IŞİD'in Elinde 40 Gün

Hem bir tanıklık hem de Suriye topraklarını kana bulayan iç savaşa objektif bir bakış…

Haber peşinde koşarken tarihe tanıklık etmek…

Milliyet gazetesi foto muhabiri Bünyamin Aygün, haber için defalarca girip çıktığı Suriye’de, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) tarafından esir alındı. 40 gün boyunca esaret altında kalan Aygün, filmlere konu olabilecek bir operasyonla kurtarıldı.

IŞİD nedir, IŞİD’liler kimlerdir, nasıl örgütleniyorlar, nasıl yaşıyorlar, neye inanıyorlar gibi pek çok sorunun cevabını bizzat muhataplarından dinledi. Her biri manşetlik pek çok olaya tanık oldu. Aygün’ü bir an önce öldürmek isteyen örgüt elemanları da oldu, koruyucu kanatlarının altına alan da…

Bugüne kadar IŞİD’in elinden kurtulan pek çok isim sustu, yaşadıkları hakkında konuşmamayı tercih etti. Ancak Bünyamin Aygün, kâbus gibi geçen günlerini bir gazeteci gözüyle anlattı…

IŞİD’in Elinde 40 Gün, hem bir tanıklık hem de Suriye topraklarını kana bulayan iç savaşa objektif bir bakış…

Yazar Hakkında:

Bünyamin Aygün, Gümüşhane’de dünyaya geldi. Gazeteciliğe, 1989 yılında Trabzon’da muhabir olarak başladı. Günaydın, Hürriyet, Türkiye gazetelerinin çeşitli illerde bölge muhabirliğini yaptı. 2003 yılında Milliyet gazetesinde foto muhabiri olarak göreve başladı. ABD’nin Irak operasyonu, Filistin İntifadası, Suriye iç savaşı, İsrail’in Gazze bombardımanı gibi önemli olayları gazeteci olarak izledi.

Aygün’ün, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Foto Muhabirleri Derneği ve daha birçok saygın mesleki kuruluştan haber ve haber fotoğrafı dalında çok sayıda birincilik ödülü bulunuyor. Aygün ayrıca, Sedat Simavi Yılın Gazetecisi Ödülü ile Türkiye’de bir gazeteciye ilk kez verilen, Abdi İpekçi Gazetecilik Cesaret Ödülü’ nün de sahibi. Halen Milliyet gazetesinde fotoğraf servisi müdürlüğü görevini yürüten Bünyamin Aygün’ün Işığa Tutunmak (fotoğraf), Gümüşhane (foto-belgesel), Türkiye’nin Çatıları (foto-belgesel) ve Kül (roman) adlı kitapları yayımlandı.

 

Bir Başka Açıdan Sorularla Bediüzzaman

1) Cumhuriyete nasıl bakıyor?
2) Atatürk’e nasıl bakıyor?
3) Atatürk’ün, Bediüzzaman’a sunduğu teklif neydi?
4) Nurcular siyasi parti kurabilir mi? Siyasetle olan ilişkileri nasıl olmalı?
5) Bediüzzaman Adnan Menderes ve DP’yi destekledi mi?
6) Alevilerin cenaze namazı kılınır mı?
7) Müslümanların misyonerlerle ittifak etmesi hakkında ne düşünüyordu?
8) Dindar Hıristiyanlar şehit olur mu?
9) Bediüzzaman, Yahudiler hakkında neler düşünüyor?
10) Yahudilerin Filistin’de devlet kurmasını nasıl yorumladı?
11) Ergenekon örgütünü ilk tespit eden Bediüzzaman mı?
12) Türk Milliyetçiliği hakkında ne dedi?
13) Bediüzzaman’ın Kürt kimliği nasıl kullanıldı?
14) Said Nursi neden Türkiye’yi terk etmedi?
15) Said Nursi’ye göre vatan nedir?
16) Vatan için her şey feda edilir mi?
17) Hz. Ali, hangi eserinde Bediüzzaman’a ‘Kürd Said’ diye hitap etmiştir?
18) Şafii’lerin Hanefi’leştirilmesi ve Kürt’lerin asimilasyonu politikasına karşı tavrı neydi?
19) Menemen ve Şeyh Said hadisesi hakkında ne düşünüyor?
20) Bediüzzaman, İhvan-ı Müslimin hareketine nasıl bakıyor?
21) Bediüzzaman’ın orduya bakışı nasıldır?
22) İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin hangi komutanını kendisine örnek aldı?
23) Burjuva- işçi sınıfı savaşında nasıl bir tavır sergiledi?
24) Sosyalizm ve Kapitalizm hakkında ne düşünüyor?
25) Eserlerine neden Risale-i Nur adını verdi?
26) Çok eşlilik ve cinsellik hakkında ne düşünüyor?
27) Şiire nasıl bakıyor?

Lidya'nın Son Kralı

“Sarayın uzak bir tarafında, bir zamanlar tahıl barındıran ve şimdi bir zindan olarak hizmet veren bir mahzende bir kapının kilidi açıldı. Dayatmacı eller mahkûmu sarsıp uyandırdılar ve onu hücresinden alıp sarayın karanlık koridorları boyunca götürdüler. … Muhafızlar kraliyet ailesinden bir mahkûmu söz dinler hale getirmenin yolunu çok uzun zaman önce öğrenmişlerdi. Bir krala itaatkârlık yanılsaması sunduğunuz sürece sizinle birlikte sakince gelirdi, siz onu ölümüne götürürken bile.”

Bir zamanlar dünyanın en zengin adamı olan Lidya Kralı Karun fatihi Pers Kralı Kiros’un yaktırdığı ateşin üzerinde ölümüne yaklaşırken yaşamını düşünür, yıllar önce Atinalı filozof Solon’a “dünyanın en mutlu adamı kim?” diye sorduğunu… Atinalı filozofun sözleri düşer aklına: birisinin mutlu bir hayat yaşayıp yaşamadığı ancak ölüm anında anlaşılır. 

Lidya’nın Son Kralı’nda zenginliğiyle dillere destan bir imparatorluğun çöküşünü, hırsı, babalar ve oğullar arasındaki bağı, çocukların anne ve babalarını nasıl düş kırıklığına uğratabileceğini, savaşın gerçek ve acı yüzünü, parayı ve özgürlüğü, cesareti ve korkaklığı, arkadaşlığı ve mutluluğu; en önemlisi de mutluluk arayışındayken iyi bir hayat yaşamanın ne anlama geldiğini göreceksiniz.

Postmodern İslami Dünyada Kadın Olmak

Kitaptaki “postmodern” vurgusu; bir kısmıyla günlük dilde gereğinden fazla genişletilmiş hali ve diğer kısmıyla da ne yazık ki hazırlıksız olarak yakalandığımız tüm düşünsel eksikliklerimizi de hatırlatmasıyla manidar. Ben bu hali “postmodernizm”le alakalı olmaktan çok “geç-modernizm” olarak değerlendiriyorum.

Sosyolojik ve prensip çekincelerime rağmen, zamanın döngülerine ve ritimlerine aldırış etmez birisi de değilim. Sabiha Doğan, şimdiki zamanın ritimlerine kulak veren ve zamana dair etkileşimlerin örtüsünü kaldırmayı deneyen yazılarıyla oluşturduğu bu kitapta, bize bugünün sorularını olduğu kadar çağının itirazlarını ve modern çerçeveyle gerilimi olan hepimizin üzerinde durup düşündüğü mevzuları kaleme aldı…

– Sibel Eraslan

Nefret Etmeyeceğim

Nefret Etmeyeceğim

Üç Kızının İsrail Tanklarıyla Katledilişine Tanık Olan Gazzelli Bİr Doktorun Barış Ve İnsanlık Onuruna Yolculuğu

 Izzeldin Abuelaish 16 Ocak 2009’da yaşadığı korkunç trajediden sonra, tüm dünyanın manşetlerinde ve insanların kalplerinde büyük bir yer edinmişti: İsrail’in top mermileri evine isabet etmiş, üç kızı ve yeğenlerinden birinin hayatlarını kaybetmesine sebep olmuştu…

Yürek parçalayan, dehşete düşüren ama aynı zamanda umut veren olaylarla bezeli Nefret Etmeyeceğim, Abuelaish’in sıradışı hayatını gözler önüne sermektedir. Gazze Şeridi’ndeki bir mülteci kampında doğup büyüyen Abuelaish, sınırın iki tarafındaki insanları tedavi eden Harvard’lı bir doktor; kendisini insanlığa adamış bir idealist ve kızlarını İsrail tanklarına kurban veren bir babadır. En büyük umudu ise, kızlarının “Filistin ve İsrail arasındaki barışa giden yolda verilen son kurbanlar” olmasıdır.

Bu kitap, Gazze Şeridi’ndeki adaletsizliğe ve yıkıma karşılık ailesini, insanlığını ve umudunu korumak için çabalayan Filistinli bir babanın ilham verici hikâyesidir.

“Nefret etmeyi reddetmek ve intikamdan kaçınmak cesaret ister…

Bu kitap, dünyadaki vahşet karşısında düşünmemizi ve bunun yanı sıra insanlığın en değerli parçasını görmemizi sağlıyor:

Umudun titrek alevini…”

–Amin Maalouf

“Bu muhteşem kitabı herkesin okuması şiddetle tavsiye edilir”

–Daily Telegraph

“İnsan bu kitabı okurken istemeden, Dr. Abuelaish ve sağ kalan çocuklarına karşı yoğun bir şefkat besliyor.  Yaşadığı trajediyi zafere dönüştürmesini sağlayan kararlılığı da derin bir saygıyı hak ediyor.”

–Winnipeg Free Press

“Merhamet duygusu ve Gazze Şeridi’ndeki günlük hayat üzerine fevkalade bir çalışma.”

–Sunday Times

“Izzeldin Abuelaish’in sıradışı iyimserliği karşısında hayrete düştüm… Bu, şimdiye kadar okuduğum en acıklı hikâye ancak bununla da bitmiyor: Bu aynı zamanda umudun hikâyesi!”

–Rachel Cooke, Observer

“Şanssızlığın ortasında, zorluklara karşı kazanılan zaferin ve iyim­serliğin etkileyici bir ifadesi.”

–Guardian

Biz İran’ız İranlı Gençler Tartışıyor

İran’ın Asi Gençlerinin Günlükleri Batı’dan ve Türkiye’den bakıldığında mollaların yönetiminde baskıcı, kapalı bir İran görünüyor ama gerçekte çok farklı bir İran daha var. Sanal günlüklerin anlattığı bu İran’ı tanıdığınızda şaşıracaksınz… İlk fark ettikleri şey makyajımdı! Disiplin Formu’na işaretlediler: Ağır Makyaj! Ve bana ahirette bu yüzden hesap vereceğime dair vaaz verdiler! Makyajlı olmak yamyamlık ya da benzer bir günah mı? Rüşvetçi devlet memurlarımızdan ne haber? Onlar hiç kimseye hesap vermeyecek mi? Türbanlarımızın giderek küçüldüğünü söylüyorlar. 10 cm. çok mu küçük? Neden uzun saçlı erkeklere de başlarını örttürmüyorlar!? Onlarınki de saç değil mi?!!! Her halükarda bu türbanları yakmak zorunda kalacağız!! Öyleyse bunları satın almak için paranızı çarçur etmenizin alemi yok… Yirmi beş yıllık dini yönetimin uzun vadeli tek faydası olmuştur… Gelecek kuşaklarda hiçnir İranlı din ve devlet işlerini birdaha karıştırmak istmeyecektir… Keşke komşumuz ülkelerdeki şu Müslüman ahmaklar İslamcı bir hükümet deneyimizin çuvallamasının kendilerine de yararlı olduğunu anlayabilse… Bizim 25 yıl önce fena çuvalladığımız şeyi şimdi yapmaya çalışmaları şaka gibi… İslam Devrimi’nin Muhterem Lideri, Hiç aşık oldunuz mu? Sevgiliniz sizi göz kapaklarınızdan öperken henüz kendinizde olduğunuz esnada, hiç şarabın kırmızısına takıldı mı gözleriniz? Hiç dans ettiniz mi? Söyleyin bana, Newton’un Üçüncü Yasası ne? Şiraz’da baharın kokusu ile kaç kez başınız döndü? Hiç bir köpeği öptünüz mü? Hiç klasik Pers müziği dinlediniz mi? Veya rap. Hiç ıslık çaldınız mı? İnternet’ten hiç MP3 indirdiniz mi? Hiç büfede sigara satan adama “nasıl gidiyor” dediniz mi? Gece yarısı hiç şehre indiniz mi?

Bedenim Bana Ait

19 yaşında genç bir Tunuslu kız olan Amina Sboui, Mart 2013’te bütün dünya gazetelerinin ilk sayfalarında yer aldı. Femen grubuyla tanıştıktan sonra çıplak göğüslerinin üzerine “Bedenim Bana Ait” yazarak sosyal medyada paylaştığı fotoğraf, Tunus’ta devrim zamanı büyük ses getirdi. Önce aile baskısına uğradı daha sonra toplumun bazı kesimleri ve devlet tarafından ahlaksızlıkla suçlandı. Kadın haklarının gitgide yok olduğu bir ülkede, özgürlük, onur ve sosyal adalet için yaptığı eylem yüzünden tutuklanarak cezaevine gönderildi. Çocukluğundan bugüne genç bir kızın ülkesindeki haksızlıklara karşı mücadelesini anlatan bu kitap, Tunus’un Bin Ali rejiminden sonraki yüzünü de bize gösteriyor.

Eski Femen üyesi, genç bir Tunuslu kızın ülkesindeki özgürlükler adına başlattığı mücadelenin saygı uyandıran hikayesi.

Esrarengiz isyancı / Le Monde

Özgürlük ve sosyal adalet için haykıran Tunuslu feminist / Grazia

Devlerin Dansı Irak’ta Türkiye – ABD – İran Savaşı

“Orta Doğu kaynamaya başladı Sayın Başbakan. Şimdi artık dumanları daha net görebiliyoruz. 11 Eylül’deki saldırı, aslında Orta Doğu’daki ateşi yakacak bir kıvılcım oldu. Bundan sonraki planlar da sırasıyla gerçekleşti. Şimdi şunlara bir bakın, bu emirler, sırasıyla ve büyük bir başarıyla gerçekleştirildi.” “Dünya Ticaret Merkezi vurulacak. Bin Laden adında bir terörist yaratılacak. Taliban yönetimi düşürülecek. Irak ele geçirilecek. Saddam yakalanacak. Irak’ın kuzeyinde bir kürt devleti kurulacak. Türkiye’nin doğu ve güneydoğusu Irak Kürt Devletine dahil edilecek. Türkiye’nin kuzeydoğusu Ermenistan’a dahil edilecek. Orta Doğu’da sınırlar yeniden çizilecek. “Vaat Edilmiş Topraklar” artık bizim olacak. Görev tamamlanacak.” Kürt devletinin kurulma aşamasına kadar olan maddelerin tümü gerçekleşmişti. Bundan sonraki maddeler Türkiye’nin bam teline dokunur nitelikteydi. Şimdi harekete geçme zamanı Türklerindi.

Yersiz Yurtsuz

Edward W. Said’in, son yüzyılın en büyük entelektüellerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. Oryantalizm kavramını, eleştirel bir kuramsal araç olarak, o ‘icat etti’, “Eski zamanlardaki” gibi, siyasal fikirleri doğrultusunda harekete geçen, angaje olan bir entelektüeldi. Yersiz Yurtsuz, Said’in otobiyografisinden bir kesit: Çocukluk ve ilk gençlik yıllarının muhasebesi. Kanser olduğunu öğrendiği 1991’de yazmaya başladığı anılarının arka planında, dünyamızın bir dönemi resmi geçit yapıyor: İkinci Dünya Savaşı, Filistin’in yitirilişi, İsrail’in kuruluşu, Mısır’daki krallık rejiminin sona erişi, Nasır yılları, 1967 Savaşı, Filistin hareketinin doğuşu, Lübnan İç Savaşı ve Oslo barış süreci… Önde ise, Said’in ‘özel’ dünyası: Kendisine tiyatro, edebiyat ve müzik sevgisi kazandıran, bir çeşit aşk-nefret ilişkisi yaşadığı annesi; korumacılıkla bilinçli bir Viktorya dönemi kararlılığını inatla kişiliğinde birleştirmeye çalışan babası, kardeşleri ve diğer yakınları… Kudüs’te doğan, Mısır’da İngiliz eğitimi alan, ABD’de öğrenim gören ve yersiz yurtsuzluğunu bir zenginlik olarak benimseyen Said’in, benliğini her yerde “dışarıdan” biri olarak kuruşunun hikayesi.

Devlerin Dansı Irak’ta Türkiye – ABD – İran Savaşı

“Orta Doğu kaynamaya başladı Sayın Başbakan. Şimdi artık dumanları daha net görebiliyoruz. 11 Eylül’deki saldırı, aslında Orta Doğu’daki ateşi yakacak bir kıvılcım oldu. Bundan sonraki planlar da sırasıyla gerçekleşti. Şimdi şunlara bir bakın, bu emirler, sırasıyla ve büyük bir başarıyla gerçekleştirildi.” “Dünya Ticaret Merkezi vurulacak. Bin Laden adında bir terörist yaratılacak. Taliban yönetimi düşürülecek. Irak ele geçirilecek. Saddam yakalanacak. Irak’ın kuzeyinde bir kürt devleti kurulacak. Türkiye’nin doğu ve güneydoğusu Irak Kürt Devletine dahil edilecek. Türkiye’nin kuzeydoğusu Ermenistan’a dahil edilecek. Orta Doğu’da sınırlar yeniden çizilecek. “Vaat Edilmiş Topraklar” artık bizim olacak. Görev tamamlanacak.” Kürt devletinin kurulma aşamasına kadar olan maddelerin tümü gerçekleşmişti. Bundan sonraki maddeler Türkiye’nin bam teline dokunur nitelikteydi. Şimdi harekete geçme zamanı Türklerindi.