Carbonia

Muhalif, öfkeli ve mücadeleci bir gencin öyküsü. Önce kendisinin olmayan, inanmadığı ve zorla götürüldüğü bir savaşa katılır. Nazi esir kamplarında mahkûm olur ve oradaki bütün dehşeti ve baskıyı görür. Savaş bittiğinde İtalya’ya döner, ülkenin en büyük kömür madenlerinin bulunduğu Carbonia’ya gelir. Savaşın dehşetinden, açlıktan, ölümden ve hastalıktan geriye kalan binlerce insan vardır Carbonia’da. Hayatta kalmanın en zorlu ve zorunlu yollarından biridir madende çalışmak. Hem çok yoğun bir emek sömürüsü hem hala devam eden faşist saldırlar hem de savaş sonrası yoksulluk vardır. Ama bunca acıyı görmüş ve artık kendilerinden başka hiçbir şeye güvenmeyen madenciler örgütlenirler, tek dayanakları kaybetmedikleri onurları ve yan yana duruşlarıdır. Karşılarında hem patronlar hem faşistler hem de devlet vardır. Bitmeyen bir mücadeledir bu ve çok şiddetlidir. Carbonia’daki maden işçilerinin grevi herkesin grevi olur, tıpkı komünizmin herkesi birleştirecek ve savaş sonrası sessizliği parçalayacak tek olanak olması gibi…

Nanni Balestrini
1935 doğumlu İtalyan şair, yazar ve görsel sanatçı. Neoavangarde hareket içinde yer alır. Hem şiirde hem de düzyazıda deneysel yöntemler kullanır. 1960 ve ‘70 yıllarında İtalya’da İşçilerin Gücü (Potere Opreaio) adlı politik grubun kurucularındandır ve yine İtalya’da Autonomia (Otonomi) hareketinin önde gelen destekleyicilerinden biridir. Balestrini, İtalya’da FIAT fabrikasındaki çalışma koşullarını ve işçi mücadelelerini anlattığı Vogliamo Tutto (Her Şeyi İstiyoruz, Otonom Yayıncılık) adlı ilk romanıyla büyük ilgi toplar. Diğer eserleri arasında Gli invisibili, La violenza illustrata, I furiosi, La Grande Rivolta, Sandokan yer alır.

Türbanlı Siyaset

“1980’li yıllarda ülkedeki sosyal ve ekonomik gelişmeden pay alabilmekten ümidini kesen Anadolu insanı, ümidini ahirete bağladı, dine sarıldı ve anti-laik çalışmalar sürdüren tarikatlara yöneldi. Böylece seçmenler, sosyo-ekonomik kriterlere göre oy kullanmak yerine, kendi tarikatlarına ve din duygularına yakın buldukları partilere oy verir hale geldiler. Bu özellikteki seçmenlerden oy alıp iktidara gelmeyi amaçlayan partiler, türbana can simidine sarılır gibi yapıştılar. Yanlarında türbanlı kadınları taşıyarak, türbanı bir partinin dindarlığını gösteren bir işaret, bir simge, bir sembol haline getirdiler. Atatürk döneminde, kadınların medeni ve siyasal haklara kavuşturulması amaçlanmış ve kadın-erkek eşitliğini en ileri ölçülerde gerçekleştirecek yasal düzenlemeler yapılmıştı. Böylece ülkeye çağdaş uygarlık yolu açılmıştı. Ne yazık ki Atatürk’ten sonra tüm siyasi partiler, eşit hak ve özgürlüklerle donatılmış kadınların önemini göz ardı etmeyi tercih ettiler. Dinci siyasetçiler, kadınlara menfaat sağlayarak ya da moda haline getirerek türban bağlamalarını kendi gelecekleri için faydalı buldular. Türbanlı kadınları kendi amaçlarına ulaşmak için kullanarak onları mağdur ettiler. Atatürk’e sahip çıktığını söyleyen siyasetçiler ise, siyasal erki ve ülke nimetlerini kadınlarla eşit paylaşma yoluna gidemediler. Onun yerine kendi çıkarları için kadınları kullanmayı hüner saydılar ve kadın-erkek el ele uygarlık yolunda ilerlemeyi sağlayamadılar.” diyen Gürgün Say, esprili bir dille yaptığı çarpıcı değinmeleriyle, bilinen ama görmezden gelinen gerçekleri yurtsever bir aydına yakışır bir cesaret ve dikkatle okura sunmaktadır. Yazar, çözümü aydınlanmada ve örgütlü çabalarda görürken, Atatürkçü aydınların, “türbanın bireysel bir hal değil, siyasal bir sembol olduğunu” şiddetle savunması gerektiğini söylüyor. Bununla birlikte laikliği savunduğunu söyleyen kimi partilerin alması gereken önlemlere dikkatleri çekiyor. Kolay okunabilir, kendi alanında benzersiz, güldürürken düşündüren bir kitap. – Hakan Dursun Cengiz

Ah CHP

Bu kitapta CHP ile ilgili sorunları, sorularla masaya yatırıyoruz ve arada sırada mizah yapmaktan kaçınmıyoruz tabii Bizim Dino-Zor nasıl sağlığına kavuşur? Dino nasıl ve ne zaman hastalandı? Dino-Zor niçin Silivri kapılarına dayanıyor? Yontma Taş ve Cilalı dönemleri geride bırakıp işlenmiş metal çağına geçiş yapabilecek mi acep bizim Dino? Bu Dino-Zor 21.yüzyıla ne ölçülerde ayak uydurabiliyor, yoksa rol yapıp ayağını mı sürüyor sürekli? Dino’yu Sosyalist Enternasyonalden kovarlar mı gene? Karl Marks, Dino’yu azarlar ve ne der? Dinozor Sol bizim Dinomuzu nasıl etkiliyor? Bilumum soruların cevapları kitabın içersinde doyurucu ölçülerde bulunmaktadır. Bu arada belirtelim, Dino’yu beslemekte herhangi bir sakınca yoktur.

Devlete Çarpan Kamyon (1. Hamur)

İçindekileri okuduktan sonra, arka kapağa bir şey yazamadık. Her şey kitabın içinde yazılmış. Biz yayınevi olarak bir ilan metni hazırladık. Burada da onu yineleyelim:

“Tam teşekküllü bir hastahaneden; ‘Gülme ve Gülümseme Özürü Yoktur’ raporu getirmek koşuluyla, Gülemedim, Gülümseyemedim diyene parası iade edilir.”

Hangi Sağ

Ne konuştuk, Osmanlı’da ulusal burjuva yoktu, İttihatçılar’dan başlayarak ulusal burjuva yaratma çabasına girişilmiş, Cumhuriyet’ten sonra da bu çaba sürdürülmüştür. Devrimi, bizde bürokrasi, aydınlar ve eşrafla bütünleşmiş halkın oluşturduğu ‘tarihsel blok’ yaptı, başarı kazanınca da şu son derece zor durumla karşılaştı: Gelişmiş bir burjuvazi olsa, kültürünü de yaptığı için, üstyapısı ya hazır ya hazıra çeyrek kala olacak, devrimden sonra da bu üstyapı ‘resmileşecek’. Klasik gelişme şemasına uygun ülkelerde böyle olmuş. Gel gör ki bizde komprador burjuvazisi var, bunun kültürü ve üstyapısı derseniz tatlısu Frenkliği! Onun için yeni Cumhuriyet, ilk günden başlayarak öyle kırma ve taklit bir üstyapı tehdidiyle karşı karşıya kalıyor.” – ATTİLÂ İLHAN