Hadi Yapalım Aşkım

Anılarımızı saklmayı, eski fotoğraflarımıza bakıp güzel günleri tekrar hatırlamayı ve sevdiklerimizle paylaşmayı hepimiz severiz, değil mi?

Anılarımızı kaybetmenin ve onları paylaşmanın pek çok yolu var.

Bu kitap tam da bunun için oluşturuldu. Sevdiğiniz kişiyle birlikte boyayın, kesim, biçin, yapıştırın; mutlu anlar yaratın.  Bittiğinde ortaya eşsiz bir anı kitabı çıksın.

Durmayın aşkınızı tasarlayın, çünkü aşk tasarlamaktır.

Komik Bilmeceler Antolojisi

Renkli ve eğlenceli karikatürlerle süslenmiş binlerce komik bilmece…

Hayvanlar aleminden, öğrenci-öğretmen; kadın-erkek taşlamalarından, futbola kadar geniş bir yelpazede; hiç duymadığınız bilmecelerle garantili eğlence sunuyor…

Özellikle genç okurlar hoşça vakit geçirecek.

Adnan Ersan’ın yıllar süren çabalarıyla derlediği bilmeceleri okuyan herkes çok eğlenecek

Bulutların Üzerinde

“Büyük dağlar tamamen farklı bir dünyadır. Orada kar, buz, kayalar, gökyüzü ve oksijen yönünden incelip seyrelmiş bir hava vardır. Bu büyük dağları fethedemezsiniz. Sadece kısa bir süreliğine onların yüksekliğine erişebilirsiniz ve bunu yapabilmek de çok şey gerektirir. Verilen zorlu mücadele düşmanla ya da sporda olduğu gibi rakiple değil, kendinizle, zayıflık ve yetersizlik duygusuyladır. Bu mücadele benim hoşuma gidiyor. İşte bunun için de dağcı oldum. Her zirve farklıdır. Her biri yaşadığınız farklı bir yaşamdır. En tepe noktaya, yaşamak için sahip olmanız gerektiğini düşündüğünüz her şeyden vazgeçmiş olarak ulaşırsınız ve orada sadece ruhunuzla baş başa kalırsınız. Bu boş bakış noktası, kendinizle beraber uygar dünyanın bir parçası olan her ilişkiyi ve her nesneyi farklı bir yönden yeniden değerlendirmenizi sağlar.”

“Tırmanırken arkadaşlarını yitirenler, o kayıpları içlerine sindirmenin ne denli zor bir şey olduğunu daha iyi anlar. Bu kayıpların ölen kişilerin yakınları ve sevdikleri üzerindeki etkisini gördüğünüzde, siz de tırmanma sevdanızı yeniden değerlendirmeye zorlanırsınız. Yitirilen her dost tekrar dağlara dönmeyi, yeniden zirvelere giden yollara düşmeyi daha da güçleştirir. Fakat aramızda her şeye karşın oraya dönmek zorunda olanlar da vardır. Dağlar insanın

Federer

Pek çok ilke ve rekora imza atan, tenis dünyasının önemli ismi Federer, bu sporun önde gelen isimleri tarafından tarihin gelmiş  geçmiş en iyi tenis oyuncusu olarak taçlandırılmıştır. 17 Grand Slam şampiyonluğuyla, erkekler tenis tarihinde bu seviyeye  ulaşan ilk sporcu olma özelliğine sahip Federer, bu sporun en çok saygı duyulan ve parmakla gösterilen isimleri arasındadır. Tenise  adını altın harflerle yazdıran ünlü sporcunun hayatını ele alan bu kitap, onu daha yakından tanımak isteyenler için önemli bir kaynak.

“Federer’i çocukluk anılarından günümüze kadar anlatan bu kitap, ünlü sporcuya duyulan hayranlığı çok daha fazla tetikliyor.”

– The Independent

“Federer hayranları için kaçırılmayacak bir kitap. Yetenekli sporcunun hayatını anlatan bu kitap, tenise meraklı olan herkes tarafından okunmalı.”

– The Times

“Federer hakkında bugüne kadar okuduğum en iyi kitap. Tenis sporuna adını büyük harflerle yazdıran bu sporcuya hayran olmamak ne mümkün.”

– The Observer

Federer

Pek çok ilke ve rekora imza atan, tenis dünyasının önemli ismi Federer, bu sporun önde gelen isimleri tarafından tarihin gelmiş  geçmiş en iyi tenis oyuncusu olarak taçlandırılmıştır. 17 Grand Slam şampiyonluğuyla, erkekler tenis tarihinde bu seviyeye  ulaşan ilk sporcu olma özelliğine sahip Federer, bu sporun en çok saygı duyulan ve parmakla gösterilen isimleri arasındadır. Tenise  adını altın harflerle yazdıran ünlü sporcunun hayatını ele alan bu kitap, onu daha yakından tanımak isteyenler için önemli bir kaynak.

“Federer’i çocukluk anılarından günümüze kadar anlatan bu kitap, ünlü sporcuya duyulan hayranlığı çok daha fazla tetikliyor.”

– The Independent

“Federer hayranları için kaçırılmayacak bir kitap. Yetenekli sporcunun hayatını anlatan bu kitap, tenise meraklı olan herkes tarafından okunmalı.”

– The Times

“Federer hakkında bugüne kadar okuduğum en iyi kitap. Tenis sporuna adını büyük harflerle yazdıran bu sporcuya hayran olmamak ne mümkün.”

– The Observer

Brezilyalı Kanarya

Futbol, o topun yuvarlaklığına kurban olsun! O top öyle yuvarlanıp dönmese futbol diye bir şey olmaz.

Sadece futbolun sarhoşları bilir ve yaşar: Futbol hayattan daha çıplak bir oyundur.

Bütün dikkatler, ortaya çıkan o çıplaklığın derdindedir zaten. Hatta bunu yaparken hayatın onlara giydirdiği bütün kıyafetlerden soyunurlar. Ta ki son düdük çalana kadar! Sonra herkes skordan razı olarak evlere dağılır. Hayat da onlara giydirdiği kıyafetlerle kaldığı yerden devam eder.

25-30 yaşlarında, futbolu hayatının merkezine almış, etnik ve kültürel olarak birbirinden farklı kimlik sahibi sekiz kişilik bir halı saha takımının, kendilerine çok benzeyen ve bir edebiyat öğretmeni olan Bayram Hoca ile tanıştıktan sonra hayata dair bakış açılarını sorguladıkları bir futbol hikayesi. Takımı bir araya getiren müşterek ise Fenerbahçeli yıldız futbolcu  -Alex De Souza.

Gönle hitap eden bir üslup ve içerikle bizi bize şiirleriyle tarif etmeyi hal edinmiş Alper Gencer, bu defa tam da sahanın içinden, başlama vuruşunu kendisinin yaptığı bir hikaye ile bize deruni ve samimi bir ayna tutuyor. Harikulade hareketleri, kurtarışları ve golleriyle hayatlarımızı renklendiren futbol yıldızları bu sefer de bize hizmet için topun peşinde…

Bir Yaşam Gurusunun Kaleminden Ciltli

Farklı lezzetler vaat eden yemeklerin nerede yenileceği konusundaki engin bilgisiyle tanınıyor Reha Arar. Seçkin lokantaların aranan ismi, o. Aslında, Arar’ın deneyimi yıllar öncesine, üniversite dönemine dayanıyor. Daha o zamanlar, eğitim için gittiği Ankara’da bir yandan tiyatro eleştirileri yazarken, diğer yandan Ankara Ekspres gazetesi için yazılar kaleme almış.

Disiplinli, çalışkan, özverili, güler yüzlü ve kolay iletişim kuran bir profesyonel olarak tanınıyor iş dünyasında. Dostları ise keyifli sohbetiyle anıyor onu. Büyük kentlerin görkemli lokantalarının yanı sıra, Türkiye ve dünyanın dört bir yanında birçok lezzet noktasının keşfedeni.

Tabağındaki lezzetin coğrafi boyutunu, toplumlar arasındaki yerini, tarihsel bağlarını soruşturabilen ve işletme niteliğiyle mutfak kültürünü özümseyebilen donanıma sahip. Üstelik, sadece tatmakla da kalmıyor; üşenmeden aşçının yanına sokulup istediği bilgiyi, tadı damağında kalan yemeğin tarifini alıveriyor. Bunu kimin için yapıyor? Elbette siz okurları için.

Nefis mönülerin, seçkin yemek geleneklerinin, zengin mutfakların, misafiri için en uygun hizmeti vermeye çalışan restoranların üzerinde uzun süre düşünülmüş bir listesini sunuyor bu kitap. Lezzetli bir çalışma elinizde tuttuğunuz. O lezzeti, sizin de hissetmeniz dileğiyle…

Yazıhane Yıllık

Zamanın ruhuna ayak uyduran bir basketbol takımı ile açılan bu kitap, birkaç yüzyıl geriye gidip şiirler, tablolar ve hayaller ile sona eriyor . Kafanız mı karışı ? Tahmin edebiliyoruz . Bu yolculuk içerisinde filmler , büyüme hikayeleri, Dünya Kupası zaferini gördükten sonra hayata veda eden komşular, bir zamanlar duvarları süsleyen posterler konuk olacak, yaşananlar ve izlenenler, yazılanlar ve unutulanlar birbirine karışacak . Burası, adres çubuğundaki haliyle yazihaneden.com’un dünyası . Onlara sadece yakın arkadaşları Yazıhane diyor . Ve bu derleme de bir buluşma teklifi . Kaan Kural ve Orkun Çolakoğlu’nun bir araya getirdiği ekip, her şeyin sarsıcı bir hızla değiştiği zamanlarda yazmaya ve yaşamaya çalışmanın bir dökümünü çıkardı, sizi de yanlarına çağırıyor. Eğer sokakta, eve, okulda, işyerinde bahsettiğiniz o şeylerden sıkıldıysanız, bu şeyleri okumak isteyebilirsiniz . Kim bilir, belki de bir yerinde, bir sayfasında kendinize ait bir oda bulabilirsiniz. Sıkılırsanız istediğiniz posteri yırtabilirsiniz, severseniz siz de yeni bir tane asın .

Perili Köşk

Harem- Kesik Bıyık- Lokantanın Esrarı- Bir Kayışın Tesiri- Fon Sadriştayn’ın Karısı- Fon Sadriştayn’ın Oğlu- Çanakkale’den Sonra- Kaç Yerinden

Od

Ey dost senin aşkın odu,

Ciğerim pare baş gelir.

Aşkından yanar yüreğim,

Yandığım bana hoş gelir.

Aşkın oduna yandığım,

Ağlamak oldu güldüğüm.

Dost sana zarı kıldığım,

Münkirlere savaş gelir.

Senden gelir cevr-ü cafe,

Ben ah-u vah etmeyeyim.

Düşmüşüm aşkın oduna,

Yanıp nice tütmeyeyim.

Uş yürürüm yana yana,

Hep ciğerim döndü kana,

Aşkından oldum divane,

Uyuyuban yatmayayım.

Yunus Emre

İntibah

“Ey rahat ve huzuru yakıcı sevgili, aslında yanmış olan gönlümü yaktın. Şu kendinden usanmış gönlümü yine yeni heves ve arzu diler hale koydun.”

Karakterleri, tasvirleri ve ihtiras temaları ile ünlü bir roman…

Ali Bey, onu büyük bir aşkla seven baştan çıkarıcı Mehpeyker ve masum Dilaşub..

Mutluluğu aile yuvasında değil de “kötü kadın”ın aşkında arayan Ali Bey’in yol açtığı dramdan, elbette herkesin kendi payına çıkaracağı bir ders var.

“Gariptir ki insan ne kadar genç, ne kadar tecrübesiz, ne kadar mahcup olursa olsun, kendine özgü bir sır, bir gönül girişiminde bulununca, derhal çocukluktan erkekliğe geçer; nefsinde her şey için bir yeterlilik, bir iktidar görür…

Ali Bey de Mehpeyker’le arkadaşlığa başladıktan sonra masumca uğraşlarından hemen hemen tümüyle sıyrılmıştı.”

“Dilaşub’un saçları sırma gibi parlak sarı, alnı vicdan saflığının aksettiği bir ayna denecek surette duru beyaz, kaşları zülfüne kıyasla biraz kumrala çalan, kalın olmakla birlikte biraz da kavisli, gözleri ılımlı mavi ve fevkalade sevda uyandıracak şekilde mahmurdu.

Yüzü aşıkane bir soluk beyaz üzerine parıltılı gül pembeliğine yakın bir renkle süslü, burnunun rengindeki saffet ile bedeninin biçimindeki letafet, açılmasına bir gün kalmış bir zambak goncasına benziyordu.”

Gönüller Işığı Mevlana

1931 yılında İstanbul’da doğdu. Anne ve baba tarafından eski İstanbulludur. İlkokulu Fatih’te, ortaokulu Sarıyer’de, liseyi İstanbul Erkek Lisesi’nde bitirdi. 1949 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’ne girdi. 1954 yılında aynı okulun yüksek bölümünü bitirdi.

Devlet Tiyatrosu ailesi içinde 44 yıldır, oyunculuk, yönetmenlik, yöneticilik ve öğretmenlik yapmaktadır.

1976 yılında, Devlet Tiyatroları Sanat İşleri Genel Müdür Yardımcılığı yapan Semih Sergen, Bölge Tiyatroları Yasa Tasarısı üzerinde çalışmış ve hazırladığı öneriyi TBMM’ye de sunmuştur.

Ankara Devlet Konservatuvarı, 9 Eylül Üniversitesi Tiyatro Bölümü, Anadolu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde konuşma, sahne ve drama öğretmenliği yapmıştır.

Semih Sergen’in; Burçak, Yakarış, Niyaz Dalları, Eskitemedim Gökyüzünü, Ölüm Kalım Savaşı Destanı, Nergisleri Bölüşmek, Gönüller Işığı Mevlana adlı şiir kitapları; Çınar ile Ihlamur, Erkek ve Kadın, Saz Kafeste, Mor Kuşlar, Bir Hilal Uğruna, Bahar Gecikti, Kardeş Kanı adlı tiyatro oyunları; Erkekler Ağlamaz adlı biyografik hikayesi; araştırma, antoloji, makale ve eleştiri yazıları yayınlanmıştır.

Nazım İle Piraye

Bu arada Nazım ile Piraye’nin savaşa dönüşen çekişmeleri sona ermiş, 1932 yılı başlarında birbirlerine ayrılmayacak kadar bağlandıklarını gören iki sevgili, evlenmeye karar vermişlerdi.

Piraye’den başka herkesin çok sevdiği ‘Mavi Gözlü Dev’ şiirinin sonunda, ‘dev gibi sevgilere’ ancak bir mezar olacağı söylenen ‘bahçeisnde ebruli hanımeli açan ev’in bunu bile beceremediği böylece anlaşılmış, Nazım o dizeleri şöyle değiştirmişti:

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,

Dev gibi sevgilere mezar bile olamaz;

Bahçesinde ebrulii hanımeli açan ev.

Karabibik

Karabibik dağ eteğiyle uzun bir çift arasında uzayan dolambaçlı, tozlu yol üzerinde hızlı hızlı yürümekteydi. Tarlalar içindeki izlerden birisini tutturarak gitmekteydi. Deli Yusufgillerin boynuzunun dibinden geçtikten sonra “Kocadut”un altından da geçti. Birkaç harım dolaştıktan sonra Temre Köyü’ne giren yolu buldu. Temre Köyü, Hıristiyan köyü olup, çoğu halkı ticaretle uğraşırdı.

Köy hekimi Linardi’nin kapısına kadar geldi. Kapı açıktı. Başını içeri soktu.

Henüz uyku sersemi olan bir kadın…Tombul, orta boylu, ablak çehreli, sarı saçlı, güzelce olan bu kadın Linardi’nin karısı Eftalya idi. Karabibik’i görünce sırıtarak bağırdı ki:

-Ne ister Karabiberik?

Karabibik yılıştı. Ağzı kulaklarına değecek derecede dedi ki:

-Seni görmee geldim..

Eftalya şuh bir kahkaha koyuverdi..

Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat

Aksaray’ın mütevazi bir sokağında daracık bir oda…

Gençliğinde oldukça güzel olduğu her halinden belli olan yaşlı bir kadın küçük ama temiz ve derli toplu olan bu odada bir köşeye çekilmiş elindeki nakışı işliyordu. Zihnini meşgul eden bir düşünce, zaman zaman keder ve endişe ifadelerine yol açıyordu. Yaşlı insanlar geride bıraktıkları gençliklerinin mutlu günleri hatırlarına geldiği zaman böyle mahzunlaşırlar. O güzel günlerin bir daha yaşanmayacağını ve geriye dönüşün mümkün olmadığını düşünmek, yaşanmış acıların hatıra gelmesinden daha fazla acı verir onlara..

1872 yılında Hadika gazetesinde yayınlanmaya başlayan eser, Türk Edebiyatı’nda ilk roman örneğini oluşturur. Dönemin aile yapısına ışık tutarken, örf ve adetlerin aşık iki tarafı nasıl bunalıma sürüklediğine de tanıklık eder.

Fitnat, üvey babası tarafından henüz sekiz yaşında okuldan alınmış, on altı yaşına kadar sokağa adım atmamış bir genç kızdır. Talat ise, hayatında ilk defa aşk duygusunu yaşayan bir gençtir.

Olaylar Talat’ın Fitnat’ı görmek için kadın kılığına girmesiyle daha da karmaşık bir hal alır.

Ermiş Halil Cibran

“Cibran, Yakın, Orta ve Uzak Doğu’nun geleneksel öğretileriyle Batı düşüncesini karşılaştırmış, bireysel ve toplumsal olgulara çeşitli sentezler getirmiştir. Yapıtlarında şiirsel bir anlatım kullanmış, doğu düşüncesini batı diliyle yazmıştır. Bu nedenle Cibran’ın eserlerini okuyanlar, bir bakıma peygamberlerin kitaplarını okuyormuş izlenimine kapılırlar. Tıpkı kutsal kitaplardaki gibi yazım büyük önem taşır. Aforizmalarını sanki meydanlarda yüksek sesle okusunlar diye yazılmış gibidir.

Her kitapta kurgu aşağı yukarı aynıdır. Bir “öğreten” bir de ondan “öğrenenler” vardır.

Konu da az çok aynıdır: Doğa, toplum ve insanoğlu. Bu üçlü her zaman bir bütün içinde ele alınır ve “öğreten” doğanın, toplumun ve insanlığın yasalarını anlatır.

Halil Cibran, gerek şiirlerinde, gerekse resimlerinde insanoğlunu ve onun insanlığını en yüce doğa olayı olarak ele alır. Evrimlere yürekten inanır. “-Sizler doğa’nın çocuklarısınız!” der. İnsanlara eziyet edenleri, sömürenleri, aldatanları şiddetle kınar.

Sömürülenlere de yalnız acıma duygusuyla yanaşmaz: “Eğer başınıza bir despot geçmişse bunun sorumlusu sizlersiniz; yüce Yaratan, alnınıza diktatörleri yazmamıştı, bunu sizler kendi kendinize yazıyorsunuz.” der.

İnsanların; insanlıklarına kavuşmak istiyorlarsa, diktatörlere başkaldırmaları gerektiğini savunur.

Öyküler Gorki

“Yeryüzünde her şey görecedir, kişioğlu için her zaman kötünün daha kötüsü vardır..”

20. yüzyıl Rus Edebiyatının en önemli isimlerinden biridir Gorki. Daha 11 yaşındayken çalışmaya başlayan ve gençlik yıllarından başlayarak çıktığı Rusya içindeki uzun yolculuklarında çok değişik işlerde çalıştı. Rus insanını yakından tanıdı. Eserlerinde büyük bir iyimserlik, insanın yaratıcı gücüne duyulan sonsuz inanç ve aktif bir hümanizma göze çarpar.

Dünyada birçok ülkede basılan eserleri ile haklı bir üne sahip olan yazarın bu kitabını Türkiye’de ilk defa “sesli kitap” olarak sunuyoruz.

“Maksim Gorki yalnız kendi halkına değil, bütün dünya yurtlarına, hürriyeti, barışı ve birbirlerini sevmeyi öğretir. Çünkü O, insanın, insanlığın geleceğinden, güzel günler göreceğinden emindir. Çünkü O, emekçi insanı, koluyla, kafasıyla çalışan insanı, yeryüzünün, gerçek biricik efendisi sayar. O, bu insanın efendiliğine kavuşması için savaşmıştır. O, bu savaşa, bu bahtiyarlık savaşına insanları çağırır.

Düşünüyorum: Gerçekçi, halkçı edebiyatımızın üzerinde Maksim Gorki’nin çok hayırlı bir tesiri olmuştur…”  Nazım Hikmet

Gerçek

7 Ağustos 1902- 15 Şubat 1903 arasında Paris’te Aurore’da tafrika edildi.

Zola’nın “Quatre Evangiles” ( Dört İncil) dizisinin üçüncü kitabı olan yapıt, doğrudan doğruya Dreyfus olayına bağlıdır; Simon- Dreyfus kahramanlarından Gorgias- Esterhazy kahramanlarına kadar bu olayın serbest uyarlamasıdır.

Yapıttaki temel karşıtlık hiç kuşkusuz geleceğin güçleriyle karanlıkçılığın çatışmasıdır…

Sürekli mücadeleye mahkum cesur eğitimciler ya da kurbanlar, aynı zamanda kurnaz, entrikacı, güç ve paraya susamış açgözlü, sapık insanlar dikkat çeker.

Kitabın en önemli özelliklerinden biri, kamuoyunun ve özellikle de eskiden itaatkar ya da bağnaz, yobaz olan kadınların daha sonra aktif ve bilinçli insanlara dönüşümüdür.

Gerçek, gerçek üstüne namuslu ve akıllıca bir araştırmanın insani ve edebi kanıtlanmasıdır.

Zola bir mesaj vermiştir. Halka gerçeği göstermek gerekir.

Yunus Emre – Kuruyuduk Yaş Olduk

1931 yılında İstanbul’da doğdu. Anne ve baba tarafından eski İstanbulludur. İlkokulu Fatih’te, ortaokulu Sarıyer’de, liseyi İstanbul Erkek Lisesi’nde bitirdi. 1949 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’ne girdi. 1954 yılında aynı okulun yüksek bölümünü bitirdi.

Devlet Tiyatrosu ailesi içinde 44 yıldır, oyunculuk, yönetmenlik, yöneticilik ve öğretmenlik yapmaktadır.

1976 yılında, Devlet Tiyatroları Sanat İşleri Genel Müdür Yardımcılığı yapan Semih Sergen, Bölge Tiyatroları Yasa Tasarısı üzerinde çalışmış ve hazırladığı öneriyi TBMM’ye de sunmuştur.

Ankara Devlet Konservatuvarı, 9 Eylül Üniversitesi Tiyatro Bölümü, Anadolu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde konuşma, sahne ve drama öğretmenliği yapmıştır.

Semih Sergen’in; Burçak, Yakarış, Niyaz Dalları, Eskitemedim Gökyüzünü, Ölüm Kalım Savaşı Destanı, Nergisleri Bölüşmek, Gönüller Işığı Mevlana adlı şiir kitapları; Çınar ile Ihlamur, Erkek ve Kadın, Saz Kafeste, Mor Kuşlar, Bir Hilal Uğruna, Bahar Gecikti, Kardeş Kanı adlı tiyatro oyunları; Erkekler Ağlamaz adlı biyografik hikayesi; araştırma, antoloji, makale ve eleştiri yazıları yayınlanmıştır.

Meyhanedeyiz Yine Bu Gece Ciltli

İlk kitabından sonra yemedi, içmedi (!) oturdu, “Meyhanedeyiz Yine Bu Gece”yi yazdı Ufuk Kaan Altın. Şaka tabii ki, yedi-içti, bolca seyahat etti bu kitabı oluştururken. İlk kitabı “Benim Güzel Lokantalarım”ın ardından Esen Kitap’ın gastronomi serisinin ilk eseri olarak piyasaya çıkan “500 Yıllık Kültür Mirasımızdan Süzülenler Eşliğinde” üst başlığını taşıyan “Meyhanedeyiz Yine Bu Gece”de yazar, sıcak, samimi, geleneklere yaslanan; duruşu, karakteri olan meyhaneleri seçmeye gayret etmiş.

İçki masasında muhabbetin baş köşede olması gerektiğini çok iyi bildiği için de hikayeler eklemiş hemen her birine. Çocukluğuna gitmiş bazen, bazen de ilk gençlik yıllarına… Çoğu zaman dostlarını da masasına, kadehine ortak etmiş.

Pek çok farklı insanın öyküsüne eşlik edeceksiniz bu satırları okurken…

Kuşe kağıda basılan; iştah açıcı görsellerle zenginleştirilen “Meyhanedeyiz Yine Bu Gece”yi elinize aldığınızda kendinizi hem bahsi geçen meyhanelerde, şehirlerde hissedecek, hem de kendinizden bir parça bulacaksınız.
İnsanların zevkle okuyabilecekleri, kendilerinden bir parça bulabilecekleri, kitaptaki meyhanelere gittiklerinde aynı duyguları; lezzetleri paylaşabilecekleri yazılar yazmayı amaçlayan Altın, kitabında da aynı duygularla okuru sıkmadan, zaman zaman güldürerek yapıyor bunu.

Hayat, baş döndüren bir hızlı akıp gidiyor, malum. Bu keşmekeşte bizi biz yapan değerleri unutmamamız gerektiğini vurguluyor yazar, umudunu koruyarak. Geçmiş güzel günlere saygısını sunuyor bir yandan da. Yapmak istediği yazarın, tarihe not düşmek aynı zamanda. O notta sizin de iziniz.

O Pası Gol Yapamadım

1994’ten 2014’e tam 20 yıl… Kerem’le sayısız büyük organizasyonda ve maçta TRT’de birlikte görev yaptık, seyahat ettik. Kardeşim gibi sevdiğim bu genç adam, şimdi de o keskin zekâsı, seçkin kültürel altyapısı ve hiçbir ayrıntıyı gözden kaçırmayan yaman gözlemciliğiyle yaşadıklarımızı kaleme almış. Aslında yaşamına ait pek çok şeyi dile getirirken, acıyı da bal eylemiş… Sonuçta da keyifle, bir solukta okuyacağınız “O pası gol yapamadım” ortaya çıkmış. Son söz olarak “Kalemine sağlık Keremciğim, iyi ki seni tanımışım ve 20 yılda böylesine futbola dair binbir rengi birlikte biriktirebilmişiz.” diyorum.

– Ömer Üründül

TRT ekolünün değerli üyelerinden olan Kerem, futbola anlam katan en olgun seslerden biri ülkemizde.Yıllardır ses verdiği futbola, bu defa da kalem ustalığını katarak karşımıza çıkıyor şimdi.Keyifle okuyacağınız bir kitaba yaşanmışlıklarını aktararak…

– Zeki Çol

Kerem’in kendime benzettiğim özelliği ise duygusallığıdır. Ne yazık ki bu özellik, pek çok insanın spor medyasında kariyer yapmasını engelleyen bir “zaaf” olmuştur. Eminim bu kitap, onun mesleki deneyimlerini aktardığı bir başucu rehberi olmanın yanı sıra, yüreğinden dökülenlerin de arzuhalciliğini üstlenecektir.

– Yüksel Aytuğ, Sabah Gazetesi Yazarı.

Çok Şaşıracaksınız Çok

Bilgi sahip oluduğumuz en kıymetli değerdir. Dünyada o kadar çok bilgi olmasına rağmen ömrümüz boyunca çok az bilgiye ulaşabiliyoruz. Sizlere bu kitabımızda dünyanın en ilginç, en şaşırtıcı, en eğlenceli bilgilerini bir arada sunuyoruz.

  • Daha çok bilmek, daha çok öğrenmek ve daha çok eğlenmeniz için…
  • İnsan saçı, üç kilo ağırlık kaldırabilecek esnekliktedir.
  • İnsanın kalça kemiği betondan daha sağlamdır.
  • Kulaklığı bir saat kulağınıza takmanız durumunda kulağınızdaki bakteri sayısı 700 kat artar.
  • Sabah kalktığımızda boyumuz 1 cm daha uzun olur.
  • İlk ‘Star Wars’ filmi yayınlandığında (25 Mayıs 1977) Fransa’da hala giyotin ile idam yasaldı.
  • Jackie Chan dünyadaki bütün döğüş sporlarında dünya şampiyonudur.
  • Polonya Kralı August’un 350 tane çocuğu vardı.
  • Suudi Arabistan’da hiç ırmak yoktur.
  • Ünlü satranç ustası Kasparov saniyede 120 hamle düşünebilmektedir.
  • “1 oy’un ne önemi var ki?” demeyin. 1923’de 1 oy, Adolf Hitler’i Nazi partisinin liderliğine getirdi.
  • Yontma Taş devrinde yaşayan insanların sadece, %1’inin dişleri çürüklü. Günümüzde Batı Avrupa’da bu oran, %90’lardadır.

Rafael Nadal – Benim Hikayem

Dünyanın en iyisi olabilmek için neler yapmak, bu uğurda neleri feda etmek gerekir? Şampiyonluk yolunda emin adımlarla ilerlemek adına akla gelebilecek her sorunun yanıtı Rafael Nadal’da mevcut. Yıldız tenisçinin hayatına değinen bu kitap,  tenise gönül veren herkesin keyifle okuyacağı bir çalışma.

4 yaşından beri tenisle yaşayıp kendini bu spora adayan Nadal, kariyerinde elde ettiği başarılar sayesinde “Toprağın Kralı” olarak anılmayı sonuna kadar hak etmiş bir tenisçi. 2008 Wimbledon Turnuvası’nda Federer’le oynadığı unutulmaz final maçında rakibini yenerek bu spora adını büyük harflerle yazdıran Nadal, tenis severleri ilginç, bir o kadar da iniş-çıkışlarla dolu hayatına daha yakından bakmaya davet ediyor.

“Tenisin zihinsel yönüne de ışık tutan bu kitap, alanında yazılmış en iyi örneklerden biri.”

– El Periódico de Catalunya

“Ünlü tenisçi Rafa hakkında merak ettiğiniz her şeyi öğrenebileceğiniz harika bir kitap.”

– The New York Times

“Tenis meraklılarının keyifle okuyacağı bu kitap, dünyaca ünlü tenisçi Nadal’ı Nadal yapan tüm detaylara değiniyor.”

– El País

Novak Djokovic – Kazanmak İçin Varım!

Kazanmak İçin Varım!

Altı yaşındayken Pete Sampras’ın Wimbledon’ı kazandığı gün onun izinden gitmeye karar veren Novak Djokovic, kısıtlı imkânlara rağmen kendi kendine bir söz verir: Wimbledon’ı kazan ve dünyanın bir numarası ol. Zorlu hayat koşullarını görmezden gelip azimle çalışan tenis âşığı genç adam, 2011 yılındaki Wimbledon Kupası’nı alıp dünyanın bir numaralı tenisçisi olarak bunun meyvelerini toplar.

Peki, Grand Slam kazanan ilk Sırp tenisçi olma özelliğine sahip Novak Djokovic’in zirveye tırmanışının temelinde yatan sebepler ne? Yıldız tenisçinin pek çok başarıya imza atmasını sağlayan unsurların anlatıldığı bu kitap, tenise ilgi duyan, bu spora gönül veren herkesin okuması gereken bir çalışma.

“Tenise ilk adım atışından, başarılı olmasının altında yatan nedenlere kadar pek çok ilginç konuyu anlatan bu kitap, bu sporu seven herkesin keyifle okuyacağı türden.”

– Amazon

“Gönülden yazılmış, harika bir kitap.”

– The Guardian

“Yıldız tenisçinin, anılarını başarılı bir şekilde kaleme aldığı bu kitap, aynı zamanda tenise ilgi duyan herkese rehber olma özelliğine sahip.”

– Sun

En Büyük Kupa

Avrupa’nın bir numaralı kupası olan Şampiyonlar Ligi Kupasına, ambargo koyan ülkeler futbol organizasyonlarını çok iyi yönetmektedir. Bu organizasyon içerisinde, Avrupa’nın büyük kulüpleri altyapı, transfer ve finansal yönetimlerini sağlam bir yapıya oturtmuşlardır.
Avrupa’da üst düzeyde başarılı olmak isteyen kulüplerimiz, kulüp yönetiminde, altyapı eğitiminde, teknik direktör ve futbolcu seçiminde fark yaratmalıdır.
Türk Futbolunda, önemli ve kalıcı başarılar için planlı ve organize reformlara ihtiyaç vardır. Türkiye Futbol Federasyonunun yapısındaki değişikliklerin etkisiyle, kulüplerin gelişimleri Türk Futbolundaki üst düzey başarıları arttıracaktır.
Futbolda üst düzey başarıları kazanmak için, kendi özümüzdeki gücümüze güvenmeliyiz.

Kedi Babası

Kedi davranış uzmanı ve Animal Planet’ın yıldızı Jackson Galaxy’nin en sorunlu kedilerle bile rahatça anlaşabilmesinin altında önemli bir özellik yatıyor: Kedice konuşabilmesi.Hayatına beklenmedik bir şekilde giren kedisi Benny ile birlikte geçirdiği 13 yılı anlattığı bu kitabında ayrıca kedilerin daha mutlu ve sağlıklı yaşamaları için çok önemli tüyolar da veriyor.

Dez Adında Bir Köpek

Arka Kapak’tan,
«John Tovey’in büyük zorluklar içinde geçen hayatı, 42 yaşında kör olmasıyla iyice işin içinden çıkılamayacak bir duruma gelir. Gözleri ile birlikte evini, işini ve neredeyse her şeyini kaybeder. Yapayalnız kaldığını düşünen John’un hayatı, Dez adında bir köpek sayesinde değişecek, hatta hiç ummadığı şekilde eskisinden çok daha iyi olacaktır.»

Geoturka ile Haytap’ın ortak projesi olan «Dez Adında Bir Köpek» kitabının gelirinin bir kısmı, hayvan hakları ile ilgili çalışmalarda kullanılmak üzere Haytap’a aktarılacaktır.

Burcunuz Ne Diyor?

Seni mutlu edecek, sıkıntılarını unutturacak, yer yer kahkaha attıracak bir kitap okumak istemez misin? elbette ki istersin. İsviçreli bilim adamları bir araya geldiler ve senin için bu kitabı hazırladılar. günde 1 defa eline almanı öneriyorlar. zaten ikinci bir sefer olmayacak, bir defada alıp bitireceksin. 

Seninle burada daha fazla geyik muhabbeti yapamayacağız. kitabı al ve kasaya doğru yürü lütfen. bu ilaç sana çok iyi gelecek :))

İşi Pişirmeden Önce Ne Pişirmeli?

İki tad var ki, vazgeçilmez: Ağız tadıyla, gönül tadı.
Bunlar da hiçbir yerde satılmaz.
Karnı aç olana bir somun yeter, yer, yatar, uyur.
Gönül açlığı çekene ise ne fırında derman bulunur, ne hekimde…

Hüner kimdedir? Sofrada mı, âşıkta mı, yoksa hayata ve keyfe heveste mi?

Eski çağdan günümüze, aşkı kışkırtan, maşuğu coşturan, hasrete iyi gelen yiyecek-içecek hangileri?

Hadi elmayı dişledik, fettan vişneyle aşnafişneye koyulduk, ayvayı yiyen ne yapacak?

Muska mı, aktar mı, aganigi naganigi mi?

Hovardalar ne yer ne içer? Zıkkımın kökünü kim içer?

Aşk iksiri mi? Hadi canım, ortada aşk mı kaldı, diyenlere hangi reçeteyi yazmalı, hangi terkibi vermeli?

İşte, işi pişirmeden önce ne pişirmeli? ömrünüze de derman, sofranıza da, sonrasına da (!) naçizane…

Filenin Küçük Sultanı

Tüm voleybol severlerin merakla beklediği kitap!

• Bir maçta kaç seti kazanan maçı kazanmış olur?
• Voleybolda altın set nedir?
• Bir turnuvaya nasıl hazırlanılır?
• Smaç vurma teknikleri nelerdir?
• Servis atışı nasıl kullanılır?
• Liberonun görevi nedir?

Bunlar ve bunlar gibi onlarca sorunun yanıtını bulabileceğiniz Filenin Küçük Sultanı, voleybol oynayanlar kadar voleybolu sevenlerin de keyifle ve merakla okuyabileceği bir kitap! Eğlenceli olduğu kadar eğitici, eğitici olduğu kadar heyecanlı hikayelerle dolu olan Filenin Küçük Sultanı serinin ikinci kitabı. Spor hikayeleri sevenler Çemberin Sahipleri – Basktebol Öyküleri’ni kaçırmasın!

Filenin Küçük Sultanı

Tüm voleybol severlerin merakla beklediği kitap!

• Bir maçta kaç seti kazanan maçı kazanmış olur?
• Voleybolda altın set nedir?
• Bir turnuvaya nasıl hazırlanılır?
• Smaç vurma teknikleri nelerdir?
• Servis atışı nasıl kullanılır?
• Liberonun görevi nedir?

Bunlar ve bunlar gibi onlarca sorunun yanıtını bulabileceğiniz Filenin Küçük Sultanı, voleybol oynayanlar kadar voleybolu sevenlerin de keyifle ve merakla okuyabileceği bir kitap! Eğlenceli olduğu kadar eğitici, eğitici olduğu kadar heyecanlı hikayelerle dolu olan Filenin Küçük Sultanı serinin ikinci kitabı. Spor hikayeleri sevenler Çemberin Sahipleri – Basktebol Öyküleri’ni kaçırmasın!

Briç

Briç oyunun gelişmeleri içinde Charles H. Goren’in ortaya attığı sayı metodu kısa zamanda bütün briç oyuncularının ilgisini çekmiş, el değerlendirme, karşılıklı konuşma bakımlarından büyük kolaylıklar sağlamış, yanılmaları çok azaltmıştır. Dünyanın dört bir yanında yüz binlerce satılan bu eser memleketimizde de büyük ilgiyle karşılanmış, tekrar tekrar basılmıştır. C. H. Goren’in kitabı az çok bilenler için yazıldığından, brice yeni başlayacak olanlar önce Hubert Philips ile T. Reese’den çevirip eserin başına eklediğimiz hazırlayıcı bölümü okumalıdırlar.