1984 (Mini Kitap)

Parti’nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. (…) Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu.

George Orwell’in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kâbus senaryosudur. Bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzeni, romanda inanılmaz bir hayal gücüyle, en ince ayrıntısına kadar kurgulanmıştır.

Geçmişte ve günümüzde dünya sahnesinde tezgahlanan oyunlar düşünüldüğünde, ütopik olduğu kadar gerçekçi bir romandır Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir başyapıttır; yalnızca yarına değil, bugüne de ilişkin bir uyarı çığlığıdır.

Can Yayınları, bu “bütün zamanların kitabını” Celal Üster’in özenli çevirisiyle okura sunmaktan kıvanç duyuyor.

Tom Jones (2 Cilt Takım)

Mina Urgan çevirisi, Çevirenin ve Linda Bree’nin önsözleri, Nicholas Hudson’un sonsözü, Yazar ve dönem kronolojisiyle,

Henry Fielding’in başyapıtı Tom Jones, 18. yüzyıl İngiliz hayatını,soyluları ve namussuzları, aşırılıkları ve erdemleriyle muazzam bir panorama halinde resmediyor.Kapısına bırakıldığı iyi kalpli asilzadenin malikânesinde büyüyenyetim Tom Jones, komşunun ulaşılmaz ve güzel kızı Sophia Western’en vurulur; buna rağmen çapkınlıktan ve köyün kızlarını baştan çıkarmaktan da geri kalmaz. Söz dinlemeyen genç Tom nihayet kapı dışarı edilip gerçek kimliğinin ve alın yazısının peşine düştüğünde, İngiltere’nin kırlarından Londra’ya kadar uzanacak bir serüven de başlamış olur. Yazarı Fielding’in yaşam neşesini bulaştırdığı Tom Jones, neredeyse üç asır sonra bile İngiliz romanının en keyifle okunan, eğlenceli örneklerinden biri.

“Aradan geçen iki yüzyıl Fielding’in gerçekçiliğinden bir şey götürmedi. Mizah anlayışı bizim için, bulunduğumuz asırdaki herhangi bir yazarınkinden daha tanıdıktır.”

– Kıngsley Amis

Mina Urgan çevirisi, Dhoroty Van Ghent’in önsözü, William Empson’ın sonsözü, Yazar ve dönem kronolojisiyle, İngiliz romanının temel taşlarından sayılan Tom Jones, insanı tüm erdemlerinin yanında zaaflarıyla da göstermiş ilk eserlerden.

Tom Jones aslında kötü biri değildir; biraz kendine hâkim olabilse ne kadar ahlâklı ve faziletli olduğunu herkese gösterecektir. Asabiyeti ve kasabanın kızlarına düşkünlüğü yüzünden üvey babasının evinden kovulan Tom tüm parasını kaybeder ve kendini hovardaların, ahmakların, ikiyüzlülerin, müşfiklerin ve alçakların karşısına çıktığı bir yolculuğun ortasında bulur. Yayımlandığı 1749 yılında “gayrimeşru ilişkiler, zina ve türlü cinsel münasebetlerle dolu karmakarışık bir hikâye” olmakla eleştirilen bu kitabın kahramanı, bugün hâlâ yazıldığı günkü gibi okurlarını şaşırtmayı sürdürüyor.

“İngiliz romanının babası olan yüce Henry Fielding’in eşsiz, halkına özgü mizah anlayışı ve karakterlerini derinlemesine ama kendiliğinden sergileyişine bugün onu takip edenlerden kimse erişemedi.”

– Walter Scott

Sherlock Holmes – Dörtlerin Yemini

Huysuz, karizmatik, kendisi için mutlaka gerekli milyonlarca ayrıntıyı zihin sarayının kıvrımlarında saklayan, yakın dövüş ustası, kimya ve simya üstadı, Baker Sokağı’ndaki 221 B numaralı evin dünyaca ünlü sahibi Sherlock Holmes; komik, heyecanlı ve bir o kadar aksiyon dolu maceralarıyla yeniden okurlarla buluşuyor…

Sherlock Holmes ve arkadaşı Doktor Watson, Bayan Morstan’ın yıllar önce kaybolan babası ve kendisine gönderilen gizemli incilerin peşinden savaş zamanının Hindistan’ına uzanırlar.

Araştırdıkları olaya bir cinayet de karışınca masum bir kadını korumak için atıldıkları macera, gitgide büyüyen bir tehlikeye dönüşür. Bütün işaretlerin gizemli bir hazineyi gösterdiği karanlık yolda Bayan Morstan ve babasının hikâyesi nasıl sonlanacaktır?…

Sherlock Holmes ve biricik ortağı Doktor Watson’ın maceraları, kaldığı yerden devam ediyor. Polisiye tarihine damgasını vuran Sir Arthur Conan Doyle’un kaleminden…

Northanger Abbey

Jane Austen has won legions of devoted fans in the 200 years since her death with her masterful parody of courtship and lightly moralizing critique of social mores in the early 19th century. Northanger Abbey was the first of her major novels to be completed, and though it was sold to a publisher in 1803, it was not released until 1817, months after her death. The tale of Gothic novel-obsessed Catherine Morland gives readers, particularly Austen fans that have only experienced her later works, an early point of reference by which to chart the sharpening of her famous wit.

Persuasion

First published in 1818, Persuasion was Jane Austen’s last work. Its mellow character and autumnal tone have long made it a favorite with Austen readers. Set in Somersetshire and Bath, the novel revolves around the lives and love affair of Sir Walter Elliot, his daughters Elizabeth, Anne, and Mary, and various in-laws, friends, suitors, and other characters, In Anne Elliot, the author created perhaps her sweetest, most appealing heroine.

At the center of the novel is Anne’s thwarted romance with Captain Frederick Wentworth, a navy man Anne met and fell in love with when she was 19. At the time, Wentworth was deemed an unsuitable match and Anne was forced to break off the relationship. Eight years later, however, they meet again. By this time Captain Wentworth has made his fortune in the navy and is an attractive “catch.” However, Anne is now uncertain about his feelings for her. But after various twists and turns of fortune, the novel ends on a happy note.

Sherlock Holmes -Toplu Öyküler

Sherlock Holmes öykülerinin temel özelliklerinden birisi suçlunun ilk anda akla gelen kişinin dışında biri veya birileri olmasıdır. Sir Arthur Conan Doyle’un incelikle yazı tekniğiyle kurgulanmış olan öykülerinde Sherlock Holmes ve yardımcısı Dr. Watson olaylardaki sır perdesini hiç umulmadık yöntem ve tekniklerle kaldırmaktadır. Okuyucular; bir polisiye film izler gibi soluksuz okuyacağı öykülerde, Sherlock Holmes’un kıvrak zekasına hayran olacaklar.

Stranen Evini

“Ti yek ji van muzikjenen peyvan hunera xwe betiri Sara Teasdalee bi awayeki yekpare u newadar pek neaniye, ya ku te heye di nava wan tevan de behredartirin stranbej e. Bi sadetiya gotin u şewaza xwe ve, hema bibeje digihije asta efsune; benden we yen ku bi pirrani kitek mecaz ji di wan de nine, ji helbesteke bi kinayeyen şox u şeng ve, bi diruvpexistinen lap rengin ve dagirti diltezintir in.”

– Louis Untermeyer, 1919

72 helbesten Sara Teasdalee edi bi Kurdi ne! Ya ku dibeje;

Pişti Evine

Edi tilism nema heye, xelas, Em weki xelke didariye dikin, Ne te sir u keramet heye bo min, xelas, Ne ji bo te heye ya min.

Tu ba buyi, ez ji derya- Rewnaq çu nema, xelas, Dile min sar bu her weki berma Li rex perave, xelas.

Le tevi ku bern hevişandi ye ji bagere, Med u cezir nagihine we heza xwe, Berm di xwe de dikele betiri behre, Digel hemu aramiya xwe.

Stranen Evini

“Ti yek ji van muzikjenen peyvan hunera xwe betiri Sara Teasdalee bi awayeki yekpare u newadar pek neaniye, ya ku te heye di nava wan tevan de behredartirin stranbej e. Bi sadetiya gotin u şewaza xwe ve, hema bibeje digihije asta efsune; benden we yen ku bi pirrani kitek mecaz ji di wan de nine, ji helbesteke bi kinayeyen şox u şeng ve, bi diruvpexistinen lap rengin ve dagirti diltezintir in.”

– Louis Untermeyer, 1919

72 helbesten Sara Teasdalee edi bi Kurdi ne! Ya ku dibeje;

Pişti Evine

Edi tilism nema heye, xelas, Em weki xelke didariye dikin, Ne te sir u keramet heye bo min, xelas, Ne ji bo te heye ya min.

Tu ba buyi, ez ji derya- Rewnaq çu nema, xelas, Dile min sar bu her weki berma Li rex perave, xelas.

Le tevi ku bern hevişandi ye ji bagere, Med u cezir nagihine we heza xwe, Berm di xwe de dikele betiri behre, Digel hemu aramiya xwe.

Paris ve Londra’da Beş Parasız

“Beş parasız kalmaktan o kadar çok bahsetmiştiniz ki; eh, işte beş parasız kaldınız ve hala ayaktasınız.”

Paris ve Londra’da Beş Parasız, 20. yüzyılın en büyük romancılarından George Orwell’in, Avrupa’nın iki büyük şehrinde, Paris ve Londra’da yaşadığı sefaleti olanca gerçekliğiyle anlattığı, son derece önemli bir eser. Bir gün Paris’in orta yerinde meteliksiz kalan genç yazar, yoksulluk ve açlıkla mücadele etmeye başlar. Rehineciler, iş bulma kurumları, umut tacirleri, karın tokluğuna günde on yedi saat çalışılan karanlık otel mutfakları arasında sürüp giden Paris macerası, yazarın güç de olsa kendini Londra’ya atmasıyla sona erer ama Londra’da onu çok daha ağır şartlar beklemektedir.

Orwell, modern insanın ısrarla görmezden geldiği bir dünyanın kapısını aralıyor. İşsizlik, evsizlik, açlıkla damgalanan bu dünyanın insanları izbe pansiyonlarda, berduş barınaklarında yaşıyor, hayata bir ucundan tutunmaya çalışıyorlar.

Paris ve Londra’da Beş Parasız, köleliğin hiçbir zaman, modern zamanlarda bile ortadan kalkmadığını, sadece görünüm değiştirdiğini anlatıyor.

Tek Meyve Portakal Değildir

Evlatlık alınıp misyoner olarak yetiştirilen bir kız çocuğu, aykırı eğilimleri yüzünden beklentileri suya düşürecektir. Jeanette on altı yaşına geldiğinde, sevdiği kız uğruna Kilise’yi, evini ve ailesini terk etmeye karar verir. Winterson otobiyografinin ötesine geçerek fantastik bir kurguyu deneysel bir yazım tarzıyla birleştiriyor ve ününün hakkını veren bir anlatı ortaya çıkarıyor. Mizahi tarzı ve keskin zekasıyla kalıplaşmış anlayışları ve yerleşik ilişkileri sorgulayan Winterson, Tek Meyve Portakal Değildir’de dönüp geçmişine bakarken okuru da “kendini icat etmeye” çağırıyor.

Robinson Crusoe

İngiliz yazar Daniel Defoe (1660 – 1731), genç yaşta ticarete atılıp-çeşitli işler yapmış, onüç kez zengin olup iflas etmiştir. 3. William hizmetinde yergi yazarı olarak çalışmış. Dergiler çıkarmış, dergiler için yazılar yazmış.

‘Robinson Cruose’yu 1719’da İskoçyalı denizci Alexander Selkirk’in serüveninden esinlenerek yazmıştır. Kitabı imzasız yayınlanmıştır. Kitabı olağanüstü bir ilgi görünce iki yıl sonra ikinci bölümünü yayınlamıştır. Robinson Crusoe’dan başka da serüvenler yazmıştır. ‘Robinson Crusoe’ Daniel Defoe’nun, dünyada vazgeçilmez, sürekli okunan yapıtıdır.

Leydi Susan

“Görüş ve niyetlerimi sana açıkça söylüyorum: Seni korkularından yola çıkarak değil, izanından ve sevginden yola çıkarak kazanmak istiyorum. Leydi Susan Vernon’la evlendiğini görürsem bir daha asla huzur bulamam; böyle bir şey bu zamana dek oğlumla duyduğum haklı gururun ölümü olur; oğlumu görmek, hakkında bir şey duymak, hatta düşünmek bile yüzümü kızartır. Bu mektubu yazmakla elime kendi zihnimi rahatlatmaktan başka bir şey geçmeyecek belki; fakat Leydi Susan’la olan yakınlığının arkadaşların tarafından bilindiğini söylemek ve seni bu kadına karşı uyarmak benim görevim.”

19. yüzyılda yaşamış ünlü İngiliz romancı Jane Austen, dul bir kadınla genç kızının entrikalarla dolu evlilik macerasını kendine has üslubuyla anlatıyor. Mektuplaşma formuyla yazdığı bu kısa romanında da güçlü karakter analizleri, döneme ilişkin tasvirleriyle okurlarını kendisine bir kez daha hayran bırakıyor.

Bir Hışımla

Geoff Dyer mesleğine gönülden bağlı, kabiliyetli genç bir yazardır. Hayran olduğu büyük yazar D. H. Lawrence üzerine bir inceleme yazmaya karar verir. Ancak ne zaman masanın başına geçse, bir türlü çalışmasına odaklanamaz. Dikkatini dağıtansa… hemen her şeydir!

Otobiyografik roman, gezi, edebiyat incelemesi, itirafname, taşlama, anı, anlatı… Çağdaş İngiliz edebiyatının ustalarından Geoff Dyer, en sevilen kitabı Bir Hışımla’da edebiyatın belli başı türleri arasında “kendi usulünce” mekik dokuyor. D. H. Lawrence’in yaşamını çok farklı bir yaklaşımla ele alması bir yana, hayat, özgürlük, melankoli, sorumluluklar, yazmak, bir yere ait olmak ya da olmamak, hatta, “olmak ya da olmamak” gibi ağır meseleler hakkında da, deyim yerindeyse, döktürüyor…

“Bir D. H. Lawrence müptelasının iç dünyasını son derece  eğlenceli ve özgün bir şekilde anlatıyor.”

– Alain de Botton 

“Muhteşem… ‘yan çizmek’ üzerine fevkalade bir kitap. Bu bir yana, Lawrence’ı bildiğim kitapların hepsinden daha iyi anlatıyor.” 

– James  Wood, Guardian

“Edebiyat eleştirisinin adını kötüye çıkaran kitaplardan. Çok da komik.”  

– John Berger 

“Okuduğum en komik kitap.”  

– Steve Martin

“Komik ve kendini-baltalama raddesinde dobra, üslubundaki Nabokov’vari dokunuşlar da cabası.”  

– William Boyd

Bir Avuç Toz

Lady Brenda Last, yedi yıldır evli olduğu Tony Last’ten ve aile yadigârı malikânelerindeki günlük hayattan bunalmıştır. Tekdüze yaşantısına Londra sosyetesine katılmakla teselli bulan Brenda, zamanla ailesine sırt çevirip yapmacık bir gençle, John Beaver’la kaçamak yapar. Karısının sadakatsizliğinden başka büyük sarsıntılar da yaşayan Tony Last, her şeyi ardında bırakma kararı alarak uzun, zorlu bir yolculuğa çıkar. Ancak gün geçtikçe kılavuzunu büsbütün kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. 

Frank Kermode, Alexander Woollcott gibi önde gelen eleştirmenlerce yüzyılın en önemli romanları arasında gösterilen, Time dergisinin belirlediği “Yüzyılın İngilizcedeki En İyi Yüz Romanı” listesine dahil edilen Bir Avuç Toz, benzersiz üslubuyla trajedi, komedi ve taşlamanın harmanlandığı bir roman. Yabancılaşmış bir neslin sorunlarını irdeleyen Evelyn Waugh, toplumu ve tek tek bireyleri bir arada tutan bağların çözülmesiyle gelen üstü örtülü barbarlığı, sakınmasız bir gözle betimliyor.

“İncelikli tarzıyla bir taşlama başyapıtı bu roman. Komik de… Harikulade bir kitap.”

– John BanvIlle, Guardian

“20. yüzyılın en ürpertici, en amansız, en iyi romanlarından biri.”

– NIcholas Lezard, Guardian

Venedik’te Aşk Varanasi’de Ölüm

İki yılda bir uluslararası sanat camiası Bienal’in açılışı için Venedik’e akın eder. Bunların arasında bıkkın ve umarsız gazeteci Jeff Atman da vardır. Gündüzleri enstalasyonların yani promosyon bez torbaların peşinden koşan sanatseverler, geceleri masrafların kurumlara yazdırıldığı alkol ve uyuşturucu dolu partilerin birinden diğerine giderler. Mesleğine ve kendine tamamen yabancılaşmış Jeff Atman, bu gecelerden birinde karşısına çıkan Laura’yla adeta yeniden doğar ve kaybettiği heyecanını tekrar kazanır. Kısa bir sürede alevlenen aşkları ve yakaladıkları uyum kalıcı olacak mıdır?

Her yıl binlerce insan, Hindistan’ın en kutsal kenti olan Varanasi’nin Ganj kıyısındaki basamaklarına akın eder. Bunlar arasında gazeteci olan gizemli anlatıcımız da vardır. Daha önce Venedik’te rastladığımız Jeff midir bu, yoksa bambaşka biri mi? Birkaç günlüğüne gelip de aylarca Varanasi’de kalan anlatıcımız, burada varoluşunu sorgulamaya başlar ve benliğini bulur. Yoksa kaybeder mi demeli? İsteyerek veya zorunluluktan geride bıraktığı tüm hazların bir yansımasını görür kutsal Ganj’ın kirli sularında. Dünyanın çok farklı köşelerindeki bu iki eski su kenti birbirine geçmeye, birbiriyle kaynaşmaya başlar. İki farklı kentte geçen iki farklı öykü, aslında tek bir öykünün iki farklı yüzü olabilir mi?

Çağdaş İngiliz edebiyatının en önemli isimlerinden Geoff Dyer hiçbir koşulda elden bırakmadığı ironik yaklaşımıyla modern dünyanın modern insanlarının açmazlarını, tatminsizliklerini ve çelişkilerini pırıltılı bir anlatımla işliyor.

Dorian Gray’in Portresi – Sansürsüz Basım

Olağanüstü güzellikteki bir genç adamın, çekiciliğinden al­dığı güçle zaman içinde yozlaşmasını anlatan Dorian Gray’irı Portresi, yayımlandığı zaman okurları da eleştirmenleri de derinden sarsmış ve Oscar Wilde isminin edebiyat tarihine kazınmasına neden olmuştur. Fakat günümüzdeki baskılar­da temel alman metin, kitabın ilk olarak Lippincott’s Monthly Magazine’de çıkan ve tepki çektiği için dergi editörleri ve ar­dından bizzat Wilde tarafından sansürlenen halidir.

Nicholas Frankel’ın editörlüğünü yaptığı bu baskıda, Dorian Gray’in Portresi’nin 1890’da dergiye teslim edilen sansürsüz nüshası esas alındı. Böylece Dorian Gray’in hikayesi, “düzel­ti” adı altında hoyratça yapılan budamalardan, “ahlaksızca” olduğu düşüncesiyle “yumuşatılmış” ifadelerden arındırılıp, ilk defa Wilde’ın asıl kurguladığı biçimiyle hayat bulmuş oldu.

Oscar Wilde, kendisini romandaki Basil Hallward karakte­riyle özdeşleştirdiğini, ancak aslında Dorian olmak istediğini söylemiş, “Belki başka çağlarda,” diye de eklemiştir. Yaşadı­ğı çağda zulüm gören ve “ahlak bozukluğundan” hapse atı­lan Wilde’ın gotik öğeler taşıyan büyüleyici romanı Dorian Gray’in Portresi, bugün nihayet özgün hali ve Ülker İnce’nin, Dünya Kitap dergisi, 2014 “Yılın Çeviri Kitabı Ödülü”nü alan Türkçesiyle okurların karşısına çıkıyor.

Aşk ; Her Şeye Rağmen

Bir yanda soylu bir kız, diğer yanda sıradan bir aileden gelen, ne serveti ne de unvanı olan genç ve yakışıklı bir adam…

Bulundukları bölgedeki katı geleneklere rağmen birbirlerine aşık olmuş ama aralarındaki bu uçurum ayrılmalarına neden olmuştu. Peki, aşk unvan, para pul dinler miydi?

Sekiz yıl önce anne gibi gördüğü dostunun öğüdüne uyup sevdiği adamdan ayrılan Anne Elliot yeniden mutluluğu, ikinci bir şansı bulabilecek mi?

Jane Austen’in kaleme aldığı bu başyapıtla aşkı bir kez daha sorgulayacak ve kitabın etkisinden uzun süre kurtulamayacaksınız.

Kral 6. Henry – 3

William Shakespeare (1564-1616): Oyunları ve şiirlerinde insanlık durumlarını dile getiriş gücüyle yaklaşık 400 yıldır bütün dünya okur ve seyircilerini etkilemeyi sürdüren efsanevi yazar. 1590-1591 yıllarında yazıldığı tahmin edilen bu oyunun First Folio’ya 1623 yılında dâhil edildiği sanılıyor. Oyun ikinci bölümün kaldığı yerden başlar, Güller Savaşı sürmektedir, tüm karakterler cinayetler, tuzaklar, taht kavgalarıyla bu girdabın içine çekilmiştir. Tahtın laneti çarkı bir kez daha çevirecek, Kral VI. Henry’nin hikâyesinden de bambaşka bir tarihî oyun doğacaktır.

Kral 6. Henry – 3 Ciltli

William Shakespeare (1564-1616): Oyunları ve şiirlerinde insanlık durumlarını dile getiriş gücüyle yaklaşık 400 yıldır bütün dünya okur ve seyircilerini etkilemeyi sürdüren efsanevi yazar. 1590-1591 yıllarında yazıldığı tahmin edilen bu oyunun First Folio’ya 1623 yılında dâhil edildiği sanılıyor. Oyun ikinci bölümün kaldığı yerden başlar, Güller Savaşı sürmektedir, tüm karakterler cinayetler, tuzaklar, taht kavgalarıyla bu girdabın içine çekilmiştir. Tahtın laneti çarkı bir kez daha çevirecek, Kral VI. Henry’nin hikâyesinden de bambaşka bir tarihî oyun doğacaktır.

Fırtına

William Shakespeare (1564-1616): Oyunları ve şiirlerinde insanlık durumlarını dile getiriş gücüyle yaklaşık 400 yıldır bütün dünya okur ve seyircilerini etkilemeyi sürdüren efsanevi yazar. 1611 yılında yazıldığı tahmin edilen ve Shakespeare’in tek başına yazdığı son oyun olduğu düşünülen Fırtına, yazarın son dönemine ait dört romanstan (Pericles, Cymbeline, Kış Masalı, Fırtına) biridir. Bu mucizevi oyun, On İkinci Gece gibi ana olay örgüsünün bir parodisini sunan bir alt olay örgüsüne, Aşkın Emeği Boşuna gibi masque ve oyun-içinde-oyunlara, Bir Yaz Gecesi Rüyası gibi doğaüstü öğelere, ahengi temsil eden bir müziğe sahiptir. Bu son oyunla Shakespeare’in bütün eserleri Türkçede ilk kez Hasan Âli Yücel Klasikleri’nde tamamlanmış oluyor.

Düzülke

İngiliz dinadamı, eğitimci ve Shakespeare bilgini Edwin A. Abbott’un Düzülke’si 100 yıldan uzun bir süredir okurları etkilemeyi başarmış bir bilim ve matematik kurgusu, eğlenceli bir yergi. İki boyutlu Düzülke’de yaşayan bir Kare’nin günlük hayatı aracılığıyla iki boyutta yaşamanın nasıl bir şey olduğunu öğreniriz önce. Kadınları, erkekleri, sınıfları ve yöneticileri olan bir dünyadır burası. Sonra onunla birlikte çizgiülke, uzayülke ve noktaülkeyi keşfederiz. İki boyutlu bir dünya ve üç boyutlu dünyanın farklarını öğrenirken insan zihninin genel olarak daha büyük bir gerçekliği hayal edememesini öğreniriz aslında.

Düzülke bizi yalnızca matematiksel ve fiziksel sınırlamalara değil, toplumsal sınırlamalar da dahil olmak üzere genel olarak evrenimize koyduğumuz sınırlamalar sorununa yöneltir. 1884’te yayımlanmış ama dün yazılmış gibi okunan bir kitap olmasının sırrı, insanın düşünme alışkanlıklarına kök salmış algılamaları aşmasının zorluğunu vurgulamasıdır belki de.

“Düzülke yalnızca eğlenceli ve zekice bir geometri alıştırması olmayıp, Evrenimiz ve kendimiz hakkında derin düşüncelere dalmamıza yol açabilecek bir söylevdir.”

– Isaac Asimov

Macbeth

Macbeth, Shakespeare’in dört büyük tragedyasının sonuncusu ve kötülük üstüne yazdığı en derin ve en olgun fantezisidir. III. Richard’daki önüne geçilemeyen o güçlü trajik çark  bu tragedyada daha şiddetli bir biçimde kendini gösterir. Macbeth’teki kendine özgü kötülük, Ortaçağ’ın yarı karanlık ilkel atmosferinde kanlı bir saltanatın şiirsel öyküsüne doğru gelişir. Bir isyanı bastırmış olan Macbeth tahta en yakın kişidir. Kral olabilir, onun için de olmalıdır. Önce kralı  sonra cinayetin tanıklarını öldürür, daha sonra ondan kuşkulananları ortadan kaldırır.

Günler geçtikçe daha çok kişinin canına kıyar çünkü herkes ona karşıdır artık. Oyunun en hareketli bölümlerinden biri olan V. Perde 3. Sahne’de buyruğunu verir Seyton’a ;

“Daha fazla atlı yollayın, daha fazla;
Dolaşsınlar ülkeyi bir baştan öbür başa;
Korkudan söz edenleri assınlar bir ağaca.”

Vişnenin Cinsiyeti

17. yüzyıl İngiltere’si olan ya da olmayan, fantastik bir dünyada Thames Nehri’nde bir bebek bulunur. Jordan adındaki bu bebek, Köpek Kadın tarafından kurtarılır ve büyüyüp dünyayı gezmeye başlar; ama maceralarında karşılaştığı tuhaflıklar kendi zihninin ürünüdür.

Vişnenin Cinsiyeti, hayal gücüne yazılmış bir güzellemedir. Olup bitenler arasındaki boşlukları ve o boşluklar arasındaki tanımlanmayan zamanları dert edinen, zamanla derdi olan, okumanın bize okumamaktan daha çok zaman kazandıracağını öğütleyen bir eser; özlemi çekilen, hayali kurulan şeylere dair, katı cisimlerden oluşmuş dünyaya bir meydan okumadır. Bizi bir içsel yolculuktan diğerine taşırken, zamanın ve belleğin doğası üzerine de baş döndürücü sorgulamalara götürür.

Jeanette Winterson, tarih ve gerçeklik, aşk ve cinsellik, yalan ve gerçek gibi kavramların algılanışı üzerinden oyunlar oynayarak ustalıkla kaleme aldığı Vişnenin Cinsiyeti’nde on iki prensesin hikâyesini anlatır; bu prensesler sonsuza kadar mutlu yaşamışlardır ama kocalarıyla değil…

 

Kral 6. Henry – 2

William Shakespeare (1564-1616): Oyunları ve şiirlerinde insanlık durumlarını dile getiriş gücüyle yaklaşık 400 yıldır bütün dünya okur ve seyircilerini etkilemeyi sürdüren efsanevi yazar. Kral VI. Henry’nin ikinci bölümünün ana teması siyasal entrikalardır. İlk bölümden farklı olarak olaylar daha geniş kapsamlı aktarılır. Soylular arasındaki dağılma ve anlaşmazlığın halka da sirayet etmesi, huzursuzluğun ülkenin tamamına yayılması başarıyla yansıtılır. Shakespeare Kral VI. Henry’nin ikinci bölümünde, İngiltere tarihinin en karmaşık dönemini dramatik etkiyi hiç azaltmadan kurgulamayı başarmıştır.

Kral 6. Henry – 2 Ciltli

William Shakespeare (1564-1616): Oyunları ve şiirlerinde insanlık durumlarını dile getiriş gücüyle yaklaşık 400 yıldır bütün dünya okur ve seyircilerini etkilemeyi sürdüren efsanevi yazar. Kral VI. Henry’nin ikinci bölümünün ana teması siyasal entrikalardır. İlk bölümden farklı olarak olaylar daha geniş kapsamlı aktarılır. Soylular arasındaki dağılma ve anlaşmazlığın halka da sirayet etmesi, huzursuzluğun ülkenin tamamına yayılması başarıyla yansıtılır. Shakespeare Kral VI. Henry’nin ikinci bölümünde, İngiltere tarihinin en karmaşık dönemini dramatik etkiyi hiç azaltmadan kurgulamayı başarmıştır.

Windsor'un Şen Kadınları (Ciltli) Ciltli

William Shakespeare (1564-1616): Oyunları ve şiirlerinde insanlık durumlarını dile getiriş gücüyle yaklaşık 400 yıldır bütün dünya okur ve seyircilerini etkilemeyi sürdüren efsanevi yazar. I. Elizabeth’in Kral IV. Henry’nin birinci bölümünü izledikten sonra Shakespeare’den çok beğendiği Falstaff karakterine dair bir oyun yazmasını istediği, Shakespeare’in de Falstaff’ı ölümsüz kılmak için Kral IV. Henry’nin ikinci bölümünü yazmayı erteleyip, Windsor’un Şen Kadınları’nı yazdığı rivayet edilir. Oyunun ilk kez 1597 yılında kraliçenin huzurunda oynandığı tahmin edilmektedir. Windsor’un Şen Kadınları gerek olay örgüsü, gerek karakterleri, gerekse de dil oyunları açısından Shakespeare’in en önemli komedyalarından biridir.

Windsor'un Şen Kadınları

William Shakespeare (1564-1616): Oyunları ve şiirlerinde insanlık durumlarını dile getiriş gücüyle yaklaşık 400 yıldır bütün dünya okur ve seyircilerini etkilemeyi sürdüren efsanevi yazar. I. Elizabeth’in Kral IV. Henry’nin birinci bölümünü izledikten sonra Shakespeare’den çok beğendiği Falstaff karakterine dair bir oyun yazmasını istediği, Shakespeare’in de Falstaff’ı ölümsüz kılmak için Kral IV. Henry’nin ikinci bölümünü yazmayı erteleyip, Windsor’un Şen Kadınları’nı yazdığı rivayet edilir. Oyunun ilk kez 1597 yılında kraliçenin huzurunda oynandığı tahmin edilmektedir. Windsor’un Şen Kadınları gerek olay örgüsü, gerek karakterleri, gerekse de dil oyunları açısından Shakespeare’in en önemli komedyalarından biridir.

Homunculus

Philip K. Dick ödüllü dev roman

Fantezi edebiyatının usta kalemi James P. Blaylock’tan

“Viktorya Dönemi Londra’sı hakkında yazılabilecek en akıcı, en komik, en renkli, acayip ve korkunç roman…”

– Tim Powers, Anubis Gates’in yazarı

1875 yılının 4 Nisanında -İlyas’ın söylenene göre ateşten bir atın üzerinde yıldızlara uçtuğu günden beri otuz dört yüzyıl ve Joanna Southcote’un yeni bir mesihe günahsız bir şekilde hamile kalmış olmaktan ziyade, ödemden muzdarip olduğuna dair yapılan kuşkulu resmi açıklamanın üzerinden seksen yıldan fazla zaman geçmişti.

Langdon St. Ives yağmurlu bir gecede, Leicester Meydanı’nda durdu ve nemli bir puroyu yakmak için başarısızlıkla sonuçlanan bir girişimde bulundu. Kafasını kaldırıp gözlerini kısarak, sırılsıklam olmuş fötr şapkasının altından ileriye, Charing Cross Caddesi’ne baktı ve birinin yaklaşmasını bekledi.”

“Owlesby homunculusa ait olan uzay aracının Londra’da olduğundan emindi. Aracı bulmayı ve o lanet olasıca yaratığa ölüm ve zaman üzerinde kontrol gücü karşılığında -deyim yerindeyse satmayı umuyordu. Deliliğe ve alçaklığa sürüklenişinin sebebinin bilimsel açgözlülük mü yoksa homunculusla irtibat halinde olması nedeniyle
yavaş yavaş zehirlenmesi mi olduğunu söylemek imkansız. Belli ki bunu Owlesby bile tam olarak bilmiyordu.”

Uzun Yürüyüş’te Mao’nun Maceraları

Mao, Çin İç Savaşı sırasında meşhur Uzun Yürüyüş’ünü yapar. Frederic Tuten, yıllar sonra bu olayı kendisine has bir şekilde anlatır: 

İşin içine Hemingway, Kerouac, Herman Melville veya Oscar Wilde’ı da karıştırır. Pastiş ve kolajlar yapar, bazı metinlerin parodilerini yazar, mizahını esirgemez. Sonunda, olağanüstü nükteli, bozguncu ve Amerikan pop art hareketinin ikonu olan bir roman çıkar ortaya.

Tuten’in Türkçe baskı için yazdığı önsöz ve Gökhan Aksay’ın çevirisiyle…

“Frederic Tuten, insanı acımasızca kahkahalara boğan bir kitap yazmış. Uzun Yürüyüş’te Mao’nun Maceraları, Amerikan uzun yürüyüşünün kültür engelli piyadeleri için buz gibi bir gazoz, bir soğuk kompres, ağaç altı bir gölgelik.”

– Susan Sontag

“Dâhice kotarılmış bir metin ve şimdiye kadar yapılmış en iyi post-modern çalışma… Türünün başyapıtı…”

– Oscar Hijuelos

“Çok sevimli ve özgün. Gülünç, acı ve ciddi.”

– Iris Murdoch

Vahiy Kitapları Ciltli

“Arzularının yangınları içinde yürür insan…”

– William Blake

William Blake (1757-1827) on sekizinci yüzyıl edebiyat ve sanat dünyası içinde kendine özgü bir yere sahip. Vizyoner kişiliği, mistik dünya görüşü, vahyi (prophecy) ön plana çıkartan sanat anlayışı, yarattığı kurgusal-mitolojik dünya, sanatını görsellik içinde sunuşu, insanın özündeki yaratıcı tahayyüle vurguda bulunuşu, rasyonalist-materyalist anlayışa karşı çıkışı, geleneksel din ve devlet algısını reddetmesi hep Blake’in özgün konumunu pekiştiren özellikleridir.

Bu kitapta, Blake’in 1789-1795 yılları arasında meydana getirdiği toplam sekiz çalışmasının çevirileri tıpkıbasımlarıyla birlikte yer alıyor. Bu çalışmalar, Blake’in Illuminated Prophetic Books (RenklendirilmişVahiy Kitapları) olarak nitelendirilen eserleridir. Burada Blake, kendi geliştirdiği renklendirilmiş gravür baskı tekniğini kullanarak yaratıcı-vizyoner hayal gücünü önemli yapıtlara dönüştürmüştür.

Bu şiirleri çevirirken, Türkçenin ifade zenginliğinden olabildiğince yararlanmaya, destansı-mistik havayı kendi dilimizde de yakalamaya çaba gösterilmiştir.

Heart of Darkness

Heart of Darkness is a novella written by Joseph Conrad. It was classified by the Modern Library website editors as one of the “100 best novels”and part of the Western canon. The story centers on Charles Marlow, who narrates most of the book. He is an Englishman who takes a foreign assignment from a Belgian trading company as a river-boat captain in A

Preface (About the Book)frica. 

Heart of Darkness (1899) is a short novel by Joseph Conrad, written as a frame narrative, about Charles Marlow’s life as an ivory transporter down the Congo River in Central Africa. The river is “a mighty big river, that you could see on the map, resembling an immense snake uncoiled, with its head in the sea, its body at rest curving afar over a vast country, and its tail lost in the depths of the land.” In the course of his travel in central Africa, Marlow becomes obsessed with Mr. Kurtz.

The story is a complex exploration of the attitudes people hold on what constitutes a barbarian versus a civilized society and the attitudes on colonialism and racism that were part and parcel of European imperialism. Originally published as a three-part serial story, in Blackwood`s Magazine, the novella Heart of Darkness has been variously published and translated into many languages. In 1998, the Modern Library ranked Heart of Darkness as the sixty-seventh of the hundred best novels in English of the twentieth century.

Great Expectations

Chapter
My father’s family name being Pirrip, and my Christian name Philip, my infant tongue could make of both names nothing longer or more explicit than Pip. So, I called myself Pip, and came to be called Pip.

I give Pirrip as my father`s family name, on the authority of his tombstone and my sister, Mrs. Joe Gargery, who married the blacksmith. As I never saw my father or my mother, and never saw any likeness of either of them (for their days were long before the days of photographs), my first fancies regarding what they were like were unreasonably derived from their tombstones. The shape of the letters on my father`s, gave me an odd idea that he was a square, stout, dark man, with curly black hair. From the character and turn of the inscription, “Also Georgiana Wife of the Above,” I drew a childish conclusion that my mother was freckled and sickly. To five little stone lozenges, each about a foot and a half long, which were arranged in a neat row beside their grave, and were sacred to the memory of five little brothers of mine, who gave up trying to get a living, exceedingly early in that universal struggle, I am indebted for a belief I religiously entertained that they had all been born on their backs with their hands in their trousers-pockets, and had never taken them out in this state of existence.

Ours was the marsh country, down by the river, within, as the river wound, twenty miles of the sea. My first most vivid and broad impression of the identity of things seems to me to have been gained on a memorable raw afternoon towards evening. At such a time I found out for certain that this bleak place overgrown with nettles was the churchyard; and that Philip Pirrip, late of this parish, and also Georgiana wife of the above, were dead and buried; and that Alexander, Bartholomew, Abraham, Tobias, and Roger, infant children of the aforesaid, were also dead and buried; and that the dark flat wilderness beyond the churchyard, intersected with dikes and mounds and gates, with scattered cattle feeding on it, was the marshes; and that the low leaden line beyond was the river; and that the distant savage lair from which the wind was rushing was the sea; and that the small bundle of shivers growing afraid of it all and beginning to cry, was Pip.

Hard Times

Now, what I want is, Facts. Teach these boys and girls nothing but Facts. Facts alone are wanted in life. Plant nothing else, and root out everything else. You can only form the minds of reasoning animals upon Facts: nothing else will ever be of any service to them. This is the principle on which I bring up my own children, and this is the principle on which I bring up these children. Stick to Facts, sir!’ The scene was a plain, bare, monotonous vault of a school-room, and the speaker’s square forefinger emphasized his observations by underscoring every sentence with a line on the schoolmaster’s sleeve.

The emphasis was helped by the speaker’s hair, which bristled on the skirts of his bald head, a plantation of firs to keep the wind from its shining surface, all covered with knobs, like the crust of a plum pie, as if the head had scarcely warehouse-room for the hard facts stored inside. The speaker’s obstinate carriage, square coat, square legs, square shoulders, nay, his very neckcloth, trained to take him by the throat with an unaccommodating grasp, like a stubborn fact, as it was, all helped the emphasis. In this life, we want nothing but Facts, sir; nothing but Facts!’ The speaker, and the schoolmaster, and the third grown person present, all backed a little, and swept with their eyes the inclined plane of little vessels then and there arranged in order, ready to have imperial gallons of facts poured into them until they were full to the brim…”

Kralyapanın Kızı

Lanetler, casuslar ve zehirle kuşatılmıtı. Kadar ona düşmanken, kime güvenecekti? New York Times çoksatarı, tarihi romanların kraliçesi Philippa Gregory, İngiltere Kralı 4. Edward’ın sarayındaki komplolara, aşk ve güç uğruna verilen ölümüne savaşlara dair nefes kesici bir romanla karşınızda. On beşinci yüzyıl İngiltere’sinin en güçlü adamı, “kralyapan” olarak da tanınan Warwick Kontu Richard Neville, bir erkek varisi olmadığı için siyasi oyunlarında kızları Anne ve Isabel’i piyon olarak kullanıyordu. İki kız kardeş zamanla kraliyette önemli oyuncular haline gelmişti. Anne, 4. Edward’ın ve güzel kraliçesi Elizabeth Woodville’in sarayında kardeşiyle birlikte mutlu bir çocukluk geçirmişti. Ancak babaları, bir zamanlar dostu olan insanlara savaş açınca, korku dolu ve umutsuz günler, iki kız kardeşin mutluluğuna gölge düşürdü. On dört yaşında evlenen Anne, çok geçmeden en sevdiklerini kaybedecek, kendini düşmanlardan korumak için yaptığı tercihler, onu, kraliyetin en güçlüleriyle karşı karşıya getirecekti. Üstelik Anne, bu hayatta kalma savaşında tek başınaydı.Boleyn Kızı’ndan sonraki ilk kız kardeşler hikayesi olan Kralyapanın Kızı’nda, Philippa Gregory iki etkileyici genç kadının hayatını keşfe çıkıyor. Bu muhteşem tarihi şölende, miras alınan günahların bedelini er ya da geç masum umutlar ödüyor.

Philippa Gregory, Tudor döneminin duygusal ve tarihsel çalkantılarını anlatan uluslararası çoksatar Boleyn Kızı’yla popüler tarih romancılığının tahtına oturdu. Sussex Üniversitesi’nin eski öğrencilerinden olan Gregory, 2009 yılında Edinburgh Üniversitesi’nden doktorasını aldı. Büyük bir aşk ve özenle yarattığı romanlarıyla, alanında bir numara olduğunu her defasında kanıtlayan yazar, İngiltere, Yorkshire’da, küçük bir çiftlikte yaşıyor.

2. Richard

William Shakespeare (1564-1616) Oyunları ve şiirlerinde insanlık durumlarını dile getiriş gücüyle yaklaşık 400 yıldır bütün dünya okur ve seyircilerini etkilemeyi sürdüren efsanevi yazar. Shakespeare’in 1595 yılında yazdığı sanılan 2. Richard oyununa yazarın olgunluk dönemi tragedyalarının habercisi olan deneysel bir girişim denebilir. 2. Richard içerdiği trajikomik öğeler nedeniyle çağdaş oyunlara yakındır. Oyunda Tanrı’nın vekili olarak kutsandığına inanan Richard ile halkın desteğini alan Bolingbroke’un mücadelesi anlatılır. Alt metindeyse dönemin güç ve adalet anlayışının değişmeye başladığına dair ipuçları görülür.

2.Richard Ciltli

William Shakespeare (1564-1616) Oyunları ve şiirlerinde insanlık durumlarını dile getiriş gücüyle yaklaşık 400 yıldır bütün dünya okur ve seyircilerini etkilemeyi sürdüren efsanevi yazar. Shakespeare’in 1595 yılında yazdığı sanılan II. Richard oyununa yazarın olgunluk dönemi tragedyalarının habercisi olan deneysel bir girişim denebilir. II. Richard içerdiği trajikomik öğeler nedeniyle çağdaş oyunlara yakındır. Oyunda Tanrı’nın vekili olarak kutsandığına inanan Richard ile halkın desteğini alan Bolingbroke’un mücadelesi anlatılır. Alt metindeyse dönemin güç ve adalet anlayışının değişmeye başladığına dair ipuçları görülür.