Tess'in Gözyaşları

Muhteşem bir hayatım vardı. Aşıktım, mutluydum ve istediğim her şeye sahiptim. Sonra bir gün, her şey değişti.
Bir adama satıldım!

Sevgilisi BraxCliffingstone, yıldönümlerini kutlamak için TessSnow’u Meksika’ya götürene kadar ikisinin de geleceğe dair umutları vardı. Altın rengi kumsalların, denizin ve güneşin tadını çıkaracak, birbirlerine yeniden aşık olacaklardı. Ancak gördükleri güzel rüyanın kabusa dönmesi uzun sürmedi.

Dünyanın gölgelerinden habersiz Tess, kaçırılmış, hırpalanmış ve satılmıştı. Yeniden aydınlığa kavuşmanın bedeli ise Şeytan’la yapacağı anlaşmada, yalnızca bedenini değil ruhunu da ortaya koyması demekti.

Zindanımın derinliklerinde yankılanan bir fısıltı, “Gözlerindeki karanlığı görüyorum,” diyordu. “O karanlık beni besliyor, o karanlık beni çağırıyor.” Ve karanlığın tadı kanıma karıştı. Acı, artık kalbimin en tanıdık yolcusuydu.

“Şimdiye kadar yaptığınız tüm ‘en iyi kitap’ listelerini unutun ve bu kitabı en başa altın harflerle kazıyın. Yılın değil, yüzyılın en iyi kitabı.”
LipSmackinGoodBooks

Bana Söz Ver

Ölüm sizin yanı başınızda kalır, omzunuza dokunur, adımlarınızı yavaşlatır ve uykularınızı ele geçirir.

Her şey Myron’ın iki genç kıza verdirdiği bir sözle başlamıştı. “Asla sarhoş birinin arabasına binmeyin, böyle bir durumda kalırsanız bana haber vereceğinize söz verin,” demesiyle.

Ama hiç kimse o kızlardan biri olan Aimee’nin Myron’ı arayıp yardım istedikten sonra sırra kadem basacağını ve masum bir sözü büyük bir kaosa dönüştüreceğini tahmin edemezdi. Ve yedi yıldır sessiz sakin bir hayat süren Myron Bolitar için artık “güzellik uykusundan” uyanma vaktinin geldiğini de…

“Myron Bolitar muhteşem bir karakter, çok küstah farklı bir espri anlayışı var. Harlan Coben’in romanları dramatik sonlara dolambaçlı yollardan ulaşıyor ve hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmıyor.”

-The Guardian

“Coben’in sizi içine alacak olağanüstü dünyası eğlenceli bir okuma vaat ediyor.”

– Sunday Telegraph

“Kitabın bitmesine on iki sayfa kalmasına rağmen hâlâ olayların nasıl sonuçlanacağı hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bana Söz Ver neşeli, bazı hayat dersleriyle dolu ama öğüt vericilikten ziyade sizi avcunun içine alma peşinde.”

– Maeve Binchy

Çember

Ölüm kol geziyor

Çember daralıyor

Bu dehşete ne kadar dayanabilirsin?

Akıl hastanesinden kaçan zeki ve tehlikeli bir seri katil, evinde öldürülen ve ardında bir sır perdesi bırakan saygın bir profesör, kendi hayvanları tarafından parçalanmış halde bulunan bir köpek dövüşçüsü…

Başkomiser Servaz kanlı ipuçlarının arasında yolunu bulmaya çalışırken uzun zamandır kaçtığı gerçeklerle sonunda yüzleşmek zorunda kalacak. Sapkınlıklarla dolu bir dünyanın karanlık sırları ortaya saçıldığında bu vahşetin pençesinden sıyrılmak asla kolay olmayacak…

Gerilimin ustası Bernard Minier, dünyaca ünlü romanı Buz’un başarısının ardından okurlarını yine nefes kesici bir entrikaya davet ediyor.

“Bernard Minier kusursuz bir yazar ve gerilim ustası. Muhteşem bir kitap sizleri bekliyor.”

– Le Figaro

“Zekilik ve canilikte Thomas Harris’in Hannibal Lecter’ından eksik yanı olmayan bir seri katil üzerine nefes kesici bir gerilim.”

– Daily Mail

“Heyecan verici, derin ve karanlık bir roman.”

– Infoscreen

“Çember’in tüyler ürpertici hikayesinin etkisinden kolay kolay kurtulamayacaksınız.”

– www.booksection.de

“Gerilim türünde Fransa’nın en iyisi.”

– Dresdner Morgenpost

“Yazar gerilimi o kadar ustaca sürdürüyor ki hemen bitmemesi için yavaş okumaya başlıyorsunuz.”

– Version Femina

Öteki Çocuk

Yorkshire’ın bir sahil kasabası olan Scarborough’da vahşice öldürülmüş bir öğrencinin cesedi bulunur. Polis aylarca araştırma yapar fakat ne bir şüpheli bulabilir ne de makul bir gerekçe. Ta ki kasaba halkını sarsan yeni bir cinayet işlenene kadar. Bu sefer kurban yaşlı bir kadındır. Suçun işlenme biçimi benzerlikler göstermektedir. Soruşturmayı yürüten polis memuru Valeri Almond bu iki cinayet arasında bir bağ olduğuna inanır ve bunu bulabilmek için ikinci kurbanın ailesinin geçmişini kurcalamaya başlar.

Tesadüfen ortaya çıkan mektuplar, öykünün elli yıl kadar geriye gittiğini gösterir. Londra’nın bombalandığı günlerde, beş yaşında kimsesiz bir çocuk, yanında kendinden birkaç yaş büyük bir kızla Scarborough’ya tahliye edilmiştir. Sadece adının Brian olduğu bilinmektedir. Ama “Hiç Kimse” olarak vaftiz edilen bu çocuk yıllar boyunca her türlü acımasızlığa maruz kalır. Tüm Scarborough bu kötü hikâyeyi unutmaya çalışmıştır. Ama herkes bunun bir gün ortaya çıkacağını bilmektedir…

“Ustaca yazılmış bir psikolojik gerilim. Charlotte Link’in bu türün ustalarına özgü tüyler ürpertici bir tarzı var.”

– Marilyn Stasio

“Link başından sonuna hiç düşürmediği temposuyla okuru diken üstünde tutan muhteşem bir gerilim sunuyor. Sayfaları çevirmekten kendinizi alıkoyamayacaksınız.”

– Booklist

“Link’in karakterlerinin hiçbiri göründüğü gibi değil. Psikolojik gerilim meraklılarını zekice kurgulanmış bir son bekliyor.”

– The New York Times Book Review

Yürüyen Ölüler : Miras

“En kötü kabuslarında bile ufukta ne olduğunu hayal edemezsin.”

İlk kitapta süper kötü karakter Philip Blake mütevazı hayatından, zombi salgınının tam ortasında düşüyor ve kendini Woodbury ismindeki küçük kasabanın lideri ilan ediyor.

İsyan kitabında, masum yolcu Lily Caul, Woodbury’nin gittikçe sıklaşan harikaları arasında Philip Blake’nin çarpık, şiddetli diktatörlüğünün kölesi hailne geliyor.

Vali’nin Düşüşü’nde Philip Blake içindeki gerçek canavarı gün yüzüne çıkartıyor ve yakınlardaki hapishanede ikamet eden umutsuz sakinler ile  Vali arasındaki savaşın genel hatları çiziliyor.

Miras’da, Vali’nin karanlık yolculuğu yürek parçalayan bir sonla bitiyor. İnişli çıkışlı finalde savaş başlıyor, önceki üç kitapta mirak edilen ayrıntılar gün yüzüne çıkıyor. Akla hayale sığmaz kaos yüzünden tansiyon yükseliyor ve hayatta kalmayı başarabilen birkaç kişinin karanlık kaderi bir dizi şaşırtıcı değişiklik ile mühürleniyor.

Sadist

Ohio’nun batısında, şehir hayatının karmaşasından uzak, huzur dolu bir kasaba bulunmaktadır. Aile hayatı için mükemmel bir yerdir. En azından vahşice cinayetler işlenmeden önce öyleydi. Kasabanın Adli Tıp Uzmanı Dr. Ben Stevenson, trafik kazaları ve doğal ölümler haricinde sakin bir yaşam sürüyor, iki oğlu ve karısıyla birlikte bolca zaman geçiriyordu. Ta ki ormanlık arazide genç bir delikanlının cesedi bulunana dek…

Bölgedeki tek Adli Tıp Uzmanı Ben, vakaya dâhil olana kadar her şey yolunda gitmişti. Ancak şimdi bir seçim yapmak zorundaydı; olayı çözebilmek için ailesinin hayatını tehlikeye mi atacaktı yoksa bu soruşturmada görev almaktan vaz mı geçecekti?

Olayı derinlemesine araştırdıkça durumun yıkıcı sonuçları ortaya çıkacak, şaşırtıcı gerçeği öğrendiğindeyse bütün hayatı altüst olacaktı.

“Bir kitabı okumaya başlayınca yerinizden kalkamayacağınızı söylemek artık çok sıradan oldu ancak bu romanda böyle bir şey söz konusu değil. Sadist’i okurken gerilen sinirlerimi gevşetmek için birçok defa yerimden fırladım!”

– Lindwood Barclay

“Harlan Coben ve Patricia Cornwell kitaplarını anımsatıyor… Son sayfayı okuduktan sonra uzun süre etkisinden kurtulamayacaksınız.”

– Wendy Corsi Staub

Alacakaranlıkta Tahran

Her şey bir telefonla başlar. Rıza Malik, eski dostu Sina Vefa’nın ısrarlı yardım isteği üzerine New York’taki mütevazı hayatını geride bırakıp Tahran’a; doğduğu ve 12 yaşına kadar yaşadığı şehre doğru meçhul bir yolculuğa çıkar. Tahran’da işlerini hemen halledip New York’a geri dönmeyi istese de, çok geçmeden, hem Tahran’ın kendisini aslında hiç terk etmediğini anlar, hem de yolculuğunun planladığı kadar kısa sürmeyeceğini.

Alacakaranlıkta Tahran, tam cevapları bulduğunuzu sandığınız anda yeni sorular soran ve iyi ile kötü, sadakat ile ihanet, geçmiş ile şimdi arasındaki ayrımın göründüğü kadar keskin olmadığını hatırlatan bir roman. Salar Abduh, bir an bile nefes almayan anlatımı ve incelikli üslubuyla okuru, Rıza Malik’in peşi sıra; karanlık adamların, geçmişin, Irak’ta sürmekte olan savaşın ve Tahran sokaklarının gölgesinde gerilimli bir maceraya çağırıyor.

Ritüel

Edgar Allan Poe geleneğiyle Stephen King’in tarzını birleştiren yeni bir yetenek!

Dört eski üniversite arkadaşı, İskandinav ormanlarında çıktıkları bir vahşi doğa gezisinde tekrar bir araya gelir. Çok geçmeden, artık hayatlarında farklı yönlere ilerlemiş ve pek ortak noktaları kalmamış olan eski arkadaşların arasında giderek artan bir gerilim baş gösterir. Kestirme olarak seçtikleri yol, yaşadıkları yorgunluk ve öfkeyle birleşince hayatlarına mal olabilecek bir kabusa dönüşür.

Binlerce yıldır ayak basılmamış ormanda kayıp ve aç bir halde ilerlerken eski, ıssız bir eve rastlarlar. İçeride eski pagan ayinlerinden kalma nesneler ve kemik parçaları bulurlar. Burası, karanlık ritüellerin yapıldığı ve şeytani bir varlığa ev sahipliği yapan bir mekândır. Oraya adım attıkları andan itibaren av konumundalardır.

Dört arkadaş kurtuluş yolunda mücadele ederken bu kadim ormanda ölümün de kolay ve çabuk olmadığını öğrenecektir…

Korku Dalında August Derleth ve Rusa Ödülleri

“Adam Nevill bir kez daha rüyalarınızı altüst etmek için geri dönüyor – hem de kariyerinin en iyi eseriyle. Ritüel, İngiltere’nin Stephen King’e rakip olarak çıkardığı, gelecek vadeden yetenekli bir yazarın kaleminden, şiddetle tavsiye edilecek bir roman.”

– Scotspec.blogspot.com

“Vahşi, kanlı ve asla tahmin edilemeyen Ritüel, hayatta kalmak için ne bedeller ödenebileceğini ve yaşamanın ne anlama geldiğini bize bütün sertliğiyle hatırlatıyor.”

– David Moody

“Nevill’in okurlarını ürpertmek için kanlı sahnelere bel bağlaması gerekmiyor. Onun yerine insan zihnine odaklanarak feci bir şeyler olduğu düşüncesini uyandırması, o şeyin gerçekten olması kadar kötü bir etki yaratıyor.”

– FantasyBookReview.co.uk

“Nevill son yılların en gerilimli, en korkutucu eserlerinden birini yaratmış… Ritüel insanlığın temel korkularını uyandıran olağanüstü bir kitap. Nevill’in korku edebiyatında edindiği şöhreti perçinliyor.”

– SFX

“Adam Nevill’in Ritüel’i, dehşet dolu karanlık ormanlara doğru kan donduran bir yolculuk. Okuyucuyu tedirgin ediyor ve adeta yerine çiviliyor.”

– Jonathan Maberry

“Müthiş bir kitap… Nevill, yakından izlenmeye değer bir yazar olarak yerini hızla sağlamlaştırıyor.”

– GraemesFantasyBookReview.com

“Adam Nevill, Ritüel adlı sınırları zorlayan romanında okuyucuyu İsveç’te korku dolu bir kamp gezisine çıkarıyor… Yalın, zorlayıcı, karanlık ve bazen ürkütücü… Yaşam ve ölüm üzerine bir kitap.”

– Herald

“Karanlık ve tekinsiz bir kitap olan Ritüel, iyi korku romanlarını sevenlerin asla kaçırmaması gereken yepyeni bir eser. Adam Neville zorlu bir yolculuk hikayesini, tüm çıplaklığıyla resmettiği korkutucu bir atmosferin içine atılmış güçlü karakterlerle pekiştiriyor.”

– LECBookReviews.com

“Adam Nevill korku türünün geleneklerine saygı gösterirken, kendini bunlarla kısıtlamıyor. Ritüel, baştan sona zevk veren ve tüyler ürperten enfes bir korku hikayesi.”

– BlackAbyss.co.uk

“Dehşet verici… Nevill, gerilimi ustalıkla tırmandırıyor.”

– Sunday Times

“Ritüel’de, kötülüğün vücut bulmasıyla korkunun dozu artıyor ve giderek daha rahatsız edici bir hal alıyor.”

– Sunday Times

“Nevill, doğayı son derece tehditkar hale getirerek okuyucuya sunuyor. Korkunç imgelere dayanmaktan çok tehlikeyi hissettirmeyi ve çaresizlik hissini adım adım tırmandırmayı seçiyor.”

– Publishers Weekly

“Ormanda gezintiye çıkmaktan korkmanızı sağlayacak bir kitap arıyorsanız Ritüel tam size göre!”

– GeekSyndicate.co.uk

“Ritüel’i okurken ürperecek ve sizde bıraktığı tedirginlik hissinden uzun bir süre kurtulamayacaksınız. En sıkı korku okurlarını bile derinden etkileyecek bir kitap. Nevill, asla göz ardı edilmemesi gereken bir yazar.”

– GraemesFantasyBookReview.com

“Ritüel, iyi bir korku romanının tüm özelliklerini taşıyor!”

– GingerNutsofHorror.com

Kanlı Hesaplaşma Ciltli

Portland karanlığa gömülmüştü. Zengin ve saygın adamların eşleri birer birer kayboluyordu. Bu kayıpları birbirine bağlayan yegâne işaretse tek bir siyah gülle, üzerinde Gitti Ama Unutulmadı yazan nottu. Bu durum geçmişte ülkenin bir diğer ucunda yaşanan dehşetin yeniden ortaya çıkması anlamına geliyordu. Tıpkı o zaman olduğu gibi korku dolu günler yaşanacak, peşi sıra ölümler olacaktı.

Bir katilin gölgesi hayatını karartırken, savunma avukatı Betsy Tannenbaum bir kâbusun içinde kapana kısılmıştı. Çok yakında soğuk, güçlü ve hilekar bir müvekkili savunmak için sahip olduğu her şeyi ve sevdiği herkesi tehlikeye atacaktı. Bu adam bir kurban da olabilirdi bir cani de.

Kolomb Macerası

Bir ailenin sırrı, acımasız bir fanatik ve Amerikan hükümetinin gizli bir kolu -hepsi tek bir kafa karıştırıcı ihtimalle bağlantılı: Ya Amerika’nın keşfi hakkında bildiğimiz her şey bir yalansa? Ya bu yalan, Kolomb’un 1492 yılında çıktığı yolculukla ilgili sırrı gizlemek amacıyla planlandıysa? Ve ya bu 500 yıllık sır, çağdaş politik dünyayı yeniden şiddetle değiştirebilecekse?

Pulitzer Ödülü sahibi araştırmacı gazeteci Tom Sagan dünyanın dört bir yanındaki sıcak noktalardan can alıcı makaleler yazmıştır. Ancak, Ortadoğu’yla ilgili haberlerinden biri aldatmaca olarak gösterildiğinde, mesleki itibarı yerle bir olmuştur. Tom artık sanal bir sürgünde yaşamaktadır -kötü kararlar ve çöküşünün, kim olduğu bilinmeyen bir düşman tarafından gerçekleştirilmiş bir sabotaj eyleminden kaynaklandığını asla kanıtlayamayacağı sarsıcı gerçek peşini bırakmamaktadır.

Ama Sagan tetiği çekerek bu işkenceye bir son veremeden önce, gizemli bir yabancı kimliğine bürünen kader olaya müdahale eder. Bu yabancı, Sagan’ı harekete geçmeye zorlar -ve onun eylemleri, Amerika’nın en hassas soruşturmalarıyla ilgilenen Birleşik Devletler Adalet Bakanlığı’nın son derece gizli teşkilatı Magellan Billet’in dikkatini çeker. Sagan bir anda kendisini, sonuçları yalnızca Washington D.C.yi değil, aynı zamanda Kudüs’ü de titretecek uluslararası bir olayın içinde bulur. Kandırılarak ölümcül bir kedi-fare oyununun içine çekilen ve kimin dost kimin düşman olduğundan emin olamayan Sagan, Viyana, Prag ve son olarak da hayatta kalmasının, Kristof Kolomb hakkında bildiğimiz her şeyi baştan yazmasına bağlı olduğu Jamaika’daki Blue Mountains’a gitmek zorunda kalır.

“Bir gerilim yolculuğu ve Steve Berry’nin bugüne kadarki en iyi romanı.”

– The Daily Herald

“Tarihi gerçeklerle dolu, sayfaları hızla çevrilen bir roman.”

– The Huntington News

“Steve Berry her yeni kitabıyla daha da iyiye gidiyor.”

– The Huffington Post

“Steve Berry kitapları baştan sona kalp atışlarınızı hızlandıracak aksiyon ve macerayla dolu.”

– Florida Times Union

Davetsiz Misafirler

Cevapları, geçmişe gömülü sırlarda aramayın; zira gerçek, düşündüğünüzden daha karanlık ve derin olabilir…

Eski polis memuru Jack Whalen’in karısı, Seattle’a yaptığı bir iş gezisi sırasında ortadan kaybolunca Jack ne yapacağını şaşırır. Bu sırada Oregon’da sahilde yürüyüş yapmakta olan dokuz yaşındaki bir kız çocuğu ansızın ortadan kaybolur. Dahası, Jack’in yıllardır görmediği bir avukat arkadaşının çıkıp gelmesi ve üzerinde çalıştığı cinayet soruşturması için yardım istemesi onu anlam veremediği bir kaosun içine sürükler.

Jack birbirinden bağımsız görünen bu olaylar zincirinin halkalarını çözmeye çalıştıkça gerçek, bir karabasan gibi üzerine çökmeye başlar. Artık av ve avcının, suçlu ve masumun, kurban ve celladın seçilemediği o ürkütücü dünyada ayakta kalmak için bir yol seçmek zorundadır.

Bıçak Sırtı

Mara Dyer bir zamanlar geçmişinden kaçabileceğini sanıyordu.

Ama kaçamayacaktı.

Sorunları kendi kafasında yarattığını düşünüyordu.

Ama yanılıyordu.

Yaşadığı onca şeyden sonra, sevdiği çocuğun artık sır saklayamayacağına inanıyordu.

Ama aldanıyordu.

Gerçekler ortaya çıkmaya ve seçimler ölümcül sonuçlar doğurmaya başladığında Mara bu karmaşadan aklını yitirmeden çıkmayı başarabilecek mi?

Okuyucular hikâyenin gerçekçi ve muhteşem kahramanlarıyla kendinden geçecek, doğaüstü kurgusuna kendilerini kaptıracaklar.”

– School Library Journal

“Mara’nın ürpertici ve etkileyici hikâyesi bağımlılık yapıyor. Aynı zamanda şaşırtıcı derecede romantik ve karmaşık. Hodkin paranormal gençlik romanını tamamen kendine özgü bir seviyeye taşımış.”

– Romantic Times

“Yazarlığa yeni adım atan Hodkin tutkulu aşk hikâyesini paranormal gizemle bir araya getirerek okuyuculara yine ters köşe yaptırıyor. Okurlar, ilk kitaptaki gibi, psikologların sözlerine inanıp Mara’nın akıl sağlığından şüpheye düşecek, Noah’nın gerçek niyetini sorgulayacak ve serinin son kitabını dört gözle bekleyecek.”

– Booklist

“Serinin bu ikinci kitabı, ilk kitapta ortaya çıkan bazı soruları yanıtlarken, okuyucuyu yepyeni sorular ve merak uyandırıcı bir sonla baş başa bırakıyor.”

– Voya

“Bu heyecanlı devam kitabında Hodkin okurlarını son sayfaya kadar merak içinde bırakarak entrika ve aldatmaca yüklü bir hikâye sunuyor. Hayranları yazarın ilk kitapta yarattığı dünyaya geri dönmenin coşkusuyla sonunu görmek için sabırsızlanacaklar.”

– Children’s Literature, Veronica Bartles

Refakatçi

Western türünün kalıplarına sığmayan bir roman: Refakatçi

Amerika Birleşik Devletleri, 1850’ler…

Ülkenin doğusundaki evlerinden batıdaki engin düzlüklere her yıl pek çok genç çift talihlerini denemek, yeni bir hayat kurup zenginleşmek için göç etmektedir. Ne var ki hayaller ve gerçekler pek çok zaman birbiriyle uyuşmaz. Sert iklim, tehlikeli doğa, hastalıklar ve medeniyetten, insanlardan uzak bir hayat insanları çabuk yıpratır. En çok da kadınları…

Refakatçi, bu çetin şartlarda akıllarını yitiren dört kadını ülkenin doğusundaki ailelerine geri götürmeyi üstlenen yalnız bir kadınla ölümden kurtardığı ve bu yolculukta ona yardım etmeye söz vermiş bir suçlunun hikâyesini anlatıyor. Western romanlarının ünlü yazarlarından Glendon Swarthout’tan, tarihi gerçeklere dayanan ve western türünün kalıplarına sığmayan, akıllardan çıkmayacak bir yol ve fedakârlık romanı. Refakatçi, The Homesman adıyla sinemaya da uyarlandı.

“İlk cümlelerinden itibaren okuru avucuna alıyor… Refakatçi, erkekle kadının birbirleriyle, çevreleriyle ve -sonunda hepsinden daha zorlusu- kendi kendileriyle ilişkilerine dair bir yolculuk. Çarpıcı… Yürek burkucu… İnandırıcı…”

– Los Angeles Times Book Review

“Refakatçi, Amerikan sınır hayatının hem maceracı ruhunu hem de gerçeklerini aktarmayı başarıyor.”

– Booklist

“Swarthout’un en iyi romanlarından biri… İnsanın dayanma gücüne dair sürükleyici bir epik.”

– Kirkus Review

“Arkadaşlarıma Refakatçi’nin konusunu anlattığımda gözlerini merakla açıp romanı okumak için sabırsızlanıyorlar. Üstelik sadece romanın konusundan bahsediyorum. Swarthout sizi oraya, o zaman ve mekâna götürüyor.”

– Elmore Leonard

Benimle Öl

Katil profillerini analiz eden bir psikolog ve onunla körebe oynayan gizemli bir psikopat…

Bir kadın evinde ölü bulunur. Katil olay yerini tam anlamıyla bir sanat eseri gibi bırakmıştır. Dedektif Stadler’a göre bu eski, kapatılmış bir davayı anımsatmaktadır. Ancak çevresindekileri inandığı şeye ikna edemez. Çünkü şüphelendiği adam, hapishanede kendi çıkardığı yangında ölmüştür.

Stadler bir psikologdan yardım ister. Katil profillerini analiz eden Liz Montario, en son bir yıl önce bir seri cinayet vakasını olağanüstü bir biçimde çözmüş ve ardından bir psikoloji öğretmeni olarak sakin yaşantısına geri dönmüştür. Fakat bir gün çalıştığı üniversitedeki odasına postayla iki gizemli kelimenin yazılı olduğu bir mektup gelir: Beni bul. Zihnini paranoyadan kurtarabilmek için dedektifin teklifini kabul eder ve gerçekle gerçek olmayan arasındaki ince çizgide yapacağı en ufak bir hata ölümcül olacaktır.

Baştan sona gerilim dolu, şeytana dudak ısırtacak bir hikaye.

Vahşi Tutku Ciltli

Sıradan, kendi hallerinde yaşayan ama birbirlerini hiç tanımayan masum insanlardı onlar. İçinden çıkılması çok zor ve kabusa dönüşecek yaşamları, düşüncelerinde asla yer almıyordu.

Oysa onların hayal bile edemeyecekleri ortak bir celladı vardı… Beyin cerrahı olan İdil Korcan, Amerika’dan İstanbul’a karanlık ilişkilerle iç içe yaşayan ağabeyi İzzet Korcan’ın yanına dönmüştü. Geldiği yerde engellenemeyen bir ihtirasla yapmış olduğu ameliyat, onun hekimliğinin de sonu olmuştu. Kadınsı güzelliğinin ve karşısındaki her erkeği tahrik edebileceğinin öz güveniyle, İdil herkese emretmeye alışmıştı. Bu çılgın doktorun tek amacı vardı. Sınır tanımayan iğrenç tutkusuyla avladığı ve avlattırdığı insanları kobay olarak kullanmak…

Akıllara durgunluk veren bu vahşi istek, ağabeyinin dev cüsseli fedaisi Tayyar tarafından, günahsız insanların yer altında inşa edilmiş gizli kliniğe zorla getirilmesi ile devam ediyordu. Adeta bir felaket tüneli olan bu klinikte, hiç umulmadık birinin ruhen değişime uğraması ile birlikte, yaşanan korkunç olayların seyri bir anda çok farklı bir yol izlemeye başladı.

Acaba izlenen yol kaderleri ortak olan bu insanları kurtarmaya yetecek miydi?

Kafes

“Bir oturuşta ve parmakların arasındaki çıtırtılar hissedilerek okunması gereken bir kitap. Buna benzer bir korku öyküsü şimdiye kadar hiç anlatılmadı. Josh Malerman bu işi biliyor.”

-Hugh Howey

“Çok iyi, çok başarılı ve doğrudan yazılmış büyük bir takdirle okuduğum çarpıcı bir roman. Josh Malerman, işini hızlı konuşan ve ne yaptığını bilen bir meleğin edasıyla yapıyor.”

-Peter Straub

“Tüyler ürperten bir ilk kitap. Malerman okuyucuyu soğukkanlı ve acımasız anlatımıyla diken üstünde tutuyor. Hitchcock’un Kuşlar’ı, Stephen King’in en iyi işleri ve Jonathan Caroll’la karşılaştırılmayı hak eden sarsıcı bir macera.”

-Kirkus Reviews

“Stephen King hayranları bayılacak.”

-Publishers Weekly

Dışarıda bir şey var… Görülmemesi gereken korkunç bir şey… Ona atılan bir bakış kişiyi ölümcül bir deliliğe sürüklüyor. Ne olduğunu ve nereden geldiğini ise kimse bilmiyor.

Malorie ve iki çocuğu, olayların başlangıcından beş yıl sonra hayatta kalmayı beceren bir avuç insan arasındaydı. Nehrin kenarındaki terk edilmiş bir evde çocuklarıyla yaşayan Malorie, ailesinin güvende olabileceği bir yere gitmenin hayalini kuruyordu. Fakat onları bekleyen yolculuk tehlikelerle doluydu. Tek bir yanlış hamle ölümlerine yol açabilirdi. Ve onları takip eden bir şey vardı.

Bu bilinmeyene doğru gözbağının karanlığında yaptığı yolculukta Malorie sık sık geçmişi hatırlıyordu. Bilinmez tehlikenin karşısında bir araya gelerek hayatta kalmaya çalışan, kendisini de aralarına kabul ederek onu da kurtaran ev arkadaşları teker teker aklına geliyordu: Bir zamanlar yabancı olan bir grup insanın birer birer kapısını çaldığı evde kurdukları ortak hayat… Ancak sağ kalan ve kapılarını çalan insanlar arttıkça ortaya yüzleşmeleri gereken bir soru çıkmıştı: Herkesin aniden delirdiği bir dünyada kime güvenilebilirdi?

Masum Uyku

“İnanılmaz bir sürpriz. Bunu önceden hissedemeyeceksiniz.”

– Entertainment Weekly

“Müthiş… Tahmini mümkün olmayan sarsıcı bir gerilim.”

– Kirkus Reviews

Harry, küçük oğulları Dillon üst katta uyurken, iş yerinde olan karısı için sürpriz bir doğum günü yemeği hazırlamaktadır. Ne var ki karısı için aldığı hediyeyi şehir merkezindeki kafede unuttuğunu fark eder. Kafe sadece beş dakika uzaklıktadır. Harry oğlunu evde bırakarak çabucak hediyeyi alıp dönmeye karar verir.

Ve büyük felaket: büyük bir deprem şehri vurur. Binalar yıkılmış, insanlar çığlık çığlığa sokaklarda koşuştururken, Harry de kalabalığın arasından canhıraş şekilde eve dönmeye çalışır. Evleri yerle bir olmuştr. Dillon yoktur. Bu felaketten canlı çıkmış olması imkansızdır ancak cansız bedeni hiçbir zaman bulunamaz.

Beş yıl sonra, Harry ve karısı Robin Dublin’e dönmüş, kendilerine yeni bir hayat kurmuşlardır. Yasları hiçbir zaman bitmemiştir ancak artık yeni bir başlangıca hazır olduklarını hissederler. Ressam olan Harry kariyerinde bir sıçrama yapmış, Robin ise yeniden hamile olduğunu öğrenmiştir.

Ancak bir gün Harry, Dublin’in kalabalık caddelerinden birinde ölmüş oğlunu görür ve geçmiş, tüm gücüyle hayatlarını tekrar esir alır. Dillon bunca yıldır yaşıyor olabilir miydi? Yoksa Harry’nin gördüğü, sadece suçluluk duygusunun yarattığı bir imge miydi?

Karen Perry’nin Masum Uyku’su çok keskin bir anlatımla hızlı bir okuma vaat ediyor. Yanıltma, şüphe ve ihanetle dolu, ustaca kurgulanmış müthiş bir gerilim romanı.

Tanrı Makinesi

Kilise onun varlığını ısrarla reddetti. Yalandı. Onun sadece bir mason efsanesi olduğunu söylediler. Değildi. İki bin yıllık bir sırdı. Açığa çıktı.

Öylesine Dehşet Verici Bir Sırdı Ki Kilise Onun Sadece Bir Efsane Olduğunu İddia Ederek Üstünü Örtmeye Çalıştı. Artık Hiçbir Şey Onun Ortaya Çıkmasına Engel Olamayacak…

Benjamin Franklin’in şifreli günlüğü. Gizli bir harita. Efsanevi bir İncil. Eski çağlardan bugüne uzanan ve Hıristiyanlığı temelinden yok edecek kadar güçlü bir muammanın ilk parçaları.

Joseph Koster on beş yıl önce kilisenin en gizli sırlarından birini açığa çıkarmıştır… ve ölümden son anda kurtulmuştur. Fakat, bazı hazineler direnilemeyecek kadar çekicidir. Koster bu yeni bulmacanın parçalarını bir araya getirdikçe bir hazineden çok daha hayret verici ve kesinlikle çok daha ölümcül bir şey keşfedecektir.

Şifre çözmeye meraklı Koster, güzel mühendis Savita Sajan’la birlikte, varlığını saklamak için her şeyi yapmayı ve herkesi öldürmeyi göze alanların eline geçmeden önce Franklin’in günlüğünün şifrelerini çözmek için amansız bir yarışa girecektir. Ancak gizli tarikatların, kadim entrikaların ve mason bilmecelerinin olduğu bir dünyada, ödülün yerini bulmak işin bir yanıysa hayatta kalabilmek de diğer yanıdır. Çünkü Koster ve Sajan’ın öğrenmek üzere oldukları gibi, cennetin kapısını açacak anahtar aynı zamanda cehennemin kapılarını da ardına kadar açacaktır.

“Tanrı Makinesi gerilim yüklü, soluksuz okunacak ve akıllara durgunluk veren bir kitap. Tüm gece uyanık kalıp sayfaları parmaklarınızın gücü yettiğince hızlı çevirmeye hazır olun.”

– Caroline Thompson

“Sandom’ın gizemli İnciller, kadim sırlar, talihsiz aşıklar ve mason bilmeceleriyle, komplo, entrika ve tehlikeyle yarattığı bu hikâye, kitabın son sayfasına kadar ateşin sönmesine bir kez bile izin vermiyor.”

– BookPage

Zehir Ağacı

“Ailem uğruna öyle çok ödün verdim, öyle korkunç şeyler yaptım ki devam etmekten başka çarem yok. Bize ne olacağını bilmiyorum. Korkuyorum ama güçlü hissediyorum. Her şeyini kaybetmeyi göze almış bir kadın kadar güçlüyüm.”

1997’nin boğucu Londra yazında, örnek üniversite öğrencisi Karen, bohem ve karşı konulması imkansız konservatuar öğrencisi Biba’yla tanışır. O güne kadar, ailesinin gurur duyacağı, sakin bir hayat yaşamış olan Karen için Biba daha önce tatmadığı bir dünyanın anahtarı gibidir. Genç kız hızla kendini Biba’nın içki ve uyuşturucuyla renklenmiş karmaşık dünyasında kaybedecektir. Bu dünyada karşısına çıkan Biba’nın abisi Rex ise ona ilk defa aşkı tattıracaktır. Üçlü, yazı mutlu bir sarhoşluk içinde geçirmektedir, ne var ki her yazın bir sonu vardır. Bu yazın sonunda ise iki kişi ölecektir ve geçmiş Karen’ın yakasını asla bırakmayacaktır.

“Romanın sonuna kadar gittikçe karanlıklaşan gölgeler her şeyi tehdit ediyor… Keşke Zehir Ağacı’nı ben yazmış olsaydım.” – Stephen King

“Gerilim yüklü bir roman. Hikayenin geçtiği ortamla büyüleyen, son sayfaya kadar okuru merak ettiren bir psikolojik gerilim.” – Cosmopolitan

“Kelly, psikolojik gerilimlerin karanlık dünyasının yeni sesi.” – Daily Mirror

“Zehir Ağacı köklerini kalbinize salacak. İnsanı dehşete düşüren sonu, üç ana kahramanla ilgili öğrenecekleriniz ve insanların kendilerinin olanı korumak için neler yapabileceği bu kitabı tatmin edici bir okuma keyfine dönüştürüyor.” – USA Today 

“Bence kendinize bir kahve yapın, telefonu fişten çekin ve en rahat olduğunuz yere kurulun çünkü Zehir Ağacı bitene kadar hiçbir yere kımıldayamayacaksınız.” – Bookrabbit.co.uk

“Yavaş yavaş ölümcül bir şelaleye akan bir ırmak gibi.” – Vrouwenthrillers.nl

“Örümcek ağlarıyla sarılı bu roman, inandırıcı kahramanlarla kanınızı dolduracak.” – Choice

“Okuyucuyu nasıl ürküteceğini çok iyi bilen bir yazar.” – The Independent

“Tüylerinizi diken diken edecek bir psikolojik gerilim.” – Red

“Zehir Ağacı sizi ilk sayfadan ele geçiriyor ve son sayfayı bitirdikten sonra bile etkisinden kurtulamıyorsunuz.” – Jeffery Deaver

“Kelly okurları gotik türünün tüm korkutuculuğunu sunarken bir yandan da intikamın tadını ürkütücü bir anlatımla sunuyor. .” – Washington Post

“Başarıyla kurgulanmış bir psikolojik gerilim. Karanlık, şairane ve bağımlık yaratıcı bir roman.” – The Times

“Zehir Ağacı kendini klostrofobik bir örtünün ardına gizlemiş. Okuduğunuza değecek bir roman.” – Time Out

“İnsanı bir an yerinde oturtmayan bir gerilim romanı, aynı zamanda da tutku hakkında üstüne düşünülmüş dahiyane bir inceleme. Elinizden bırakamayacaksınız.” – Psychologies

Dahice kurgulanmış ve ustalıkla anlatılmış Zehir Ağacı, bir cinayet, suçluluk ve takıntı hakkında büyüleyici bir roman. Okuyucuları ilk sayfadan sürpriz sonuna kadar diken üzerinde oturtacak bir hikaye.” – Stefanie Pintoff

“Ürkütücü… Bayıldım!” – Alex Heminsley, BBC 6

“İlk sayfadan itibaren insanı geren ve tehdit eden, önsezilerini harekete geçirecek bir roman.” – Bookseller

“Mükemmel bir şekilde yaratılmış bir Londra atmosferinde geçen, sürprizlerin son sayfaya kadar yakanızı bırakmadığı bir roman.” – Publishers Weekly

“Son sayfaya kadar gerilimin dozu hiç azalmıyor.” – Woman and Home

“Sürükleyici… Elinizden bırakamayacaksınız.” – Look

“Kelly’nin yarattığı mekânlar hikayenin içine işliyor ve okuyucunun yakasını asla bırakmıyor.” – Stylist

“Bu tüyler ürpertici psikolojik gerilim, beklenmeyen gelişmelerle son sayfaya kadar sürükleyiciliğini sürdürecek.” – Now

“Saat gibi işleyen ve insanı içine çeken bir roman.” – Shotsmag.co.uk

Gecenin Aynası

“Hayatını altüst edecek sırların varsa korku her an ensendedir.”

Gazeteci Moira Harrison yağmurlu bir gecede, arabasıyla ıssız bir yolda kaybolur. Güçlükle ilerlemeye çalışırken kendisine dehşet dolu gözlerle bakan birini gördüğünde frene asılır fakat geç kalmıştır.

O sırada bir adam ortaya çıkar ve yardım çağıracağını söyler. Ardından dünya kararır. Moira kendine geldiğinde yapayalnızdır.  Etrafta kazazede de dahil hiç kimse yoktur. Genç kadın yolda gördüğü kişinin korku dolu gözlerini unutamasa da kimseyi hikayesine inandıramaz. Ta ki yardım için kapısını çaldığı Dedektif Cal Burke’le tanışana dek.

İpuçları ortaya çıktıkça, birilerinin insanın kanını donduracak türden bir gerçeği saklamaya çalıştığı anlaşılır. Moira ve Cal bu ölümcül sırrın yolunda iz sürerken, aşkın peşine düştüklerinden de habersizdirler.“Oldukça sürükleyici ve merak uyandıran bir hikaye… Bir kez okumaya başladınız mı son sayfasına kadar dünyadan kopacağınız, bağımlılık yaratacak türden bir roman.”

– New York Journal of Books

“İki RITA ödülü kazanan Hannon’ın romanı, hızlı temposu ve ilgi uyandıran karakterleriyle, ilham verici kurguları sevenler için mükemmel bir seçim haline geliyor.”

– Booklist

“Bu kitapta romans, gizem, bilinmezlik ve gerilimi yoğun bir şekilde harmanlamış olan Hannon, okurlarını oldukça şaşırtıcı ve gizemli karakterlerle de buluşturmayı başarmış.”

– Suspense Magazine

Submarino

Nick bir alkoliktir ve devletin evsizler için sağladığı bir barınakta, vücut geliştirme idmanları, bira, votka ve yan komşuyla yaşadığı tekinsiz bir seks hayatı arasında, toplumdan neredeyse tamamen soyutlanmış olarak yaşamaktadır. Kardeşi ise karısını kaybedince yeniden eroine başlamış bir babadır. Görünüşte normal bir hayat sürse de oğlu ile eroin arasında kalan baba, en ufak bir tökezlemeyle hayatlarının altüst olacağının farkındadır. Annelerinin ölümü kardeşleri yeniden bir araya getirir ama yeni bir hayata sahip olmak için kurdukları hayaller de kendileriyle birlikte suyun dibini boylamaya mahkumdur. 

Submarino toplumdaki dışlanmış kişileri öfkeyle resmederken, onları anlamamıza olanak tanıyan tutkularını göz önüne seriyor. Jonas T. Bengtsson’un, insanlığın ve toplumun çamurlu sularında nefes almaya çalışan iki genç adamı anlattığı bu çarpıcı ve cesur öyküde, Chuck Palahniuk’un sivri dili yankılanıyor. 2010 yılında usta dogmacı yönetmen Thomas Vinterberg tarafından beyaz perdeye uyarlanan Submarino prestijli festivallerden ödülle dönmüş ve Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı’ya aday gösterilmiştir.

“Submarino, Chuck Palahniuk’un Dövüş Kulübü kitabının farklı bir versiyonu. Bengtsson bu romanda kahramanlarına hiçbir şans vermiyor. Submarino insan doğasının en karanlık hali, sert ve doğrudan bir kalemle yazılmış acı bir trajedi. Bu yılın en karanlık kitabı.”

– Les Inrockuptibles

“Bengtsson ne yazdığını biliyor ve yazdıklarının yaratacağı etkiyi kestimekte tam bir usta… Sizi uyarıyorum. Eğer bu romanı okursanız, tüylerinizin ürpermesine ve güçlü duyguların sizi ele geçirmesine izin vermişsiniz demektir.” 

– Dagbladet Information

“Sansasyonel bir roman. Kesinlikle uyumadan önce okunacak kitaplardan değil, çünkü son sayfaya gelene kadar okuyucusuna rahat vermiyor.”

– Femina

“Jonas T. Bengtsson’un yeteneği yadsınamaz, cesareti ise tartışma konusu bile edilemez… Submarino’nun büyüleyici bir ritmi var, okuyucuların da romanın kahramanlarının hissettiği baş dönme hissini yaşamaması imkânsız. Bu roman toplumsal gerçekçiliği, saf şiirsel sanat anlayışı ve barındırdığı kösnüllükle çağdaş Danimarka Edebiyatı’nın en iyilerinden…”

– Le Monde

“Bu şaşkınlık verici suç romanını kalbi sağlam olmayanlara önermem.”

– Metro

“Submarino’nun dibe vurmuş kahramanları yalnız sinirinizi bozmakla kalmıyor, bir zehir gibi kanınıza karışıyor.”

– Politiken

“Bengtsson’un bize bir çiçek bahçesi vadetmediği kesin ama ona karşı koymanız çok zor − zaten bunu isteyeceğinizi pek sanmıyorum.”

– Jydske Vestkysten 

 “Jonas T. Bengtsson Kopenhag’ın uyuşturucu ve şiddet dolu arka sokaklarını sert ve büyüleyici bir şekilde anlatıyor. Dibe vurmuş hayatlarla ilgili insanı sarsan bir roman.”

– Costume

“Bengtsson’ın çığır açıcı romanı birden ortaya çıkıp zirveye oturdu. Kopenhaglı yazar şehrinin tekinsiz arka sokaklarını sizde eşit oranda korku ve merhamet uyandıracak şekilde gözler önüne seriyor. Romanın sonu ise bir iğne gibi okuyucunun kalbine saplanıyor.”

– Weekendavisen

“Bu kitaptan daha yoğun bir okuma deneyimi bulmanız pek mümkün değil.”

– Downtown

“Danimarka’nın yeraltı dünyasının zalim bir anlatımı, bir daha ayağa kalkamayacak kadar sert düşenlerin hikayesi.”

– Jyllands-Posten

“Bundan daha iyisini ya da daha korkuncunu bulmanız imkansız.”

– Fyens Stiftstidende

“Kopenhag’ın toplumsal gerçekçiliği bu kez intikamını alıyor. Submarino kalbinizin en derininden sizi yakalıyor ve bir an olsun rahat bırakmıyor.

– Jonas T. Bengtsson o kadar iyi yazıyor ki canınız yanıyor.”

– Ekstra Bladet

“Submarino o kadar ürkütücü ve güçlü ki okuduğunuzda da okumayı bıraktığınızda da canınızı yakıyor. Bu yıl okuduğum en iyi roman.”

– Euroman

“Submarino’nun tarzı kısa ve vurucu anlamları en basit şekliyle vermek ama bunu bayağı ya da amiyane olmadan yapmayı başarıyor… İyi yazılmış ve insanı kendine çeken bir roman.”

– La Croix

“Dahiyane ve içindeki şiddete dayanması zor bir roman.”

– Kristeligt Dagblad

Tabu

Scott Freeman mantığı her şeyden üstün tutan bir tarih profesörüdür. Kızı Ashley’in odasında gizlenmiş bir aşk mektubu bulduğunda içine bir huzursuzluk tohumu atılmış gibi hisseder. “Hiç kimse seni benim sevdiğim kadar sevemez. Hiç kimse. Biz birlikte olacağız. Öyle ya da böyle.” Ashley’in dibe vuran psikolojisi ve kendisi dahil kızının yakınındaki herkesin ölüm tehdidi altında olması, Scott’ın şüphelerini bir bıçak kadar keskinleştirir.

Mavi yakalı kötü çocukla güzel, eğlenceli bir gece yaşadığını düşünen Ashley bu saplantılı adamın zihnindeki kapalı kutuda sıkışmış gibidir. Her çırpınışında bu psikopat ona bir adım daha yaklaşırken önünü kesebilecek hiçbir şey yoktur. Ancak babası; bir avukat olan eski eşi ve onun gözü pek arkadaşı ile bu kaçık adamı durdurmak için akıl almaz bir plan yapar.

“Okuyucunun zihninde öyle bir dünya yaratıyor ki hem yaşıyormuşçasına gerçek hem de hayal edilemeyecek kadar korkunç.”

– USA Today

“Okuduğum en tüyler ürpertici romanlardan biri… Olağanüstü bir anlatım.”

– Washington Post

“Elinizden bir an olsun bırakamayacaksınız.”

– Publishers Weekly

Dört

Yüzlerce keyif düşkünü Hayalperest Dilber adlı transatlantikte üç gün boyunca tropikal coşkunun tadını çıkarır; havuz kenarında yayılıp oturur, barlarda çapkınlık yapar ve ünlü müneccim-medyum Celine del Ray’in ruh çağırma seanslarına katılır.

Ve sonra felaket gelip çatar. Gemi yolculuğunun dördüncü gününde elektrikler kesilir ve Hayalperest Dilber’i her türlü yardım çağırma olanağından yoksun halde denizin ortasında bırakır. İnsanlar esrarengiz bir virüs yüzünden hastalanmaya başlar, Celine birtakım tuhaf ve korkutucu belirtiler gösterir. Ve bir kadın kamarasında korkunç bir cinayete kurban gitmiş olarak bulunur.

Sinirler iyice gerilirken yiyecek stokları azalmaya başlamış, korku tüm gemiye yayılmıştır. Ve yolcular gemide birinin ya da bir şeyin Hayalperest Dilber’in karaya asla varmamasını istediğini keşfederler.

Dört, adından çokça söz ettiren Üç’ün devamı ama tek başına bir gerilim olarak da okunabilecek harikulade bir roman.

Herbert West Diriltici

Öykülere, çizgi romanlara ve filmlere ilham veren Herbert West: Diriltici pek çok yerde Frankenstein’a da atıfta bulunuyor. İlk olarak bir dergide tefrika halinde yayımlanan bu öykü, hayatını ölüleri diriltmeye adamış çılgın bilim adamı Herbert West’in bilim adına yapabileceklerinin sınırsızlığını gözler önüne seriyor. Lovecraft’ın eşsiz zombi tasvirleriyle canlanıp kontrol edilemeyen vahşi yaratıkların dehşetiyle karşı karşıyayız bu defa. Herbert West: Diriltici ve diğer öyküleri Hasan Fehmi Nemli çevirdi.

“İnsanın içini tiksinti ve nefretle dolduran anormalliklere olan ilgisi korkunç ve sapkın bir bağımlılığa dönüştü; çoğu sağlıklı insanı tiksindirecek, korkudan düşüp ölmesine neden olacak ucubeleri zevk alarak, sakin bir tavırla seyrediyordu; silik entelektüalizminin gerisinde fiziksel deneylerin güç beğenir Baudelaire’i mezarların bezgin Heliogabalos’u gizlenmişti.”

Mahzen

Mahzen’in karanlığında kaybolmaya hazır olun!

Devlet adamları tarafından tüm ülkedeki insanların içinde bulunacağı şekilde ‘Mahzen’ adında bir merkez inşa edilir. Bu merkez, suçluları ve suç işlemeye meyilli olan kişilerin cezasını çekmeleri için yapılan bir yerdir. Genellikle 17-24 yaşları arasından seçilen kişilere ‘Katılımcı’ denilir ve bu katılımcılar, kendilerine belirlenen odalardaki öldürücü oyunlardan geçerek ‘Utogahu’ adlı çıkışı bulmak zorundadırlar.

Mahzen, yerin altındadır ve dört ayrı girişi vardır. 16 Kişi, dörder gruplar halinde seçilerek girişlere gönderilir. Mahzen’de hiç kimse birbirini öldürmek ya da kurtarmak zorunda değildir.

Ellıe’nın kaybedecek hiçbir şeyi yoktu. Ta ki mahzen’e seçilene kadar.

Ellie’nin tek istedi hayatının yaşamaya değer olduğunu ona ispatlayacak birini bulmaktı. Bu isteğinin, Katılımcı olarak seçildiği Mahzen’de gerçekleşeceğini tahmin bile edemezdi. Owen ile tek amaçları Mahzen’den kurtulup, yaşadıkları acıları ve korkuları unutacakları bir yere gitmektir. Ama şu an onların tek sorunu, oradan kurtulup kurtulamayacaklarını bilmiyor olmalarıdır.

4. Kız

İlk üç kız için çok plan yapmam gerekti. Fakat bıraktığım mektuplara, ipuçlarına ve tüyolara rağmen sadece bir dedektifin ilgisini çekebildim. Beni asıl 4. Kız’dan sonra ciddiye almaya başlayacaklar. Çünkü başka seçenekleri yok. Onlara ihtiyaç duydukları her şeyi verdim. Peki bütün parçaları bir araya getirmeleri ne kadar sürecek? 4. KIZ. O her şeyi değiştirecek.

“Carver yepyeni bir yetenek. Kesinlikle okumaya değer.”

-News of The World

“Gerilim dolu, kanınızı donduracak bir roman. Daha ilk sayfadan itibaren katilin kim olduğunu tahmin etmeye çalışacaksınız.”

-Darlington and Stockton Times

“Tüyler ürperten ve bir solukta okuyacağınız yepyeni bir gerilim romanı.”

-Peterborough Evening Telegraph

“Dehşet verici olmasının yanı sıra zekice kurgulanmış bir polisiye.”

-Wokingham Times

“4. Kız’da yazarın üslubu sizi hikâyenin içine çekiyor. Olayları katilin, dedektiflerin ve kurbanların bakış açısından okudukça bir yapbozun parçaları gibi birleşen kanıtlar sayesinde cinayetlerin arkasındaki sırları öğreniyorsunuz.”

-Goodreads.com

Labirent

“Labirent’te saklı bir şey var.”

On yedi yaşındaki Imogen, babasının son sözlerini hiç unutmamıştır. Yedi yıl önce, ailesinin İngiltere’deki malikanesinde çıkan bir yangında, hem annesini hem babasını kaybeden genç kız, uğradığı yıkımdan sonra koruyucu ailesiyle birlikte New York’ta yaşamaya başlar. Fakat yedi yıl sonra gelen bir mektup hayatını tamamen değiştirecektir. Imogen artık malikânenin ve koskoca Rockford Hanedanlığı’nın tek vârisidir. Çiçeği burnundaki genç düşes, mirasına sahip çıkmak için çaresizce İngiltere’ye döner.

Fakat Rockford’da hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Imogen, çok geçmeden bu aristokratik dünyanın gerisindeki karanlık sırlarla yüzleşecek, sevmekten hiç vazgeçmediği Sebastian’la birlikte, kendini bir gizem sarmalının içinde bulacaktır.

Çamlık

Gizli Servis Ajanı Ethan Burke, kayıp iki federal ajanı bulmak için bilinmeyenin tam merkezindeki saklı bir cennete, Idaho, Wayward Pines’a gitmeye karar verir. Ancak yolda ağır bir trafik kazası geçirir. Gözlerini bir hastane odasında açtığında yanında ne kimliği ne de kişisel eşyaları vardır. Peki ama Wayward Pines’ta hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığından şüphelenen Ethan Burke göründüğü gibi midir?

Burke’ün araştırması derinleştikçe kafasındaki sorular da çoğalır:

  • Neden karısı ve oğluyla haberleşememektedir?
  • Neden hiç kimse söylediklerine inanmamaktadır?
  • Başına gelen kaza nasıl meydana gelmiştir?
  • Kimliği, telefonu ve cüzdanı nerededir?
  • Wayward Pines neden elektrikli çitlerle çevrilidir? Tehlike çitlerin içinde mi, yoksa ötesinde midir?
  • Ethan gerçeğe ne kadar yaklaşacaktır? Ya da yaklaştığı gerçek kimin gerçeğidir?

Aklını yitirmekten daha ürkütücü olan tek şey, deli olmadığını fark etmektir…

Lost, Twin Peaks, The X-Files ve Shutter Island takipçileri! Çamlık’ta gerilimin dozu artıyor, bilinmezler daha karanlık gölgelere saklanıyor.

Nefeslerinizi tutun ve şunu düşünün: Ya siz de bir bilinmeyenin ortasında tek başınıza kalsaydınız?

Larten Crepsley Efsanesi 4. Kitap – Ölümüne Dostlar

On iki kitaplık “Ucubeler Sirki”ne doyamadınız mı? Öyleyse zamanda kısa bir yolculuğa çıkıp geçmişe gitmeye hazır mısınız?

Ucubeler Sirki’nden önce… Darren Shan’dan çok önce… Larten Crepsley’nin henüz genç bir adam olduğu fırtınalı bir dönem vardı.

33 ülkede, 30 dile çevrilen “Ucubeler Sirki” dizisi ile dünya çapında büyük başarı yakalayan, korku edebiyatının çağdaş ustası Darren Shan’ın fırtınalar koparan muhteşem serisi “Larten Crepsley Efsanesi” akıllara kazınacak büyük bir finalle sona eriyor…

Dizinin nefesleri kesen dördüncü ve son macerasında, Larten vampir kavminde kendisine tam da yeni bir yer edinmek üzereyken, hain vampanezlerin korkunç bir trajedisi ile sarsılıyor. Ancak yeryüzünde vampanezlerden çok daha sinsi, çok daha kötü şeyler de bulunuyor. Yoksa, yaşamak zorunda kaldığı ihanetlerin en ağırı ile cesareti sınanan Larten’ı, yine uzun bir yas dönemi mi bekliyor?

Larten Crepsley yüreğinizi ağzınıza getirecek büyük sona adım adım yaklaşırken, şok olmaya hazır mısınız?

Unutmayın: Her vampir için son… aslında sadece bir başlangıçtır.

Lübb : Katilin vicdanı

“(…) Aynı şeyden bahsedilmesine rağmen o şeyin bu kadar çok  sayıda farklı kavramla ifade edilmesi ne garip değil mi? Toplum, kültür, mekan, zaman, inanç yapısı, düşünce sistemi ve disiplinler değişmesine rağmen aslında çok küçük nüanslarla hep aynı şeyden bahsedilegelmiş ve genel anlamda rıza gösterilerek kabullenilmiş bir şey.  Ben ona öz vicdan diyorum, ‘Lübb’ diyorum.  Belki Sokrates olsaydı ‘daimonion’ (ilahi iç ses), Kadi Abdülcebbar olsaydı ‘nazar’, Nietzsche olsaydı ‘plastik güç’,  Tolstoy ‘Tanrının kalbimizdeki nuru’ ve Kant olsaydı ‘içimdeki ahlak yasası veya tanrısal mahkemenin içimdeki temsilcisi’ derdi.”

Zeynel Tekant, sıradan bir gerilim romanının aksine “esrarengiz” tanımının arkasına saklanmaksızın roman ile gerçeklik arasındaki ilişkiyi sorguluyor. Lübb; yani öz vicdanın sadece ağzımızdan çıkan ya da kulağımıza çalınan bir sesten ibaret olup olmadığını okuru heyecanlandıran ve kendi kendini sorgulamaya yönlendiren bir üslupla betimlerken, kadercilik ile sebep sonuç kaçınılmazlığı gölgesine sığınmanın öz vicdan karşısındaki  mağlubiyetini okurun ilgisine sunuyor.

Hayal'et

Hayatın güzelliği burada: zamanı tutmak da değiştirmek de sizin elinizde.

Yeni bir yol, yeni bir rota çizmek için yalnızca birkaç saniye yeterli olabilir. Yalnızca birkaç saniye ve boşluğu kendinizden uzak tutarsınız. Sonsuza kadar içinizdeki o yeni yolla yaşar ve ufukta zar zor beliren yere doğru uzanırsınız.

Çok kısa, nefes alınan en kısa süreden bile daha kısa bir süreliğine, sonsuzluğa kafa tutma noktasına gelirsiniz. Ama eninde sonunda ve her zaman, sonsuzluk kazanır. Richard Walker hayata veda ettikten sonra gizemli sırlarla dolu odaları olan kır evi eski karısı Caroline, sorunlu oğlu Trenton ve ona öfkeli olan kızı Minna’ya
kalır. Ancak evde yalnız değillerdir. Sandra ve Alice isimli iki hayalet eve hapsolmuş ve evin adeta bir parçası haline gelmiştir. Her ne kadar sesleri duyulmasa da eve yeni yerleşen aileyi izleyen hayaletler kendi geçmişleriyle ve sonsuzluklarıyla yüzleşir.

“Hayal’et gizemli, hüzünlü ve büyülü bir kitap; o kadar iyi işlenmiş ki sayfalar gerçekten alev alacakmış gibi hissettiriyor.”

– Emma Straub, yazar

“Bazen komik, bazen üzücü. Duygusal ritmi yüksek olan Hayal’et, hayaletleri anlatmasına rağmen fazlasıyla gerçekçi.”

– Ivy Pochoda, yazar

“Etkileyici bir hayalet hikayesi ve daha fazlası: Saklı sırlar üzerine muhteşem bir gotik yorum.”

– Lev Grossman, yazar

Hatırlanmayan

İpuçlarını hatırlayamadığınız bir gizemi nasıl çözersiniz?

Maud’un cebindeki notta, kendi elyazısıyla şöyle bir cümle var: “Elizabeth kayboldu.” Maud’un son günlerde hafızası çok iyi değil. Evde zaten bir dolap dolusu varken şeftali dilimleri alıyor, yaptığı fincanlarca çayı içmeyi unutuyor ve bir şeyleri unutmamak için kendine notlar yazıp duruyor. Ancak Maud arkadaşı Elizabeth’in başına nelerin geldiğini bulmak konusunda kararlı. Bir de yıllar önce savaştan hemen sonra kaybolan kardeşi Sukey’nin gizemi var tabii. Harika bir ana karakteri olan, sayfalarını hızla çevireceğiniz bir gizem romanı. Maud sizi güldürecek, ağlatacak ve kesinlikle hafızanıza kazınacak.

“Bu kitap sizi tedirgin edecek ve sarsacak: Yetmiş yıllık bir suç, bu suçu soruşturmaya çalışan ve söylediklerine güvenilemeyecek bir anlatıcı… Ve hikayenin duygusal çekirdeğinde insan aklının ne kadar parçalanabileceği gizemi yatıyor.”

– Emma Donoghue

“Kendinden emin, akıldan çıkmayacak ve rahatsız edici bir roman. Bir oturuşta okudum.”

– Deborah Moggach

“Şu yarı-efsanevi şeylerden biri bu kitap, elinizden bırakamıyorsunuz.”

– Jonathan Coe

“…hem etkileyici bir dedektif öyküsü hem de akıl hastalığının çarpıcı bir tasviri. Ancak aynı zamanda böyle bir tasvirden beklemeyeceğiniz kadar dokunaklı ve kara komediye varan bir yanı da var. Belki de Healey’nin en büyük başarısı Maud için yarattığı mükemmel ses.”

– Observer

Kadük

“Her çocuk masum değildir.”

Bundan sonra kimse Türk Edebiyatı’nda “korku” yok diyemeyecek.

“Çocuk kısmetiyle gelir, bazen de lanetiyle.”

Ayrılık Ciltli

Benimle geçirdiği her saniye, bana dokunduğu her an sanki çok ağır nüfuz eden bir zehir gibiydi… Bunu sona erdirmeliydim. Hem de hemen.

“Paranormal tutkunları muhteşem kurgusuyla Amelia’nın hikayesinin ikinci bölümüne bayılacaklar.”

– Voya

“Hudson paranormal türünde üst sıralardaki yerini korumayı başarıyor. Kayda değer bir devam kitabı…  Türün hayranları kesinlikle memnun kalacak.” 

– Kirkus Reviews 

Laneti Uyandırma

“H.P. Lovecraft’ın korku edebiyatının hala aşılamamış bir kalemi olması şüphe götürmeyen bir gerçektir.”

– Stephen King

Korku edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük ustalarından biri olduğu kabul edilen Lovecraft sıklıkla birçok yazarı etkilemiş hatta taklit edilmiştir. Korku ve gerilim romanlarına yeni bir boyut getiren Lovecraft klasik hayalet ve cadılar yerine insanoğlunu fena bir şekilde aklıselimliliğini yitirmesini, karmakarışık ve kötü niyetli evrenin merkezinden uzak zavallı bir yaratık olarak işliyor. Lovecraft’ın tüyler ürperten bu kitabının etkisinden kolay kolay kurtulamayacaksınız.

Laneti Uyandırma

“H.P. Lovecraft’ın korku edebiyatının hala aşılamamış bir kalemi olması şüphe götürmeyen bir gerçektir.”

– Stephen King

Korku edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük ustalarından biri olduğu kabul edilen Lovecraft sıklıkla birçok yazarı etkilemiş hatta taklit edilmiştir. Korku ve gerilim romanlarına yeni bir boyut getiren Lovecraft klasik hayalet ve cadılar yerine insanoğlunu fena bir şekilde aklıselimliliğini yitirmesini, karmakarışık ve kötü niyetli evrenin merkezinden uzak zavallı bir yaratık olarak işliyor. Lovecraft’ın tüyler ürperten bu kitabının etkisinden kolay kolay kurtulamayacaksınız.