Tanzimat Sonrası Yayıncılık ve Roman

Modernite deneyimi birbiriyle çatışan iki modern kimlik yaratmıştır: tüketimcilik ve vatandaşlık. Tüketimcilik metalara bağlanmayı ve bencil bireyselliği içerir. Vatandaşlık ise, kolektif olana bağlılığı ve kolektif olan için sorumluluk duymayı. Osmanlı modernleşmesi sürecinde de, Tanzimat’tan sonra, birbiriyle çatışan bu iki modern kimliğin ön eğilimleri görülmeye başlanmıştır. Bu nedenle Yeni Osmanlılar ve onlara yakın yazarlar, Tanzimat bürokratlarının aşırı tüketimci ve topluma karşı sorumsuz davranışlarını eserlerinde eleştirmişlerdir. Yazarların bu eleştirileri, romanlarında unutulmaz karakterler yaratmalarına neden olmuştur.

Bu karakterlerden, belki de en önemlisi, Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası romanındaki, aşırı tüketimci birey Bihruz Bey’dir. Fakat ondan önce Ahmet Mithat’ın, Felâtun Bey ile Râkım Efendi romanında, tüketimci birey Felâtun Bey’in karşısına çıkarılan: etrafındakilere karşı sorumlu, çalışkan, üretken ve geleneklerine bağlı ve aynı zamanda Batılı değerlere de sahip olan Râkım Efendi, Yeni Osmanlılar’ın hayata geçirmek istedikleri ‘vatandaş’ tipini temsil etmektedir. Her iki yazarın düşüncelerinde Aydınlanma düşünürlerinin etkisi olmakla birlikte, Recaizade Mahmut Ekrem’in Rousseau’nun fikirlerine çok daha yakın olduğu saptanmıştır.

Gazeteci Olmak Önce Adam Olmak Demektir

“Gazeteci Olmak Önce Adam Olmak Demektir”adlı anılar kitabımın ilk baskısının önsözünde:

“Bu öyküler, sıra dışı sayılabilecek 56 yıllık bir yaşamın bazı bölümlerinden kesitleri, tanıklıkları dillendiriyor.

Kimi eğlenceli, kimi düşünceli…

Kesin, abartı yok; düş gücü yok; bire bir…

Ajans haberi gibi, elden geldiğince de yalın.

Ama hepsinin içinde iyi, kötü bir ileti var.

Belki birilerinin işine yarar…”

demişim.

Kitabımın elinizdeki ikinci baskısını, aklıma sonradan gelen başka anılarımın yanı sıra bazı makalelerimin, çeşitli toplantılarda yaptığım konuşmaların ve benimle gerçekleştirilen birkaç söyleşinin özet metinleriyle genişlettim.

Şimdi, “62 yıllık bir yaşamın bazı bölümlerinden kesitleri, tanıklıkları dillendiren” eski! ve yeni! anılarımın, hem de öteki metinlerin, yine başta gazeteci adayları olmak üzere, “birilerinin işine yarayacağı” iddiasını yine taşıyorum.

Prof. Dr. Atilla Girgin,

 

Telesafir

Halit Kıvanç, bizim Televizyonun doğduğu, emeklediği, yürüdüğü, konuştuğu, yuvaya gittiği, okula başladığı günlerde, onun yanında, çok yakınındaydı. Televizyonumuz geliştiğinde, iş sahibi, çoluk çocuk sahibi olduğunda da ayrılmadı ondan. Daha sonra Televizyonumuzun alkışlandığı ya da eleştirildiği günlerde, gecelerde, Kıvanç’ı “konuşur” yanıyla hep ekranda gördük, bugün de görmeye devam ediyoruz. İşte Halit Kıvanç, şimdi de “yazar” yanıyla, yaşadığı bu anıları size sunuyor ve Televizyon tarihimize ışık tutuyor. 

İmgebilim Öteki’nin Bilimine Giriş

Freud’dan Dyserinck’e kadar çok uzun bir yol kat etmiş olan imge incelemeleri, imgenin karmaşık yapısı gereği edebiyattan psikolojiye, iletişim bilimden sosyolojiye, tarihten siyaset bilime pek çok bilim dalının inceleme alanını kapsar. Bu çok yönlülük, imgenin bir yandan ötekini tanımlamak için kullanılan bir kavram olarak ele alınmasına, diğer yandan ise, bir algılama şekli olarak tanımlanmasına neden olmuştur. Bir anlamda her bilim dalı kendine özgü bir imge tanımı ve buna bağlı olarak imge inceleme yöntemi belirlemiştir. Bu çalışma ise imge incelemleri; “İmge, bir edebiyat incelemesidir” görüşünü benimseyen Fransız ekolünün, “İmge, bir tarih veya sosyoloji incelemesidir” görüşündeki Amerikan ekolünün ve son olarak da “İmge incelemesi, karşılaştırmalı edebiyat içinde bir bilim dalıdır” görüşünü öne süren Alman ekollerinin dışında farklı bir yaklaşımla ele alınmıştır. Yaklaşımımıza göre imge incelemeleri, kendi başına özgün bir bilim dalıdır. Bu yeni yaklaşım, bir anlamda her üç ekolün ortak noktalarını alarak bunlardan imge incelemelerine yeni bir bakış açısı kazandırma iddasındadır. Bu çerçeveden hareketle, gündelik ve politik biz/öteki tartışmalarının dışında çıkılarak, incelenecek olan bir imgenin, tarihsel süreç içindeki oluşumu, toplumsal bellekte kendine yer edinmesi, edebi eserlere yansıması, günümüz düşünce dünyasına etkisi, bireyin o kavram ile ilgili zihninde oluşan algılama şekillerinin yapısı ve bireyin davranışlarına etkisi yaklaşımın ana hatlarını oluşturmaktadır. Bunlara ek olarak, yine imge incelemelerinin sosyal bilimlerin pek çok alanıyla olan doğrudan ilişkisi, onun displinlerarası yapısına da vurgu yapmamızı zorunlu kılmıştır. Bunlar ele alırken “imgebilim kendi başına özgün bir bilim dalıdır” savı, farklı bir metodolojik yaklaşımla temellendirilmeye çalışılmıştır.

İletişim Denemeleri

İnsanı tanımak, ince düşünmek, itici olmak, acımak, konuşmak, küsmek, eğitim, sanat, politika, terör, teknoloji, aşk… İnsan yaşamayı dener; yaşamayı denerken iletişimi yaşar. İletişim denemeleri, insanın, yaşamı denemeden öteye geçip yaşamaya başladığı noktada gerekli ipuçlarıyla dolu.