Edebiyat, Hukuk ve Sair Tuhaflıklar

Vicdan, hak, geçmiş, bugün, pişmanlık, yüzleşme, öteki, toplum, gerçek, kurmaca, niyet, hakkaniyet, suç, ceza, hafıza, kötülük, hüküm, adalet ve sair tuhaflıklar…

Uzun yıllardır edebiyat ve hukuk üzerine yazan ve dersler veren Cemal Bâli Akal ile edebiyatçı-hukukçu Yalçın Tosun’un hazırladığı, on iki yazarı bir araya getiren Edebiyat, Hukuk ve Sair Tuhaflıklar, edebiyat ve hukuk ilişkisini farklı açılardan masaya yatıran, farklı okumaları cömertçe önümüze sunan bir yazılar toplamı. Görmezden gelenlerin aksine, bu ilişkinin söz ve yasa kadar eski bir birliktelik olduğunu bilerek cesur sorular soruyor: Edebiyat ve hukuk, birbirine benzese de bunu inkâr eden, ezelden küs kardeşler midir onlar yoksa birbirinden beslenen ve asla ayrılmayacak ikizler mi?

Sonuçta yasa da, hikâye de, ancak söz varsa vardır. Tuhaflıklar da o noktada başlar zaten. Yalçın Tosun’un dediği gibi: “Hukuk da hikâyeleri sever; tıpkı edebiyat gibi. Ne de olsa ikisi de sözcüklerden oluşur. Gerçek ya da değil, sözcüklerse çok tehlikeli bir güç taşırlar içlerinde.”

Edebiyat, Hukuk ve Sair Tuhaflıklar

Vicdan, hak, geçmiş, bugün, pişmanlık, yüzleşme, öteki, toplum, gerçek, kurmaca, niyet, hakkaniyet, suç, ceza, hafıza, kötülük, hüküm, adalet ve sair tuhaflıklar…

Uzun yıllardır edebiyat ve hukuk üzerine yazan ve dersler veren Cemal Bâli Akal ile edebiyatçı-hukukçu Yalçın Tosun’un hazırladığı, on iki yazarı bir araya getiren Edebiyat, Hukuk ve Sair Tuhaflıklar, edebiyat ve hukuk ilişkisini farklı açılardan masaya yatıran, farklı okumaları cömertçe önümüze sunan bir yazılar toplamı. Görmezden gelenlerin aksine, bu ilişkinin söz ve yasa kadar eski bir birliktelik olduğunu bilerek cesur sorular soruyor: Edebiyat ve hukuk, birbirine benzese de bunu inkâr eden, ezelden küs kardeşler midir onlar yoksa birbirinden beslenen ve asla ayrılmayacak ikizler mi?

Sonuçta yasa da, hikâye de, ancak söz varsa vardır. Tuhaflıklar da o noktada başlar zaten. Yalçın Tosun’un dediği gibi: “Hukuk da hikâyeleri sever; tıpkı edebiyat gibi. Ne de olsa ikisi de sözcüklerden oluşur. Gerçek ya da değil, sözcüklerse çok tehlikeli bir güç taşırlar içlerinde.”

Adalet Hiç Var Olmadı

İnsanoğlu tarih boyunca “adalet” aradı. Adaletli bir toplumsal-siyasal düzen uğruna zalimlere karşı direndi, devrimler yaptı. Bu süreçte de, uğrunda bunca savaşım verilen adaletin ne olduğunu açıklamak için hukukçular, düşünürler, filozoflar görüşler öne sürdüler. Ama “Adalet nedir?” sorusuna bugüne değin üzerinde anlaşılmış kavramsal bir tanıma ulaşılmış değil. Çoğunlukla adaletin üzerinde anlaşılan tek yönü, toplumdan topluma, toplum içindeki sınıf ve katmanlara göre, dahası zamana bağlı olarak değişken içerikli bir kavram olması…

Prof. Dr. Çetin Yetkin, adaletin bu değişkenliğinin dünyada ve Türkiye’de bu konuda yazılardan örnekler vererek açıklarken, bir yandan da gerçekte “adalet” diye bir şey olup olmadığını sorguluyor.

Yetkin’in bu kapsamlı çalışması, adaletin sınıfsal bir kavram olduğu, adaletin ancak hukukta ve yasalarda aranabileceği, ne var ki yasaları koyanların da egemen sınıftan başkası olmadığı için de kavramın içeriğinin bu sınıfa göre biçimlendiğini, bu gerçek gözardı edilecek olursa adalet arayışlarının boş bir çaba olacağını ortaya koyuyor. Yetkin’e göre, sınıflı toplumlarda adalet yalnızca bir düştür. Kitapta ayrıca emperyalizmin, küreselleşmenin, sosyal demokrasinin, uluslararası düzenin adaleti nasıl bir aldatmacaya dönüştürdüğü de ortaya konulmuş bulunuyor.

Yetkin diyor ki, “İnsanlar, yıllarca tutuklu kaldıktan sonra bir yanlışlık oldu denilerek serbest bırakıldıklarında ‘Yaşasın adalet!’ demekten vazgeçmelidirler. Çünkü adalet hiç olmadı ve olmayacaktır da. Yeter ki sınıfsız toplum ideali küresel düzeyde bir gün gerçekleşsin. Çünkü o zaman adalete zaten gereksinim duyulmayacaktır!”