bir Fransız savaş suçlusu ve SS mensubunu bulmaktı. Fransızlar bu adamı ele geçirip hak ettiğini düşündükleri sonla buluşturmak istiyordu. Ama Bernie’nin geçmişi bu sefer de yakasını bırakmayacaktı, hem de hiç tahmin edemeyeceği bir şekilde.

 “Basmakalıp İkinci Dünya Savaşı tarihlerine ustaca meydan okunmuş.”

– The Times

 “Kerr zamanın ruhunu canlandırmanın üstadı.”

– Financial Times

 “Zengin, zorlayıcı, güzel kurgulanmış ve başkahramana hayran olmamak elde değil.”

– Daily Mail

Her İşte Bir Hayır Vardır

Bir çeyrek saat öylece akıp gitti. Metin hareketsizce oturuyor, hala kadına bakıyordu. Anya tırnaklarını kurutmuş, yüz makyajına geçmişti. Minik bir mürekkep hokkası almış, kapağını çekip içinden kısa bir fırça çıkarmıştı. Metin nihayet ağzını açtı. ”Sen hangisine gittin?” sorusu kuşku doluydu.

Kadın elindeki ufak fırçayla döndü. ”Ne?”

”Okuldan mezun olunca diyorum. Hangisine gittin? Kızıl Ordu’ya mı, yoksa KGB’ye mi?”

”Haa,” diyen Anya aynaya döndü yeniden. Sol eliyle sağ gözünün kenarını Çinli taklidi yapan küçük çocuklar gibi çekti. Sağ elindeki fırçayı yavaşça içten dışa doğru kaydırdı. Gözüne koyu ama akıcı bir vurgu geldi.

”Hiçbirisine,” dedi işini bitirince. ”Ben Biopreparat’a gittim.”

Metin başka soru sormadı o akşam. Anya hazırlıklarını tamamladı, çıktı. Metin de düşünerek oturdu. Kumarhaneye gittiğinde aradan üç saat geçmişti. İşte bu üç saat Metin’in tezgahını kurmaya başladığı üç saattir. Aşık olduğu kadının basit bir krupiye değil, bir cevher olduğunu anlamış, dünyayı ”Global Elit”ten kurtarma misyonunu nihayet gerçekleştirebileceğine aklı yatmıştır.

Ekin Açıkgöz’den bir ilk roman. Temposu giderek yükselen bir polisiye.

Ucba

“Cehennem kapıya dayanınca kazananı olmayan son savaş başlar”

Türkiye, tarihinin en korkunç terör saldırısıyla temellerinden sarsılmaktadır. İstanbul’da Sirkeci Garı yakınlarında yapılan kimyasal terör saldırısı yüzlerce masumu katletmiştir. Emniyet teşkilatının en gözü pek terörle mücadele timi bu iç içe geçmiş çetrefilli ilişkiler ağını çözüp ülkeyi yeni saldırılardan koruyabilecek midir? Ucba, mistik ve gerçeğin ileri uçlarında bir mücadelenin adı…

… yedinci tabakanın adı Ucba’dır. Kavminin adı Cüsum’dur. Cümlesi kısa boylu, siyah Habeşli gibidir. Elleri ve ayakları yırtıcı hayvan pençesi gibidir. Ye’cüc ve Me’cüc’ü onlar helak etse gerektir. Halen lanetlenmiş İblis taraftarlarıyla onda sakindir… yandaşları… yeryüzünde… fesat ve fitneleri yayarlar…

– Marifetname – İbrahim Hakkı Hazretleri (1757)

Kimlik Hırsızı

Adil olmak, nadiren tercih edilen bir seçenektir.

Bir kimlik karışıklığı yüzünden hastasının ölmesi, sahte narkotik reçetelerin kariyerini tehlikeye sokması ve kredi kartı hesaplarının ele geçirilmesinin ardından Doktor Anna McIntyre işlerin daha da kötüye gidebileceğini aklının ucundan bile geçirmez. Ta ki eline geçen zarfı açıp üzerinde adının yazılı olduğu HIV pozitif test sonucunu görene dek…

“Tıbbi gerilim kitaplarından hoşlanıyorsanız Kimlik Hırsızı sizi en sevdiğiniz okuma koltuğunuza çivileyecek!”

– New York Times

“Neşter keskinliğinde bir hikâye, nabız hızlandıran bir gerilim…”

– Booklist

“Mabry bizi adrenalin yüklü bir hız trenine bindiriyor. Heyecan ve merakla okuyacaksınız. Kesinlikle tatmin edici bir hikaye.”

– Publishers Weekly

“Tıbbi detaylara ve karakterlere hayran kalmamak elde değil.”

– Goodreads

Bumerang

Bir cinayete tanık olmak ne kadar tehlikeli olabilirdi?

Gözlerini açtığında artık katil kendisiydi, tüm ailesini öldürecek kadar sapık bir ruha sahip miydi?

O iyi bir babaydı, mükemmel bir hayatı vardı. İçine düştüğü kabustan ne zaman uyanacaktı?

Yaşadıkları bir rüya mı? Yoksa gerçek miydi? Ya şimdi kaçacak, tüm hayatını geride bırakacaktı.

Ya da kendi cinayet davasının peşinde koşmalıydı? Karşısında inanılmaz zeki bir dedektif. Hakkında su götürmez deliller vardı.

Gerçekten inandığımız şeyler gerçek olmaya bilir mi? Gerçekler kimin için doğru kimin için yanlıştı? Tüm yazılanlar ve bu hikâye…

Gerçekten Yaşandıysa?

Teşkilat Kuralları

Tıpkı iyi bir casusluk romanı yazarının başarması gerektiği gibi, hikaye korkunç bir hızda akıyor; isimlerin ve durumların, kimi zaman okuyucunun kafasını karıştıran baş döndürücü akışında oturduğunuz koltuğa sıkı sıkıya yapışıyorsunuz.

-G.J. Griffiths

Bu kitabı Ludlum ve LeCarre polisiyelerinin yanına yerleştireceğim.

– Tom McCain

Teşkilat Kuralları’nı okuduktan sonra Pakistan’a aynı gözle bakmayacaksınız.

– Bob Rector

Kalaşnikof Perdesi’nin ardında olanlara bir göz atmak istiyorsanız, bu kitabı alın.

– Steve Munnion

Kanlı Hesaplaşma Ciltli

Portland karanlığa gömülmüştü. Zengin ve saygın adamların eşleri birer birer kayboluyordu. Bu kayıpları birbirine bağlayan yegâne işaretse tek bir siyah gülle, üzerinde Gitti Ama Unutulmadı yazan nottu. Bu durum geçmişte ülkenin bir diğer ucunda yaşanan dehşetin yeniden ortaya çıkması anlamına geliyordu. Tıpkı o zaman olduğu gibi korku dolu günler yaşanacak, peşi sıra ölümler olacaktı.

Bir katilin gölgesi hayatını karartırken, savunma avukatı Betsy Tannenbaum bir kâbusun içinde kapana kısılmıştı. Çok yakında soğuk, güçlü ve hilekar bir müvekkili savunmak için sahip olduğu her şeyi ve sevdiği herkesi tehlikeye atacaktı. Bu adam bir kurban da olabilirdi bir cani de.

Sherlock Holmes – Dörtlerin Esrarı

Giovanni Scognamıllo’nun Önsözüyle

“Kötü insanlar sırf ellerinden geldiği için kötülük yaparlar.”

– Sherlock Holmes

Mary Morstan’ın anlattığı “açıklanamaz” öykü Dr. John Watson’ı heyecanlandırır. Çünkü Londra’nın tek gayri resmi dedektifinden başka kim; sırra kadem basmış İngiliz subayının, tek bacaklı adamın, onun çıplak ayaklı yardımcısının, kayıp define sandığının ve “Dörtlerin Esrarı”nı aydınlatabilir ki?

Hindistan’da başlayan ve Lonra’da devam eden olaylar, işin içine ünlü dedektif Sherlock Holmes ve yardımcı Doktor Watson’da kendilerinden istenen yardımı geri çevirmeyip katılınca, daha da esrarengiz bir hal alır.

“Varoluşun anlamsız rutininden tiksiniyorum. Benim zihin açısından coşkuya ihtiyacım var.”

Akıllara durgunluk veren olay örgüsünün derinlerine indikçe hırsın ve entrikanın yol açtığı bir cinayetle karşı karşıya kalan Sherlock Holmes ve yardımcısı Doktor Watson, kendilerini büyük bir hazinenin etrafında düğümlenen gizemli bir olayın içinde bulurlar…

“Söyleyecekleriniz aramızda kalacak söz verebilirim.”

Baker Sokağı’ndaki 221 B numaralı evin dünyaca ünlü sahibi Sherlock Holmes, kıvrak zekâsıyla okurlarını bir kez daha şaşırtarak hayranlarını merakın hiç eksik olmadığı yeni bir heyecana davet ediyor.

Sherlock Holmes – Mavi Yakut

Ben bir psikopat değilim, yalnızca yüksek nitelikli bir sosyopatım.”

– Sherlock Holmes

Akıl yürütme yöntemleri ve birbirinden gizemli olayları çözmekteki ustalığıyla polisiye-macera severleri kendine hayran bırakan Sherlock Holmes, tümdengelimin en can alıcı noktalarını işlettiği hikâyeleriyle, maceralarına devam ediyor.“Apaçık bir gerçek kadar yakalaması zor bir şey var mı?”Sherlock Holmes, elindeki gazeteyi bırakarak, “Sanatı sırf sanat için seven birisi,” diye söze girdi ve devam etti; “Sevinerek görüyorum ki, başımızdan geçen maceraları kayda geçirirken sen de bu gerçeği göz önüne alıyorsun Watson.

Benim boy gösterdiğim birçok ‘ünlü vakaya’ ve ansasyonel isimler içeren davalara pek rağbet etmeden, konular açısından zengin olan olayları ele alman beni sevindiriyor. Fakat, yazdıklarıma yakıştırılan sansasyonluk suçlamalarından kolay kolay kurtulamıyorum.” “Dünyada ayrıntılardan daha önemli bir şey yoktur.” Baker Sokağı’ndaki 221 B numaralı evin dünyaca ünlü sahibi Sherlock Holmes’un; mizahi, heyecanlı ve bir o kadar aksiyon dolu maceralarına hazır mısınız?

Tetikçi

“Devletlerin karanlık yüzünü anlatan cesur bir roman.”

Hans Schmidt henüz bir üniversite öğrencisiyken gazetede gördüğü bahçıvanlık ilanına başvurur. Schmidt, zengin ve çekici Sarah Schumann’ın aslında bir bahçıvan değil, kocasını öldürecek bir kiralık katil aradığını anlar. Teklifi kabul edip cinayeti işledikten sonra hayatı değişecek ve asla tahmin edemeyeceği bir zenginliğe kavuşacaktır.

Yirmi yıl boyunca devletlerin gizli örgütleri için kiralık katillik yapan Hans Schmidt aranan bir tetikçi haline gelmiştir. Yaptığı işten yorulunca da son bir iş yapıp emekli olmaya karar verir.

Zengin prodüktör Peter Bruhns, genç sevgilisiyle birlikte öldürülür ve olay yerine giden polisler, cesetlerin vahşice katledilip uygunsuz bir pozisyonda bırakıldığını görürler. Cinayet masasından Sören Henning ve Lisa Santos’a cinayeti aydınlatma görevi verilir. Kısa sürede bu cinayetin, hayal etmeye bile cesaret etmedikleri bir komplonun parçası olduğunu öğrenirler. Avrupa, tehlikeli suç şebekelerinin gün yüzüne çıkacağı ve dengelerin yerinden oynayacağı günleri yaşamak üzeredir.

“Tetikçi, polisiyeyi seven ya da politikayla ilgilenen herkese tavsiye edebileceğiniz, yaratıcı ve sürükleyici bir roman.”

– Literaturzirkel.eu

“Ustalıkla yazılmış, merak uyandıran bir polisiye.”

– Schwabische Post

“Andreas Franz yine formunda; hedefi tam gözünden vuran bir suç romanı.”

– Men’s Health

“İnsanın içindeki kötülük, para, güç ve organize suçla ilgili, nefes kesici bir roman.”

– Literra.info

“Elinizden bırakamayacağınız bu roman, şaşırtıcı, sansasyonel ve nefes kesici.”

– Elmshorner Nachrichten

Ve Biri Daha Vardı : Sıcak Saatler

“Etkileyici! Sıcak Saatler, her ebeveynin kâbusunun tam kalbine oturuyor, sonra tansiyonu 1-2 derece yükseltiyor, okuyucuyu yanlış yönlendirmeler ile korku trenine bindiriyor ve sonunda yutkunarak kalıyorsunuz.”

– Lisa Gardner, NewYork Times’ın En İyi Satanlar listesinden Love You More (Daha Çok Seviyorum) Romanının yazarı-

“Gussin daha en başından okuyucuyu bir çatışmanın ortasına atıyor. Aciliyet ve yoğunluk o kadar fazla ki, sonlarına doğru geldiğinizde kendinizi nefes nefese kalmış hissedeceksiniz.”

– Hotwire (Yüksek Gerilim): Bir Maggie O’Dell Romanı’nın yazarı Alex Kava, NewYork Times’ın En İyi Satanlar listesinden-

“Ve Biri Daha Vardı, sizi aynı kaçırılmış gibi uzaklara götürecek. Gussin, şiddetli duygular ile kaybolan iki çocuğun çevresinde dönen kaçış zamanını profesyonel bir şekilde dengeliyor. Kitabın kapağını açmadan önce gerilime bir merhaba deyin, ama bu gerilimli korku romanını okurken güzel saatler geçireceğiniz de bilin.”

– Laura Benedict, the Calling Mr. Lonely Hearts (Bay Yalnız Kalp’e Çağrı) Romanı’nın Yazarı Medalist Yılın En Fazla Yorum Alan Kitabı Ödülü-

Katie ve Scott Montroe, dokuz yıl önce tam da hayal ettikleri tıpatıp aynı olan üçüzlerine , Sammie, Alex ve Jackie’ye kavuşmuşlardı. Ancak kızlardan ikisi kaçırılınca, bu birbirine sıkıca bağlı olan aile dağılır. Katie ve Scott Monroe, her anne – babanın kâbusu olan bir gerçeğin ortasına düşmüştür.

Açıklamalı Notlarıyla Sherlock Holmes Cilt : 2 Ciltli

Dünyanın önde gelen Victoria dönemi ve Sherlock Holmes uzmanlarından Leslie S. Klinger’ın editörlüğünde hazırlanan Açıklamalı Notlarıyla Sherlock Holmes, yalnızca polisiye meraklılarına değil, tüm edebiyatseverlere hitap eden bir çalışma.

Dünyanın en ünlü dedektifiyle yeni tanışan okurlar, Klinger’ın öykü girişlerindeki berrak sunumlarından yararlanırken; deneyimli Sherlockçular, Victoria Çağı İngiltere’siyle ilgili tarihi bilgilerin yanı sıra Sherlock üzerine üretilen en önemli teorileri de içeren binden fazla notla büyülenecekler.

Sherlock Holmes külliyatını içeren üç kitaplık serinin ikinci cildi, 1903-1927 arasında Strand Magazine’de yayımlanan öykülerin özgün hallerini kapsıyor. Sherlock Holmes’un Dönüşü, Son Selam ve Sherlock Holmes’un Vaka Kitabı adlı üç kitaptan oluşan bu cilt, bugüne kadar hazırlanmış en derli toplu ve en kapsamlı Sherlock Holmes külliyatının ikinci halkası.

Arthur Canon Doyle eşsizdir… Eser verdiği türdeki öncülüğü, taklit edilse ya da genişletilse dahi, asla aşılamamıştır.

– Stephen Fry

Refakatçi

Western türünün kalıplarına sığmayan bir roman: Refakatçi

Amerika Birleşik Devletleri, 1850’ler…

Ülkenin doğusundaki evlerinden batıdaki engin düzlüklere her yıl pek çok genç çift talihlerini denemek, yeni bir hayat kurup zenginleşmek için göç etmektedir. Ne var ki hayaller ve gerçekler pek çok zaman birbiriyle uyuşmaz. Sert iklim, tehlikeli doğa, hastalıklar ve medeniyetten, insanlardan uzak bir hayat insanları çabuk yıpratır. En çok da kadınları…

Refakatçi, bu çetin şartlarda akıllarını yitiren dört kadını ülkenin doğusundaki ailelerine geri götürmeyi üstlenen yalnız bir kadınla ölümden kurtardığı ve bu yolculukta ona yardım etmeye söz vermiş bir suçlunun hikâyesini anlatıyor. Western romanlarının ünlü yazarlarından Glendon Swarthout’tan, tarihi gerçeklere dayanan ve western türünün kalıplarına sığmayan, akıllardan çıkmayacak bir yol ve fedakârlık romanı. Refakatçi, The Homesman adıyla sinemaya da uyarlandı.

“İlk cümlelerinden itibaren okuru avucuna alıyor… Refakatçi, erkekle kadının birbirleriyle, çevreleriyle ve -sonunda hepsinden daha zorlusu- kendi kendileriyle ilişkilerine dair bir yolculuk. Çarpıcı… Yürek burkucu… İnandırıcı…”

– Los Angeles Times Book Review

“Refakatçi, Amerikan sınır hayatının hem maceracı ruhunu hem de gerçeklerini aktarmayı başarıyor.”

– Booklist

“Swarthout’un en iyi romanlarından biri… İnsanın dayanma gücüne dair sürükleyici bir epik.”

– Kirkus Review

“Arkadaşlarıma Refakatçi’nin konusunu anlattığımda gözlerini merakla açıp romanı okumak için sabırsızlanıyorlar. Üstelik sadece romanın konusundan bahsediyorum. Swarthout sizi oraya, o zaman ve mekâna götürüyor.”

– Elmore Leonard

Arsen Lüpen – Kibar Hırsız

O, kurnaz, yakışıklı, türlü zorlukların içinden sıyrılıp çıkmayı başaran, hazır cevap bir suç dehası! 
O, polisi parmağının ucunda oynatan cesur bir antikahraman…
O, klasik kötü karakter klişelerini yıkıp geçen, dünyanın en centilmen hırsızı!
O, Arsen Lüpen!
 
Bir gemi yolculuğu esnasında çaldığı her şeyi kaybeden Arsen Lüpen, atıldığı hapishane hücresinden Baron Cahorn’a şatosunu soyacağına dair bir mektup gönderir. Dedektif Ganimard, önüne geçemediği hırsızlığın gizemini çözmeye çalışırken bir kez daha Arsen Lüpen’in inanılmaz zekâsıyla çarpışmak zorunda kalır. Dreux ailesinden çalınan ünlü mücevheri sahibine teslim eden ve Kontes d’Andillot’nun katilinden Siyah İnci’sini geri alan kibar hırsız, centilmenliğinden asla ödün vermeden pek çok maceraya karışır. Klasikleşen kahramanı Arsen Lüpen’le hayal gücünün sınırlarını zorlayan Maurice Leblanc’tan, nefes kesen bir macera!…

Sherlock Holmes – Dörtlerin Yemini

Huysuz, karizmatik, kendisi için mutlaka gerekli milyonlarca ayrıntıyı zihin sarayının kıvrımlarında saklayan, yakın dövüş ustası, kimya ve simya üstadı, Baker Sokağı’ndaki 221 B numaralı evin dünyaca ünlü sahibi Sherlock Holmes; komik, heyecanlı ve bir o kadar aksiyon dolu maceralarıyla yeniden okurlarla buluşuyor…

Sherlock Holmes ve arkadaşı Doktor Watson, Bayan Morstan’ın yıllar önce kaybolan babası ve kendisine gönderilen gizemli incilerin peşinden savaş zamanının Hindistan’ına uzanırlar.

Araştırdıkları olaya bir cinayet de karışınca masum bir kadını korumak için atıldıkları macera, gitgide büyüyen bir tehlikeye dönüşür. Bütün işaretlerin gizemli bir hazineyi gösterdiği karanlık yolda Bayan Morstan ve babasının hikâyesi nasıl sonlanacaktır?…

Sherlock Holmes ve biricik ortağı Doktor Watson’ın maceraları, kaldığı yerden devam ediyor. Polisiye tarihine damgasını vuran Sir Arthur Conan Doyle’un kaleminden…

Pusu

Amerikalı doktor Scott Nolan, güzel karısı Laura ile birlikte İrlanda’ya yeni taşınmıştı ve tıp alanında kariyerinin zirvesine doğru ilerlerken bir yandan da uyuşturucu ile mücadelede medyatik bir isim hâline gelmişti.

Ancak soğuk bir Dublin sabahında Scott’un yaşamı karısıyla birlikte bindikleri otomobilde bir grup kiralık katil tarafından uğradığı silahlı saldırının ardından sonsuza dek değişir. Aynı gün içinde iki farklı saldırı ile uyuşturucu karşıtı Adalet Bakanı Harry Power ve Scott Nolan’ı susturmayı planlayan saldırganlar hedeflerine ulaşamaz, ancak Nolan’ın karısı Laura saldırıda hayatını kaybeder.

Laura’nın bir dedektif olan kardeşi Mark Higgins ile birlikte uyuşturucu çetelerinin izini sürmeye başlayan Nolan, çok geçmeden her türlü kanunu yıkıp geçerek saldırının kaynağına kadar tehlikeli bir yolculuğa adım atar. Her sayfası heyecan dolu olan Pusu, sizi Dublin’in arka sokaklarından, Amsterdam’a, oradan da Bangkok’un izbe köşelerine taşıyor ve nefes kesici bir aksiyon vadediyor.

“Tıbbi gerilimlerin tartışmasız büyük ustalarından biri.”

– Irish Times

 

 

 

Parafili

Doktor, Avukat, Polis Memuru, Seri Katil… Kapıyı açmak için hangisine daha çok güvenirdiniz?

Maeve Kerrigan üç kadını kendi evlerinde boğarak öldüren bir seri katilin izini sürüyor…İçeriye zorla girildiğine dair hiçbir iz yok, bütün işaretler onu kurbanların kendilerinin içeriye aldığını gösteriyor.

Üçüncü cinayette katilin bıraktığı delil, Maeve’in eline onu şaşkına çeviren bir şüpheli verir: Maeve’in ortağı Komiser Josh Derwent. Maeve onun bu işle bir ilgisi olduğuna inanmayı önce reddeder, acaba onu ne kadar iyi tanımaktadır? Çünkü bu Derwent’ın cinayetle suçlandığı ilk olay değildir…

Belki de katil çok yakınınızda ve siz onu tanıyorsunuz…

Adalet

New York Times çoksatan yazarı Karen Robards, okurların nefesini kesecek romantik bir gerilim-polisiye romanıyla geri döndü! Jessica Ford, Amerika Birleşik Devletleri First Lady’sinin kurban gittiği cinayetin tek tanığıydı ve o zamandan beri Gizli Servis’in gayri resmi tanık koruma programı çerçevesinde saklanıyordu.

Yeni ismi ve yeni imajıyla, şimdiye kadar göze batmamayı ve kendini unutturmayı başarmıştı. Ancak Washington’ın en güçlü hukuk firmalarından Ellis Hayes’te avukat olarak çalışırken kazandığı çok önemli bir ceza davası sonucunda, tekrar kamuoyunun dikkatini üzerine çekerek muhtemel tehditlerin hedefi haline gelecekti.

Ona bu tehditler karşısında yardımcı olabilecek tek bir insan vardı ve bu kişi Jess’in dünyada en çok nefret ettiği kişilerin başında geliyordu. Ancak eski sevgilisi olan bu adama, yani Gizli Servis ajanı Mark Ryan’a bel bağlamaktan başka şansı olmayabilirdi. Çünkü birileri kadınları öldürmeye başlamıştı. Ve buna engel olamazlarsa, sıradaki kişi Jess olabilirdi…

Moriarty

“Conan Doyle Vakfı onaylı yepyeni bir Sherlock Holmes macerası.”

“Reichenbach Şelalesi’nde yaşanan olaya gerçekten inanan biri var mı? Bu konu hakkında çok şeyler yazılıp çizildi ama bana öyle geliyor ki bunların hepsi arzulanan bir şeyi eksik bıraktı: Yani, gerçeği.”

Sherlock Holmes ve ezeli düşmanı Moriarty’nin Reichenbach Şelalesi’nden düşüp ölmesinden birkaç gün sonra Pinkerton ajanı Frederick Chase, New York’tan Avrupa’ya gelir. Moriarty’nin ölümü, onun yerini almak için gelen yeni bir şeytani suç dehası tarafından anında doldurulan zehirli bir boşluk yaratmıştır.

Chase, Holmes’ün soruşturma ve çıkarım yöntemlerini sadakatle uygulayan bir öğrenci olan Scotland Yard dedektifi Athelney Jones’un yardımcılığıyla, çok korkulan ama pek ortalıkta görünmeyen, Londra’yı bir cinayet ve kötülük dalgasında boğmaya kararlı bu karanlık şahsı gün ışığına çıkarmak için başkentin en karanlık köşelerinde kendine bir yol çizmek zorundadır.

Çoksatan İpek Evi romanının yazarı Anthony Horowitz, Sir Arthur Conan Doyle tarafından yaratılan bu dünyaya bir kez daha hayat veriyor. Horowitz kusursuz bir karakter kurgusu ve nefes kesen bir tempoyla, bizi çevirdiğimiz her sayfayla birlikte merak ve mutluluk içinde bırakan tüyler ürpertici bir hikaye anlatıyor.

“Horowitz’in yepyeni Holmes hikayeleri, bir yandan Holmes’u, kendi keskin ve kurnaz tarzıyla birleştirirken diğer yandan orijinal hikâyelere saygı duruşunda bulunuyor.”

– Neal Thompson

“Bu, ustalıkla yazılmış devam hikayesinde Horowitz, Conan Doyle’dan bayrağı teslim alıp yaraşır bir şıklık ve kurnazlıkla bir dedektif hikayesi örüyor.”

– Sunday Mirror

Çıkış Yok Ciltli

Yıllardır gerilimin her kelimesini ustaca yazan Osman Aysu’dan okurlarının ayraç kullanmadan okuyacakları yepyeni bir roman!

Kızıl saçlı yeşil gözlü kızın ne kendisini bekleyen tehlikeden ne de hayatını değiştirecek adamdan haberi vardı. Onun için yapılan planlardan da bu planları korkusuzca bozarak onu koruyan adamdan da aynı anda haberdar olduğunda, çoktan çıkışsız bir labirentin içine girmiş olacaktı. Gerilimin kirli bir geçmişle ve aşkın heyecanlı bir gelecekle yarıştığı bu Osman Aysu romanını okumaya başlamadan önce tüm işlerinizi halledin. Çıkışa kadar yerinizden kalkamayacaksınız!

Veda Müziği

Müfettiş Rebus kariyerinin son işinde kendini nefes kesici bir labirentin içinde buluyor. Bir Rus şairin ölümüyle açılan hikâye, politikacıları, sanatçıları, iş adamlarını, serserileri ve suç dünyasını bir araya getiren bağlantılarla ilerliyor. Yeraltı dünyasıyla yerüstünü birbirine bağlayan bu hikaye, hem diğer Rankin kitaplarında olduğu gibi nefes kesici bir olay örgüsü, hem de dünya politikasına dair keskin gözlemler sunuyor. Polisiye ve politika meraklıları için müthiş bir son macera. Müfettiş Rebus son kez iş başında ama en az ilk işinde olduğu kadar zeki, esprili ve derinlikli.

Bu belki de Rebus’ın jübilesi ama her sayfası dörtnala ilerliyor. Ian Rankin’in usta kalemi ve laf çarpma becerisi en sıradan bir konuşmayı bile zevkle okunur kılıyor… Rankin’in daha büyük işlere imza atacağına kuşku yok.

– Daily Mail

Veda Müziği polisiye roman tarihinin en baştan çıkarıcı karakterlerinden birinin kariyerine uygun bir son: Perde inerken okurlar ona doyduğu için değil daha fazlasını beklerken ağızları açık kaldığı için.

– The Times

Şeytanın İzi

Pe-şin-de-yim!

Bailey Carpenter, işinde oldukça başarılı bir özel dedektiftir. Bağlı bulunduğu şirketin onu görevlendirdiği araştırma için, birinin evini gözetlemeye başlar. Evin etrafında olanları görmesine yetecek kadar yakın bir arazide, çalıların arasına gizlenir. Ancak onu büyük bir şok beklemektedir. Bir saldırgan!

Tam arkanda!

Gözlerini yeniden açtığında, hafızası, hiç hatırlamak istemeyeceği şeylerle doludur. Korkunç bir saldırıya uğramıştır. Yüzünü göremediği saldırganın ona yaptıkları Bailey’i bir daha asla geri dönemeyeceği karanlık bir yola sürükler.

Yeniden geleceğim!

Saldırganın onu yeniden bulacağından korkan Bailey, kime güveneceğini bilemez. Kendini evine kapatmıştır. Şüphelendiği herkesi teker teker yerel polise şikâyet eder. Bu şikâyetler öyle bir hal alır ki, polis Bailey’i, gördüğü herkesi ona saldıran adam zanneden bir paranoyak olarak görmeye başlar ve ciddiye almaz. İşte tam da bu noktada Bailey yapayalnız kalır. Artık kendinden başka kimsesi yoktur. Ya av olacaktır ya da avcı!

Adı Çıkmış Serseriler

Ölüm her şekilde peşindeyse sen şansına güven… ya da silahına…

İsmim Stephanie Plum. Lula’nın heybetli bedenine ve bedeniyle uyumlu tavırlarına sahip değilim. Benim tavırlarım daha ziyade hayatta kalma modundadır. Çünkü başımı beladan uzak tutmama engel olan bir işim, her şeye burnunu sokmaya meraklı bir arkadaşım, biri polis diğeri karışık işlerle uğraşan iki âşığım var.

Bu sefer Lula’yla birlikte bir dolandırıcının peşine düştük ve o kaldırıldığı hastanede ortadan kayboldu, öldü mü kaldı mı belli değil. Üstelik hastanenin gizemi sadece bununla da kalmıyor, kaybolan başka hastalar da var.Tüm bunlar yetmiyormuş gibi Ranger benden onun koruması olmamı istiyor. İşler yine karışırken ben yepyeni bir maceranın içindeyim. Ya siz?

Gölge Adam

1887’ de yeniyıl günlükleri ilk çıktığından beri Artur Conan Doyle’un Sherlock Holmes’ i yaratılan en güzel kurgusal karakterlerden biridir. Gölge Adam içerisinde dokuz adet harikulade hikayeden oluşmaktadır. Tüm zamanların en iyi görev yapan dedektifi ünvanını neyle kazandığını okudukça anlayacak ve Sherlock Holmes hayranı olacaksınız.

Engerek

Evli ve iki çocuk babası Arvid Traneus, son üç yılını Tokyo’da geçirmiş olan hırslı ve yetenekli bir finans danışmanıdır. Başarıyla tamamladığı görevi sona erince de ailesinin yaşadığı İsveç’e döner, ancak Arvid’in gelişinden kısa bir süre sonra evlerinde iki ceset bulunur. Cesetlerden biri Arvid’in eşi Kristina’ya aittir. Bir erkeğe ait olan diğer ceset ise tanınmayacak durumdadır.

Cinayet dosyasını yürüten Dedektif Fredrik Broman, kimliği belirlenemeyen kişinin Arvid olduğunu düşünür, fakat olayın gerçek yüzü açığa çıktıkça Fredrik kendini akla hayale gelmeyecek kadar karmaşık bir vakanın içinde bulduğunu anlar.

Engerek, insanın geçmişinden asla kurtulamadığı küçük kasaba yaşamının ardında, pusuya yatmış dehşetleri keşfe çıkan harikulade bir suç romanı.

“Yeni bir İskandinav yıldız, suç romanı alemine ayak bastı. Hakan Östlundh’un adını sıkça duyacağınızdan emin olun!”

– (Stephen Booth – The Devil’s Edge’in yazarı)

“Kökleşmiş toplumsal sorunlara eğilmek için suç türünü kullanan İskandinav edebiyat geleneğini benimsemiş, nefes kesici bir polisiye.”

– Publishers Weekly

“Polis ile yerel halkın bakış açılarını birleştirmesi Ostlundh’un İngilizcede yayınlanan ilk romanına ayrı bir vuruculuk katmış.”

– Booklist

Gecenin Aynası

“Hayatını altüst edecek sırların varsa korku her an ensendedir.”

Gazeteci Moira Harrison yağmurlu bir gecede, arabasıyla ıssız bir yolda kaybolur. Güçlükle ilerlemeye çalışırken kendisine dehşet dolu gözlerle bakan birini gördüğünde frene asılır fakat geç kalmıştır.

O sırada bir adam ortaya çıkar ve yardım çağıracağını söyler. Ardından dünya kararır. Moira kendine geldiğinde yapayalnızdır.  Etrafta kazazede de dahil hiç kimse yoktur. Genç kadın yolda gördüğü kişinin korku dolu gözlerini unutamasa da kimseyi hikayesine inandıramaz. Ta ki yardım için kapısını çaldığı Dedektif Cal Burke’le tanışana dek.

İpuçları ortaya çıktıkça, birilerinin insanın kanını donduracak türden bir gerçeği saklamaya çalıştığı anlaşılır. Moira ve Cal bu ölümcül sırrın yolunda iz sürerken, aşkın peşine düştüklerinden de habersizdirler.“Oldukça sürükleyici ve merak uyandıran bir hikaye… Bir kez okumaya başladınız mı son sayfasına kadar dünyadan kopacağınız, bağımlılık yaratacak türden bir roman.”

– New York Journal of Books

“İki RITA ödülü kazanan Hannon’ın romanı, hızlı temposu ve ilgi uyandıran karakterleriyle, ilham verici kurguları sevenler için mükemmel bir seçim haline geliyor.”

– Booklist

“Bu kitapta romans, gizem, bilinmezlik ve gerilimi yoğun bir şekilde harmanlamış olan Hannon, okurlarını oldukça şaşırtıcı ve gizemli karakterlerle de buluşturmayı başarmış.”

– Suspense Magazine

Ölüm Işığı

Bazı şehirlerde kış hiç bitmez. Güneş açsa da, cinayet fırtınası dinmez…

Her şey, dövülerek öldürülmüş bir fahişenin cesedinin rıhtımda bulunmasıyla başlıyor. Dedektif Logan McRae için bu olay, yeni bir kötü günün daha da kötü başlangıcı demek. Yalnızca birkaç ay önce Grampian Polis Teşkilatı’nın altın çocuğu olan Logan’ın kaderi, uğursuzluğuyla tanınan bir müfettişin ellerinde.

Granit Şehir’e yaz geldi. Güneş parlıyor, gökyüzü masmavi, morg ise giderek kalabalıklaşıyor. Yanmış cesetler, öldürülmüş esrarkeşler, uzuvları kesilmiş labradorlar, ölümüne dövülmüş fahişeler. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, bir polis memuru, aldığı kurşun yarası yüzünden yoğun bakımda yaşam savaşı veriyor ve bu tamamen Logan’ın hatası.

Grampian Polis Teşkilatı’nın yarısı onunla konuşmuyor, Müfettiş Napier onu kovdurmak için elinden geleni yapmaya kararlı ve yeni amiri Müfettiş Steel, Logan’ın bütün başarılarının üzerine yatıyor. Aşk hayatı zaten çıkmazda. Kısacası korkunç bir yaz Logan’ı bekliyor.

Stuart MacBride, elinizden bırakamayacağınız Ölüm Işığı’nda cüretkar dili, keskin mizah anlayışı, canlı karakterleriyle öne çıkıyor ve polisiyenin yükselen yıldızı olmayı sürdürüyor.

“MacBride çok iyi bir yazar, kimse onun gibi karanlık ve cesur olamaz.”

 – Peter James

Stuart Macbride; Denizaşırı ülkelerde tuvalet temizledi, üniversiteden atıldı, kendi grafik şirketini kurdu, reklamcılık yaptı, petrol endüstrisinde için çalıştı, bir sürü şarap içti ve en iyi mantar çorbası tarifini buldu. Karısı Fiona’yla birlikte İskoçya’da yaşıyor ve bir orduya yetecek kadar patates yetiştiriyor. 

Ölüler Dirilmezse

Berlin 1936

Bernie Günther, meşhur Adlon Hotel’de dedektif olarak çalışmaktadır. İki ceset bulunur – ve Bernie otel misafirlerinden bazılarının hayatına geri alınmaz biçimde girer. Biri Olimpiyatları boykot etmeleri için Amerikalıları ikna etmeye çalışan hırslı ve güzel bir gazeteci, diğeri de Chicago mafyasını ve elbette kendisini Olimpiyat ihaleleriyle zengin etmeye çalışan bir gangsterdir. Bernie çok geçmeden kendisini şantaj ve yolsuzlukla örülü bir ağın içerisinde bulur herkes Nazilerin, dünyanın gözünü boyamak için yapacağı gösteriden bir pay koparmak istemektedir. 

“Hikaye anlatımı ve karakterlerin tasarımı klişelerden uzak. Kerr’in tarihi ve coğrafi bilgisine de diyecek yok.”

– The Times

“Etkileyici başka bir şey de, Kerr’in insanların çaresiz ve kanla yoğrulmuş geçen yıllar içinde hem nasıl değişip hem de aynı kalabildiklerini ortaya koyması.” 

– Times Literary Supplement

“İnsanın ve toplumun yozlaşmasına dair genel tasvirler yapan etkili bir suç romanı.”

– Spectator

 

Sherlock Holmes- Baskerville Tazısı

Kasabanın en zenginlerinden biri, evinin önünde öldürülmüştür. Suçluların bulunması için Sherlock Holmes ve Doktor Watson’dan yardım istenir. Bu sefer Sherlock Holmes’ün işi daha zordur. Öldürülen adamın ailesi hakkında yıllardır kasabada anlatılagelen lanet hikâyeleri ve duyulan garip uluma sesleri dışında, bu cinayetin gizemini çözmek için kullanabileceği bir ipucu yoktur.

Sherlock Holmes – Bohemya’da Skandal

Kızıl Dosya ve Dörtlerin Yemini kitaplarıyla geniş bir okur kitlesine ulaşan Arthur Conan Doyle, Sherlock Holmes serisine kısa hikâyeler yazarak devam etmiştir. Birçok eleştirmen, yazarın kısa hikâyeler yazmakta daha başarılı olduğu konusunda hemfikirdir. Altı öykünün bir araya geldiği Bohemya’da Skandal, ünlü dedektifin hayranlarına macera dolu bir yolculuk vadediyor. 

Çıplak ve Karanlık

Bir yangın tüm sırları yok edebilir, ama kanıtlar daima küllerin altındadır…

Jaye ve Jack’in düğünlerine üç gün kala kasabada büyük bir yangın çıkar. Şehrin üç önemli ailesinin hayatını sonsuza dek değiştiren ve karanlık sırlarla dolu bu olayı aydınlatmak da Jaye ve Jack’e düşer. Düğün arifesinde yanmış beş ceset ve çözülmeyi bekleyen bir gizemin ortasında kalan ikili, her şeyi yoluna sokarak sağ salim dünya evine girmeyi başarabilecek midir?

“Jaye yine bazı önemli kararlar almak, babasının geçmişiyle başa çıkmak ve evlenmek zorunda. Heyecanlı, aşkla örülü, soluk soluğa bir macera.”

– Booklist

“Sonunu asla tahmin edemeyeceğiniz, sürprizlerle dolu, muhteşem bir roman.”

– Book Addict

“Liliana Hart yine baştan çıkartıcı, sırlarla dolu, nefes kesen, dopdolu bir hikayeye imza atıyor.”

– Goodreads

Sherlock Holmes ve Sinek Papazı

Sherlock Holmes bu kez Birinci Dünya Savaşı öncesinde Avusturya-Macaristan’da. Sihirbaz Hudini’den Dr. Sigmund Freud’a, pek çok ünlü ismin karıştığı ve sonunda Birinci Dünya Savaşı’na neden olacak bir gizemin içinde.

“Siz de Kara El’den mi şüpheleniyorsunuz Mr. Holmes?”

“Kara El’den şüphelenmemek için şimdiye kadar bir neden bulamadım,”

“Eğer, oradaki genç Princip Gavrilo gibi öfkelilerin emrinde olsaydık, o zaman… Kara El’den şüphelenmekte bir miktar haklı olurdunuz. Eğer onu kendi haline bırakırsanız, bir dünya savaşı çıkarır. Ancak o yalnızca bir piyade eri ve sanırım öyle de kalacak.”

“Çok daha basit,” dedi Holmes, sihirbaz Houdini’nin uzattığı ele sıkarak. “Dikkat çekmemeye çalışan biri olduğumdan, benim bir fotoğrafımı görmüş olmanız pek olası değil. Merhum Sidney Paget; palto giymiş, avcı şapkası takmış ve pipo içen bir çizimimi oldukça popüler hale getirmişti. Öte yandan, görünüşümü, oldukça doğru bir şekilde yansıtmıştı. H. Brock ve Joesph Simpson gibi başka sanatçılar da, bu çizgiyi sürdürdü.”

“Şunu söylemeliyim ki, Herr Doktor, bilinç ve bilinçdışı teorilerinizi çok etkileyici buluyorum,” dedi Holmes, bir sessizlikten sonra. Freud, dalgın bir şekilde purosunu tüttürdü. “Suçlu zihniyle ilgili olarak, sanırım?”

“Kesinlikle, fakat sadece o konuda değil. Ancak, eylemlerimizin bilinçli isteklerimiz değil de bilinçdışı olanların sonucu olduğu ihtimali, suçbiliminde devrimsel olabilir.”

Dağın Tepesine Doğru

Uyuşturucu ticareti, mafya, seri cinayetler… İsveç’i sarsmaya hazırlanan büyük bir plan… Yaklaşan felaketi yalnızca A-Takımı durdurabilir.

“Arne Dahl günümüzün en iyi polisiyelerini yazıyor”

– Die Zeit

Yüksek güvenlikli bir hapishanede bir mahkum hassas patlayıcıyla havaya uçuruluyor. Karanlık banliyö köşesinde kanlı bir çete savaşı yaşanıyor. Basit bir bar kavgası bir adamın ölümüyle sona eriyor. İsveç’te karanlık bir tezgah dönüyor.

Yabancı

Arabasında ölü bulunan genç bir kadın…Kaza süsü verilmiş cinayetler. Korkunç sırlar sonsuza kadar saklanamaz…

Avrupa’nın en çok okunan polisiye yazarlarından Camilla Lackberg

Şarampole yuvarlanmış bir arabada genç bir kadın ölü olarak bulunur. Arabadaki boş votka şişesi ve yoğun alkol kokusu kadının içkili araç kullanarak kaza yaptığını göstermektedir. Ancak yakınları, kadının hiç içki içmediğini söylemekte, adli tıp bulguları da onları desteklemektedir.

Aynı günlerde şehir bir reality show’a da ev sahipliği yapmaktadır. Şehir adeta dev bir stüdyoya dönmüş, katılımcıların her hareketi kayıt altına alınmaktadır. İçkinin su gibi aktığı bir partinin sabahında katılımcılardan biri öldürülmüş olarak bulununca Patrik ve ekibinin işi iyice zorlaşır.

Araştırmalar derinleştikçe kaza süsü verilmiş başka cinayetler de çıkar ortaya. Geniş bir coğrafi alana ve zamana yayılan, görünürde birbiriyle bağlantısız bu cinayetler çözülmezse, yenilerinin işlenmeyeceğinin garantisi yoktur.

Lackberg korkunç sırların sonsuza kadar saklanamayacağını ve suskunluğun ruhu nasıl öldürdüğünü büyük bir ustalıkla anlatıyor.

– Publishers Weekly

Son Teşebbüs

“Yeryüzünde bir cinayet işlenmesinin üzerinden yüz yıldan daha fazla zaman geçti. Daha doğrusu bir önceki cinayetin üzerinden… Sen bu mektubu okuduktan sonra, dünyanızda bir cinayet işlenecek. Bir insan, ölecek. Taammüden öldürülecek. Bunu çok iyi biliyorum, çünkü ben öldüreceğim!

Hiç kimsenin bir cinayeti nasıl çözeceğini bilemediği devletsiz bir toplumda kurban, Cani’sinin peşine düşer; düzene meydan okunmaktadır ve hayatlar hızla değişmeye başlar… İnsan tehdit altındadır!

“Edebiyat tapınağının modası geçmiş gardiyanlarının yine modası geçmiş kabullerinin aksine polisiye roman dipdiri, kıpır kıpır ve verdiği iletilerle artık unutulan toplumsal gerçekçi romanın işlevini de üstlenerek yoluna devam ediyor. Son yirmi yılda büyük bir ivme kazanan Türk Polisiye Yazını da şaşırtıcı gelişmesini sürdürüyor. Yarım yüzyıllık bir polisiye roman okuyucusu ve tutkunu olarak Türk Polisiye Edebiyatı’nın bugün için dünyadaki yerinin en önlerde olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Tabii Dan Brown gibi sahtekârların polisiye roman diye piyasaya sürülen eserlerini kast etmediğimi halis polisiye okuyucuları hemen anlayacaklardır.

Türk Polisiye Edebiyatı’ndaki inanılması güç gelişmenin yepyeni bir örneği Aziz Hatman’ın Son Teşebbüs adlı romanı. ‘İyi polisiye romanın iyi edebiyat’ olduğunun kanıtı olan eserin asıl özelliği ütopik bir toplumda geçmesi. Bu toplumda devlet de, polis örgütü de yok ve roman anlatıcısı olan romanın başat figürü cinayeti önlemeye çalışıyor; bu arada dedektifimiz ünlü İspanyol polisiye roman yazarı Manuel Vazquez Montalban’ın komünist ve ağzının tadını bilen ünlü detektifi Pepe Carvalho gibi size zevkle okuyacağınız yemek betimlemeleri de yapıyor.
Aziz Hatman’a polisiye edebiyatımıza kattığı yeni, cesur ve canlı renkler için teşekkür ediyorum; polisiye roman anlatılmaz, okunur ve keyif alınır. Okuyun ve keyif alın…”

– Erol Üyepazarcı

O Piti Piti

O Piti Piti

Tek Bir Kurşun Var, Ya Sen Öleceksin Ya O.

Özgürlüğün Bedeli Bu…

Ormanın içinden genç bir kız çıkar. Travma geçirmiş ve bir deri bir kemiğe dönmüş halde; ölmek üzere ama hâlâ canlıdır. Dehşet verici hikâyesi ise gerçek olamayacak kadar korkunçtur.

Günler sonra, başka bir çaresiz kurban bulunduğunda, ortaya bir örüntü çıkar:

Kurbanlar çiftler halinde kaçırılmaktadır, hapsedilmektedir ve sonra korkunç bir seçim yapmaya zorlanmaktadır. 

Siz hangisinden vazgeçerdiniz: hayatınızdan mı aklınızdan mı?

Dedektif Helen Grace’in yakalaması gereken görünmez bir katil var. Ve vakanın anahtarı, kurbanlar olabilir. 

Geçmişinin esiri olan Grace, kendi iblisleriyle yüzleşmek için geleneksel olmayan yollara başvurur. Ancak şimdi, yüzleşmesi gereken yeni bir canavar var. Ve eğer başarılı olamazsa, daha fazla kişi ölecek…

“O Piti Piti, bizi yeni dedektiflerin en iyilerinden biri olan Helen Grace’le tanıştırıyor. Kararlı, sert ve arızalı biri olan Grace, kurbanlarını çift olarak kaçıran bir katilin tüyler ürperten bilmecesini çözmek zorunda. Büyüleyici!”

– Lisa Gardner

“Olağanüstü bir roman; sabahın erken saatlerine kadar size, tırnaklarınızı yedirterek sayfaları çevirttirecek.”

– Richard and Judy Book Club

“Ne kadar harika bir kitap! O Piti Piti  basmakalıp seri katil hikâyesinden taze ve zeki bir kopuş gerçekleştiriyor. Ve Dedektif Helen Grace, senelerdir gelmiş olan en müthiş kahramanlardan biri.”

– Jeffery Deaver