Küçük Feministin Kitabı

Feminist çocuk ve gençlik edebiyatının kült eserlerinden biri olan kitap İsveçli yazar ve sanatçı Sassa Buregren’in kaleminden çıkan Küçük Feministin Kitabı uzun yıllar dünyanın farklı yerlerindeki küçük kızlara ulaştı. İsveç’te yaşayan Ebba bir gazete haberini okurken adeta bir aydınlanma yaşar ve kadınlarla erkekler üzerine düşünmeye başlar. Sonra, gözlemlediği haksızlığa karşı neler yapabileceğini anneannesiyle ve arkadaşlarıyla konuşmaya başlar.

Bu işler hep böyle miydi, bunun bir çaresi yok mudur, bu konuda hangi yazarlar, ne zaman, neler yazdılar?

Sınıfta sözünü kesen oğlanlarla, kızlara kendilerini kötü hissettiren reklamlarla vb. nasıl baş edebiliriz?

Dünyanın en iyi feminist çocuk kitapları arasında sayılan Küçük Feministin Kitabı, Türkiye’ye uyarlanmış önerileriyle Güldünya Yayınları’nda.

Annelik Sanatı

Kadın yalnızdır aslında…
Eşi olsa da, çocukları bulunsa da…
Sevincinde yalnız…
Ağlamalarında yalnız…
Çocukluğunda yalnız, genç kızlığında yalnız…

Çaba içindedir herkes, ondan bir şeyler koparmak için… 
Kimi sevgisizliğinin doyurucusu gibi tanır onu…
Kimi yalnızlığının gidericisi gibi…
Ve belki karşılıksızlığından olsa gerek, verdiği “iyi eder” insanı… 

Bu kitabın adı her ne kadar Annelik Sanatı olsa da; aslında kadınların eşleri için yazıldı… Annelerin çocukları için…  

Bir annenin yalnızlığının derinliğini görmek… Ona gerçekten “eşlik” etmek… 
Ona eşlik ederken, onunla iyi olmak isteyenler için yazıldı…  
Bir kadının öfkesinin çocuksu zayıflıklarını örtme çabası, kızgınlıklarınınsa artık bunaldığının işareti olduğunu fark etmek isteyenler için yazıldı…

Ve belki kendinin nasıl bir anne olduğunu aynada görmek isteyen anneler için yazıldı…
 

 

Bütün Kadınlar Aptal Sen Hariç

Felek bir gün asalete can verdi, adına da ‘kadın’ dedi…

“Bütün Kadınlar Aptal Sen Hariç” isimli eseriyle Demirkıran bu sefer de kadınları ve kadına dair aklınıza gelebilecek neredeyse her şeyi; doğumundan genç kızlığına, evliliğinden anneliğine ve hatta hayatının sonuna kadar bütün evreleriyle mercek altına alıyor.

Bu kitabıyla Dünyanın En Akıllı İnsanı, kadınların eksik yönlerini eleştirmekten daha çok bu zaaflarına çözümler üreterek onları olmaları gereken gerçek konumuna taşımayı hedefliyor.

Bildiğiniz sıra dışı üslubuyla Erdal Demirkıran, bu kitabında oluşturduğu ‘Hariç Kadın’ figürünü örnek göstererek kadınları sıradan olanlardan ayırıp onları zirve seviyelere çıkmaya adeta mecbur bırakıyor.

Ölü Kadınlar Memleketi

Bunca zaman sonra daha eşit, daha güçlü, daha özgür bir konumda olması gerekirken biz kadınlar, şimdi yaşamak, hayatta kalmak için uğraşıyoruz. Sokakta yürüyebilmek, sevebilmek, dayak yememek, tecavüze uğramamak, satılmamak için kan döküyoruz.

Burçe Bahadır, kocasını öldürmekten hüküm giymiş iki kadınla ve karısını öldürmüş üç erkekle hapishanede konuştu. Öldürülmüş bir kadının babasını, bir başkasının ablasını dinledi. Cinayetlerin hikayesini yazdı. Ölü Kadınlar Memleketi, kadın cinayetlerinin neden politik cinayetler olduğunu anlamamızı sağlıyor. Nasıl yakınımızda olduklarını, içinde yaşadığımız atmosferin bu cinayetleri nasıl kolaylaştırdığını görüyoruz.

“Son sözün ne olur?” diyorum. Havva gözlerini gözlerime dikiyor. Ama şimdi ne çenesini kaldırmış öfkeyle, ne de sinirden elleri titriyor; öyle bırakmış kendini, öyle acılı, öyle yalnız ve çaresiz: 
“Eğer ki bir erkek seni öldürürüm diyorsa, kadın ona inansın” diyor.

Dünyayı Değiştiren Kadınlar

“Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır” özlü sözü bu kitabı okuduktan sonra artık sizin için bir anlam ifade etmeyecek. Çünkü artık anlayacaksınız ki, ‘her kadın bir kahramandır.’ Tarihte ilk’leri, en’leri ve rekor’ları gerçekleştiren bu önder ve öncü kadınların hayat hikayelerini öğrendikten sonra artık sizin içinde hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Ülkesinin düşmanları tarafından yıkılmasına karşı dimdik durup dost toplulukları birleştirerek zafere ulaşan Boudicca’yı hiç duydunuz mu?

Güzelliği ve çekiciliğiyle dikkat çekmesinin yanı sıra politika alanındaki etkinliği ve kalabalık aile bağları sayesinde tüm Avrupa’yı kontrol edebilen kraliçe kimdi?

Fransa’nın en vatansever kadını üstüne zırhları geçirip ülkesini İngiltere’ye karşı korudu. Tüm ülkede Yüzyıl Savaşlarının sembolü oldu. O sembolü tanıyor musunuz?

Rusya’yı 18’inci yüzyılının en büyük gücü haline getiren büyük çariçenin hikayesini işittiniz mi?

Yazılarıyla köleliğe karşı başkaldırıyı topluma yayan bir kadından başkası değildi.

İngiltere’yi üzerinde güneş batmayan imparatorluk yapan kraliçe kimdi?

Kozmetik kavramını bulan ve bu buluşuyla haliyle bir servet sahibi olan Polonyalı girişimci elbette ki yine bir kadındı.

İnsan Hakları Bildirgesi’ni Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna sunan ve kabul edilmesini sağlayan ABD’li Başkanın eşiydi. Peki, kimdi bu first lady?

Hayatını güçsüz ve bakıma muhtaçlara adayıp Kalküta´da sadece kendi elleriyle 1000 kişinin yaşamını kurtaran rahibeyi hiç duydunuz mu?

Öncü ve önder kadınların hayat hikayelerini okuduktan sonra dünya tarihine olan bakışınız değişecek.

Çağlar Boyunca Büyük Kadınlar

Carol Prunhuber’in kaleme aldığı “Çağlar Boyunca Büyük Kadınlar“ adlı kitap, Avesta Yayınları arasında çıktı.

İlk Kadın
Yaradılış Efsaneleri
Efsanevi Kadınlar
Kurucu Kadınlar
Aracılar
Sirenler
Kraliyet Gözdeleri
İlhamlar Veren Kadınlar
Dindar Kadınlar
Ölümcül Kadınlar
Kanun Kaçakları
Savaşçı Kadınlar
İyileştirici Kadınlar
Yazarlar
Sanatçılar
Yıldızlar
Siyasi Olarak Güçlü Kadınlar
Bilgiyi Arayan Kadınlar

Genellikle mevzu bahis olan “büyük adamlardır”, büyük kadınlar değil. Fakat tüm dünyada böyle kadınlar da var oldu, varlar ve var olacaklar. Öte yandan, hiç var olmamalarına rağmen söylencelerin, efsanelerin, halk hikayelerinin ve edebiyatın kadın kahramanları zihnimizde yer etmektedir. Bunlar, bir kültürde ya da dönemde göze çarpan, simgeleri ve modelleri oluşturan, toplumsal hafızayı besleyen kadınlardır. Onlar, efsane kadınlardır. Bir bakıma efsane olan onlardır. Anneler ve metresler, deli ve zeki kadınlar, melekler ve şeytanlar, azizeler ve hainler, savaşçılar ve sadık eşler, gölgenin ve ışığın kadınları…

Burada böyle yüzlerce kadın var. Dünya hafızasındaki yerlerini almak üzere zamanın ve mekanın ötesine giderek bu kadınların hikayeleri, onları neyin özel kıldığını göstermektedir. Bazı kadınlar ülkelerin ve zamanın sınırlarının ötesinde yaşarlar.

Gerçekleştirdikleri şeyler öylesine çarpıcıdır ki bu kadınlar efsane ve masalların öznesi olurlar.

Zamanın en ünlü kadınlarını anlatmaya nereden başlamak gerekir? Dünyadaki her ülke ve kültürün değer verdiği kadınlar vardır: yaradılış tanrıçaları, azize anneler, baştan çıkarıcı kadınlar, şehitler, hainler, savaşçılar, şifacı kadınlar, kanun kaçakları, sanatçılar, yazarlar, efsaneler, yıldızlar…

Burada üç buçuk milyon yıl önce yaşamış tarih öncesi bir kadın olan Lucy ile başlıyoruz. Onun ardından da hikayeleri anlatıla anlatıla asla eskimeyecek yüz ondan fazla kadına yer verdik. Havva, Lilith, Eskimo kültüründeki Sedna, Hindistanlı Sita, Isolde, Şehrazat, Boudicca, Maria Curie, İsveç

Kraliçesi Christina, Mata Hari, Hürrem, Virginia Woolf, Margaret Sanger, Helen Keller, Coco Chanel, Angela Davis, Grace Kelly, Rachel Carson, Azize Teresa… Ne kadar da farklılar! Her bir kadının kendine özgü bir sihri vardır ve her kadın bu sihirde kadınlığı yaşatır.

Edebiyat ve Kötülük

Çağımızın yalnızca edebiyatını değil, düşünce alanını da derinden etkileyen; Derrida, Foucault, Barthes gibi yazarları sarsan; Breton ve Sartre ile yaptığı polemiklerde sözünü sakınmayan Georges Bataille, Edebiyat ve Kötülük’te, hayatımızın en önemli gerçeklerinden birini, Kötülüğü ele alıyor. Hem de, Kötülüğün ahlâk yoksunluğunu değil, tam tersine ahlâkı hiçe sayan “yüksek ahlâk”ı şart koştuğunu öne sürerek. Başta şehvet ve ölüm olmak üzere yasakları aşmanın, kuralları ihlâl etmenin “yüksek ahlâkı” gerektirdiğini, yaşamı kışkırtmanın ve aşmanın da böyle mümkün olabileceğini ortaya koyuyor. Ona göre, Kötülük özgürlüğü, değerin aşırı biçimlerine ulaşmamızı sağlayabilir ve hiç kimse bundan “daha uzağa” gidemez. Özgürlük daima isyana açılan kapıdır. Gerçek özgürlük yaşamı kışkırtmak ve aşmaktır. Özgürlüğün içindeki Kötülüğü ortaya koymak uzlaşmacı, konformist düşünce tarzına karşı çıkmak demektir. İyiliğin tuttuğu taraf boyun eğmenin, itaatin safıdır. Kötülük özgürlüğünde dehşeti buluruz:

Tutkuyla işlenen bir cinayet, kurban etme, savaş, kıyımlar ve ayaklanmalar, yalan ve kara büyü; evrensel katlanılabilirin sınandığı, suçluluk duygusu ile tutkunun temellendirdiği haz arasındaki sınırın bulanıklaştığı bir tür tinsel sarhoşluk durumu içinde, sadistin bir erdemli gibi göründüğü eylemlerdir.

Bataille bununla da yetinmeyerek edebiyatın masum olmadığını, suçlu olduğunu öne sürüyor. Edebiyatın suçluluğunu artık kabul etmesi gerektiğini söyleyerek asıl yaratıcılığın masumiyet değil günahkârlık olduğunu savunuyor. Edebiyatın bireyin egemenliğini sınırlayan iletişimden başka bir şey olmadığını ortaya koyuyor ve Kötülük bilgisine ortak olmanın da yoğun iletişimi yarattığını öne sürüyor. Ancak, tehlikeyi göze almadan yoğunluğu artırmanın imkânsızlığını da belirtiyor.

Başka bir tezi daha var Bataille’ın; ona göre edebiyatta iletişim şiirseldir ve şiirsel değilse bir hiçtir. Bütün bu kavramları tartışırken başköşeye egemenliği oturtuyor Bataille. İnsanın egemen olabilmesinin bir koşulunu yasaklar koymaya bağlarken, antropolojiden verdiği örneklerle diğer koşulun da bu yasakların ihlali olduğunu kanıtlıyor. Bütün bunları yaparken, Edebiyatı Kötülük’ten ayırmayan sekiz tutkunu; Brontë’yi, Baudelaire’i, Michelet’yi, Blake’i, Sade’ı, Proust’u, Kafka’yı, Genet’yi; ürkerek okuduğumuz, kimi kez çekindiğimiz “lanetli” yazarları ve şairleri farklı yönleriyle tanıştırıyor bize. Kötülükteki, günahkârlıktaki, yasaktaki yaratıcılığı keşfetmeye cesareti olanlar için…

Şişman Kızla Sohbetler

“İşte beklediğiniz kitap… Bu sohbet hiç bitmesin isteyeceksiniz!” Johanna Edwards (Ön Kapak) Maggie ve Olivia çocukluklarından beri çok iyi arkadaştır. O zamanlar kimsenin arkadaş olmak istemediği bu iki şişman kız artık büyümüş, yetişkin birer kadın olmuştur. Ancak Maggie hâlâ büyük beden reyonundan alışveriş yapıp günlerini yaz-kış üzerinden çıkarmadığı kocaman hırkalarının içinde, hiçbir zaman sahip olamayacağına inandığı şeylerle ilgili hayaller kurup dünyanın geri kalanından saklanarak geçirirken, Olivia geçirdiği bir dizi ameliyat sonrası tüm kadınların en büyük hayali olan 36 bedene inmiş ve bu sayede Maggie’nin yalnızca fantezilerinde sahip olabileceği her şeye sahip olmuştur: şık bir yaşam, iyi bir iş, zengin ve yakışıklı bir koca adayı… Ancak bambaşka biri olup çıkan Olivia’nın bu yeni hayatında eskiye dair hiçbir şeye yer yoktur, hatta belki de en iyi arkadaşı Maggi’ye bile. Bir yandan Olivia’nın yaklaşmakta olan düğünü için koşturup bir yandan da kendi hayatıyla ilgili önemli kararlar almaya çalışan Maggie belki de 27 yaşında o güne dek kocaman tişörtlerin, eşofmanların arkasına gizlediği ‘kendisi’ni keşfedip sevmeyi öğrenecektir. Liza Palmer son derece zeki ve esprili anlatımıyla, sadece bir kereliğine kaç kilo geldiğini unutmak isteyen her kadının hislerine tercüman oluyor… “Bu sohbetin bir parçası olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum.” Caren Lissner

Yalnız Kadınlar

Yalnız mı hissediyorsunuz? Bu yalnızlık yaşamla boğuşmanızı mı engelliyor? Eşiniz artık yok ve siz ne yapacağınızı bilmiyorsunuz? Oysa yalnız değilsiniz, bu duyguyu paylaşan başkaları da var. Bu kitabın yazarı, eşini kaybedip yalnız yaşamak zorunda kaldığında, çok dar imkanlara sahip olduğunu gördü. Asıl mesleği evlilik ve aile danışmanlığı olan yazar, bunun üzerine diğer yalnız kadınlarla birlikte bir dayanışma grubu kurdu ve binlerce insanı organize etti. Bu rehberliğin güncesi olan Yalnız Kadınlar, kendine güven duygusunu pekiştirmek için bir başvuru kitabı; ve yazarın size aşk, dostluk ve yalnızlık üzerine söyleyeceği çok şey var. Kitabı açın ve göreceksiniz, sandığınız kadar yalnız değilsiniz. Bu kitap, yalnız insanlara “kendi kendine yetebilme” yollarını gösteren bir rehberdir. Kendine güvenmeyi öğreten hızlı bir kurs, dostluk ve arkadaşlık üzerine bir el kitabıdır.

Hınçla Sevmek

… sanatın, dürtü ve arkaik arzunun veya fantezi materyalinin bu hammaddesini yönlendirme görevi, buradan çıkar. Arzunun yönlendirilmesi kavramını toplumsal terimlerle yeniden yazmak, baskının ve arzunun gerçekleşmesini tek bir mekanizmi birliği içinde düşünmemizi sağlar. Bu mekanizma, stratejik olarak fanteziyi dikkatle belirlenmiş sembolik yapılar içinde uyandıran bir tür ruhsal uzlaşma veya alış verişi benzer biçimde gözetir; hoşgörülemez, gerçekleştirilemez, tam olarak yok edilemez arzuları sadece gömebildikleri ölçüde tatmin ederek fanteziyi etkisizleştirir…

Sıfır Noktasındaki Kadın

Sıfır Noktası Neresidir? Dünyanın herhangi bir köşesinde herhangi bir insan sıfır noktasında kıskıvrak bekliyor. Umutsuz, çaresiz, ölümle yaşam arasındaki sınırda. Neval El Seddavi, ölüm hücresinde Mısırlı fahişe Firdevs’le konuşuyor. Firdevs’in anlattığı yaşam öyküsünü aktarıyor bize. Bu dünyada kadın olmanın, “fahişe” olmanın ne anlama gelebileceğini okuyoruz bu yaşam öyküsünde.Sıfır noktası neresidir?

Ece’nin Hamilelik Günlüğü

“Her hamile kalan yaşadıklarını yazıyor, anlatıyor, bunun ne ilginç tarafı?” var diyordum kitabı okumadan önce. Ancak okuduktan sonra fikrim değişti. Ece Arar içindeki gazetecilik ruhuyla tüm hamilelerin kafasına takılanları araştırmış, soruşturmuş ve tüm bunların günlük yaşantısından nasıl yer bulduğunu, duygusal yaşamındaki gelgitleri sansürsüz bir biçimde kaleme almış. Sonuçta sıcak, samimi ve aynı bir zamanda bilgilendirici bir kitap çıkmış ortaya.” – Elif Ergu, Vatan Gazetesi “… Hamilenin cep kitabı da diyebiliriz bu kitaba.” – Güldehan Neng, Radikal Kitap 

İttihat ve Terakki'de Milliyetçilik Din ve Kadın Tartışmaları – Cilt 1

Siyasal İslam, Türkçe ibadet, Türk İslamı; din, millet, Türkçülük, panislamizm, ateizm; tesettür, türban, şapka, sarık; kadın hakları; şeriata göre devlet laiklik…

Bu meselelerin hepsi, Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde tartışıldı, tartışılıyor. Günümüze kadar devam eden bu bitmemiş tartışmalar; Batıcı İslamcı, Türkçü ve Batıcı akımlar tarafından başlatıldı.

Meşrutiyet dönemi; kadın, din, millet münakaşalarının en yoğun ve çok boyutlu yaşandığı dönemdir.
Bitmemiş tartışmaları yüzyıla taşıyıp daha sağlıklı sonuçlar elde edebilmek için, yakın geçmişi irdeleyen bu kitabı mutlaka okumalısınız.

Hayatımı Yaşarken Cilt: 2

Belo-Ostrov, 19 Ocak 1920 Ah parlak rüya! Ah yakıcı inanç! Ah Matuşka Rossiya, Devrim’in acıları içinde yeniden doğdun, Devrim’le çekişme ve nefretten arındın, kurtuluşun bütün insanlığı kucukladı. Rusyam, kendimi sana adayacağım! … 17 Mart 1921 On gün ve gece boyunca aralıksız devam eden top sesleri bu sabah aniden kesildi. Petrograd’ın üstüne, bir gece önceki susmayan silah seslerinden daha ürkünç bir sessizlik çöktü. Hepimiz merak içindeydik, ama ne olup bittiğini öğrenmek imkansızdı. Akşama doğru, bu gerginlik sessiz bir korkuya dönüştü. On bin ölü veren Kronştadt zapt edilmiş, kent kan gölüne dönmüştü. Yıkılmıştık. Çökmüş bir vaziyette oturarak, gözlerimi geceye diktim. Petrograd, siyah kefen içinde korkunç bir ceset gibi asılı duruyor, sokak lambaları, bu cesedin baş ve ayak uçlarında yanan mumlar gibi solgun sarı ışıklarıyla titreşiyordu… … 1 Aralık 1921 Trendeyim. Rüyalarım yok olmuş, inancım yıkılmış, yüreğim sanki bir taş! Maatuşka Rossiya binlerce yarayla kanıyor, toprağına ölüler saçılmış. Donmuş tren penceresindeki parmaklığı kavradım ve hıçkırıklarımı bastırmak için dişlerimi sıktım. … Saint-Tropez 1931 Hayatım. En yüce doruklarına tırmandığım gibi, gürül gürül akan neşesiyle coştum. Kah en koyu umutsuzluklara, kah en ateşli umutlara kapıldım. Hayatımı dolu dizgin yaşadım. Kök salıp, ardından ıstrıpla topraktan sökülmek yerine, son yudumuna kadar içip kadehi yere çalmak gerek.

Hayatımı Yaşarken Cilt: 1

İki ciltten oluşan Hayatımı Yaşarken, yirminci yüzyılın bizce en önemli şahsiyetlerinden birinin, Emma Goldman’ın otobiyografik nitelikli yapıtıdır. Emma Goldman’ı bu denli önemli kılan, onun mücadeleci, gerçekten isyancı ruhunun yanı sıra, kuşkusuz yaşadığı yüzyıl başının bir devrimler ve kalkışmalar çağı olması, toplumların büyük deneylere giriştikleri bir çağ olmasıdır. Ne var ki Emma Goldman’ın kişiliği, bizzat devrim için, bütün o kalkışma ve denemeler için de, bir tarihsel dönemin imkânlarını ve sınırlılıklarını gösteren bir turnusol kâğıdı olmuştur. 20’li yaşlarında anarşizme katılmış, dolu dolu yaşamış büyük bir kadının hikâyesidir bu: Onunla birlikte yirminci yüzyılın başlarındaki Amerika, Avrupa ve Rusya’nın muhalif çevrelerinin tam içinden yazılmış bir tanıklık okuyacaksınız. “Dans edemeyeceksem, devriminiz sizin olsun,” diyen Goldman’ı sevmeniz için sosyalist, ya da devrimci olmanız gerekmiyor; çünkü o kendisi gerçek bir devrimci… Metis ve Kaos Yayınları işbirliğiyle, Beril Eyüboğlu’nun çevirisiyle…

Serseri ve Kopukların Göğe Çıkışları

Şiirsel düzyazının klasiği sayılan Merkez İstasyonunda Oturup Ağladım’ın (Telos Yayıncılık, 1997) yazarı Elizabeth Smart’tan yine bu türün benzersiz bir örneği: Serseri ve Kopukların Göğe Çıkışları. Smart’ın bu kitabı uzun bir iç konuşma gibi, bir yıkım dünyasını anlatıyor; yalnızca savaşın maddi yıkımları yok bunun içinde, cinselliğin, bencilliğin, kıskançlığın, kayıtsızlığın yıkımları da var. Erkeklerin düzen verdiği bir dünyaya kadınca bir bakış kendini güçlü bir biçimde hissettiriyor. Erkek dünyasına kadınların çağdaş tepkilerinin hepsini kapsar nitelikte. Smart anlatmak istediklerini eğretilemelere emanet ediyor, çünkü o zaman onun çok fazla bir şey söylemesine gerek kalmıyor: Kadınlar “ev işlerinin deli gömleğini” giymişler, bu işyeri binası “dik bir kayalık, intihar için biçilmiş kaftan”, Tanrı “Karısı doğuran bir koca gibi bir kenarda şaşkın şaşkın duruyor, doğaysa coşkuyla oradan oraya seğirten kırmızı yanaklı bir ebe.” Bu kısacık metnin gücü böyle bir imge zenginliğinden geldiği gibi küçücük ayrıntıların birden önemli anlamlar kazanmasından da geliyor. Elizabeth Smart’ın zekası ve kavrayışı büyüleyici, duygulanımlar daha önce adı konmamış, yepyeni ama okurun hemen ortak çıkabileceği duygulanımlar.

Şükufe Nihal Bütün Eserleri 1

Mor Kitaplık Kadın Tarihi ve Eserleri Dizisi ile Osmanlı kadınlarının (Müslüman-Türk, Ermeni, Rum, Musevi…) Latin harflerine henüz aktarılmamış ya da gereği gibi değerlendirilmemiş romanları, şiirleri, hikayeleri, mensureleri, siyasete/kadınlığa ve kadın haklarına ilişkin makaleleri, polemikleri ve tartışmalarını Güncel Basım yöntemiyle günümüz okuruna ulaştırmayı amaçlıyor.

Mor Kitaplık Kadın Tarihi ve Eserleri Dizisi’nde ikinci olarak Şükufe Nihal’in bütün eserlerini beş ciltlik derleme ile okurlarımıza sunuyoruz. Şair olarak öne çıkan/tanınan Şükûfe Nihal diğer edebiyat türlerinde de eserler vermiş verimli bir yazar.

İş, Aşk ve Kadınlara Dair

Kentli küçük bir kızın serüvenlerini anlatan “Ayşegül” kitaplarını bilirsiniz. Sevimli ve güzel bir kızın okulda, tatilde, denizde, çiftlikte vs. geçen maceraları anlatılır bu kitaplarda ve biz yaklaşık üç kuşaktır bu modern masalları okuyarak büyürüz. Peki okumuş, meslek sahibi olmuş, evlenmiş veya evlenmek üzere olan büyük Ayşegül’ün serüvenlerini merak etmez misiniz? Ben ederim! Ettiğim için de onlarca, yüzlerce kadınla konuştum. Onlarla herkesin bildiği sahillerde dolaştım, çoğunluğun cesaret edemediği sularda yüzdüm, hatta epey derinlere daldım ve gördüklerimi, duyduklarımı sizlerle paylaşmaya karar verdim. Ayşegül’ün yatak odası hikâyelerini anlattığım “Aşk, Seks ve Kadınlara Dair” geçen yıl yayınlandı. Elinizde tuttuğunuz bu kitapta ise, Ayşegül’in iş hayatında yaşadıklarını okuyacaksınız. Çalışmak isteyen, para kazanan, meslek sahibi kadınların İŞ’teki serüvenlerini. Hemcinslerinin büyük bir çoğunluğu ev kadınlığıyla yetinirken, onlar neden dışarıda da çalışmayı tercih ediyor? Çalışırken yollarına kimler çıkıyor? Engelleri yıkmak için ne yapıyorlar? Yoksa en büyük engel kendileri mi? Hedefleri ne? Bunlara ulaşmak için kimlerle mücadele ediyorlar? “Kariyer ya da evlilik” ikilemine mi düşüyorlar yoksa “Hem kariyer yaparım hem de çocuk” diyerek süper kadınlığa mi soyunuyorlar? On farklı kadının hikâyesini okuyacaksınız yine. Aslında yüzlerce, binlerce kadının gerçek yaşam öyküsünü…