Türkiye’ye Ait 100 Büyük Yanılgı

Kitabın önsözünden:

“Düşünsenize; belediyeler toplutaşımadan, yani bizlerin sırtından para kazanıyor, üstgeçit yapıyor, yani sadece karşıdan karşıya geçme eylemi için tırmanış yaptırıyor: Bunlar apaçık halka hakaretken, halka hizmet diye pazarlıyor. Pek çok insan da bunu satın alıyor. Sadece üşütmek diye bir hastalık var sanarak çocuklar, büyükler kapalı alanlara kapatılıyor. Hayat her gün bu tip hurafelerin de yardımıyla, biraz daha sokaktan parktan AVM’ye, yani sahiciden plastiğe doğru kayıyor.

“Alttan soğuk almak” endişesiyle oturulamayan taşların çimenlerin, “cereyan yapar” endişesiyle açılmayan camların, matematik cehaletini korumak için “Einstein da matematikten kalmıştı” yalanına inanmanın hiç mi suçu yok? İnsanların başka başka ırklardan oluştuğunu sanmak, ateşlenen çocuğun üzerini örtmek, Uzun Mehmet’i, Ulubatlı Hasan’ı gerçek sanmak sadece saçma mı? Zararları da yok mu?

Bu kitaba koymaya değer bulmadığım kadar paçoz bir efsane olan “bor madenimiz var, zengin olacağız ama Batı izin vermiyor” konusunun kaç kişiyi “dış güçler” konusunda paranoyak yaptığını düşünsenize.
Yahut kedilerin nankör olduğu, tüylerinin akciğere yapıştığı filan gibi saçma fikirler olmasa hayvanlarla insanların ilişkisi biraz daha medeni olabilirdi.

Sıradan bir “tırıvırı bilgiler kitabı”yla dünya devrimi yapılabileceğini iddia etmiyorum elbette. Ama hurafelerden kurtulmak herkes için faydalıdır.”

Antolojiye Sairune Dina

Şiir, heme zon de teyna muzık u seda niyo, hemki aynê roê taw u demiyo.
Mı ra gore; Zazaki / Dımılki, zonê ke dina de tewr muzık u seda, veng u qeydey tede estê, dinu ra jüyo. Lawukunê Zazaki de lirizmo henên esto ke, inson sas beno.

Berfin Jele, no kıtavê xo de “Antolojiye Sairune Dina” de emego hên gırs do cı ke, karo de nianen hona sıfteo. Jele ki imza esta, na sıftey.

No Antoloji de kam çino ke! Mevlana, Nesimi, Sadi, Ömer Hayyami ra, Dante, Shakespeare, Hugo, Schiller u Goethe ra, Lorca, Brecht, Neruda, Pavase, Anna Ahmatova, Füruğ, Morante, Kavafis u Ritsos ra, Durrell, Yeats, Hesse, hata be Bachman, Kurd u Aravi, Ermeni u Azeriu ra, şiirunê Rus ve İranuzu ra orneği, Nazım Hikmet, Külebi, hata be Ahmet Arifi. Nıka zafe tenu sairu şikime zonê Zazaki de bıwanime. Jü ki “Afişo Sur” şiirê Aragoni, Eluardi, şiiro ke kerdo bavokê “serbestiye” hata be deyi…..

Şiir her dilin sadece müziğini, tınısını değil, aynı zamanda ruhunu yansıtır. Zazaca/Dımilki bence dünyada müzikal tınısı olan en ahenkli dillerden biri. Zazaki türkülerde de inanılmaz bir lirizm vardır. 

Berfin Jele’nin, inanılmaz bir emekle hazırladığı “Antolojiye Sairune Dina ” yı (Dünya Şairleri Antolojisi) ile önemli bir ilke imzasını atıyor.

Bu antoloji de yok yok! Mevlana, Nesimi, Sadi, Ömer Hayyam’dan Dante, Shakespeare, Hugo, Schiller, Goethe’ye, Lorca, Brecht, Neruda, Pavase, Anna Ahmatova, Füruğ, Morante, Kavafis ve Ritsos’tan, Durrell, Yeats, Hesse, Bachman’a, Kürt, Arap, Ermeni, Azeri, Rus ve İran şiirinin örneklerinden, Nazım Hikmet, Külebi, Ahmet Arif’e kadar bir çok şairi Zaza dilinde okuma olanağına sahibiz artık. Bu arada Aragon’un “Kızıl Afiş” şiirini ve Eluard’ın “Özgürlük” e adadığı şiirini de…

– Ragıp Zarakolu

Mişer – Tatar Türkçesi

Tatar Türkçesinin ağızları Orta (Kazan), Batı (Mişer) ve Doğu (Sibirya Tatar) olmak üzere üçe ayrılmaktadır.Mişer Tatarları bir milyonu aşkın nüfuslarıyla bugün İdil-Ural Tatarları içerisinde Kazan Tatarlarından sonra ikinci büyük Tatar grubudur. Mişerler bugün Gorkiy, Tambov, Penza, Ulyanovsk, Saratov, Volgograd, Ryazan, Orenburg bölgelerinde, çoğunlukla Mordva, Tataristan, Başkurdistan Cumhuriyetlerinde yaşamaktadırlar. Diğer cumhuriyetlerde, Özbekistan’da, Kazakistan’da, Kırgızistan’da, Türkmenistan’da, Azerbaycan’da ve Moskova, Leningrad gibi büyük şehirlerinde yaşayan Tatarların da çoğu Mişer Tatarlarıdır.
Eser Giriş, Ses Bilgisi, Şekil Bilgisi ve Metinler olmak üzere başlıca dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde öncelikle Mişer adı hakkındaki görüşler değerlendirilmiş; Mişer Tatar Türklerinin tarihi ve etnik şekillenişi, Mişer Tatar Türkçesinin Türk lehçeleri içindeki konumu, Mişer Tatarlarının yaşadıkları yerler ve alt grupları, nüfusları, dinleri hakkında bilgi verilmiştir.Ses Bilgisi bölümünde Mişer Tatar Türkçesinin ses özellikleri Eski Türkçe esas alınarak ortaya konmuş, karşılaştırma yapılırken yer yer Tatar edebî dilinden, diğer Türk lehçelerinden, tarihî Türk lehçelerinden (daha çok Kıpçak Türkçesi) de faydalanılmıştır. Şekil Bilgisi bölümünde kelime yapımı, kelime türleri, isim ve fiil çekimi anlatılmıştır. Metinler genellikle Mişer Tatar Türklerinin yaşayışlarını, tarihî geçmişlerini, köy yerleşimlerini, gelenek ve göreneklerini, doğum, kız isteme, düğün, ölüm, kurban kesme, çeşitli merasimler gibi durumlarını yansıtan konulardan oluşmaktadır.

Bu eser Mişer Tatar ağızlarıyla ilgili olarak ülkemizde yapılan ilk ve en kapsamlı çalışmadır.

Marksizm ve Edebiyat

“Bu kitap köklü değişimlerin yaşandığı bir dönemde yazıldı. Kitabın konusu, Marksizm ve edebiyat, bu değişimin bir parçasıdır. Yirmi yıl önce bile, özellikle de İngilizce konuşulan ülkelerde, Marksizm’in yerleşik bir öğreti ya da kuram olduğu düşünülebilir; edebiyat da, genel çizgi ve özellikleri belirli olan yapıtların oluşturduğu bir bütün olarak anlaşılabilirdi. Bu tür bir kitap o zamanlar Marksizm ve edebiyat arasındaki ilişkilerin yarattığı sorunları inceleyebilir ya da bu iki alan arasında belirli bir ilişki bulunduğunu varsayarak özgül uygulamalara geçebilirdi. Ancak şimdi durum çok farklıdır. Bir çok alanda ve özellikle de kültür kuramı alanında Marksizm yeniden gündeme geldi ve kuramsal gelişme açısından belirli bir açıklık ve esneklik kazandı. Bu arada edebiyat da benzer nedenlerle sorunsal haline gelmiştir. Bu kitabın amacı bu hızlı gelişim dönemini tanıtmak ve bu tanıtmayı da hâlâ gelişmekte olan bir düşünce biçimine uygun bir tarzda, onu açıklayıcı ve geliştirici bir biçimde yürütmektir. Dolayısıyla böyle bir çalışma daha önceki görüşlere de yer vermek, bu bağlamda hem Marksist hem de Marksist olmayan anlayışları gözden geçirmek durumundadır. Ama kitap bir özet değil bir eleştiri ve tartışma niteliği taşır.” -Raymond Williams-

Marksizm ve Edebiyat

“Bu kitap köklü değişimlerin yaşandığı bir dönemde yazıldı. Kitabın konusu, Marksizm ve edebiyat, bu değişimin bir parçasıdır. Yirmi yıl önce bile, özellikle de İngilizce konuşulan ülkelerde, Marksizm’in yerleşik bir öğreti ya da kuram olduğu düşünülebilir; edebiyat da, genel çizgi ve özellikleri belirli olan yapıtların oluşturduğu bir bütün olarak anlaşılabilirdi. Bu tür bir kitap o zamanlar Marksizm ve edebiyat arasındaki ilişkilerin yarattığı sorunları inceleyebilir ya da bu iki alan arasında belirli bir ilişki bulunduğunu varsayarak özgül uygulamalara geçebilirdi. Ancak şimdi durum çok farklıdır. Bir çok alanda ve özellikle de kültür kuramı alanında Marksizm yeniden gündeme geldi ve kuramsal gelişme açısından belirli bir açıklık ve esneklik kazandı. Bu arada edebiyat da benzer nedenlerle sorunsal haline gelmiştir. Bu kitabın amacı bu hızlı gelişim dönemini tanıtmak ve bu tanıtmayı da hâlâ gelişmekte olan bir düşünce biçimine uygun bir tarzda, onu açıklayıcı ve geliştirici bir biçimde yürütmektir. Dolayısıyla böyle bir çalışma daha önceki görüşlere de yer vermek, bu bağlamda hem Marksist hem de Marksist olmayan anlayışları gözden geçirmek durumundadır. Ama kitap bir özet değil bir eleştiri ve tartışma niteliği taşır.” -Raymond Williams-

Son Şırınga

Uçurumun kıyısında yaşanan hayatlar. Beliren ve sonra aniden kaybolan hayaller, yitirilen gelecek. Kararsızlık, kaygı, belirsizlik, kandine güvensizlik, sığınma isteği ve sevgi arayışı, uçurumun kıyısında duyulan özlemlerin acı karmaşası. Hangisi yanımızda. Hangisi uzak. Ben kimim, sen kimsin? Umut ne kadar yakın ya da ne kadar uzak. Çekilen bunca acı, bunca ızdırap niye? Peki, suçlu kim? İşte bu kitap aranan pek çok soru işaretine roman tekniğiyle cevap veriyor.

Karatepeli Fıkraları

Karatepe, Adana’nın Kadirli İlçesi topraklarında 7.715 “Milli Park”ın içinde kalan köylerden birinin adıdır. Bu kitapçıkta ayrıca adı geçen Kızyusuflu ve Çerçioğlu köyleri de buradadır. Bu köyler halkının, dilleri ve gelenekleriyle XIX. yüzyılda buralara yerleştirilen Türkmenler olduğu anlaşılıyor. Kitabımızda, saflıkları ve tuhaflıklarıyla ün almış Karatepeliler üzerine anlatılan fıkralardan seçmeler bulacaksınız. Buradaki 19 fıkradan 10’unu (1-9, 13 numaralılar) Halet Çambel 1948 yılında Kızyusuflu köyünden Hasan Türkmen’den yazmıştır. Oralarda Cin Hasan adıyla ün almış olan Hasan Türkmen, aynı fıkraları 1961 yılında Halet Çambel’e yeniden anlatmış ve ses kayıt makinesine geçirtmişti; bu ikinci anlatışında eskilerine ekledikleri olmuştur: 3 ve 10 numaralılar bunlardandır. 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16 ve 17 numaralı fıkraları, (1967 Temmuzu’nda Arslantaş’ta kaldığımız sırada ufak tefek değişikliklerle çoğu Cin Hasan’ın anlattıkları olmak üzere) Hasan Türkmen’in kardeşi Ali Türkmen’den, oğlu Halil Türkmen’den ve biri Karatepeli, öteki de Çerçioğlu köylerinden iki kişiden dinleyip ses kayıt makinesine aldık. 18 ve 19 numaralı fıkralar başka yerden gelmedir: Birincisi, Ceyhan Kasabası’ndan, öteki de Karsantı Karatepe’sinden. Bu kitapta okuyacağınız fıkralar, Karatepe halkı üzerine, onların saflıkları ve acaiplikleri ile eğlenmek için anlatılan şeylerdir; ilk bakışta,Karatepelileri küçük düşürmek amacıyla başka köylülerin “uydurdukları” fıkralar sanılabilir bunlar, ama bu, aldatıcı bir yargı olur.

Amerika

Baudrillard Amerika’da Avrupa kültürünün Amerika ile hesaplaşmasına alışılmadık bir boyut getiriyor. Amerika’yı ne modern Avrupa’yı tanımlayan kavram ve değerlerin tükenmişliğine ya da tıkanmışlığına bir alternatif olarak gören, ne de Avrupa merkezci bir kültür ve uygarlık anlayışıyla eleştirmeye yönelen bir kitap bu. Üçüncü bir yaklaşımın, Amerika’yı Amerika olarak anlamanın ve bunu da yerinde, Amerika’nın kendisinde yapmanın zorunluluğunu savunuyor. Öte yandan Baudrillard’a göre Amerika’yı yerinde anlamanın yolu müzelerini, kütüphanelerini gezmek, geleneksel anlamda kültürel ürünler olarak adlandırdığımız şeyleri aramak değildir. Tersine, doğanın insandan önce geçirdiği bütün evrimleri sergileyen ilkel bir coğrafya, kent kavramlarımıza sığmayan bir kentleşme, farklı bir birey, ahlak ve sağlık anlayışı, bir “başka-kültür” sunan Amerika’yı görmek gerekir. Bunu yapmaksa Batı’nın çöllerini boydan boya kateden otoyollarda gözden kaybolma noktasına varacak kadar hız yaparak Avrupa’da hiçbir zaman rastlanamayacak bir mekan ve yataylık deneyimi yaşamayı; Las Vegas’ı çölden fışkıran yapay bir ışık demeti olarak görebilmeyi; ne bir merkezi ne de dış sınırları olan ve böylece kent kavramını yeniden tanımlayan Los Angeles’ı gece karanlığında uzaktan seyretmeyi; New York’un siluetinde beliren yepyeni dikeyliği algılayabilmeyi gerektirir. Sağlık çılgınlığı, özel bir look arayışı, başarma saplantısı içindeki Amerikalılar New York maratonunda nefesleri tükenene kadar koşarak ya da Ortaçağ işkence aletlerine benzer aletlerle vücut geliştirerek acı çekerler. Ancak her şeyden önemlisi, başarının sırrı olan bu acı, yapayalnız çekilen, hiçbir dayanışma içermeyen bir acıdır. Bu tür saptamalardan yola çıkarak ince bir mizahla yüklü bambaşka bir Amerika resmi çiziyor Baudrillard. Ancak özgün betimlemelerden ibaret bir gezi kitabı değil bu. Güçlü bir sosyopolitik çözümleme ve eleştiri üretiyor. Daha da önemlisi modern Batı’yı tanımlayan temel değer ve ilkelerin Amerika’da aldığı biçimlere bakarak Avrupa’nın aynı ilke ve değerleri gerçekleştirmedeki başarısını, hatta samimiyetini sorguluyor. Bugün tüm dünyayı etkisi altına alan Amerikan yaşam ve düşünme biçimine farklı gözlerle bakan bu yapıt, Baudrillard’ın hiper gerçeklik deneyiminin ilk ürünü…

Yazı ve Yorum

Bir yazar olarak Roland Barthes’ın temel yönelişinin “parçalar” yazmak olduğu düşünülür. “Yazı ve Yorum”da göstergebilimden yazın kuramına, toplumbilime ve kültür eleştirisine uzanan Barthes yapıtının bütünlüğünü okura iletebilecek parçaları bir araya getirmeyi amaçladık. Barthes “zor” bir okuma olabilir, ama zor metinlerde de sürükleyici bir roman keyfi duyabilen okur için büyük bir metin tadı vadediyor; nerdeyse hiçbir zaman kendi üstüne “kapanmayan” Barthes yazısının kendine seçtiği okur da budur zaten. Eleştirel düşüncenin günümüzde ulaştığı yer neresidir? Yirminci yüzyıl, insanlık tarihinde sıklıkla görüldüğü gibi acı, baskı, tahakküm ve sömürüyle doludur. Ama zamana karşı çıkarak, gözlemleri ve düşünceleriyle yaşadığımız dünyayı anlamamıza katkıda bulunan sayısız düşünürü de olmuştur bu yüzyılın… İşte Metis Seçkileri ile çağımıza yeni sezgiler getiren bu yazarlardan temsil edici örnekler sunmayı amaçladık. Başka bir ülkede yaşayan bir yazarı Türkçe’de tanıtırken, sözkonusu iki toplum arasındaki dil, kültürel birikim, yayınlanmış ve yayınlanmamış öncüller gibi farklılıklarının getirdiği güçlükler var. Türkiye’deki okuma ortamının kendine özgü koşullarını gözönünde tutarak hazırladığımız seçkilerle bu güçlüğü aşmak, eleştirel düşünceyi Türkçe’de tartışılabilir kılmak istiyoruz.

Avrasya’da Şair Göçü

Anadolu, Selçuklular ve özellikle Osmanlılar zamanında Orta Asya kültür çevreleri ile çok yönlü ilişkisi içinde olur. Bu ilişkiler, Anadolu’nun İslamlaşmasında önemli yeri bulunan kolonizatör dervişlerden başlayarak din, tasavvuf, ilim, kültür ve sanat alanlarında çok boyutlu olarak devam eder. Anadolu şairlerinden Şeyhi, Abdullah İlahi, Melihi, Kastamonulu Cami, Ömer Ruşeni, Bursalı Kandi, Behişti Sinan, Cemili, Katibi gibi şairler, Orta Asya kültür çevrelerinde bulunurlar. Ahmet Paşa, Hayali, Rahmi, Baki gibi ünlü şairler bu kültür coğrafyalarında yakından izlenir. Fatih, Yavuz ve Kanuni dönemlerinde Orta Asyalı birçok ilim ve sanat adamı Osmanlı ülkesine gelerek faaliyet gösterir. Bunlar arasında çok sayıda şair de vardır. Bunlar İran, Özbekistan, Türkistan, Afganistan ve Hindistan coğrafyasından Şirvan, Tebriz, Kazvin, Şiraz, Isfahan, Hemedan, Horasan, Bistam, Buhara, Semerkant, Behl, Herat, Kaşgar ve Delhi gibi şehirlerden gelirler. Bu çalışma Anadolu ve Orta Asya kültür coğrafyaları arasındaki edebi ilişkilere bir kapı aralanmaktadır.

Türkiye’de Çizgi Roman

Çizgi romanın sanatsal varlığı artık yüz yılı aşmış bir tarihe sahip. Çoğu Batı ülkesinde çizgi romanın sanat olarak kendine özgülüğü tartışılmıyor bile, ama ülkemizde bu sanat kolu ucuz, okunup atılan, “yoz” ürünlerin kaynağı, az okumanın göstergelerinden biri sayılıyor. Okullarda, evlerde çizgi roman okuyanların kulaklarının çekildiği, çizgi romanların yasak sayıldığı ve açıkça ayıplandığı bir çocukluğu hemen hepimiz az ya da çok yaşadık. Oysa çizgi roman, bütün sevimliliği ve kendine özgü mizahıyla hiç de saldırgan olmayan sayısız özellikler ve örnekler içeriyor. Bu haksız eleştirilere “hep” muhatap kalmış çocuklardan biri olan Levent Cantek, bu kitapta, popüler kültürün en önemli ifade araçlarından birinin hikayesini anlatıyor. Türkiye’de 1930’larda Baytekin’le (Flash Gordon) başlayan çizgi roman serüvenini yerli-yabancı birçok çizer ve kahramanın üzerinden anlatarak, günümüz mizah dergilerine kadar getiriyor. Çizgi romanın popülerliğinin, kitlelere ulaşabilme avantajlarının nedenlerini, toplumsal değişmelerin onu nasıl etkilediğini, kahraman olgusunun, iyilerle kötülerin mücadele ettiği o yapay evrenin oluşumunu ve gündelik hayatla içiçe geçmişliğini bulabileceksiniz bu kitapta. Fakat o esnada… smack!

Yeme – İçme Fıkraları

Yemek içmek doğamızın gereğidir ve milliyeti, dini ne olursa olsun, insanoğlunun beslenirken sergilediği davranışlar hemen hemen aynıdır. Ancak, suyu ve limonu karıştırıp limonta, darıyı boza, arpayı bria, üzümü şarap yapıp toplum içinde tüketirken gösterdiğimiz davranışlar bir kültür göstergesidir. İyi hazırlanmış bir masada yenen lezzetli bir yemek yaşamımıza nasıl bir güzellik katıyorsa, bu kitapta yer alan fıkralşar da dostlarla buluşulan sofralara ayrı bir renk katacak.

Türküler Dile Geldi

Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu: “Türkiler, Türklerin büründüğü binbir ruh halinin terennümüdür. Halkbilimi ürünlerimiz ve halk hayatımızın süreçleri arasında türkülerden daha kültürümüze özel bir tür bulabilmek kolay değildir. Dahası, Türk kültürüne ilgi duyacaklar için de en kestirme yol türkülerden geçer demek yanlış olmasa gerek. Bu kitapta ise daha da fazlası var: türküler öyküleriyle birlikte yer alıyor…” Doç. Dr. Dilaver Düzgün: “Tarihin çok eski devirlerinde ortaya çıkan halk ezgileri, zaman içinde toplumların yaşayış biçimlerine, hayat tarzlarına, düşünce dünyalarına ve kültürel özelliklerine göre şekillenerek içinde doğdukları toplulukların çok etkili tarihi belgeleri olarak yaşamışlardır. Halk ezgileri hem ezgi yapısıyla hem de söz dağarcığıyla toplumların belirgin vasıflarını taşıyıcı unsur olmaya bugün de devam etmektedir. bu sebepledir ki “Bir milletin türkülerini yapanlar, kanunlarını yapanlardan daha güçlüdür.” Bu eser, türkülerin ihmal edilen yönlerini, onlardaki şiiri, hikayeyi, müziği, konusu ve içyapısıyla derinlemesine irdeleyen en kapsamlı eserlerden birisi olması ve bol miktarda malzemeyi geniş kitlelere sunması bakımından da büyük bir değer taşımaktadır.” Doç. Dr. Cengiz Alyılmaz: “Acının, kederin, hüznün, çilenin, kaygının, sevincin, neşenin, umudun, mutluluğun, huzurun, yangının, yakarışın, hoşgörünün, mizahın, eleştirinin ortak adı türküler… Tarihi Türk Milleti’nin tarihiyle denk türküler… “Türk”ü söyleyen, “Türk”ü anlatan türküler… Atsız kahramanların üstat şairleri, yazarları kıskandıran ürünü türküler… Ciltler dolusu romanların ifade edemediği duygu ve düşüncelerin en yalın, en içten, en seçkin sözcüklerle, deyimlerle, ezgilerle dile getirildiği türküler… Dr. Merdan Güven, ortak Türk Kültür ve uygarlığının, yaşayış ve inanışının ürünü türkülerin ardındaki gizemli bir kuyumcu titizliğiyle ortaya koyuyor Türküler Dile Geldi adlı eseriyle… Bugüne kadar birçoğu yalnızca konunun uzmanları tarafından bilinen veya arşivlerin tozlu raflarında unutulmaya yüz tutan türküler, en özgün biçimleriyle ve bütün ayrıntılarıyla Dr. Güven’in akademik çalışması sayesinde gün yüzüne çıkıyor. Kitap, türkülerle ilgili bundan sonra yapılacak çalışmalara hem içerik hem de sistem bakımından kaynak teşkil edecektir.”

Temel Kimdir

“Temel’e ait olmayan, montaj, çeviri, yakıştırma kokan fıkraların bazen maksadı aşan etki yarattığına ve halkın tepkisini çektiğine birkaç defa şahit olduk. Elinizdeki alçak gönüllü kitapla hem böylesi yanlış anlamaları azaltmak, hem de Temel’in yalnızca bir fıkra kahramanı olmadığını hatırlatmak istiyoruz. Temel, Fadime’nin eşi, babası, kardeşi, olmasının yanı sıra öğrenci, gazeteci, eylemci, öğretmen, iş adamı, imam, fotoğrafçı, mimar, yapı ustası, futbolcu, antrenör, doktor, araştırmacı, edebiyatçı, tulumcu, kemençeci, sendikacı, politikacı, balıkçı, arıcı, yaylacı… Temel ve Fadime’nin ayrı ayrı, birlikte oynadıkları oyun çeşitlerine özellikle göz atın; anlayana Hopa’dan Sinop’a kadar oynanan yüzlerce oyun… Fıkra kahramanı Temel özelinde, Nasreddin Hoca’nın Karadenizli olabileceğine, (Temel’in akrabası, belki de Oflu hocaların atası) dair ciddi emareler var. Alınganlık yok; Nasreddin Hoca’yı sahiplenmek bir onurdur. Türk halk kültürünün en önemli temsilcisi olan Nasreddin Hoca’nın Karadenizli Rumların fıkralarında Molastradina (Molla Nasreddin’in Rumca telaffuzu) olarak yer alması, onun yalnızca Türk dünyasını değil, zamanında başkalarını da etkileyen bir filozof olduğunun önemli bir göstergesidir. Dolayısıyla, böylesi uluslararası bir kimliğin oluşmasında Temel’in lokomotif bir rol oynayıp oynamadığını araştırmak da öncelikli görevlerimizdendir.”

Yapısalcılık

İlk baskısı 1982 yılında yapılan Yapısalcılık, edebiyat meraklılarıyla araştırmacıların büyük ilgisiyle karşılanmıştı. Konu üzerinde yeterli yayının ülkemizde hâlâ olmadığı düşünülürse, Tahsin Yücel’in bu değerli çalışmasının önemi daha iyi anlaşıla-caktır. Yapısalcılığın büyük öncülerinden Lèvi-Strauss, Jacobson, Benveniste, Gremas’tan Genel Dilbilim Dersleri’nin efsanevi yazarı dilbilimci Ferdinand de Saussure’a, konuya katkıda bulunmuş düşünürlerin görüşlerini tartışan Tahsin Yücel, Yapısalcılık’la Türk okurunu yazınsal metinlerin arka planlarını keşfe çağırmış, yüz-yılımızın bu önemli düşünce akımını da duyurmak istemişti. Can Yayınları, romanları ve öykülerinin yanısıra Tahsin Yücel’in deneme, eleştiri ve incelemelerini de yayınlamayı sürdürüyor. Daha önce yayınladığımız Yazın, Gene Yazın gibi Yapısalcılık da sıkı okurun baş ucu kitaplarından olacak.

Bingöl Dengbejleri

Wi de loy loy loy loy loy , de loy loy loy loy…….
Were le le, were le le, were le le…..
Ha hi hi hi hi hi iiiii….
Le mi lo loy, le mi loy, le mi lo loy loy le mi bavo… ve benzeri ses tekrarları ile yapılan giriş ve nakaratlar ile sözlü edebiyata bir çekicilik kazandırır dengbej.
Dengbej, benlik davasıdır, tarihi geleneğin güncellenerek çağımıza taşınan esintisidir. Dengbej, sesi söyleyendir. Sese ruh veren, ahenk kazandırıp sesi canlı hale getirendir.
Dengbej, aidiyet duygusunun, dünün bugünkü sözcüsüdür; sosyal hafızadır. Dengbej, kelimeleri tespih taneleri gibi dizen sanatkardır, içinde yaşadığı toplumun duygu yüklü şairidir.
Dengbej, topluma dil, kimlik, tarih, benlik, bellek kazandıran haykırıştır. 
Dengbej, klamdır, çevredir, toplumdur.

Dengbej icra ettiği klamlar, stranlar, diloklar, şin ve şenlikler sessizce bitirilmek istenen kültürün özgünlüğüne ve özgürlüğüne duyulan tutkudur. Stranlarda sadece sevgi, sevda, dramlar, trajediler aktarılmaz. Tüm bunların yanı sıra tarih, diriliş ve çağların çığlığı da vardır stranlarda. Böylece toplumun yaşadıklarını, zamanı ve mekanı anlatır dengbej; yaşadığı yerin tüm renklerini, algılarını tasvir eder. Kürtçe’nin neredeyse unutulmuş olan, kullanılmayan en özgün sözcük ve anlatım biçimlerini kullanan ve Kürtçe’nin ruhuna uygun, en bozulmamış halini ifade eden özgün sözlü edebiyatıdır klamlar.

Dengbej dilinin zenginliği, özgünlüğü, yalınlığı, canlılığı, duruluğu insan ruhunu etkileyen özelliği stranlarda ön plana çıkar. İcra ettikleri değerlerde çaba, edebi sanat, bedel, alınteri ve kimi zaman gözyaşı vardır. Her dil bir metot ile standart hale gelirken, Kürtçe, dengbejler vasıtasıyla anlaşılır bir standart yakalamıştır.

Bu sözlü gelenek itibarsızlaştırılmak, tahribata uğratılmak istenmektedir. Güçlü bir kuşatmanın yaşandığı bir süreçte, elinizdeki kitabın daha da önem kazandığını düşünüyoruz. Bu çalışmaya DVD iel destek sağlanmış, bu kültürel zenginlik bir  duet biçiminde okuyucu, izleyici ve dinleyicinin nazarına sunulmuştur.

Bingöl Dengbejleri’nin klamlarını kalıcı kılmak, seslerine güç vermek ve bu kültürel damarı ölümsüzleştirmek dileğiyle…

Erzurum Diyalogları

Erzurumlu çayı çok sever. Derler ki: Rizede yetişir Erzurumda içilir.
Çay iyi olup olmamasına göre çeşitli isimler alır: Davşan gani, nenemin abdest suyi, zeytin yaği, herif çayi…
Canı çay isteyen: Kızzırik oldum, dilim damağım gurudi, ğaşlandım, der.
Velhasıl çay Erzurumda ab-ı hayat muamelesi görür.
Kadınların toplandığı bir mekanda demliklerin biri gider, biri gelir. 15, 20, 30 bardak…
Avurtlarda tarçınlı agide, bardaklarda koca bir limon dilimi…
Anam heç bişe annamadım birez de evde devam edeğ, denir.
Bir yerde misafirsen, artık yeter içmirem desen de ev sahibi ısrar eder:
– Bi tene daha iç, bu da cırıldım çayi…

Doğu’da Mizah

Doğu’da Mizah, Magrib’den Mısır’a, Doğu Akdeniz’e ve Balkanlar’a kadar geniş bir coğrafi mekanı kapsıyor ve esas olarak bu toplumların çok büyük badirelerden geçtiği son iki yüzyılı dikkate alıyor.

Farklı ülkelerden ve çeşitli disiplinlerden araştırmacılar, tarihçiler, sosyologlar, antropologlar, dilbilimciler Müslüman ve Akdenizli toplumlarda mizahın gelişme biçimini; dinin ağırlığı, otoriter siyasi eğilimler, etnik-dinsel çoğulculuk, kadının konumu, toplumsal değerler gibi çeşitli açılardan aydınlatıyorlar.

Bu incelemeler mizahın Magrib ve Yakındoğu’da tarih içinde nasıl kökleşmiş olduğunu gösteriyor. İlk izleri IX. yüzyıla kadar uzanan Cuha, bugün Cezayir’den İstanbul’a kadar kolektif bellekte canlılığını korumaktadır. Binbir Gece Masalları döneminde izleyicilerini eğlendiren meddahlar, XX. yüzyılın mizah manzarası içinde de kendilerine yer bulmaktadır. Kuşkusuz bazı gelenekler zayıflamış ya da kaybolmuştur.

Ortaçağ coğrafyasında çok yaygın olan ve yüzyıl başında hala yaşayan, ama bugün neredeyse kaybolmuş durumdaki Karagöz gibi; ama onun kuşaklara damgasını vurmuş taşlayıcı, iğneleyici ruhunun zihniyetlerde hiç iz bırakmadığı söylenebilir mi?

Türkçe Ninniler

Ninniler, Türk halk kültüründe çocuk gelişimi açısından oldukça önemli bir türdür. Çocukların ağlamalarını durdurup onları rahatlatmak, huzursuzluklarını gidermek, kolay uykuya geçmelerine yardımcı olmak vb. düşüncelerle söylenen ürünlerdir. Bunun yanı sıra ninniler, annenin de yaşamını, hayallerini, beklentilerini, acısını vb. tüm duygularını yansıtması bakımından ayrıca dikkati çekmektedir. Dolayısıyla ninnilerin anne-çocuk ilişkisi, aile-toplum iletişimi ve çocuk psikolojisi hakkında ipuçları da verdiği görülmektedir. Ignác Kúnos’un 19. yüzyılın sonlarında İstanbul ve Anadolu’da yaşayan Türkler arasında derlediği ninni örnekleri, türün yazıya aktarılmış ilk örnekleri olması bakımından büyük öneme sahiptir. Kúnos, bu çalışmasında ninnilerin yanı sıra Adakale’de yaşamış Türklere ait eğlence amaçlı düzenlenen bir törendeki “helva topu” denilen manzum ürünleri de tanıtmıştır. Bu yönüyle Macar Türkoloğun tespit ettiği örnekler, söz konusu türlerin özelliklerinin ve kültürümüzdeki işlevlerinin tespit edilmesinde, ayrıca değişen sosyokültürel yaşama bağlı olarak anonim halk edebiyatı türlerinde meydana gelen değişimlerin belirlenmesinde konuyla ilgilenen araştırmacılara faydalı olacaktır.