Melekler Aramızda

Yalnız değiliz, Melekler bizimle…

“Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz; çünkü biz ona şahdamarından daha yakınız. Onun sağında ve solunda oturan iki alıcı (melek, onun sözlerini ve işlerini) kaydetmektedir.” (Kaf 16-17)

“Yoksa Biz, onların sırlarını ve gizli konuşmalarını işitmez miyiz sanıyorlar? Hayır, işitiriz ve yanlarında bulunan elçilerimiz de yaptıklarını yazarlar.” (Zuhruf 80)

“Şunu iyi bilin ki üzerinizde görevliler, değerli yazıcılar (kiramen katibin) vardır; onlar, yapmakta olduklarınızı bilirler.” (İnfitar 10-12)

“Hiç kimse yoktur ki üzerinde bir koruyucu, bir denetleyici melek bulunmasın.” (Tarık 4)

“Her birini önünde ve arkasında izleyen melekler vardır…” (Ra’d 11)

Aşk Yolcuları

Tasavvuf şiiri, bizim kadim şiirimiz içinde ayrı ve özel bir yere sahiptir. Bu şiir, gönül ve zihin dünyamızın en coşkulu, en derin ve en parlak ışımalarıdır. İlahi sesin beşeri bir söz düzeneği içinde bize seslenmesi olarak ifade edebiliriz. Bir yalvarış, bir arayış, bir ilham atmosferi içinde kalbin bütünüyle kendini ilahi coşkuyu teslim ettiği anlardan oluşmuş mermer sütunlar gibi göklere uzanan bir şiir.

Mutasavvıf şairlerin kelimenin, anlamın ve hayatın merkezine aşkı koyduğunu görüyoruz. Aşkın, insanın kendini gerçekleştirmedeki nihai nokta olduğunu anlıyoruz. Aşk nedir, aşık kimdir sorularına cevap verebilmek güç. Mutasavvıf şairlerin dönüp dönüp aynı noktaya geldiklerini ve nihai tanımlamalarını ‘aşk’ kavramı üzerine oturttuklarını görüyoruz. Bu yazılar neticesinde aşktan ne anlamamız gerektiğine dair bir kanaate ulaşıp ulaşmadığımı bilmiyorum. Belki de aşkı, bir kavramdan çok, bir ‘hal’ olarak anlamak daha doğrudur. Ancak bu halin içine girildiğinde ne denmek istendiği görülebilecek ve bütün açıklamaların eksik kaldığı tecrübe edilebilecektir.

Mesih Nefesli Aşk Ciltli

Türk kamuoyu tarafından devrimci kimliğiyle tanınan İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Ayetullah Humeyni’nin Türkçeye çevrilen divanı, devrimci bir önderin görmeye alışık olmadığımız duygusal yönlerini ve günümüze kadar gölgede kalmış iç dünyasını gün ışığına çıkarmaktadır.

Bu eser resimlerinden ve haberlerdeki görüntülerinden çatık kaşlarıyla ağırbaşlı ve vakur duruşuyla tanıdığımız dini bir önderi ilk defa olarak yumuşak çehresiyle, gönül dünyasıyla ve duygularıyla görmemizi mümkün kılmaktadır. Bu şiirlerde Humeyni, bazen bir Hak aşığı, bazen müşfik bir baba, bazen de bir filozof kimliğiyle karşımıza çıkmaktadır.

Ayetullah Humeyni’nin şiirleri, klasik tasavvuf edebiyatının bütün yönlerini içermekte, mısralardaki, aşk, aşık, maşuk, şarap, saki meyhane ve harabat gibi semboller tasavvuftaki anlamlarıyla kullanılmakta ve komşu İran devletinin bu ağırbaşlı, vakur liderinin fenadan bekaya doğru yolculuğunun bütün evreleri bu Divan aracılığıyla gözler önüne serilmektedir.

Huzura Doğru 5 Büyük Adım

Sevgili arkadaşlar, elinizdeki kitapta, birbirinden çok farklı aile ortamlarında yetişmiş, bir zamanlar sizler gibi çocuk ve genç olan çok kıymetli ağabey ve ablalarınızın namaza başlama hikayelerini okuyacak, belki de her birinde kendi hikayenizden, düşünce dünyanızdan, evinizden, anne-babanızdan bir parça bulacaksınız. Bir solukta okuyacağınızı düşündüğümüz bu kitapta, her beş vakitte, Rabbimiz katından yapılan davete icabet etmenin, Rabbimiz tarafından yapılan yoklamaya “burda!” demiş olmanın ruhunuza kattığı iç aydınlanmaya şahit olacaksınız.

Konuşmalarıyla katkıda bulunan yazarlar:

  • Abdurrahman Dilipak -Gazeteci-Yazar,
  • Ahmet Mercan -Şair,
  • Asım Gültekin -Yazar,
  • Bakiye Marangoz -Yazar,
  • Derya Güney -Eğitimci-Yazar,
  • Eva Firryewh (Rus Öğrenci),
  • Süeda Yalçın -Yazar,
  • Gülcan Şimşekçakan -Ev hanımı,
  • Gürcan Onat -Emekli Binbaşı-ASDER Genel Başkan Yardımcısı,
  • Halit Bekiroğlu -Yazar-ÖNDER Genel Başkan Yardımcısı,
  • Hasan Aksay -Devlet Eski Bakanı,
  • İman Bedir (Suriyeli) Ev hanımı,
  • Mehmet Güney -İnsan Medeniyet Hareketi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı,
  • Meryem Fazlıoğlu -Öğretmen,
  • Mücahid Gökduman -Öğrenci,
  • Müzeyyen Taşçı -Yazar,
  • Najla Tammy İlhan (Amerikalı) Yazar,
  • Raziye Nur Tuna Özköse -Ev hanımı,
  • Remzi Tuncer -Müdür (Celalettin Ökten Anadolu İHL Okulu),
  • Sabiha Alpat Ateş -Yazar-Radyo Programcısı,
  • Şükran Erdem -Genel Cerrah,
  • Turan Kışlakçı -Gazeteci-Yazar-AA Ortadoğu ve Afrika Yayın Yönetmeni,
  • Tülay Gökçimen -Yönetmen,
  • Zahide Poyraz -Öğretmen,
  • Zuhal Özcan Çolaklı – Öğretmen.

Şiirden Şuura Model İnsan Hz. Muhammed (s.a.v)

Yusuf Kamer, 1974 yılı Hac seyahati dönüşü bir rüya görür. Rüyasında, Peygamber Efendimizin (s.a.v) huzurlarında diz çökmüş halde, O’nun için yazdığı şiir kitabını sunmak ister. Ama bir türlü veremez.

Peygamberimizi görmüş olmanın sevinci ve O’nun için yazdığı şiir kitabını Peygamberimize verememenin üzüntüsü ile uyanır. Bu rüya, onu çok etkilemiştir. 25 yıl sonra 2000 yılı Ramazan ayında, Peygamberimizin hayatını konu alan bir şiir kitabı yazmaya karar verir. İki yıllık çalışma sonunda “Şiirlerle Peygamberimiz- Siyer-i Nebi” isimli şiir kitabını yazar. Kitap,2009 yılında Ensar Neşriyat, Gülhane Yayınları tarafından yayınlanır. Elinizdeki kitap, şairin bu konuda yazdığı ikinci kitabıdır.

“Şiirden Şuura Model İnsan Hz. Muhammed (s.a.v.)” başlığını taşıyan bu şiir kitabı, Hz. Muhammed’in ve Ashabının hayatını öğrencilere manzum hikayeler şeklinde anlatmayı hedefleyen edebi bir çalışmadır. Peygamber Efendimiz ve Sahabe-i Kiram’ın hayatı ve beşeri münasebetleri ile güzel davranışlarını modelleyen bu kitap, değerler eğitimine katkı sunmayı hedeflemektedir.

Selman’ın Aşk Yolculuğu

Bilindiği üzere On Yedi Kemerbest, Hz. Muhammed Mustafa ve İmam Ali’ye bağlı ilk Aleviler olup, sadakat ve vefalarından hiçbir şekilde vaz geçmemiş, bunu da gerektiğinde canlarını feda ederek ispat etmiş kimselerdir. Bu on yedi kişiye “Kemerbest-i Hanedan” da denilmektedir. Her ne kadar On Yedi Kemerbest’in kimler olduğu hususunda farklı anlatımlar varsa da Ehl-i Beyt’e bağlılık ortak noktasında buluşmaktadırlar. 

Elinizdeki kitapta “aşk” yolculuğunu anlattığımız Selman-ı Pak ise söz konusu bu On Yedi Kemerbest’tin ilkidir.

Ah Bine-l Aşk

Sen benim hüzün yanımsın. Güneşin vurmadığı gölgede kalan yanım. Kimselerin bilmediği kendime sakladığım. En çok ayazda kalmış olup da rüzgara savuramadığım, alıp alıp defalarca sineme sardığım yanımsın. En çok kanayan yarama sarmaya çalıştığımsın. Sardıkça kanayan kanadıkça sardığımsın.

Sen benim hüzün yanımsın. Her doğan günle bir kez daha ümidimi yıkan tarafımsın. Olmadı olmayacak dedirten hain düşmanımsın. Ah çıksa gelse şimdi, diyecek kadar kendimi kaptırdığım saflığımsın. Çıksa ve gelse, alsa ve götürse, diye çırpan kanadımsın. Ve her defasında kendime kırk kez söyleyip kırk kez yanıldığımsın.

Sen benim hüzün yanımsın. Söküp atamadığım umut çiçeklerini gömdüğüm toprağımsın. Bahar gelir yeşerir diye yağmur, çamur, kar kış demeden suladığımsın. Olur da bir gün açarsın diye beklediğim sevdamsın. Sevda çiçekleri açar mı bilinmez ama umuduna umudumu bağladığımsın. Sen benim hüzün yanımsın. Dar vakitte bulup tez zamandaki kaybımsın. “Ne olur kal benimle” dedirtecek kadar yalvardığımsın. “Sensiz hayatı istemiyorum” diyecek kadar uçurumdan kendimi attığımsın. Geceyle gündüzümü, yanlışla doğrumu karıştıran arafımsın. Sahi sen benim soldan soldan vuran yanımsın.

Aşkperest

Kim olduğunu merak ediyorsan, kimi sevdiğine bak!

  • Ne zaman kıracaksın içini kaplamış putları bir İbrahim olup?
  • Ne zaman çıkacaksın içinin karanlık kuyularından bir Yusuf olup?
  • Ne zaman meydan okuyacaksın içinin kabaran sularına bir Musa olup?
  • Ne zaman Şems olup yanacaksın aşkın ateşinde?
  • Ne zaman Mevlana olup döneceksin âlemin seyrinde?
  • Ne zaman ruhunu esir alan cüzdanından kurtulacaksın?
  • Ne zaman hırslarının kölesi olarak yaşamayı bırakacaksın?
  • Ne zaman bu hayatı nihayetsiz sanmayı bırakacaksın?
  • Ne zaman kariyer hedeflerine feda ettiğin kalbine döneceksin?
  • Ne zaman Rabb’ini (c.c.) bileceksin?
  • Ne zaman niçin yaratıldığını hatırlayacaksın?
  • Ve ne zaman yüzünü ona dönüp samimi bir kulu olacaksın?
  • Ve ne zaman O’nun kapısında bir aşkperest olacaksın?

Tutiname

Elinizdeki bu eserin yazarı ve tarihi hakkında kesin bilgi yoktur. Hikayelerdeki coğrafi bilgiler, yer ve hükümranlıklar bir kaç yüzyılı kapsamaktadır. Tutiname klasik şark edebiyatının en seçkin eserlerinden biridir. Belki bazı hikayeler İslami devirden öncede vardı.

Bunların yanında hikayelerde çin’den mısır’a kadar geniş bir coğrafya görmekteyiz.Bu da bize ilk derleyicinin bir seyyah olduğu veya halk hikayeleri derleyicisi olduğu izlenimini vermektedir.

Tutiname’yi okurken gönül denizinizin çoşmasına engel olamayacaksınız.

İnsan ve Eser Vala Nurettin Va-Nu

Bir çok telif romana ve roman çevirisine yüzlerce telif tercüme ve adapte hikayeye imza atan çocuk şiirlerinden radyo skecine kadar pek çok alanda faaliyet gösteren Vala Nurettin Va-Nu hakkında yaptığımız bu çalışma hiç bir zaman mükemmellik iddiası taşımamakla birlikte sanatçı üzerine müstakil olarak yapılan ilk çalışma olmasının gururunu taşımaktadır.

Hendek Savaşı

Hendek kazılırken önlerine çıkan dev kaya parçasını, balyozları kırıldığı hâlde parçalayamayan sahabe, durumu Hz. Peygamber’e bildirmişti. Hendeğe inen Allah’ın Rasûlü (s.a.v) balyozu kaldırarak kayaya indirmiş, her indirişinde kıvılcımlar çakarak kaya param parça olmuştu. Her vuruşta çakan kıvılcım bir fethin müjdesi olmuştu: “İşte Kisra’nın sarayları!” “İşte Bizans sarayları!” “İşte Sanâ’nın sarayları” diyordu Allah Rasûlü. Sahâbîler bunu, sıkıntıdan sonra zafer vaadi olarak görüyor ve Allah’a hamd ediyorlardı

Selman’ın verdiği farklı bilgi Müslümanların ufuklarının açılmasına, müşriklerin ise ummadıkları bir engelle karşılaşıp sarsılmalarına sebep olmuştu. O güne kadar görmedikleri hendek savunması, müşriklerin harp planlarını bozmuş, sayı üstünlüklerini işe yaramaz hâle getirmişti.

İlk şaşkınlıklarını atlatan müşrik ordusu, karargâhını hendeğin zayıf noktasının karşısına kurmuştu. Müşrik süvarileri ok atışlarıyla hendeği kontrol altında tutan mücahidlerin savunma gücünü deniyordu.

Şehrin güneydoğusu, burada yaşayan Yahudi Kureyzaoğulları ile yapılan anlaşmayla emniyet altına alınmıştı. Ancak şimdi Yahudilerin bu anlaşmayı tanımadıkları konuşuluyordu. Haberi araştırmak için gönderilen elçiler ihaneti doğrulamışlardı.

Karşılarındaki düşmanın caydırıcı gücünü gören içerideki münafıklar, arkalarındaki Yahudilerin ihanetini de duyunca, kadın ve çocuklarını savunma bahanesiyle cepheden ayrılmışlar, savunma hatlarını iyice zayıflatmışlardı.

Zor günlerdi…

Baharistan

Sanat ve edebiyatın şahdamar isimlerinden Abdurrahman Cami’nin Baharistan’ı 500 yıldır etkisinden ve gücünden birşey kaybetmeden kültür ve medeniyet dünyamızda bir yıldız gibi ışıltısını sürdüren eserlerden biri oldu. ” Yakın dostlara hikaye, uzaktakilere ise armağan olarak” kaleme alınan eseri Cami, sekiz cennet bahçesi olarak tasarlanmış. Her bir bahçedeki, her mevsime dayanıklı ve her toprakta hayat bulan şakayıklar, iç açıcı renkleri ve kokularıyla reyhanlar dost gönüllere dokuna dokuna edebiyatın ve sanatın iyileştirici gücü ortaya koyuyor. Öyle ki eser kötü niyetli düşüncelerin dikenlerinden, kötü isteklerin çerçöpünden arındırıp insana ter ü taze düşünce alanları ve hakikate muhattap olmanın yollarını gösteriyor. Baharistan Turgay Şafak’ın yaptığı yeni bir tercümeyle yeniden okurların gündemine giriyor.

Baharistan’ın bu baskısında Beyanü’l-Hakk Mecmuası’nda 17 sayı tefrika edilen Tâhirü’l-Mevlevî’nin Şukûfe-i Baharistan isimli yazı dizisi de yer almaktadır. Sema Babuşcu’nun hazırladığı ı Şukûfe-i Baharistan ilk kez günümüz alfabesiyle günümüz okurla buluşuyor.

 

Yunus Emrenin Dostları

Yunus Emre, Türk şiirinin kurucu ismi olan bir şair. Fakat onun misyonu sadece şairliğiyle sınırlandıramayız. O, sufi kimliğiylede başta Anadolu olmak üzere Balkanlar ve Orta Asya Türk coğrafyasında İslami geniş kitlelere sevdirip benimsetmede örnek olmuş bir şahsiyettir.Yunus Emre, bu özlellikleriye yaşadığı çağdan günümüze, toplumun bütün kesimlerini etkilemiş, onlara rehberlik yapmıştır.

Yunus Emre bu rehberliğini özellikle Milli Edebiyat dönemide daha belirgin olarak göstermiştir. Batılaşma rüzgarıyla köklerinden kopan aydınlar, bir kimlik arayışına

girdiklerinde Yunus Emre’yle yeniden kendilerini bulmayı başarmışlardır.

Bu kitap, işte bu aydınlardan en çok öne çıkanların Yunus Emre ile buluşma hikayelerini anlatıyor. M. Fuat Köprülü’den Sezai Karakoç’a, Rıza Tevfik’ten Mehmet Kaplan’a, Burhan Toprak’tan Nezihe Araz’a çok sayıda ilim erbabı, şair ve yazarın Yunus’u keşfetme, anlama ve ardından onu anlatma hikâyeleri bu kitabın asıl konusunu oluşturuyor. Yunus’un Batılı şarkiyatçılar üzerinde de çok etkili olduğu bilinmektedir. Bu yüzden kitaba Yunus sevdalısı iki şarkiyatçı isme “Annemaria Schimmel” ve “Anna Masala”ya de yer verilmiştir.

Yunus Emre Divanı (Türkçe / İngilizce)

Yaşamı konusunda yeterli bilgi olmadığı gibi onunla ilgili kaynaklarda anlatılanlar da birbirini tutmaz. Nerede, hangi yılda doğduğu kesinlikle bilinmiyor. Kimi kaynaklarda Anadolu’ya Doğu’dan gelen Türk oymaklarından birine bağlı olup, 1238 dolaylarında doğduğu söylenirse de kesin değildir. 1320 dolaylarında Eskişehir’de öldüğü söylenir.

Batı Anadolu’nun birkaç yöresinde ‘Yunus Emre’ adını taşıyan ve onunla ilgili görüldüğünden ‘makam’ adı verilen yer vardır. Yapılan araştırmalara göre şiirlerinin toplandığı Divan ölümünden yetmiş yıl sonra düzenlenmiştir. Anadolu’da ‘Yunus Emre’ adını taşıyan ve Yunus Emre’den çok sonraları yaşamış başka şairlerin yapıtlarıyla karışan şiirlerinin bir bölümü dil incelemeleri sonunda ayıklanmış, böylece 357 şiirin onun olduğu konusunda görüş birliğine varılmıştır. Gene Yunus Emre adını taşıyan ve başka şairlerin elinden çıktığı ileri sürülen 310 şiir daha derlenmiştir. Onun dil, şiir ve düşünce bakımından özgünlüğü ve etkisi, ilk düzenlenen Divan’daki şiirleri nedeniyledir. Yunus Emre’nin şiirinde, edebiyat tarihi bakımından, dil, düşünce, duygu ve yaratıcılık gibi dört önemli sorun sergilenir. Bu sorunlar bir görüş ve inanış bütünlüğü içinde ele alınır, insan konusunda odaklaştırılır. Şiirde işlenen konular ise insan, Tanrı, Varlık Birliği, sevgi, yaşama sevinci, barış, evren, ölüm, yetkinlik, olgunluk, alçakgönüllülük, erdem, eliaçıklık gibi genellikle gerçek yaşamı ilgilendiren kavramlardır. O, bu kavramları, şiirinin bütünlüğü içinde temel öğe olarak sergilemiştir. İnsan bir ‘sevgi varlığı’dır, tin ile gövde gibi iki ayrı tözden kurulmuştur. Tin tanrısaldır, ölümsüzdür, gövdede kaldığı sürece geldiği özün ve yüce kaynağa, tanrısal evrene dönme özlemi içindedir. Gövde dağılır, kendini kuran öğelere ayrılır. İçinde insanın da bulunduğu tüm varlık evreni toprak, su, ateş ve yel gibi dört ilkeden kurulmuştur. Bu dört ilke yaratılmıştır, yaratıcı da Tanrı’dır.

Cennettekiler

– Sevmekten değil, sevgiyi kaybetmekten korkuyorum!

– Beni sevenlerin sevgisini kaybetmekten korkuyorum.

– Gözlerimdeki yaşın sebebi bu!..

– İçimin, tazının ağzındaki kuş gibi, çırpınması ondan!

– Zîra, ben sevgiliyim!… Sevilenim, seviliyorum.

– Sevenlerimin birinin dahi sevgisini kaybetmek değil, şüphesi bile beni ölümlerden beter hallere garkeder.

Cennetin Kapısındaki Kuzu’nun devamı mahiyetinde olan bu kitapta Kemal Yurdakul Aren, yarım asrı aşan gönül dostluklarını, muhabbetlerini, hayatın cenneti olarak idrak ettiği güzellikleri Cennettekiler’de bir araya getiriyor.

İbtida-Name

Gel de şu varlık perdesinden kurtul;
Tanrı şarabıyla sarhoş ol.
Çünkü iki kere doğmak şarttır: Biri anadan, öbürü bedenden doğmak.”

– Sultan Veled

Velednâme adıyla da anılan İbtidâ-Nâme Mevlânâ’nın oğlu Sultan Veled’in lk mesnevîsidir. Mevlânâ’nın hayatı ve düşünce dünyasına ilişkin en önemli kaynaklardan biri olan bu eser Mevlânâ âşıklarının ilk inançları bakımından en eski ve en doğru kaynaktır. İbtidâ-Nâme, Mevlânâ’nın babası Bahâeddîn Veled’in Belh’ten göçerek Konya’ya yerleşmesine, vefâtına, Seyyid Burhâneddîn’in Konya’ya gelişine, Mevlânâ’yı yetiştirmesine, Şems’in gelişine, Konya’dan gidişine, Mevlânâ tarafından Sultan Veled’in Şam’a gönderilmesine, Şam’dan Konya’ya dek onun maiyetinde yaya olarak gelişine, Şems’ten sonra Mevlânâ’nın iki kere Şam’a gidişine ve kendi hayatına dair en gerçek bilgileri içerir.

Abdülbâki Gölpınarlı’nın kusursuz çevirisi ve açıklamalarıyla yayımlanan İbtida-Name, Farsçanın yanı sıra Arapça, Türkçe ve Rumca beyitlerden oluşmaktadır

İbtida-Name

Gel de şu varlık perdesinden kurtul;
Tanrı şarabıyla sarhoş ol.
Çünkü iki kere doğmak şarttır: Biri anadan, öbürü bedenden doğmak.”

– Sultan Veled

Velednâme adıyla da anılan İbtidâ-Nâme Mevlânâ’nın oğlu Sultan Veled’in lk mesnevîsidir. Mevlânâ’nın hayatı ve düşünce dünyasına ilişkin en önemli kaynaklardan biri olan bu eser Mevlânâ âşıklarının ilk inançları bakımından en eski ve en doğru kaynaktır. İbtidâ-Nâme, Mevlânâ’nın babası Bahâeddîn Veled’in Belh’ten göçerek Konya’ya yerleşmesine, vefâtına, Seyyid Burhâneddîn’in Konya’ya gelişine, Mevlânâ’yı yetiştirmesine, Şems’in gelişine, Konya’dan gidişine, Mevlânâ tarafından Sultan Veled’in Şam’a gönderilmesine, Şam’dan Konya’ya dek onun maiyetinde yaya olarak gelişine, Şems’ten sonra Mevlânâ’nın iki kere Şam’a gidişine ve kendi hayatına dair en gerçek bilgileri içerir.

Abdülbâki Gölpınarlı’nın kusursuz çevirisi ve açıklamalarıyla yayımlanan İbtida-Name, Farsçanın yanı sıra Arapça, Türkçe ve Rumca beyitlerden oluşmaktadır

Mesnev-i Şerif Mütercimi Nahifi Süleyman Efendi Külliyatı ve On Eserinin Tıpkıbasımı, Tercümesi, Sadeleştirilmesi Ciltli

Mevlânâ Muhammed Celâleddîn-i Rûmî “kuddise sirruh” Hazretleri’nin “Mesnevî-i Şerîf”ini manzûm tercüme eden “İstanbul’dan yetişen şâirlerin en büyüğü” Nahîfî Muhammed Süleymân Efendi’yle alâkalı bu çalışmamız; ömrünü, Peygamber Efendimiz “sallallâhü aleyhi ve sellem” Hazretleri’ne aşkını ve iştiyâkını bildiren eserler yazmaya sarf eden ve bunu da “dünyâ ve âhiretinin yegâne sermâyesi” bilen naklî ilimlerde âlim; tasavvufî terbiye ve âdâbla vicdânı berrâk ve sâf, zevki ince, aklı nâzik, zekâsı aklına ve aklı İslâmiyete teslîm ve tâbi’, ma’rifeti pek yüksek bir ârif

Rasûl’ün hâdim-i na’t-i şerîfi
Süleymân, bende-i Rahmân, Nahîfî

Efendi’nin aşkındaki izzetini, iştiyâkındaki lezzetini, neş’esindeki iffetini, muhabbetindeki safvetini, ilmindeki dikkatini, irfânındaki rikkatini, edebindeki haşyetini, edebiyâtındaki haşmetini yazmaya çalıştığımız kitâbımız On Dört Kısım’dır.

Birinci Kısım’da, kendisinden bahseden orijinal kaynakların tamâmından, ilk kez bu kitâbımızda yayınladığımız arşiv vesîkalarından ve ayrıca kendi eserlerinden istifâdeyle Nahîfî Süleymân Efendi’yi tanıttık. Bu zamâna kadar Nahîfî Süleymân Efendi’nin biyografisi, kabri ve bilhâssa eserleriyle alâkalı kütüphâne künyelerinde, ansiklopedi maddelerinde ve tezlerde yapılan onlarca hatâyı tashîh ettik. Ayrıca, 25 eserinin tamâmını tanıtarak, eserlerinden 4 matbû’ ve 91 yazma nüshayı tafsîlâtıyla bildirdik. “Dîvân”ı da dâhil, bütün eserlerinden sayfalarca iktibâslar yaptık. 75 senedir nerede olduğu bilinmeyen ve yanlış bilgiler verilen kabir yerini bulduğumuzdan, buna dâir tafsîlâtlı bilgiyi de bu kısımda yazdık. İkinci Kısım’da, “Nahîfî” mahlasını kullanmış ve Nahîfî Süleymân Efendi’yle karıştırılmış kimseleri ve Nahîfî Süleymân Efendi’ye âit olmadığını tesbît ettiğimiz 9 eseri tanıttık. Üçüncü Kısım’da, “Ka’b bin Züheyr ‘radıyallâhü anh’ Hazretleri’nin Kasîdetü’l- Bürdesi’nin Türkçe Tahmîsi”nin transkribini yaptık. Dördüncü Kısım’da, “İmâm-ı Bûsırî ‘kuddise sirruh’ Hazretleri’nin Kasîdetü’l-Mudariyyesi’nin Türkçe Tahmîsi”nin transkribini ve sâdeleştirmesini yaptık. Beşinci Kısım’da, “İmâm-ı Bûsırî ‘kuddise sirruh’ Hazretleri’nin Kasîdetü’l-Bürdesi’nin Manzûm Türkçe Tercümesi”ni transkribe ettik. Altıncı Kısım’da, “Mev’izatü’n-Nüfûs Kasîdesi”ni, 3 ayrı nüshayla mukâyeseli transkribe ederek kasîdeyi sâdeleştirdik. Yedinci Kısım’da, “Âdâb-ı Tarîkat ve Kavâ’id-i Hakîkat Mesnevîsi”ni 3 ayrı yazma nüshayla mukâyeseli transkribe ettik. Sekizinci Kısım’da, “Mübâhase-i Kazâ ve Kader Mesnevîsi”ni 4 ayrı yazma nüshayla mukâyeseli transkribe ettik. Dokuzuncu Kısım’da, “Risâle-i Hızriyye”yi 6 yazma nüshayla mukâyeseli transkribe ederek Nahîfî Efendi’nin Hazret-i Hızır “aleyhisselâm” ile sohbetlerini yazdığı bu kıymetli ve orijinal risâleyi sâdeleştirdik. Onuncu Kısım’da “Âsaf-nâme”yi, 3 ayrı yazma nüshayla mukâyeseli transkribe ederek risâleyi sâdeleştirdik. On birinci Kısım’da, “Münşe’ât”ı transkribe ettik. On ikinci Kısım’da, “Sefâret-nâme”nin tıpkıbasımını koyduk ve eseri transkribe ettik. Ayrıca, resmî elçilik vazîfesiyle 1719’da Viyana’ya gönderilen Osmânlı Devleti’nin resmî hey’etinde bulunduğundan, bu seyâhatini ve resmî elçilik görüşmelerini günü gününe yazdığı bu orijinal risâlesini günümüz diliyle sâdeleştirdik. On üçüncü Kısım’da, istifâde ettiğimiz 221 kaynak eserin listesini çıkardık. On dördüncü Kısım’da, tamâmını transkribe ettiğimiz ve ayrıca 5’ini sâdeleştirdiğimiz eserlerinin herbirinin ve diğer eserlerinden de 44 sayfalık kısmının tıpkıbasımını koyduk.

75 senedir yeri bilinmeyen Nahîfî Süleymân Efendi’nin kabrini bulduğumuzda çektiğimiz kabir fotoğraflarını ve Seyyid Sarı Abdullâh Efendi’nin kabrinin fotoğrafını da bu kısma koyduk.

Bu kitâbımız, “Mesnevî-i Şerîf’in Manzûm Tercümesi” hâriç, Nahîfî Süleymân Efendi’yle alâkalı bu zamâna kadar kitâp olarak yapılan ilk yayındır.

Çölün Feryadı

Yol uzun, yol kahır dolu… Kervan dertli, kervan yorgun… Zaman durmuş sanki… Atılan her adım, yüreklere ince sızılardan dokunuşlar işliyor ve yollar, mersiyeler, ağıtlar yakıyor… Bir kervan, sessizce, sükûnetle ve vicdansız vicdanları telaşlandırmadan ölüme yürüyor. Bir ölüm ki fersah-fersah tarihe işleniyor. Bir ölüm ki aşk yüklenmiş kocaman yürekleri maşukuna taşıyor.

Ve babam ayaklandı. Rüzgâr ayaklandı, yollar ayaklandı… Dilde söz ayaklandı, kalpte aşk… Bir başka yürüdü Zülcenah en önde… Bir başka dalgalandı İslam bayrağı alemdar Abbas’ın kollarında. Ali Ekber, bir başka yiğitti o gün, Kasım bir başka yürekliydi. Gönüller aşka tutulmuştu bir kere. Babam aşkını haykırıyordu. Allah

Resulü’nün sedası yükseliyordu dört bir yanda.

Ve yol boyunca bir daha susmadı babam. Karşılaştığı her topluluğa seslendi Peygamber diliyle:
“Eğer bu dünya hayatı, bazılarının nazarında değerli sayılıyorsa, Allah’ın mükâfat dünyası daha yüce ve değerlidir.”

İmam Hüseyin şöyle seslendi Ehl-i Beyt’ine:
Ey Muhammed hanedanı! Allah’ın selamı üzerinize olsun. Ben en yakın zamanda aranızdan ayrılacağım.”

Yeni Gülzar-ı Haseneyn Kerbela Vakası

Huseyn, Yezîd’in saltanatından itibaren iki şeyden birini yapabilirdi:
Zilletle yaşamak, izzetle ölmek.

Huseyn, İkincisini üstün buldu. Savaşa girişti. Dostlan, birer birer gözü önünde öldüler. Kardeşinin kollan kesildi, Fırat kıyısına düştü, on dokuz yaşındaki oğlu paramparça edildi, kardeşinin on bir yaşındaki oğlu gözüne baka baka öldürüldü, altı aylık yavrusu kucağında oklandı. Kardeşinin küçücük çocuğu bağnnda can verdi. Ailesi esir oluyordu, açtı, susuzdu onlar gibi. Fakat arslanlar gibi dövüştü ve inancına can verdi; başı kesildi, mızrağa dikildi, vücudu atlann nallarıyla ezildi, hurdahaş oldu.

Bu, bir beylik davası değildi; bu, bir aldanış değildi; bu, bir körü körüne tehlikeye atılış değildi. Bu, bir inanç davasıydı; bu, bir anlayış örneğiydi; bu, bir şeref savaşıydı.

Böylece Huseyn, yalnız inanç şehidi olmadı, şeref, izzet i nefis ve insanlık şehidi de oldu. Zilletle yaşamayı kabul edenler, onun hareketini manasız bulur, onu gafil sanır. Fakat izzetle ölmeyi bilenler, onun şehâdetini kutlar, onu, en uyanık bir er, bir fedakârlık bayrağı sayar.

Bugünün Diliyle Mevlana

A. Kadir, tasavvuf ehli, büyük şair Mevlânâ Celaleddin’in şiirlerini bugünün diliyle söylediği bu derlemede, günümüz okuyucusunun esas olarak şairin şiirlerinden zevk almasını, manevi dünyasının derinliklerine girmesini sağlamayı gözetiyor. Kitap, divan şiiri formunda yazılmış bu şiirlerin sadece günümüz diline aktarılmasını değil, bugünün diliyle ve şiir tekniğiyle yenilenmesini hedefliyor. Elinizdeki derlemede Mevlânâ’nın 36 gazeli ile 8 rubaisi yer alıyor.

Mesnevî ile yüzyıllardır insanımızın manevi dünyasına seslenen Mevlana Celaleddin, A. Kadir’in bu özgün çalışmasıyla günümüz okuyucularına da tıpkı ilk yazıldıkları dönemdeki gibi, olanca tazeliğiyle seslenmeyi sürdürüyor.

Aşk ile Yanmış Kalemler Ciltli

Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. “Aman sakın kendini” diye tembihler. Oysa aşk öyle mi? Onun tek dileği: “Bırak kendini, go gitsin!” Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!

– Şems-i Tebrizi

Nun Kapısı

Bir rehbere ihtiyaç duyduğunuz her an, herhangi bir sayfasını açıp okuyarak İlahi Güç’ün kanatları altında ferahlığa çıkacağınız yüce bir Aşk kapısı… 

Ben Aşk’ı, insanı bütün belalardan ve felaketlerden koruyan, muhafaza eden yüce bir kale olarak gördüm. O nedenle, gittim Aşk’a sığındım.

– Mevlana

Eğer insan âşık değilse, cümle dertlere ve kederlere müptela olmuş demektir. Âşık olmayan kişilerin maddi manevi sorunları, istek ve arzuları hiç bitmez. Biri bitse, bir diğeri başlar. Böylece tüm ömür, nedenler, niçinler, çeşitli arzu ve isteklerle tükenir gider. Bir insan Cenab-ı Allah’a yönelir, “aşk” ile onun kudretine ve kuvvetine, evreni kuşatan merhametine teslim olursa, elbette böyle bir kişi, en güçlü kaleye sığınmış demektir.  Allah, bir insanı koruma altına alırsa, cümle mevcudat da o kişiyi korur, gözetir. Bizler sadece O’na güvenir, O’ndan yardım istersek, hiç merak edilmesin, O da bizi bize bırakmaz, cümle dertlerimizin devası, çaresizliğimizin çaresi olur.  Hayatın içinde kaybolmadan yaşamak, Yüce Yaratıcı’nın kalesine sığınarak hayatta yol almak, O’nun “Ben sana kâfiyim, Ben sana yeterim. Sana üstatsız ilim, ilaçsız şifa, askersiz sultanlık veririm” sözlerinden güç alarak ruh genişliğine ulaşmak… 

H. Nur Artıran’dan Nun Kapısı çantanızdan, başucunuzdan ayırmak istemeyeceğiniz bir kitap… Bir rehbere ihtiyaç duyduğunuz her an, herhangi bir sayfasını açıp okuyarak İlahi Güç’ün kanatları altında ferahlığa çıkacağınız yüce bir Aşk kapısı… 

Yazar Hakkında:

H. Nur Artıran, öğrenimini tekstil üzerine tamamlayarak uluslararası firmalarda yönetici olarak çalıştı. Çocukluğundan beri bazı sufi üstatların özel derslerine devam etti. İlk tasavvufi eğitimini 1983 yılında Niyazi-i Mısri Divanı üzerine yaptı.“Sertârik Mesnevîhân” Şefik Can’ın (1909-2005) uzun yıllar yardımcılığını yaptı,  hizmetinde bulundu. Cevahir-i Mesneviyye, Mesnevî’den Hikâyeler, Okullar için Mesnevi’den Seçmeler ve Mevlânâ’nın Rubailerinden Seçmeler adlı kitapları yayına hazırladı.Mesnevi sohbetlerinden oluşan Aşk Bir Davaya Benzer isimli kitabı 2011’de, Aşk Terk Etmez ise 2014’te yayımlandı.Yurtiçinde  ve yurtdışında birçok  konferanslar verdi. Radyo, televizyon programlarına katıldı. Ulusal ve uluslararası sempozyumlarda tebliğleri, çeşitli makale ve yazıları yayımlandı. Dünya Engelliler Birliği, Uluslararası Mevlânâ Vakfı ve merkezi Hollanda’da bulunun Uluslararası Sufî Konseyi üyesi olan H. Nur Artıran halen “Şefik Can Uluslararası Mevlânâ Eğitim ve Kültür Derneği” başkanı olarak yurtiçi ve yurtdışında çalışmalarına  devam etmektedir.

 

Kur'an'dan Esintilerle Yakarış

Ömrümün duasız geçen anlarına üzüldüğüm kadar hiçbirşeye üzülmüyorum. Rabbime şükürler olsun ki bana mutluluk yolunu tattırdı. Yine layık olduğu hamd ile hamdolsun ki, dua ettirmek, dua etmeyi sevdirmek ve dua yoluyla kendisiyle konuşmak suretiyle bana değer verdiğini gösterdi.

Neden İman?

İnsan

İnsan!
İnanç ve amacı kadar büyük,
Aklı, irade ve azmi kadar başarılı,
Özveri ve fedakârlığı kadar değerli,
İnsanlık ve insanlığın geleceği için yaşadığı sürece
İnsandır.

İnsan!
Bir mikroba mağlup olacak kadar zayıf ve güçsüz.
Her güçlüğü aşabileceğini, her zorluğu yenebileceğini düşünecek kadar cesur, hırslı ve gururlu, vücudunu oluşturan hücre ve iç organlarına hükmetmekten aciz iken, dünyayı idare etmek isteyecek kadar, cahil, inatçı ve iddialı.

Ne garip Değil mi?

Aşk ve Kader

Yaratıcısına âşık olmalı insan. Öncelikle, ona bir ruh ve beden verip kulluk zevkini yaşattığı için. Sonra yarattığı bir kula âşık olmalı yaşamanın güzelliklerini fark edebilmesi için.

Aşk ve Kader

Yaratıcısına âşık olmalı insan. Öncelikle, ona bir ruh ve beden verip kulluk zevkini yaşattığı için. Sonra yarattığı bir kula âşık olmalı yaşamanın güzelliklerini fark edebilmesi için.

Ulema

Farklı coğrafyalardan, ilmiyle âmil olmuş bu âlimlerimizin en mühim ortak yönü, hizmetlerini çok yönlü yapmalarının yanında, değişik görüşlere sahip olmalarına rağmen hedeflerinin aynı olmasıdır. Bununla birlikte, Osmanlı’nın son dönemi ile Cumhuriyet’in ilk dönemlerindeki o sancılı zamanlarda ilimlerini hiçbir korkuya kapılmadan neşrederek, İslâm’a olduğu kadar ülkeye de çok yönlü hizmet etmişlerdir. Çalışmamızda, bu seçtiğimiz büyük insanlar sadece din için değil vatan için de tüm yetki ve güçlerini kullanarak mücadele etmişlerdir.

Osmanlı edebi ve kültürüyle yetişmiş bu büyük âlimler, ilim hayatlarına başlarken, dönemin idarecilerinin dayatmalarına maruz kalacaklarını, seküler/laik sistemi benimseyen vatanımızda ne tür zorluklarla karşılaşacaklarını hatta bu düzene karşı nasıl bir tavır alacaklarını tahmin edebiliyorlar mıydı?

Eserimizde sadece sekiz âlimimizin hayatını var zannetmeyin! Evet, sekiz tanesi tafsilatıyla mevcut fakat bunların yanında bu âlimlerimizin çağdaşı olan başka âlim ve mühim şahsiyetlerin de hayatlarından önemli kesitler bulacaksınız.

Kış Hasadı

“Şeyh Efendi ve dervişlerinden birkaçı yerde kurulmuş bir halkanın içinde diz üstü oturuyorlar. Davet edilmiş değilim ama yine de hazretleri biraz kenara iteliyor ve aralarına oturuyorum. Zikir başlıyor ve Allah’ın esmasını tekrar ediyorum; salınıyorum, sallanıyorum, bunlar bana çok tabii geliyor. Hatta öyle ki zikir bir parçam hâline geliyor. Ruhum evine, ocağına kavuşmuş gibi…”
 
– Shems Friedlander
 
Boston, Massachusetts’te başlayan bir çocukluktan Sanat Okulu’nda geçen senelere, Boston Record-American’daki muhabirlik deneyiminden Swami Muktananda’nın uçma derslerine, sanat galerilerinden Konya’ya uzanan, Şeyh Muzaffer Efendi’den Safer Baba ve semazenlere kadar pek çok kişiyi içine sığdıran 74 yıl… Müzikler ve rayihalar eşlik ediyor bu hatıralara… İstanbul geceleri, Kahire günleri ve sayfalara not düşülen daha nice hatıralar…

Sanat ve kültür alanında “Dünyadaki En Etkin 500 Müslüman” arasında gösterilen Shems Friedlander’ın yeni kitabı Kış Hasadı, bir mutasavvıfın tasavvuf yolculuğunda, Bob Dylan’dan Mevlânâ’ya kadar pek çok kişiye temas eden hayat hikâyesini konu ediniyor. Toynak Sesini Duyunca Zebra Gelsin Aklına . isimli kitabının ardından bu kez kendi hayatını anlatan Shems Friedlander, ilginç anekdotlar ve hayatından fotoğraf kareleriyle tasavvufla nasıl tanıştığını ve sonrasında değişen hayat seyrini okurlarıyla paylaşıyor.  

Malkoçoğlu Kardeşler

Vatan çocuklarının saf dimağ ve gönüllerine, onların ufuklarını aydınlatacak büyük ve ulvi düşüncelerin ilk tohumlarını ekebilmek herşeyden ziyade tarih şuurunun meslenmesiyle mümkündür.

Bu maksatladır ki; derin bir islami şuurla yoğrulmuş olan osmanlı tarihini baştan başa bir seri roman halinde ortaya koymak ihtiyacını hissettik.

Bir seri teşkil eden bu eserler, bir takım tarihi kahrmanlar vesile edinilerek genç diğmaların islami esasların fiili örnekleriyle kavrayabilmeleri için yazılmıştır.

Fikri ve fiili muhtevaları kasden sakatlatılmış genclerimizin, hakka ve hayra yönlendirilmelerinde en müessir bir vasıta olabilecek bu eserlerin yayınlanmış olanları – şimdilik – şunlardır;

Tarihi Romanlar Serisi

1 – Kanlı Düğün
2 – Uzunca Sevindik
3 – Kırık Kılıç
4 – Kavuklu İhtilaci
5 – Düzmece Mustafa
6 – Zağanos Paşa
7 – Cem Sulta’nın Papağanı
8 – Malkoçoğlu Kardeşler -Bali Bey ve Yahya Paşa-
9 – Veli Bayesid’in Bedduası
10 -Makbul ve Maktul İbrahim Paşa
11 -Barbaros Hayrettin Paşa
12 -Sokollu Mehmed Paşa
13 -Mimar Koca Sinan 
14 -Zoraki Asi
15 -Piri Reis

Kanlı Düğün

Vatan çocuklarının saf dimağ ve gönüllürine, onların ufuklarını aydınlatacak büyük ve ulvi düşüncelerin ilk tohumlarını ekebilmek herşeyden ziyade tarih şuurunun beslenmesiyle mümkündür.

Bu maksatladır ki derin bir İslami şuurla yoğrulmuş olan Osmanlı tarihini baştan başa bir seri roman halinde ortaya koymak ihtiyacını hissettik.

Bir seri teşkil eden bu eserler, bir takım tarihi kahramanlar vesile edinilerek genç dimağların İslami esasların fiili örnekleriyle kavrayabilmeleri için yazılmıştır.

Zihni fikir muhtevaları kasden sakatlatılmış gençlerimizin, hakka ve hayra yönlendirilmelerinde en müessir bir vasıta olabilecek bu eserlerin yayınlanmış olanları – şimdilik – şunlardır;

1- Kanlı Düğün
2- Uzunca Sevdik
3- Kırık Kılıç
4- Kavuklu İhtilalci
5- Düzmece Mustafa
6- Zağanos Paşa
7- Cem Sultan’ın Papağanı
8- Malkoçoğlu Kardeşler
-Bali Bey ve Yahya Paşa-
9- Veli Beyazid’in Bedduası
10- Makbul ve Maktul İbrahim Paşa
11- Barbaros Hayreddin Paşa
12- Sokollu Mehmed Paşa
13- Mimar Koca Sinan
14- Zoraki Asi

Piri Reis

Tarihi romanlar serimizin bu onbeşinci eseri olan Piri Reis’in ailevi (Dramatik) macerası ile Kanuni Sultan Süleyman derinin nihayetine kadarki vak’alar anlatılmış olmaktadır.

İlim tarihinde “Kitab-ı Bahriye” gibi muazzam bir eserin sahibi olan Piri Reis Basra Körfezi’nde Portekizliler karşısındaki başarısızlığının bedelini hayatı ile ödemiştir. Önceki hizmetleri kaale alınmadan seksen yaşını mütecavizken idam edilmesi Osmanlı yükseliş devrine hakim olan zihniyet icabıdır. Kınanamaz!

Tarihi Romanlar Serisi

1- Kanlı Düğün
2- Uzunca Sevindik
3- Kırık Kılıç
4- Kavuklu İhtilalci
5- Düzmece Mustafa
6- Zağanos Paşa
7- Cem Sultan’ın Papağanı
8- Malkoçoğlu Kardeşler – Bali Bey ve Yahya Paşa-
9- Veli Beyazid’in Bedduası
10- Makbul ve Maktul İbrahim Paşa
11- Barbaros Hayreddin Paşa
12- Sokollu Mehmed Paşa
13- Mimar koca Sinan
14- Zoraki Asi -Şehzade Bayezid-
15- Piri Reis