Şamdancı

Alfred de Musset (1810-1857): 19.yüzyıl Fransız edebiyatının en önemli isimlerindendir. 1829 yılında yayımlanan Contes d’Espagne et d’Italie isimli şiir kitabıyla üne kavuştu. Victor Hugo, Charles Nodier gibi Romantik yazarların çevresinin müdavimi oldu. Temmuz Monarşisi döneminde Fransız İçişleri Bakanlığı’nın kütüphanesinde kütüphanecilik yaptı, 1845 yılında Legion d’honneur’e layık görüldü. 1852 yılında Academie française’e üye olarak seçildi. Alfred de Musset şiirin yanında roman, öykü ve oyun türünde çok sayıda eser verdi. İlk oyunu La Nuit venitienne (1830) sahnede başarısız olunca oyunlarının sahnelenmesine 1847 yılına dek izin vermedi. 1848 yılında ilk kez sahnelenen Şamdancı, yazarın diğer oyunlarına kıyasla çok daha geleneksel bir yapıya, öte yandan kusursuz bir zaman ve mekan bütünlüğüne sahiptir. Oyun tan ağarırken başlar, akşam sona erer ve oyun boyunca evin her önemli köşesini ziyaret ederiz. Komedinin lirizmle buluştuğu bu muhteşem oyun, Alfred de Musset’nin şiirindeki eşsiz duyarlılığı anımsatmakla kalmaz, aynı zamanda şairin kendi yaşamından da izler taşır.

Cambazın Cenazesi

Bir sahil kasabasında yaşayan insanların, küçük hayallerle kurdukları hesapların sebep olduğu büyük kentsel dönüşümün komik hikayesi. Kasabalının çok sevdiği ihtiyar Rasim İsmet ölür ve ardında kocaman, verimli bir bahçe içinde üç ev bırakır. Merhumun tek isteği, evinin bahçesine gömülmektir. Ancak o henüz hasta yatağındayken, çocukları herkesten habersiz bahçeyi satmıştır. Kasaba ikiye bölünür, dönüşümü isteyenler ve istediği halde söyleyemeyenler. 15 yaşlarındaki iki torun, her şeye inat dedelerinin vasiyetini yerine getirmeye ve cenazeyi mezarlıktan kaçırıp bahçeye gömmeye karar verirler. Yıkım için dozerler gelecek olsa bile!

İki oyuncu için yazılmış, yirmi karakterden oluşan komik, absürd bir anlatı oyunu. Ölüm de bir dünya işi. Rahmete giden artık yalnızdır.Cambaz’ın ne anası babası, ne evladı, ne şapkası elbisesi var. Konuşacak arkadaşı, okuyacak gazetesi, dişleri, bahçesi, evi.. Her şeyi bu tarafta kaldı. Cambaz gidiyor, hayat onun konuşmadığı bir dilden devam ediyor. Bir takla daha atamadı; Cambaz Rasim dün gece öldü!

Alternatif Tiyatrolar

Son yıllarda yüksek sesle dillendirilen, tiyatronun öldüğüne dair kanaatler bugün imkanları görece daha sınırlı ‘alternatif tiyatrolar’ın ortaya çıkışıyla başka bir boyut kazandı. ‘Eski’nin karşısına ‘yeni’yi koyan interdisipliner sahneleme arayışları sosyolojik temelli yeni mekan, seyirci, algı türlerini ve beğeni tartışmalarını da beraberinde getirdi. Tiyatro sosyolojisi içinde yeni mücadele alanlarının bir tezahürü olarak da ele alınan bu tartışmalar artık sanatsal, estetik ve sınıfsal birçok açıdan değerlendirilmek durumunda. Cansu Karagül’ün Bourdieucü sanat sosyolojisi bağlamında ele aldığı Alternatif Tiyatrolar çalışması da bu yeni evreyi ve tiyatronun üzerine oturduğu zemini anlamaya çalışan ender çalışmalardan biri. Kitap, tiyatro alanındaki tarihsel dönüşümü tarihçesi, tanımı, arka planı, olanakları ve geleceğiyle daha geniş tartışmalara yol verecek şekilde ele alıyor. Güncel ve tarihsel bir izlekte, tartışmaların daha da derinleşmesi ve çoğalması dileğiyle…

Senaryoda Unutulmaz Karakterler Yaratmak

Otuz yılı aşkın bir süredir birçok yönetmen, yapımcı ve şirkete senaryo danışmanlığı yapan ve senaryo alanında çok sayıda kitaba imza atan Linda Seger’in bu kitabı, bir senaryoda güçlü, çok boyutlu ve seyredildiğinde etkileyici karakterler yaratmanın tüm ipuçlarını sıralıyor…

Şiirin İlk Atlası

Türk şiirinin hüzzam sesi Metin Altıok, kim bilir kaç kez şiirlerini yazdı ölümün?

2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde çıkartılan yangında yaşamını yitiren 36 kişiden biri olmadan önce yazdığı son yazısı “Kendini Ödemek”te yaşamın verimliliğinden yararlanan her insanın üretime katılmasının ve kendini ödemeye zorunlu olduğunun yine altını çizdi.

“Şunu hemen belirteyim ki birey açısından, insanın kendine yabancılaşmasının en etkin panzehiri, elden geldiğince üretken olmanın yanı sıra ‘okumak’tır. Aslına bakarsanız okumak da bir çeşit duygu ve düşünce üretimidir.”

Metin Altıok’un kültür alanındaki eleştirilerini içeren Şiirin İlk Atlası kitabının bu baskısı, gazete ve dergilerde kalan yazıları, tiyatro oyunları ve daha önce yayımlanmamış şiirleri de eklenerek genişletildi.

Ölü Bir Kelebek

“Allahaısmarladık Cumhuriyet. Seni biz ıstıraplarımızla kurduk… Sakın unutma!”

Üç kadın: Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde var olma mücadelesi veren ilk kadın ressamımız Mihri Müşfik / Cumhuriyetimize giden çetin yolda tek başına Halide Edib / Yeni Türkiye de “on beş milyonun sevgilisi” perde ve sahne sanatkarı Cahide Sonku…

Hayallerinde, ülkelerinde üç büyük yalnızlık, trajik yıkılış!

Ölü Bir Kelebek, Allahaısmarladık Cumhuriyet (Afife Jale ve Avni Dilligil, yılın en iyi tiyatro eseri ödülleri),

Ölüm ve Elmas…

Çağdaş edebiyatımızın yetkin kalemi Selim İleri’den üç oyun. Yakın tarihimizin çok renkli bir panoraması.

Marilyn Monroe'nun Kısa ve Mutsuz Hayatı

Yarım yüzyıl sonra dünya hala şu iki temel sorunun yanıtını bilmiyor: Marilyn öldürüldü mü? Onu kim öldürdü? Bu soruların yanıtlarını bilmiyoruz. Ya da bilmiyor muyuz? Marilyn öldüğü gece (4/5 Ağustos 1962) bütün kanıtlar, onun gizli günlükleri, mektupları ortadan kaldırıldı, tanıkların konuşmamaları söylendi ve onun öldüğü yer bile ölümünün bir intihar olduğu izlenimine uyacak şekilde yeniden düzenlendi.

David, aktrisin ölümünden 15 ay sonra bu sorulara yanıt bulmayı denemektedir. Robert Kennedy ve Frank Sinatra dahil önemli tanıkları sorgulamakta, çok miktarda kanıt toplamaktadır. Kendisi soruşturma görevinden uzaklaştırılmış ama ifadeler ve kanıtlar tartışmasız doğru sayıldığında 20 yıl sonra yeniden sahneye çıkmıştır.

Şair Evlenmesi

Şair Evlenmesi, edebiyatımızda Batı tiyatrosu yolunda yazılmış ilk eser. Şinasi’nin toplumun her katından çeşitli tipleri ustalıkla yerleştirdiği bu tek perdelik oyun, bir töre ve karakter komedyası. Edebiyatta olduğu gibi toplumda da Batılılaşmanın öncülüğünü yapan Şinasi bu oyunda, ‘görmeden evlenme’ geleneğinin sakat tarafını göstermeye çalışır. Şair Evlenmesi taşıdığı bütün yeniliklerle, Batı’dan getirilen tiyatro edebiyatını yerli ortaoyunu ve Karagöz gelenekleri üzerine inşa eden öncü ve kurucu bir metin.

Kitabın Adı Yok

Türkiye’de en az satan, hatta yayıncısını ve yazarını zarar ettiren türlerin başında gelir tiyatro. Bu nedenle birçok oyun yazarı cesaret edip yayınlamaz eserini. On yıllarca tekst olarak kalır gider oyunlar. Benimkisi bir cesaret gösterisi falan değil tabi ki. Aynı kaygılar benim için de geçerli. Ekonomik anlamda bir beklentiye sahip değilim. Benim derdim ölüp gitmeden sesimi duyurma, bir damlacık da olsa Türk edebiyatına katkı sunma derdidir. Bu nedenle öğrencilerimle sahnelediğim bu iki oyunu okura ve tiyatro severlere sunmak istedim. Dileğim bu oyunların profesyonel gruplar tarafından sahnelenip oynanmasıdır.

Korkak Babam, gerçek bir hikâyeden esinlenerek yazdığım feminist bir oyun. Bol bol rüyaya, bilinçaltına ve imgeye yer verdim. Alegorik unsurlar oldukça fazla. Sahnede görmese bile okuyan kişiye haz veren, onu sürükleyen bir oyun olduğunu düşünüyorum. Özellikle birçok kişinin oyun içinde kendine bir rol bulacağını ve sonunda mutlaka özeleştiri yapacağını tahmin ediyorum. Bu oyundaki ana karakter tüm dünya kadınlarının ortak bir sorununu yansıtmaktadır. Bu oyunda amacım tabi ki mesaj vermek değil ancak oyunun nihayetinde ben bile birçok mesaj çıkardım kendime diyebilirim.

Ah İstanbul, düşündüren ve dersler veren bir gençlik komedisi. Akıp giden zaman, Telaşla geçen yıllarla olan kendi kişisel savaşımı üç farklı tip üzerinden işlemeye çalıştım. Hayali bir karakter (Hayalci) üzerinden hırslarımız ve geçen yıllar arasında bağ kurup tercihlerimizi gözden geçirme zamanı bulamazsak- ya her şey için çok geç kalmışsak-ı anlatmaya çalıştım. Hakkını verecek oyuncularla çok başarılı bir performans olacağından eminim. Her iki oyunu da 75-90 dakika tek perde kısa oyunlar olarak tasarladım. Burada Türk tiyatro izleyicisinin tahammül sınırlarını gözettim(!) Kısa, tadında oldu diye düşünüyorum. Bu kitap benim ilk kitabım ve belki bir daha kitap çıkaramazsam korkusu içime düşünce bazı şiirlerimi de araya sıkıştırma ihtiyacı duydum. Umarım bu garip farklılık okuyucuya tat verir, onların beğenisini kazanır.

– Ercan Özay

Çakıcı'nın İlk Kurşunu  Cep Boy

Moralizade Vassaf Kadri adını hiç duydunuz mu? Sanmıyoruz. Moralizade Vassaf Kadri, Meşrutiyet döneminin oyun yazarlarından biri olarak ilk kez karşımıza çıkıyor. Efdal Sevinçli’nin keşfettiği eski değerlerden biri olmuştur Moralizade Vassaf Kadri. Yüzyılı aşan bir süreçten sonra onu okumuş olacağız. Bu piyes eski yazıdan ‘çevrimiçi’ yöntemiyle yeni yazıya aktarılarak sunuluyor. Özgün yapısını korumak amacıyla diline dokunulmamıştır; ancak yeni kuşak okurları için bazı kelimeler günümüz Türkçesiyle açıklanmıştır. Moralizade Vassaf Kadri’nin yapıtlarını, oyun yazarlığını ilk kez öğrenmiş oluyoruz.

“Çakıcı’nın İlk Kurşunu” ile şüphesiz tiyatromuza bir renk daha eklenmiş oluyor. Hem bir eşkiyayı konu edinmesiyle hem tarihi bakımından ilginç öğeler sunuyor bu oyun. Tıpkı metinle olağanüstü keşifler bulacaksınız. Yava Sahaf Cep Kitaplarından sunuyoruz.

Tersine Dünya / Yalandan Kim Ölmüş / Vayy Başımıza Gelenler

Cin Fatma: Bah abla, ben bir teresmos sihir yapacam, böylece bugün hiç yaşanmamış gibi tekrardan başlıyacah, ama tersine başlıyacah, yani sizing beyniniz erkeklerde erkeklerin beyni de sizde olacah.

Tersine Dünya’da kadına şiddetin yoğun olduğu ülkemizde, birçok eksik yönünü kapamak için şiddete başvuran, içimizde yaşayan ve yaşamaya devam eden kara zihniyeti, kaba güldürüyle vurgulamaya çalıştım.

Cebimizdeki Cinnet Tiyatro Oyunu

2014 yılında “Anadolu Tiyatro Ödülleri – Yılın Oyun Yazarı” ödülünü alan Psikolog M. Ümit Görgülü Cemizdeki Cinnet adlı oyunu ile tiyatro sanatına yeni biçim özelliği sunuyor.

Bir psikolog olarak tespit ettiği ve yorumladığı bireysel cinnetin, nasıl toplumsal bir cinnet haline dönüşebileceğini; toplumsal cinnetin ise bireylerin cebinde taşıdığı, pimi çekilmiş bir bomba olduğunu anlatıyor.

Bu anlatımı geleneksel tiyatronun açık biçim özelliğini, çağdaş tiyatronun özellikleri ile besleyerek yorumlayan yazar, psikodrama ve tiyatronun rol yapma ögelerini de harmanlayarak etkileyici bir dil yaratıyor.

Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım

Haldun Taner, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım’ın iki kahramanı Vicdani ile Efruz’un şahsında 20. yüzyıl Türkiye’sinin analizini yapıyor. Karagöz’lerle Hacivat’lara uzak yakın aynalar tutarak ‘gözlerimi kaparım vazifemi yaparım’ anlayışına tatlı-sert dokunuyor.

“Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım’ın ana teması da bir yanlış koşullandırma. Oyunun ekseni, küçük ezik bir adam. Kapsadığı süre, yakın tarihimizin yetmiş yılı. Dekoru, Türkiye ve Yakındoğu haritası. 31 Mart’tan 12 Mart’a kadar oynanan siyasi oyunların zengin arka fonu önünde çeşitli dönemlerin, çeşitli koşullandırma evrelerinin kurbanı bir küçük, bir ezik adamın acı komedyasını izliyoruz, on beş tablo boyunca.”

– Haldun Taner

“Çok soylu bir tiyatro eseri bu. Üstelik Haldun Taner o cesur ama cesaretini kabul ettirmesini iyi bilen; taşlayıcı ama kırmadan taşlayıcı, tatlı, yumuşak üslubu ile bu güzel eserini büsbütün güçlü kılmış. Tiyatro geçmişimizin bütün olanaklarından Karagöz, tuluat, kanto gibi– bilge bir ustalıkla yararlanan Taner, gerçekten ilgi çekici, uyarıcı ve başarılı bir sonuca ulaşmış.”

– Çetin A. Özkırım

Aydaki Canavar

“Aydaki Canavar” çok uzağımızda değil!

Amerikalı tiyatrocu ve eğitimci Richard Kalinoski, oyun yazarlığı kariyerinde dönüm noktası olacak olan “Aydaki Canavar” adlı oyunu 1991 yılında yazmaya başladı. Eser kısa sürede tüm dünyada büyük ilgi gördü, defalarca oynandı ve birçok ödül kazandı. 1. Dünya Savaşı’nın yarattığı büyük yıkımdan kurtulmayı başarmış iki Ermeni gencin, onlara kucak açan yeni bir ülkede, Amerika’da hayata yeniden tutunmaya çalışma serüveni üzerine kurulu olan bu oyun, ele aldığı konunun tarihsel ve mekansal yaşanmışlıklara dayalı kendine has boyutlarını tümüyle aşan bir evrenselliğe, Saroyanesk bir sıcaklığa ve samimiyete sahip.

Yazar oyunun Türkçe baskısına yazdığı önsözde, eseri yazdığı dönemlerde bu eserin Türkiye’de yayınlanacağını tahmin bile edemeyeceğinden bahseder. Aslında aynı tarihlerde belki de Türkiye’de yaşayan çok sayıda onurlu entelektüel ve vatandaş da bunu hayal edemezdi. Ama bugün Türkiye’de yaşayan pek çok insan, katı bir ulusalcı eğitimden geçmelerine ve çocukluklarından itibaren geçmişe resmi tarihin dar penceresinden bakmaya zorlanmalarına rağmen “Aydaki Canavar”ın çok uzağımızda olmadığını kavrayabilecek olgunluğa erişti. İşte bu yüzden Kalinoski’nin yıllar ve kilometrelerce uzağımızdan bize ulaşan insani mesajı, oyunun yazılmasına vesile olan ve bir daha asla yaşanmasını istemediğimiz trajik olaylara şahitlik etmiş bu topraklarda bir karşılık bulacaktır. Soykırımının üzerinden geçen 100 yıllık zamana rağmen hala kanamakta olan bir yarayı doğrudan sağaltamasa da, savaşın vahşi yıkımından birer parçalarını kaybederek çıkan tüm yetimlerin anısına saygı duymamızı sağlayacaktır.

Küçük Prens

Askerliği döneminde uçuş eğitimi alarak pilot olmuş ve yaşamını pilot olarak tamamlamış olan Saint-Exupery (1900-1944), kendi havacılık yaşamındaki serüven ve tehlikeleri şirrsel bir dille anlattığı eserleriyle ünlenmiş bir yazardır. Yazarın, dünyada olduğu gibi ülkemizde de bütün kuşaklarca çok sevilip okunan Küçük Prens adlı bu eseri, yaşamda insanları mutlu eden şeylerin en basit şeyler olduğunu, insanlar arasındaki dayanışma ve özverili, dostça davranmanın yüceliğini anlatan, aslında küçüklerden çok büyüklere seslenen bir başyapıttır.

Onur / Zincirsiz Köpek

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitiren Elgiz Pamir, öğretim görevlisi olarak çalışmakta olduğu Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü’nden 1997 yılında emekli oldu. Deneme, ve Sanat, Afrodisyas Sanat, Eliz Edebiyat ve Maviada Kültür Sanat Dergilerinde; deneme tadındaki makale ve köşe yazıları Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlandı.

Sanata Çağrı, İzlenimden Düşünceye, Sevgi Bahçesi adlı kitapları bulunan yazarın bu kitabı oyun türünde yazdığı ilk kitap olup, Onur ve Zincirsiz Köpek adlı oyunlarını içermektedir.

2013 Yılı Maviada Kültür Sanat Ödülü’nü Deneme dalında kazanan Pamir, Edebiyatçılar Derneği, Dil Derneği ve Ayvalık Sanat Derneği üyesidir.

“İçinde yaşamakta olduğumuz şu dünyada ‘Sevgi’nin olanca ışığıyla bir kutup yıldızı gibi parlayarak tüm evreni aydınlattığını bir kez daha sessiz bir çığlıkla haykırıyorum.”

– Elgiz Pamir

Mahmut Bey'i Milletvekili Yapın

İran’ın çağdaş yazarlarından Muhammed-i Hicazi tarafından kaleme alınan “Mahmut Bey’i Milletvekili Yapın” adlı üç perdelik mizah türü oyun, 1949 yılında Tahran Tiyatrosu’nda sahnelenmiştir.

Bu oyun, Meşrutiyet sonrası İran’ın toplum ve siyaset eleştirisini başarılı bir şekilde yansıtması bakımından önemlidir.

Ozan Ömer Akgül Toplu Oyunları 1

Ölüm Tarlaları, kızıl bir tarlada ölmeye yatan bir köylü ile bir askerin öyküsü. Geçmişleriyle yüzleşen bu iki kişi, aynı hikayeye ait olduklarını ölürlerken anlayacaklardır.

Melekler Düşerken, şehirde tutsaklık ve isyan kol gezerken, gitmek mi kalmak mı sorusunun dayattığı çıkmazlar. Düşünceler mi bizi kurtaracak, yoksa sınırların olmadığı bir dünya hayali mi?

Doğum, savaşların yalnız silahların gücüyle değil, yarattıkları korku ve çaresizlikle de herkesin yaşamını alt üst edebildiğini, anne karnındaki bebeklerin bile canına kastedebildiğini gösteren bir oyun.

Don Juan ya da Geometri Aşkı

Max Frisch’in (1911-1991) Don Juan’ı, kadınlar tarafından kovalanan, ancak sinik ve melankolik biridir. Toplumun üzerindeki baskısından iğrenir, saflığın, temizliğin ve kendine yeterli olmanın umutları içinde, geometrik biçimlerin ve matematiksel soyutluğun özlemini çeker.

Sonunda Don Juan, görkemli salonlarda görünüp zengin ve güzel kadınların peşinde koştuğu çekici bir erkek yerine, soylu ve zengin bir Dük’le evlenerek ondan dul kalmış, eski bir fahişe Miranda’nın emrinde, şatodan dışarı çıkmasına izin verilmeyen, bahçesinde kurumuş yaprakları temizleyen sadık ve uysal bir ev erkeği olarak görünür sahnede.

Tolga Özenç Özençel Toplu Oyunları 1

Fötr Şapkalı Adam İle Şapkalı Adam, ölümün kimi için seçenek kimi için ise tek seçenek olduğu kişilerin yaşamlarını, zaman zaman absürd bir kurguyla ama gerçeğin ta kendisi olarak anlatan iki kısa oyun. İki oyun birarada oynandığında bir oyun bütünlüğü niteliği taşıyabilmekte.

Soğan Kabuğu, köy ortamı içinde sıradan görünen yaşamların, aşk, töre ve sakladıkları sırlarla keskin dönüşümler gösterebileceğini anlatıyor.

Yılbaşı Partisi

Yılbaşı Partisi,

Yetişkin iki erkek kardeşin, aralarında yaşam boyu süren anlaşmazlıklarının traji-komik öyküsü.

Oyunda, bireyin kendini gerçekleştirme; var olma gibi ruhsal sorunları, kişilik, özgürlük, yalnızlık, aşk, öteki olma, sevgi-nefret birlikteliği, iyi ile kötünün değişimi gibi temalar içinde ele alınıyor.

Yılbaşı Partisi,

Kutsal ve sanatsal anlatıların, eski hikayelerin günlük hayattaki izdüşümlerinin alegorik bir biçimde dile geldiği, kurmaca ile gerçeğin birbirine karıştığı, kara güldürü ile trajedinin iç içe geçtiği bir oyun..

Yılbaşı Partisi

Yılbaşı Partisi,

Yetişkin iki erkek kardeşin, aralarında yaşam boyu süren anlaşmazlıklarının traji-komik öyküsü.

Oyunda, bireyin kendini gerçekleştirme; var olma gibi ruhsal sorunları, kişilik, özgürlük, yalnızlık, aşk, öteki olma, sevgi-nefret birlikteliği, iyi ile kötünün değişimi gibi temalar içinde ele alınıyor.

Yılbaşı Partisi,

Kutsal ve sanatsal anlatıların, eski hikayelerin günlük hayattaki izdüşümlerinin alegorik bir biçimde dile geldiği, kurmaca ile gerçeğin birbirine karıştığı, kara güldürü ile trajedinin iç içe geçtiği bir oyun..

Sandalye Oyunları: Alt Oda / Sandalye / Hiçbir Şeyim Yok

Sandalye Oyunları,

Edward Bond’un 20. yüzyılın sonlarındaki devlet üsütne yazdığı ve tek bir oyun olarak derlediği tek perdelik üç oyundan oluşmakta. Çevre felaketleri ve ekonomik kaoslarla yüzleşen hükümetler, otoriter ve baskıcı bir hale geldiler.

Aile yaşamı, kaçak göçmenlerin, toplu intiharların, harap ve terk edilmiş varoşların, sokaklarda devriye gezen emniyet güçlerinin oluşturduğu bir dünyada var olma savaşı veriyor.

Usta oyun yazarı bu eserinde, çeşitli sıra dışı karakterleri, yaşayan durumları ve yenilikçi-radikal teatral yöntemleri kullanarak, modern yaşamın temel sorununa neşter atıyor.

“Çağımızın en acımasız ve güçlü oyun yazarı Bond’un oyunları göz ardı edilemez…”

– Independent

Toplu Oyunları 4 – İd-Ego ve Süper Kahraman, Var Olmayan Ayşe'nin Muhteşem Maceraları

Tek kişilik oyun İd-Ego ve Süper Kahraman’da yazar, kadın gözüyle erkeklerin dünyasına bakıyor. Erkek gerçekten rahat, egemen ve özgür müdür, yoksa köşeli, zorba ve çıkışı olmayan bir dünyaya mı hapsolmuştur? Erkek olmak bir üstünlük müdür?

Oyunun kahramanı Emre, az holofobik, epey maço, birat öktor, biraz soytarı, çokça şişirilmiş bir erkeklik yalanı ile çağımızın süper kahramanı mıdır…

Var Olmayan Ayşe’nin Muhteşem Maceraları, çocukluktan yaşlılığa uzanan yolda sıradan bir kadının sıradan hayatını ironik bir dille sahneye taşıyor.  Şarkıcı olmak isteyen Ayşe’nin önüne çıkan engeller bugün ülkemizde her kadının önüne çıkarılan engellerle aynı. Oyunda, hayalini gerçekleştirmek isteyen bir kadının önce yakın çevresiyle, sonra bitmez tükenmez klişelerle yaptığı mücadelerin öyküsü anlatılıyor.

Eğer Bu Bir Film Olsaydı

Boşnak yazar Almir İmşireviç’in Bosna Savaşı’nı konu alan, dilimize çevrilmiş bu ikinci oyunu, merkezini yitirmiş ve parçalanmış bir öyküde ortaya çıkan kurgu/gerçek karakterlerin ironik varlıklarıyla yer aldıkları, bir “gerçeklikte” savaşı anlatamayışlarının oyunudur. Yazarın deyişiyle bu oyun, savaşın bir tür “yazılamayışının” oyunudur. Bu nedenle Eğer Bu Bir Oyun Olsaydı, yalnız insanlığı felakete sürükleyen savaşın değil onun anlatılışının da güçlü bir eleştirisidir.

Philoktetes

Sophokles (MÖ 495-406): Yunan tragedyasının en önemli yazarları arasında adı ilkönce hatırlanan Sophokles, konuları işleyişi ve oyundaki karakterleri canlandırmakta ustalığıyla ayrı bir yere sahiptir. Tiyatro tekniğini geliştirmiş, diyaloglara, dekor ve kostüme önem vermiştir. Tragedyalarında dönemin yazarlarında rastlanmayan derli toplu bir içyapı görülür. Eserlerinde yazgı sorununu her zaman ön planda tutar. Katıldığı yarışmalarda yirmiden fazla ödül almıştır. Yüz yirmi üç tragedya yazan Sophokles’in eserlerinden sadece Aias, Antigone, Kral Oidipus, Elektra, Trakhisli Kadınlar, Philoktetes, Oidipus Kolonos’ta günümüze ulaşabilmiştir. Sophokles’in tüm eserleri Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi’nde yayımlanacaktır.

Philoktetes Ciltli

Sophokles (MÖ 495-406): Yunan tragedyasının en önemli yazarları arasında adı ilkönce hatırlanan Sophokles, konuları işleyişi ve oyundaki karakterleri canlandırmakta ustalığıyla ayrı bir yere sahiptir. Tiyatro tekniğini geliştirmiş, diyaloglara, dekor ve kostüme önem vermiştir. Tragedyalarında dönemin yazarlarında rastlanmayan derli toplu bir içyapı görülür. Eserlerinde yazgı sorununu her zaman ön planda tutar. Katıldığı yarışmalarda yirmiden fazla ödül almıştır. Yüz yirmi üç tragedya yazan Sophokles’in eserlerinden sadece Aias, Antigone, Kral Oidipus, Elektra, Trakhisli Kadınlar, Philoktetes, Oidipus Kolonos’ta günümüze ulaşabilmiştir. Sophokles’in tüm eserleri Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi’nde yayımlanacaktır.

Gülnihal

Namık Kemal’in temel düşünceleri kendi metinlerine dayanarak kısaca özetlenecek olursa; İnsan özgür doğar… Birinin özgürlüğü başka bir kişinin özgürlüğüyle sınırlı olmalıdır… En büyük güç toplumdadır; onun için kişilerin özgürlüğünün korunması topluma verilir… Devletin asıl görevi, adaleti yerine getirmektir… Vatan, coğrafyadan çok millet hayatıyla kaynaşan bir tarih mirasıdır… Özgürlük insanlık düşüncesinin ürünüdür.

Edebiyat-ı sahiha (Yalın Edebiyat) sözünü kullanmayı seven Namık Kemal romantizmin etkisinde ve divan edebiyatının karşısındadır. Namık Kemal romanı gerçekleşmemişse bile gerçekleşmesi mümkün olan bir olayı ahlaka geleneklere duygulara ve olasılıklara uygun ayrıntılarla anlatmak diye tanımlar; tiyatroyu, insanlığın durumunu analtan eğlencelerin en faydalısı diye niteler.

Gülnihal Namık Kemal’in ikinci tiyatro eseridir. İsmat ve Muhtar birbirini seven iki gençtir. İsmet’in dadısı Gülnihal ile mutluluk içinde yaşamaktadırlar. Ancak, amca çocukları olan Sancak Beyi Kaplan Paşa, çok zalimdir. Halka yaptığı zulüm ve işkencelerle tanınmaktadır. Olaylar, çeşitli entrikalarla devam eder.

Bir Güçlü Yazar, Bir Güzel İnsan : Haldun Taner 100 Yaşında

Bütün eserleri 2015 yılından itibaren Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanmaya başlanan Haldun Taner, aynı zamanda doğumunun 100. yılı vesilesiyle de bir sergiyle anılıyor.

“Yeryüzü konukluğunu çatık kaşla geçirenlere hep birlikte acıyalım.”

– Haldun Taner

Yapı Kredi Yayınları, Haldun Taner’in öykü, oyun ve düzyazı başlıklarında toplanan kitaplarını, önceki baskıları da incelenerek özenli bir editörlükle ve Mehmet Ulusel’in tasarladığı özel kapaklarla yayına hazırlıyor. Yazarın Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu (öykü), Keşanlı Ali Destanı (oyun) ve Koyma Akıl, Oyma Akıl (düzyazı) Mart ayında piyasaya çıkacak. Mayısta ise Yalıda Sabah (öykü), Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (oyun) ve Çok Güzelsin Gitme Dur (düzyazı) raflarda yerini alacak… 2016 sonunda ise Yapı Kredi Yayınları’nda bir Haldun Taner rafı tamamlanmış olacak.

Bu sergiyle Haldun Taner’e duyulan özlemin bir nebze olsun giderilmesi ve onu fazla tanımayanların da daha yakından tanıması amaçlanıyor.

Uzakların Prensleri

İki çingene gencinin kabilelerinin başında ancak kayıp olan yaşlı El Pouro’nun geleneksel usüllerine göre evlenmeleleri gerekmektedir. Bu kabileyi kurtarmak isteyen öğretmenin yardımıyla damat, geleceğini farklı şehirlerde aramak üzere yola çıkar. Bu sırada El Pouro bulunmuş, araştırmalarını aktarmak üzere kabileye geri dönmüştür. Kabile, El Pouro olmadan yola devam etme kararı alacak mıdır?

Robert Pouderou’nun kırka yakın tiyatro eseri, başta Fransa olmak üzere, Almanya Senegal, Quebec, İsviçre, Belçika, İtalya, Polonya ve Japonya’da sahnelenmiştir.

Toplu Oyunları – 1 : Nehir 1 – Nehir 2 – Mişir – Stajyer

Gülsen Karakadıoğlu’nun bu kitabında, ülkemizde işkencelerle yaşanmış bir dönemi anlatan Nehir adlı oyun metni, yazarın özgün metni ve Devlet Tiyatrolarında dramaturji çalışmasından sonra oynanan sahne metni ile bir arada yayınlanıyor. Diğer iki oyun, toplumsal yaşamımızda olağan gibi algıladığımız olay ve ilişkilerin ardında örtülü kalmış gelişmeleri, mizahi bir dille sahneye getiriyor. “Gülsen Karakadıoğlu Nehir’de, işkence sorununu insancıl bir içtenlikle işliyor. Aslında aralarında bir ‘kuşku uçurumu’ olan iki kadının ikisi de yaralı. Aralarındaki uçurumun, oyun süresince duygusal ve insancıl sıcaklıkla kapandığını duyumsuyoruz. Böylesine çetin bir çekişmeyi, insancıllığını yitirmeden işlemek ve seyirciye ulaştırmak gerçek bir basan.”

– Atilla Sav

Keşanlı Ali Destanı

Keşanlı Ali Destanı dilden dile çevrilerek dünyanın pek çok ülkesinde sahnelenmiş; oyuncusu ve seyircisiyle bütünleşmiş; dahası, Türk tiyatrosuna yıllarca öncülük etmiş bir başyapıt.

Haldun Taner’in “gecekondu ortamında bir kahramanlık mitosunun parodisi” dediği, modern epik tiyatronun en güzel örneklerinden biri sayılan oyunda, geleneksel gösteri sanatlarımızın birçok özelliği çağdaş bir yorumla sunuluyor. Yaratılan tipler öylesine gerçek, öylesine canlı ki, hemen her toplumun sosyal ve ekonomik açıdan benzerlik gösteren kesimlerinde karşımıza çıkıveriyorlar. Bu nedenle, Sineklidağ efsaneleri Keşanlı Ali ve Zilha ister İstanbul’da, ister Berlin’de, ister Londra, Beyrut ve Budapeşte’de, isterse Hamburg’da, nerede olursa olsun hep aynı ilgi ve sevgiyle karşılandı.

“Bizim geleneklerimizden, bizim insanımız ve konularımızdan yola çıkıp, bütün bunları, öz Türkçemiz ve bize özgü bir görüş biçimi ile çağdaş dünyanın verileriyle aktarmak”tan söz ediyordu ‘tiyatro düşünürü’ Haldun Taner… Keşanlı Ali Destanı’nda büyük usta işte bu sözünü yerine getiriyor.”

Toplu Oyunları 1 : Bildirim / Largo Desolato

Eserlerinde olaylara uzaktan eleştirel bir yaklaşımla bakan Vaclav Havel (1936-2011), Bildirim’de

insanoğlunun kendi yarattığı dünyaya tutsak düştüğünü, bundan da kendisinin sorumlu olduğunu vurguluyor. Havel bu oyunuyla, ülkesinin yaşadığı antidemokratik dönemlere ilişkin devlet bürokrasisini mizahi bir öykü ile anlatıyor.

Largo Desolato, baskıcı yönetimlerde insanların nasıl güdüldüğünü eleştirel bir bakış açısıyla sergileyen bir oyun.

Oyunda, böyle bir ortamda kendine ve çevresine yabancılaşan bir aydının korku ve kaygılar içinde kimlik arayışı ile insanlar arasındaki yabancılaşma ve iletişimsizlik olgusu, ironik bir üslupla sahneye taşınıyor.

Bütün Oyunları – 5 : Adiller

Dora: Sakın, sakın böyle söyleme. Sonu yalnız ölüme çıkıyorsa doğru yolda nasıl yürüyor oluruz? Doğru yolun sonu hayata çıkar, güneşe çıkar. İliklerine kadar üşümezsin soğuktan…

Albert Camus emsalsiz acıların, fedakârlıkların, vazgeçişlerin ardından, hedefe ulaşmaya bir adım kala, insanın insanla yüzleşmesine şahit olmaya davet ediyor okurları.

Camus 1949 yılında kaleme aldığı ve tarihî bir hadise üzerine inşa ettiği Adiller’de, yirminci yüzyıl başında, Moskova’da, devrimci bir örgütün Grandük Sergey’e suikast girişimini konu alır. Benzer amaçlar, idealler ve acılarla bir araya gelmiş, sıfatı ne olursa olsun bir “insan”ın yaşamına son vermenin eşiğinde bulunan örgüt üyeleri, “insan”la yüzleşmek zorunda kalacakları o “son anda” en büyük sınavlarını vereceklerdir.

Ülküsü uğruna işkencelere maruz kalmış, hayallerini, duygularını yitirmiş, gelecek nesillerin özgürlüğü için yaşamını sürdüren Stepan, ölüm ve yıkımdan sonsuza dek kurtulmak, sevgiyi ve aşkı geri kazanmak uğruna bu savaşa katılmaya razı olan Yanek ve Dora, vazifesiyle insani arzuları arasına sıkışmış olan Annenkov, masum çocukların ölümüne sebep olabileceği ortaya çıkan bu suikastı ve sonuçlarını sorgulamaya başladıkları noktada, varoluş amaçlarını, eylemlerinin haklılığını, insana ve yaşama karşı ne kadar adil olduklarını da sorgulamaya başlamış olurlar.

Albert Camus’nün bütün oyunları Can Yayınları’nda.

Bütün Oyunları – 1 : Asturya'da İsyan

Ben ihtiyar SantIago, bir ömür yaşadım, mutluluk nedir bilmedim. Babam madenciydi, dedem de, dedesinin dedesi de […] Kış gelecek, kar yağacak, şu dünyada kimseler adımı anmayacak.

1934 yılı, 5 Ekim’i 6 Ekim’e bağlayan gece… Asturyalı maden işçileri, sömürü düzenine, baskı rejimine, haksızlığa karşı isyan ateşini yakarlar. Bu ateşin, Oviedo’nun küçük bir kasabasında yaşayan insanlara ulaşması uzun sürmez.

Albert Camus’nün 1935 yılında, 22 yaşındayken Alger Emek Tiyatrosu’ndan üç dostuyla birlikte kaleme aldığı Asturya’da İsyan, 1934 yılında Asturya’da yaşanan işçi isyanını konu alır. 5 Ekim gecesi Asturyalı maden işçilerinin başlatmış olduğu grev, İspanyol hükümetince görevlendirilen ordu tarafından 19 Ekim günü bastırılmış, geride çok sayıda ölü, binlerce yaralı bırakmıştır. Oviedo halkı, kendini bir anda isyanın ortasında bulmuşken güç dengeleri değişecek, yeni şartlara göre yeni menfaatler belirlenecek, ahlaki değerler ve inançlar yeniden sorgulanacak, ilişkiler sil baştan düzenlenecektir. Savaş görmemiş genç bir delikanlı, ömrünün son günlerini yaşayan bir meczup, yıllardır bugünün hayalini kuran idealistler, bu kargaşada yerlerini arayan kadınlar, çok geçmeden savaşa dönüşen bu isyandaki yerlerini alacaklardır. İktidarın sahip olduğu muazzam gücün karşısında neticesi dünden belli bir mücadeleye giren bu insanların farklı öyküleri fakat ortak bir düşleri vardır.

Albert Camus’nün bütün oyunları Can Yayınları’nda.

 

Bütün Oyunları – 2 : Caligula

Caligula: […] Kim cüret edebilir seni yargılamaya şu yargıçsız, şu kimsenin masum olmadığı dünyada!

Tarihin şahit olduğu en acımasız tiranlardan biri olan, adı zorbalık, gaddarlık ve delilikle bir anılan İmparator Caligula, Camus’nün sahnesinde, imkansız olana, gökteki aya sahip olma arzusunun peşinde, halkının felaketine, mutlak zaferine doğru yürüyor.

Albert Camus 1944 yılında son şeklini verdiği Caligula’da, sevdiği kadının ölümünün ardından mutluluğu, özgürlüğü, gücü ve ahlaki değerleri sorgulamaya başlayan genç yaştaki Roma imparatorunun, “göğü denize çalmak, çirkini güzele katmak, kederi neşe kılmak”, yok olanı var etmek adına, sınırsız güçle imtihanını sahneye taşıyor. İmparator Caligula, her şeyin yegâne sahibi olmasına rağmen, insanların öldüğü ve mutlu olmadıkları bu dünyada mevcut olanlarla yetinmeyecek, imkansız olanı elde etmek uğruna, imparatorluğunu bir korku ve zulüm zindanına dönüştürecektir. Tüm ahlaki değerleri ve yasaları inkar eden Caligula, delilikle yaftalanmak pahasına, son nefesine kadar aklın ve vicdansızlığın yolundan vazgeçmeyecek, bu uğurda hem kendini hem sevenlerini hem de bütün Roma halkını yıkıma götürecektir.

Albert Camus’nün bütün oyunları Can Yayınları’nda.