Aşk Neden Can Yakar?

Ne yaparsan yap olmaz bazen. Ama o kadar güzel olmaz ki, “Ancak bu kadar güzel olmayabilirdi” dersin. Ve aklına gelir: “Kadere iman eden kederden emin olur.” Sonra anlarsın ki, nar tanelerini teker teker yerli yerine yerleştiren Rabbin, seni de hangi gönle yerleştireceğini bilir. Tek yapman gereken kara geceleri kudret kalemiyle güneşe boyayan, kahverengi odundan pembe çiçekler açtıran Allah’a inanmak. O’na inanırsan yaklaşmak için tuttuğun elin aslında Allah’tan uzaklaştırdığını anlarsın. O’na inanırsan batıp gidenlerden medet ummaz kalbin esas sahibine yönelirsin. O’na inanırsan “aşk neden can yakar” anlar ve sabır ipliğiyle diktiğin tüm yaralarını tedavi edersin. İstemez misin kor ateşler etrafını sararken yanmayan bir İbrahim olmayı…

Aşk Neden Can Yakar?

Ne yaparsan yap olmaz bazen. Ama o kadar güzel olmaz ki, “Ancak bu kadar güzel olmayabilirdi” dersin. Ve aklına gelir: “Kadere iman eden kederden emin olur.” Sonra anlarsın ki, nar tanelerini teker teker yerli yerine yerleştiren Rabbin, seni de hangi gönle yerleştireceğini bilir. Tek yapman gereken kara geceleri kudret kalemiyle güneşe boyayan, kahverengi odundan pembe çiçekler açtıran Allah’a inanmak. O’na inanırsan yaklaşmak için tuttuğun elin aslında Allah’tan uzaklaştırdığını anlarsın. O’na inanırsan batıp gidenlerden medet ummaz kalbin esas sahibine yönelirsin. O’na inanırsan “aşk neden can yakar” anlar ve sabır ipliğiyle diktiğin tüm yaralarını tedavi edersin. İstemez misin kor ateşler etrafını sararken yanmayan bir İbrahim olmayı…

Aşık da mı Olmayalım?

Bazen çok sevdiğin bir şey imtihanın olur… Bin bir ümitle, bin bir hayalle çıktığın yolda hüsran dolar avuçlarına… Kâh kendine kızarsın kâh kendinden eksiltenlere… Unutmak istersin, canın yanar… Bırakıp gitmek istersin, ruhun yanar… Artık sevmemek istersin, kalbin yanar… Nereye gitsen seninle gelen hatıraların gitmene izin vermez, gittiğini zannetsen de… Aşk artık acıtmaya, giydiğin bu ateşten gömlek sineni yakmaya, gözyaşların yüreğinden dolup taşmaya başladığı anda ellerini semaya kaldırıp sessizce haykırırsın: “Ben nerede yanlış yaptım?” “Âşık da mı Olmayalım?” aradığın cevabı bulduracak satırlara davet ediyor seni…

Mana Aynasında Benlik

Umudun bir bedeli vardır. Sıkıntılar bir bakıma umut için harcanan emektir. Hayatın cilveleriyle sınanan kişi bu bedeli öder. Cilvenin anlamı, sorunun görünen yüzünün ardında bir sırrı vurgular. Sınanmalar yolda tutmak için insana verilir. Her insan Celal ve Cemal tecellisi altında acı ve mutluluklarla sınanır. Travma ya da hayatın cilvesi, adına ne derseniz deyin insanın kendisini tanımaya yönelik bir çağrı var.

Öte yandan modern zamanlarda yaşanan sorun ise boşluk duygusudur. Boşluk, mana eksenli bir hayattan yoksun yığınların bunalımıdır. Bu sorunun üzerini örtmek için küresel ağlar icat edildi. Boşluk hissini süresiz erteleyip avunma duygusu sağlamaktalar. Sanal avunma düzeneklerinin kişiye bedel ödemeden mutlu olma vaatleri var. Bu hoşnutluk duygusu kalbe dair bir mutluluk yerine haz değirmenine su taşımaktadır.

İnsan sınanma zorlukları ve avunma kaçamakları arasında kırılgan bir benlik edindi. Bu sorunu nasıl aşabilir ve huzuru nasıl elde edebilir? Bilincini aşan tecellileri ve savrulan benliğini seyredeceği bir ayna gerekli. Bu ayna insanın yitik manasından başkası değildir…

Celladına Aşık Olmak

Yoksa siz de mi celladınıza âşıksınız?

Ülkemizde Psikoterapi Öykülerinin öncüsü olan İlkim Öz, bu kitabında “celladına âşık olan kadınları” kaleme alıyor. Gerçek yaşamöykülerinden oluşan terapi öykülerini okurken, insanın en temel ihtiyacı olan sevme-sevilme duygusundaki eksiklerin, kişiyi ne büyük çıkmazlara götürdüğüne şahit olacaksınız. Celladına Âşık Olmak’ta yer alan psikoterapi öykülerinde, yaygın bir sendroma, Stokholm Sendromu’na ışık tutan ünlü psikolog/yazar İlkim Öz’ün bu kitabı da diğerleri gibi pek çok kadına ışık tutacaktır.

“Ruhum işkencede olduğu halde neden ayrılamıyorum?” diyorsanız bu kitabı hiç tereddütsüz okumalısınız.

Sende Bir Sen Var

Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra pazar sabahı kalktığında bütün haftanın yorgunluğunu çıkarmak için eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını düşündü. Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu. Baba oğluna söz vermişti bu hafta sonu sinemaya götürecekti ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu… Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim dedi sonra düşündü; Oh be kurtuldum en iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez. Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi ve baba haritayı düzelttim artık sinemaya gidebiliriz dedi. Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de halen hayretler içindeydi ve bunu nasıl yaptığını sordu.

Çocuk; “Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan vardı İnsanı düzelttiğim zaman dünya düzelmişti”

Doğru ve Etkili Konuşma Sanatı

Konuşmanın gücü artık inkar edilemez bir dereceye ulaşılmış olan ülkemizde insanlar hala bunu bir yetenek olarak algılanmaktadır. Gençler toplumsal konumların belirlerken artık daha fazla özelliğe sahip olmak zorundadırlar. Bu yüzden doğru ve etkili konuşmak artık bir meziyet değil bir zorunluluktur. Günümüz gençliği özellikle iş görüşmelerine gittiklerinde bunun eksikliğini hissetmeye başladılar. İkili ilişkilerin de de kendilerini doğru ifade edememenin getirdiği sıkıntılar güçlü kavgalara nefretlere ya da yoğun af edilmelere yol açmaktadır.

Geçmişten beri etkili konuşana hayranlıkla bakan Türk insanı güzel konuşmayı takdir etmeyi bilmiştir.Ancak kendisisne bu özelliği kazandırma konusunda çaresiz ve kadercidir. Çünkü bunu yetenek olarak görmüş ve umutsuzca durumuna razı olmuştur.

Bu çalışma etkili konuşmanın ana temellerini okuyuculara tanıtmak evde başlarına bile bazı gelişmeleri sağlayabildiklerini göstermek amacıyla hazırlamıştır.

 

Yollar Yanılmaz

Yollar vardır, kıvrılır uçurumlara çıkar, yollar vardır kıvrılır vadilere akar, yollar vardır dağlardan çöllerden aşar. Yeryüzünde herhangi bir insan yoktur ki, bu yollardan öyle yada böyle geçmemiş olsun. İnsan bir yolcudur, hayatın yolcusu. Sıklıkla yoldan çıkar, sapar, sıklıkla başka başka yollara yönelir, yanılır kalır. Etkili bir söyleme kapılıp, ardından sürüklenir.

Öylesine bir çağda yaşıyoruz ki, her şey ama her şey popülizmn çemberinden geçmeden bir yol tutturamıyor. Anlamı birilerinin bir yerlerde tasladığı modada buluyor. Sonra o moda üç ay bile dayanmadan eskiyor, arkasından hemen bir yenisi dayatılıyor. İnsan da bu oldubitti arasından kendisini sürüklenmekten kendisini alamıyor.

İngilizlerin “cultivate” dedikleri, bizlerin tasavvuf kültüründe “insan-ı Kâmil” veya “mütekâmil” olarak adlandırdığımız, daha da Türkçesiyle, olgun insan diyebileceğimiz, her birimizin kişisel gelişimi, bir başka deyişle kişilik gelişiminin yolunda yolcu veya okulunda öğrenci olması ile hayatımız daha çekici görünüme bürünecektir.

Soğuk bir kış gününde derisi dikenli derileriyle kirpilerin birbirlerine yanaşma aralıklarındaki ölçü, kişilere tam bir hayat dersi veriyor. Birbirlerine çok yanaşırlarsa dikenleri batıyor, çok uzaklaşırlarsa üşüyorlar. Isıtacak kadar yakın, dikenleri batmayacak kadar yakın aralıklı durmanın yolunu yaşayarak buluyorlar.

Oturup kara kara düşünmekten vazgeçtiğimizde, gündelik gerilim ve kaygıyı alt etmeyi başardığımızda, dünkü kendimizden ileride olduğumuzu gördüğümüzde, elimizdekilerle de yetinebileceğimizi gösterdiğimizde, alıngan dedirtecek kadar sokulgan sözlere kulak tıkadığımızda, saygıyı soyut ve törensel bir kavram olarak hayatımızdan çıkardığımızda, arkadaşlığı dünyada bize sunulan bir armağan olarak algıladığımızda bakın bakalım neler olacak neler….

Konuşma Sanatı

Kişiliğimizi de, düşünsel gelişimimizi de belirleyen ana ölçüt, konuşmamızdaki yetkinliğimizdir… Nasıl konuşuyoruz? Söylemek istediklerimizi karşımızdakilere etkili, güzel bir biçimde anlatabiliyor muyuz?

Anlatımımızı engelleyen birtakım yanlış alışkanlıklarımız var mı? Türkçeyi doğru, güzel ve etkili bir biçimde konuşmak, yazmak isteyen herkes için…

Bütün Kadınlar Aptal Sen Hariç

Felek bir gün asalete can verdi, adına da ‘kadın’ dedi…

“Bütün Kadınlar Aptal Sen Hariç” isimli eseriyle Demirkıran bu sefer de kadınları ve kadına dair aklınıza gelebilecek neredeyse her şeyi; doğumundan genç kızlığına, evliliğinden anneliğine ve hatta hayatının sonuna kadar bütün evreleriyle mercek altına alıyor.

Bu kitabıyla Dünyanın En Akıllı İnsanı, kadınların eksik yönlerini eleştirmekten daha çok bu zaaflarına çözümler üreterek onları olmaları gereken gerçek konumuna taşımayı hedefliyor.

Bildiğiniz sıra dışı üslubuyla Erdal Demirkıran, bu kitabında oluşturduğu ‘Hariç Kadın’ figürünü örnek göstererek kadınları sıradan olanlardan ayırıp onları zirve seviyelere çıkmaya adeta mecbur bırakıyor.

Dinle Sebastian

Dinle Sebastian!
Her ne yaşanmış olursa olsun, benim hala umudum var… Ve ben mucizelere hep inandım dostum!
Ne fırtınalarla boğuştuk, ne dalgaları dize getirdik seninle… Vazgeçme Sebastian! Ayağa kalk! Toparlan ve kendine gel…Gününü gösterelim şu çivisi çıkmış dünyaya… Biz çakalım onun eksik olan çivilerini! Meydan okuyalım fırtınalara…Sebastian!Söyleyeceklerim var, Senin de, dinleyeceklerin…

Bu kitap dünyada ilk defa, bilinçaltı zihne “Subliminal Mesajlar” gönderecek bir tipografi ile yazılmıştır. Mesajlar gizli değildir ve okurken kolaylıkla fark edilebilir. Siz kitabı doğal bir biçimde okumaya devam ederken, Subliminal mesajlar bilinçaltı zihninize ulaşacak ve kitabın içerdiği mesajı daha güçlü ve kalıcı hale getirecektir.

Bir Nefeste Hayat

Hayatımızın tamamının kaç nefesten oluştuğunu bilemiyoruz ama her yaşadığımız an, bir nefesten oluşuyor. Dolayısıyla her daim o bir nefeslik hayatın hakkını vermekle mükellefiz.

O bir nefesle, hayatına bir ömür sığdırmaya çabalayan insan kimdir ve nedir? Hayatımıza anlam kazandıran fikir ve eylemler nelerdir? Sevmek ve sevilmek neyin karşılığıdır? Bireyin kendisi ve çevresi adına üstlenmesi gereken sorumluluklar var mıdır, varsa nelerdir…? Hayatımızın amacı, başarmak, kazanmak ve tüketmekten ibaret midir? Yoksa hayatımızın bir köşesinde; doğruluk, dürüstlük, vefakarlık, güvenilirlik, diğerkamlık, sadakat ve hakperest olma gibi davranış kalıplarını bulundurmak sorumluluğumuz yok mudur?

Bu kitap; güvenen ve güvenilen, tüketimin yokluğa, üretimin ise var oluşa vardığının şuurunda olan; büyüklüğü ve zenginliği isteyip alarak değil, vererek yaşayan, geçmişin günahları ile kirlenen bugünün değil; ulvi, tertemiz hayallerin ürünü olacak olan geleceğin hesabını yapan, bedeninin hazzı yerine, ruhunun huzurunu arayan, sorumluluk sahibi yeni bir neslin inşası için kaleme alınmıştır.

Sıram Geldi

“Süleyman Güden maddeye kaptırdığımız ruhumuzda maneviyata pencere açıyor. Taze bir nefes gibi, hoş bir ses gibi…”

– Seda Akgül, Tv Spikeri, Yazar

“Yazarlar çoğu kez kabuslarını ve canavarlarını yazarak zapteder, hapseder satırlarına… Süleyman, giden sevgiliyi hapsetmiş satırlarına… O gitti zannededursun, aşkı derin dondurucuda.”

– Hakan Urgancı, Tv Spikeri, Yazar

Bu kitap hep bekleyen, sırası hiç gelmeyenler için yazıldı.
Aşkı, umudu, daha iyi bir hayatı bekleyenlere…
Çiçeklerin açmasını, baharın gelmesini, aşkın sırasını bekleyenlere
Hep unutulanlara, yalnız kalanlara,
Söyleyemediklerini bir gün yüksek sesle bağırmak için bekleyenlere,
Ay sonunu,daha iyi bir işi, vefalı bir sevgiyi bekleyenlere
Yalanların, entrikaların bitip sahici ama mutlu bir hayatı yaşamayı bekleyenlere…
Aynı şarkılara hüzünlenip, aynı esprilere gülenlere,
Düşlemekten yorulmayanlara,
Aşkı arayanlara
Yalnızlıktan sıkılanlara
İhanetlerden usananlara
Yani sana ve bana
Sırası gelenler için yazıldı.

Yazar Hakkında:

İş hayatına çocukluk hayaliyle yola çıkıp atıldı. Kütüphanelerde gördüğü, dokunduğu, sevdiği kitapların arasında olacaktı. Kitabın ilk kokusunu duyup insanlara ulaştıranlardan olduğunda yazmanın keyfini de keşfetmişti.
Sektörün öncü firmalarında kitaplarla haşır neşir olurken yazmaya başladı. Bir gün paylaşacak kelimelerinin çoğaldığını fark edince yazdıklarını kitaplaştırdı. “Sıram Geldi” yazarın ilk eseri.

Bana Mor Yakışır

“Hayatımız; nefes aldığımız bu kısa ama uzun hayatımız. Neleri planlarız, neleri hayat bize kendi getirir. Bir amaç uğruna yaşamak, ölmek, öldürmek her zaman saygı duyulacak şeyler midir? Belki de amacın ne olduğuna bağlıdır…”

Nerede veya kim olursak olalım hayat, bizim istediklerimizle yaşamak zorunda olduklarımızın arasındaki trajediden fazlası değildir. Mor Bana Yakışır, genç bir doktorun görevleri ve duyguları arasındaki hikayesini ustalıklı bir dille anlatıyor. Okuduğumuz hikayenin nerede geçtiği hiç önemli değil. Leydi Collina’nın duyguları ve Sir Savira’nın savaşı onların öyküsüyle birlikte dünyanın bütün coğrafyalarında ve zamanlarında sona ermeksizin yeniden yaşanıyor.

Yüreğime Dokunan Eller

Annemin beni eve hapsetmesiyle başladı esaretim, bazen başımı dışarı çıkarmak istediğimde babamın bakışları perdeliyordu hayallerimi.

Büyüyüp okula başladığımda öğretmenim beynimi kelepçeledi, bir süre sonra da ‘elalem’ ordusu gönül gözümü kapatmaya çalıştı.

Kendimi üzerine beton dökülmüş bir fidan gibi hissediyordum, üzeri örtülmüş sessiz, bırakılmış çaresiz. Ama ben beton duvarları yıkıp, kuşatılmışlıktan kurtulmak istiyordum. Etrafımı çevreleyen sınırların ötesine uzanıp, özgürlük denizinde yüzmek istiyordum.

Gökyüzünde bulutlarla beraber süzülüp, esen rüzgarlarla birlikte dünyayı keşfetmek istiyordum. Beynimdeki masalı, yaşamımdaki efsaneye dönüştürmek istiyordum.

Sence ben bunu başarabilecek miyim?

Bu öykümün içinde sende varsın; üzüntülerin, mutlulukların, öfken, neşen, en önemlisi hayallerin.

Geçmişin burada, haydi gel, geleceğimizi de beraber yazalım.

Her Şeyin Kitabı

Her Şeyin Kitabı “Ölmeden Ölmek”

Kadın ruhunun derinliklerindeki cennet ve cehennem hiç bu kitaptaki kadar görünür olmamıştı.

Kader iplerini eğiren Moiralardan Mısır’ın antik tanrısı Toth’a, Akaşik Kayıtlar’dan Levhi Mahfuz’a, aşktan nefrete, tutkudan şehvete, sadakatten ihanete, hayattan ölüme ve İstanbul’dan Mısır’a uzanan bir roman bu… Hayat kadar karışık, ölüm kadar sade…

Meltem Budan Nalbant zor olanı yaparak, soluk soluğa okunan bir aşk ve ihanet romanına hayatla ölümün bitmek bilmez raksını da katıyor ve bütün başarılı yazarlar gibi, ilgisiz görünen ayrıntıları bile zekice birbirine bağlıyor.

“Evrende meydana gelen hiçbir şey, hiçbir olay, hiçbir hareket yok olmaz. Bilmeyenler yok olduğunu sanır, oysa tümü izlerini bırakıp gizlenir. Bu kayıtlar zamanı içerir. Geçmiş ve geleceğe doğru yayılan sonsuz anın ortasında, tüm varoluşun ve yaşamın kaynağı, yani sıfır noktasıdır, şimdidir, andır.”

Bu kitabı alın, köşenize çekilin. Yağmur damlasında, toz zerresinde kaybolun. Ölün… Ve Yeniden doğun…

Aşk ve Kaotik Özgürlük

Niçin âşık oluruz?

Neden seks yapma ihtiyacı hissederiz?

Peki, tüm yaşam sürecimizde neler yaşayacağımız önceden belirlenmiş olarak mı doğarız?

İlla annemize ya da babamıza benzemek zorunda mıyız?

Özgün bir birey olabilmemizde ya da olamamamızda ebeveynlerimizin ve içinde yaşadığımız toplumun etkisi var mıdır?

Eyüp Erdoğan sade ve yalın diliyle kaleme aldığı Aşk ve Kaotik Özgürlük isimli kitabında filozoflarla psikanalizcilerin izinden giderek bu sorulara yanıt veriyor. Necmettin Erbakan, Cem Karaca, Abdullah Gül, Afife Jale gibi örneklerle bu konuda okurlara yeni bir bakış açısı sunuyor.

Sevgi Çiçekleri

Neden kitabın adı Sevgi Çiçekleri. Her birimiz birer çiçeğiz. Kimimiz bir papatya, kimimiz bir menekşe, kimimiz bir gül, kimimiz bir kaktüs, kimimiz bir çalı, kimimiz bir sarmaşık… Hepimizin farklı farklı özellikleri türlü türlü huyları var. Kimimiz çok su istiyor, kimimiz fazla ışıktan hoşlanmıyor ama tek ortak noktamız sevgi. Her birimiz sevgi çiçekleriyiz. Bu sevgiyi birbirimize iletiyoruz.  Kimi zaman bir sevgi çiçeği olduğumuzu unutuyoruz, kavgalar, kırılganlıklar başlıyor ama misyonumuzun bu olduğunu eninde sonunda anlıyoruz. Hayatımızın hep sevgi ve neşe ile dolu dolu geçsin.

Sevgi çiçekleri…

Bazı insanlar vardır onlar varoluşta bulunan özel insanlardır.

Onlar bulundukları ortamı cennet bahçesine çevirirler.

Ve onlar yaşama yüreği ile baktıkları için sadece güzel olanı görürler. Onların dünyalarında olumsuz hiçbir şey barınamaz; çünkü onlar sevgi yolunda yürümektedirler.

Bu doğuştan gelen bir yetenek değildir, bu içsel bir arzudur.

Bu kendine inancın en güzel dışa vurumudur.

Sevgi çiçeği olarak açabilmek…

Yaşamda sevgi çiçeği olarak açabiliyorsan çoşkuyu ve mutluluğu an be an tüm hücrelerinde hissedersin. Ama dikkat et, bunu istemen gerekecek.

Hayata Gülümse

Bilgiye ulaşmak için okuma alışkanlıklarının artırılması son derece önem arz etmektedir. Bu sebeple kitap çalışmalarındaki artış da okuyucular için bir o kadar önemlidir.

İnsanların ortaya çıkaracakları eserler, genellikle yakın çevresindeki insanların kendilerinden bekledikleriyle doğru orantılıdır. “Ne ekersen onu biçersin” atasözü de bu gerçeği en güzel şekilde tanımlamaktadır.

Gül toplamayı istiyorsanız unutmayın ki, dikeni muhtemelen elimize batacaktır.

Hayata Gülümse

Bilgiye ulaşmak için okuma alışkanlıklarının artırılması son derece önem arz etmektedir. Bu sebeple kitap çalışmalarındaki artış da okuyucular için bir o kadar önemlidir.

İnsanların ortaya çıkaracakları eserler, genellikle yakın çevresindeki insanların kendilerinden bekledikleriyle doğru orantılıdır. “Ne ekersen onu biçersin” atasözü de bu gerçeği en güzel şekilde tanımlamaktadır.

Gül toplamayı istiyorsanız unutmayın ki, dikeni muhtemelen elimize batacaktır.

Eyvah! Boşandım Özgürüm

Yanlış yerde, yanlış zamanda bir kadındım.
Yaşam saatimi yeniden kurdum, yerim belirsiz.
Ruhum hazır yaşanacaklara.
Yüzümde aydınlığın özgürlüğü, içimde karanlığın tedirginliği.
Kelebek gibiyim vakti azalan oysa kuş olmalıyım mutlu anlara uçan.
Hayat otuzundan sonra başlar ya hani, tam da oradayım.
Kararlı, ne istediğini bilen ama savunmasız.
Belki özgürlük çok yakın belki çok uzak.
Birlikte bileceğiz.
Gelir misin benimle?

Hatırla…
Sevdiğin ve sevildiğin kadar özgürsün.

Yüzsüz

Kimdir yüzsüz bilir misin?

Şu dünyanın geçiciliğini unutup, ömür yolculuğunda sevgi yerine parayı kendine kıble edinmiş menfaat tiryakisi zavallılardır. Onlar, hayatın gerçek güzelliklerini hiçbir zaman hissedemezler. Sevgi ve saygıdan habersiz, kıraç bir ömür sürerler.Onlar, iyilik ve kötülüğü birbirinden ayırt etme cevherini bütünüyle yitirmiş insansı yaratıklardır. Onlar, ruhları kendilerine ait değilmiş gibi yaşarlar.Bencillik şarabıyla kendinden geçmiş, sarhoş olmuş, kimseden ne beklenir ki?

Aslında bir bilseler! 

Kendilerini kaybetmiş olduklarını.Fakat kudret ve imkan yok. Onların yüreği, kara bir örtü ile örtülüdür. Onları, bu dünyanın çıkış kapısının eşiğinde sabırsız ateş bekler.

Beni Yüreğinle Dinle

Bu kitap; “Severken eleştirel olabilenlere, eleştirirken de sevebilenlere” sesleniyor.

Yazar E. Ali Okur “Özgür olmalıyız, kelimenin tam anlamıyla özgür olmalıyız. Çünkü zalim olanlar, gerçekten güçsüz olanlardır. Yani farklı ve yeni olana tahammül edemeyen zavallılardır. Hoşgöürü, sevecenlik ise sadece ama sadece güçlü olanlardan beklenir.” diyor.

İşte bu kitap edebiyatla da nasıl düşünülürün bir cevabı… Övgüye değer, özgün bir cevap.

“Beni Yüreğinle Dinle” kendiyle ve hayatla yüz yüze gelmekten çekinmeyenlere, bir armağan, bir sevgi armağanı…

Hayatın C Şıkkı

”İzlenilen diziler, söylenen şarkılar hayatın kendisi, tam da biziz aslında. Film repliğinde geçen cümleyle bir şarkının güftesi; ayrılıklarımız, yaşayamadıklarımız, kavuşamadıklarımız bazen de pişmanlıklarımız…

Bazen nihavent makamı gibi yaşıyoruz arabesk aşklarımızı, bazen de türkü tadında, Türkçe sözlü hafif Batılılaşmış acılarımızı. Neyse hayat da bir yere kadar düşer peşine, acılar da bir yere kadar sürer ama şarkılar hep “onu” söyler. Yeter ki yürekler aşka doysun, soğuk karanlıklar gölge etmeyi durdursun. Hem zaten çoktan unutulurdu, çoktan da, Ah bu şarkıların gözü kör olsun…”

Cansen Erdoğan’ın aşka, mutluluğa, aileye, dostluğa, başarıya, kadere, inanca, zamana, ayrılıklara, yalnızlıklara kısaca hayata dair içtenlikle kaleme aldığı yazılarılarıyla bazen kendinizi eski aşkınızın kollarında; bazen hayallerinizin ortasında bulacaksınız.
İç dünyanızı, kimliğinizi, yaşadığınız hayatı sorgulayacağınız ve kendinizden çok şey bulacağınız bu kitap ertelenen düşleri gerçekleştirmenizi sağlayacak.

Gökkuşağına zıplamaya çalışmaktan hiç vazgeçmeyin. Ve unutmayın: ”Herkesin bir ‘B’ planı vardır hayatta. Sizin ise herkesten farklı bir ‘C’ şıkkınız olsun mutlaka.”

Yaşamı Önemsiyorum

Yaşamı Önemsiyorum…

Çünkü, daha iyi bir yaşam için bilinçli ve duyarlı olmak durumundayız. Yaşamın olmazsa olmazlarının neler oldukları üzerinde düşünmeli, akılcı irdelemeler yaparak en iyi’ye en yakın nitelikli bir yaşam hedeflemeliyiz. Yaşamsal amaçlarımızı sorgulayıp gereklerini bilinçli ve objektif olarak yerine getirmeli, kendimizi yeterince tanıma ve sorgulamanın çabası içinde olmalıyız.

Sizleri; İnsan, Yaşam, Değer, Gerçek, Akıl, Sevgi, Bilgi, Çalışmak, Deneyim, Eğitim, Okumak, Güven, İyilik, Arkadaşlık, Tutku, Yetenek, Sanat, Umut, Barış, Güç konuları üzerinde düşünmeye, analiz etmeye ve irdelemeye davet ediyoruz.

 

İnsan Olma Hakkı

Gerçek kapasitenizin çok altında bir yaşam sürmeye razı olursanız yaşamınızın sonuna kadar
mutsuz olursunuz. Böylesine bir yetinmeye razı olmakla kendi kapasitenizden, kendi
olasılıklarınızdan kaçmış olursunuz.

– Abraham Maslow

Hümanistik psikolojinin kurucusu Abraham Maslow (1908-1970) çağdaş psikolojide ve toplumsal
düşüncelerde çığır açmış biridir. Yapmış olduğu katkılar, Maslow’un yaşamının ilk kapsamlı
öyküsünü oluşturan bu kitapta bütünüyle ele alınıyor.
Maslow kendi hakkımızdaki görüşlerimizi, son yarım yüzyıl boyunca başka herkesden daha fazla
etkilerken başarılı, gelişkin bireylere odaklanmıştır. Kuramları, görüşleri iş ve yönetim dünyası,
tanrıbilim, siyaset ve eğitim alanlarında uygulanmış, çağdaş toplumsal konular ve sorunlar için
çığır açıcı olmuştur.

“Hoffman’ın kaleme almış olduğu yaşam öyküsü bu yüzyılın en büyük psikologlarından birinin
dehasını, vizyonunu, gustosunu ve insancıllığını ortaya koyuyor.”

– Stanley Krippner, Ph.D., Psikoloji Profesörü, Saybrook Enstitüsü

“İnsan olmanın ne demek olduğuna ilişkin umut verici, ufuk açıcı vizyona sahip olan bir insan
hakkında harika bir biyografi çalışması.”

– Los Angeles Times

“İnsanlığın hikayesi aza razı olmuş kadınların ve erkeklerin hikayesidir” diyen Abraham
Maslow’un yaşam hikayesi, kendini gerçekleştirmenin ancak hümanistik vizyon içerdiği takdirde
mümkün olabileceğini bize örnek olarak ve ilham vererek gösteriyor.

– Nil Gün

Kocan Kadar Konuş

“Türkiye’de kadınların DNA’larına kodlanmış olan evlenme saplantısı, ne yazık ki bizim ailede daha yoğun. Millete ailesinden genetik miras olarak mavi göz kalır, bize bu evlenme saplantısı kalmış. ‘Sinek kadar eri olanın dağ kadar feri olurmuş’ atasözü, anneannem Peyker’in lafıdır. Yani o sözü söyleyen ata, bizzat benim anneannem.

Sözün özü, kocan varsa varsın, yoksa da geçmiş olsun. Hele ki bir de 30’una gelip de bekâr kaldıysan bu dünyada yatacak yerin yok!”

Evli misin?

Ya nişanlı?

Sevgilin var mı?

O da mı yok!

Yaş kaç?

Hmm. Anlaşıldı.

Sen en iyisi bu kitabı bir oku. Yalnız değilsin Türk kızı! Senden çok var –ay bunu da yanlış anlayıp trip atarsın sen şimdi.

Yok, öyle demek istemedik. Ailen, çevren, eşin-dostun-arkadaşın, kankan, hepsi evlilik lafı ediyor değil mi? Ama zor iş. Koca bulmak Çok zor iş arkadaş…

Kendi Kutup Yıldızını Bul 2  Cep Boy

“Nüvide Tulgar, umudun merdivenini yıldızlara dayayan bir kadın! “Kendi Kutup Yıldızını Bul” kitabı, entelektüel damak zevkine sahip insanlar için, dünya bilgelik edebiyatının en güzel örneklerinden seçilmiş keyifli hikayeler sunuyor.”

Mümin Sekman (Her Şey Seninle Başlar’ın yazarı)

Her insan kendi kutup yıldızını bulmak için yaşar. Hayatın labirentlerinde, hangi yöne gitmeniz gerektiğini şaşırdığınızda, kutup yıldızınızın orada bakmanızı beklediğini bilirsiniz.

Büyük beğeniyle okunan Kendi Kutup Yıldızını Bul’un ikinci kitabında insanın yaşama sevincini artıran, okuyanı düşündürürken geliştiren bilgelik hikayeleri yer alıyor. Hayatın olumsuz yüklemelerine karşı, içimizi açacak öyküler bunlar. Ruhunu beslemek isteyenler için.

Karikatürlerle Hafıza Geliştirme

Kötü hafıza yoktur, eğitilmemiş hafıza vardır.
İş, eğitim ve günlük hayatta güçlü bir hafızaya sahip olmak çok önemlidir. Profesyonel Karikatürist ve Hafıza Geliştirme Eğitmeni Bülent Oktay tarafından hazırlanan “Karikatürlerle Hafıza Geliştirme ve Kolay Hatırlama Teknikleri” kitabı, en kolay, en etkili ve en eğlenceli hatırlama ve hafıza geliştirme yöntemlerini karikatürlerle açıklamaktadır.

Yaşınız ve mesleğiniz ne olursa olsun, bu kitapla siz de hafıza geliştirme ve hatırlamanın ne kadar kolay ve eğlenceli olduğunu göreceksiniz.

Yaşlandıkça Hayat Neden Çabuk Geçer

Bellek, sakladığı anılar konusunda “canı nereye isterse oraya oturan bir köpek gibi” keyfi midir? Yakın geçmişteki anılarımızı doğru düzgün hatırlayamazken, nasıl olup da en eski anılarımızı daha dün olmuşçasına net bir şekilde hatırlarız? Ölüm anında hayatımız neden “bir film şeridi gibi” gözlerimizin önünden geçer? Belleğin zaman algımız üzerindeki etkisi nedir? Çocukluğumuzda bir ay gibi bir zaman dilimi bize son derece uzun gelirken, yaşlandığımızda aylar ve yıllar nasıl olup da biz anlamadan geçip gider? Daha önce Bellek Metaforları adlı yapıtını yayımladığımız Douwe Draaisma, otobiyografik belleğin işleyişini incelediği bu kışkırtıcı kitapta, dünyayı ve kendimizi algılayış biçimimize ilişkin pek çok ilginç soruya yanıt arıyor. Bir akademisyen titizliği ve şair duyarlılığıyla kaleme alınmış bu eserde dejavu, ölüm anında yaşananlar, “aptal dâhi”lerin zihin yapısı ve şiddetli travmaların bellek üzerindeki etkisi gibi sıradışı fenomenler mercek altına yatırılıyor. Yaşlandıkça Hayat Neden Çabuk Geçer akıcı anlatımıyla bir edebiyat eseri gibi okunan, okura hem bilimsel hem de bireysel düzeyde seslenen başarılı bir çalışma.

Yaşam Gördüğünün Ötesinde

Öykücü, “Söyleyecek yeni bir şey yok!” dedi, yine de yeni bir söylem vardı. Her yaşam yeni bir söylemdir. “O zaman anlatabilirim,” diye devam etti. Ve sözler akmaya başladı: “Bu öyküler yaşamsal rehberliğin birlikteliği ile kaleme alındı ve “öykücü” tarafından aktarıldı. Ben bilgiyi sizin için topladım ve hatırladım. Bu, denge ile birleşmesi gerekenler arasında köprü kurmak içindir. Bizler, sizlere sevgi sunmak için buradayız. Farklı bir gerçekliğe bakmanızı istiyoruz. Yaşamı sevgi ile güzelleştirmek sizin elinizde. Çünkü bilin ki “Yaşam, gördüğünüzün ötesinde…” “Bir adın yoksa seni nasıl çağıracağım?’ diye sordu. İsimsiz olmak… Bu bizi ürkütüyor mu? Varlık doğduğunda isimsizdir. Bizler tanımak için isimler veririz. Oysa isimlerde varlığı kaybederiz. Bu dünyada isimlerle var olmaya alışkınız. Peki, ya bu dünyanın ötesinde? İnsan ruhun adını bilebilir mi? Ruhun bir adı var mıdır? O, belki de yüzlerce isim aldı bugüne kadar. Çağlar boyunca farklı yaşamlara ve kişiliklere sahip oldu. Oysa aynı öz, aynı varlık. İsimlerin ötesinde. Cisimlerin ötesinde. Hangisinin sen olduğunu söyleyebilir misin? Bu kitabın gerçekte bir adı yok. Tek bir yaşamı değil, “yaşam”ı anlatmak için dile geldi. Her kelime, her satır, her sayfa ile birlikte gözlerinizi başka bir gerçekliğe açmanız için… Ruhunuzun gözlerini açmasına izin vermeniz için. Ruhun gözleri sizin izniniz olmadan açılamaz… Bugün, İzin Günü. Birbirinizi görmeniz, birlikte yaşamı görmeniz için. İnsan, ruhun sevdiği. Ruhun biricik ikameti. Birbirini kabullenmek var oluşu kabullenmek demektir. Yaşamın adı yoktur. Sonsuz potansiyeldir. Doğurgandır. Sonsuz olasılığa gebedir. Bu kitap yaşam, yaşamın kitabı… Sen bu kitapsın. Adın yok. Sen insansın. Dünyada adın yaşam. Sonsuz potansiyellerin sahibisin. Yaşamı öğrenmek için açıp okuman gereken bir tek sensin…”

Sevginin Gücü

Leyla için çöllere düşen, deli divâne olan Mecnûn’un aşkını gören padişahın biri, Leylâ’yı çok merak eder. Onun bulunup huzuruna getirilmesini emreder. Kısa bir zaman sonra Leylâ bulunup getirilir. Leyla’yı gören padişah büyük bir şaşkınlık geçirerek ona sorar:

– Mecnûn’un aşkından perişan olup, dağlara, çöllere düştüğü Leylâ sen misin? Diğer kadınlardan farklı bir yanın yok. Kaldı ki, çok da güzel biri değilsin. Buna rağmen Mecnûn nasıl olur da senin İçin deli divâne olur?

Leyla cevap verir:

– Sen, Mecnun olmadığın için bilemezsin sus. Bendeki güzelliği görebilmen için Mecnûn olman ve onun gözleriyle bakman gerekir, der.

Bu haklı sözler karşısında padişah söyleyecek bir şey bulamadığı için susar.