Tarih Öncesi Köpekler Havlıyor

Telos’un yeni kitabı Cemal Dindar’ın Bi’at ve Öfke – Recep Tayyip Erdoğan’ın Psikobiyografisi’nden sonra yazdığı ikinci psikobiyografi incelemesi: Tarih Öncesi Köpekler Havlıyor – Cemal Süreya’nın Psikobiyografisi.

Cemal Süreya, kendi hikâyesini güncesinde, söyleşilerinde ve elbette şiirlerinde neredeyse bir kavmin hikâyesi gibi ve bir söylence inceliğiyle anlatmıştı.

Sürgünlüğü, erken anne kaybı ve bunun kadınlarla ilişkilerine düşen gölgesi, babası ile ve gerçekte her türlü otorite temsili ile tekinsiz bir mesafede duruşu…

Hayatını şöyle özetlemişti, bir söyleşisinde: “1931 yılında doğdum. Annem çok küçükken öldü. 1948’de Dostoyevski’yi okudum. O gün bugün huzurum yoktur.”

Bu psikobiyografi; çok küçükken anneyi kaybetmeyi bir uca, on yedi yaşında Dostoyevski okumayı ve bu tutkunun bir daha hiç kaybolmayışını diğer uca koyup bunları nasıl bağlayabileceğimize dair bir öneri de…
Yazar, Cemal Süreya’nın hayatı ve şiirinden yola çıkarak Anadolu ruhsallığında anacıllık-ataerki ve şaman kimliği – imam kimliği gerilimlerine dair bir kuramsal çerçeve de sunuyor.

Bu kitapta, coğrafyadaki ‘ölüm-kalım duygusu’na, aynı anlama gelmek üzere yas-içinde göçebelik hallerine ve yasın erosa dönüştürülme mücadelesine dair çözümlemeler de var…

Yazarının önsözde andığı ünlü deyişle: “Anlatılan senin hikâyendir.”
Anlatılan hepimizin hikâyesi.

Aşkın Psikopat Hali

Teslim ol!

Çırpınma, batıyorsun!
Kaçma, yakalanıyorsun!
Düşünme, çözemiyorsun!
Üzme, üzülüyorsun!
Hesap yapma, sonuca varamıyorsun!
Karar verme, sözünde duramıyorsun!
Vazgeçme, gidemiyorsun!
Kızma, yine yumuşuyorsun!
Gitme, geri dönüyorsun!
Hırçınlaşma, kırdığında kırılıyorsun!
Duvar örme, balyozu duvarına kendin indiriyorsun!
Saklanma, ayrı kalamıyorsun!
Kalıba sokma, şekil veremiyorsun!
Yok sayma, kalbini başka yöne çeviremiyorsun!
Soğuk durma, ısınamıyorsun!
Tende arama, ruhta buluyorsun!
Aza indirgeme, çoğaltıyorsun!

Aysun Bal, Aşkın Psikopat Hali’nde hem kendi deneyimlerinden hem bir psikolog olarak mesleki deneyimlerinden yola çıkarak hayatın en can yakan noktalarını acısını alarak, dünyaya gülümseterek anlatıyor.

Madam Blavatsky

Ne zaman “kadim bilgelik”, “gizli öğretiler”, “ruhsal bilgiler” üzerine ciddi bir tartışma olsa Madam Blavatsky’nin adı orada mutlaka anılır.

Einstein’dan Hindistan’ın ilk başbakanı Nehru’ya, şair T.S. Eliot’tan, Oz Büyücüsü’nün yaratıcısı L. Frank Baum’a kadar pek çok kişiyi etkilemiş olan Madam Blavatsky bazı tarihçiler tarafından Marks, Nietzsche, Freud gibi “yirminci yüzyılın kurucularından” biri olarak kabul edilir.

Modern Rus edebiyatının Gogol’un “Palto” isimli kısa hikâyesinden çıktığı söylenir. Aynı şekilde modern spiritüalizmin, okültizmin ve ezoterizmin Gogol’un hemşerisi ve çağdaşı olan Blavatsky’nin heybetli göğüslerinin arasından çıktığı söylenebilir. Meditasyon yapan, Budizm’le, reenkarnasyonla ve karma ile ilgilenen ya da “yüksek
bilinç”e ulaşmaya çalışan, Atlantis’e kafa yormuş veya eski uygarlıkların bizim bugün bilmediğimiz bazı bilgilere hakim olduğunu düşünen, beş kıtayı dolaşmış bu öncü, vizyoner, kışkırtıcı, mistik Rus aristokratın biyografisinde çok şey bulacaksınız.

Maymun Aklı

Anksiyete Bozukluğu Yaşayan Bir Adamın Akıl Almaz Derecede Komik Hikâyesi

“Benim anksiyete sorunum var. Anksiyetem, konsantre olmamı imkânsızlaştırıyor. Konsantre olmak imkânsız olduğu için işimde affedilmez bir hata yapacağım. İşimde affedilmez bir hata yapacağım için işten çıkarılacağım. İşten çıkarılacağım için kiramı ödeyemeyeceğim. Kiramı ödeyemeyeceğim için Fenway Park’ın arkasındaki kuytu bir yolda para karşılığında seks yapmak zorunda kalacağım. Para karşılığında seks yapmak zorunda kalacağım için HIV kapacağım. HIV kapacağım için AIDS olacağım. AIDS olacağım için yalnız ve rezil olmuş bir şekilde öleceğim.”

Sekiz adımda, serbest stil anksiyeteden fahişelik nedeniyle ölüme…

3 yaşında gölete düşüp boğulma tehlikesi geçirmesiyle başlayan kaygı bozukluğu, 15 yaşında ilk cinsel deneyimini yaşadıktan sonra doruğa ulaştı.

Anksiyetenin krallığında, basit fobileri olanların işi kolay. Yüksekten korkuyorsan, tırabzandan eğil. Mikroptan korkuyorsan, yeri yala. Ama eğer en büyük korkun korkmaksa ne yaparsın?

Daniel Smith, Maymun Aklı’nda, anksiyete bozukluğu ile yaşamanın neye benzediğini, kendi hayatından örneklerle son derece çarpıcı ve esprili bir dille anlatıyor. Herkesin kendinden bir şeyler bulacağı Maymun Aklı’ndan panik atak yaşayanlar daha da çok faydalanacak.

Anksiyetenin birçok belirtisi vardır: Düzensiz tırnaklar, kemirilmiş tırnak etleri, terli avuç içleri, aşırı göz kırpmak, bir andan fazla hareketsiz oturamamak. Yani komuta kendisindeyken bir maymunun yaptığı her şey…

“Daniel Smith’in anksiyetesi muhteşem bir komiklik anlayışı ile eşleniyor, ve bu da Maymun Aklı’nı sadece karanlık, acı dolu bir kitap değil, aynı zamanda eğlendirici ve komik yapıyor.”

– Oliver Sacks , Aklın Gözü ve Müzikofili’nin yazarı

Serçe Düşü

Her insan bir evrendir ve her evren konservatif bir simülasyon ürünüdür…

Serçe Düşü, her insanın kendi öz varlığı dışında algıladığı her şeyi, Kozmik Bilinç’in yarattığı simülasyon ağıyla gerçek kıldığına, yaşayıp algıladığına kanaat getiren bir düşüncenin ürünüdür.

Bu kitapta; vâr oluşa, hakikate, idrâka, irâdeye, öznelliğe, öz be öz olmaya ve diğerlerinin özüne nüfuz edebilmenin imkânsızlığına dair sorunsallar bulacaksınız.

Serçe Düşü; psikolojiyi, felsefeyi ve edebiyatı metaforlarla kesiştiren; içerisinde birçok şiir, önerme, aforizma, idea ve analiz barındıran sıra dışı bir Ruzname’dir…

– Deniz Meltem Esen

Sybil

Sybil Isabel Dorsett, Victoria Antoinette Scharleau, Peggy Lou Baldwin, Peggy Ann Baldwin, Mary Lucinda Saunders Dorsett, Marica Lynn Dorsett, Vanessa Gail Dorsett, Mike Dorsett, Sid Dorsett, Nancy Lou Ann Baldwin, Sybil Ann Dorsett, Ruthie Dorsett, Clara Dorsett, Helen Dorsett, Marjorie Dorsett, Sarışın ve Yeni Sybil. Adını saydığımız tüm bu karakterler aslında tek bir kişiye ait. Kadınlı erkekli tam 17 karakter… Tek bir vücutta farklı dengeler… Sybil, çok kişilikli oluşun ilk psikanalizidir. Sybil Dorsett olayı, normale bakışımızı da etkileyen bir gerçektir. Sybil yalnızca insan davranışlarını saptayan bilinçaltı dünyasının tehlikeli güçlerinin yepyeni bir incelemesi olmayıp, baskı aygıtlarından, toplum, din ve ailenin sakatlayıcı etkilerine bir örnekle bakıştır. Okuyucu bu kitabı okuduğunda bir bilinçlilik genişlemesine uğrayacaktır. Çünkü kendi yaşamını büyüteç altına alarak onları dönem dönem analiz edecektir. Tıp açısından ise bu öykü, akıl hastalıklarının kalıtım ve çevre terimleri içinde ortaya çıkışını; halk dilinde çok ya da farklı kişiliklerle mal edilen şizofreniyle Sybil‘ın pek az rastlanan hastalığı Grande-hysterie arasındaki ayrılığı ortaya serme amacını gütmektedir.

Terapi Şeysi

“Soyadını mahkeme kararıyla değiştirdi, Ruhdeşen oldu. Yakıştı, işi buydu. Mesele onun meselesiydi, her şeyi biliyordu. İnsana dair her şeyi yorumlayabilecek güce sahipti… Maroken koltuğuna oturup en fazla beş dakikada teşhisini koyardı insanlara. Teşhis kavramı hastalıkla sınırlandırılmamalıydı. Her şeye teşhis konulabilirdi. Yıllardır bunun mücadelesini vermişti. Psikiyatrist dediğin her konuda ahkam bildirebilirdi. Psikiyatriyi buralara o taşımıştı. Şimdi bazı genç meslektaşları onun emeklerinin ekmeğini yiyordu. Kıymet bilselerdi bari. Psikiyatrinin nasıl bir güç olduğunu ondan öğrenmişlerdi oysa.” “Bilgi kuvvettir” derken Bacon bunu kastetmemişti; yoksa “Bilgi mabettir” derdi. Bu kitap mabetlerden sadece birinden bilgi kaçırmaya ve onu yıkmaya çalışıyor. Başka mabetlerin de yıkılmasını arzulayanların, bu kitabı bir dizinin ilk kitabı olarak görmelerini diliyoruz. Ha bu arada: Bu kitap komiktir; komik olması yazıp çizenlerden değil, durumun kendisinden kaynaklanıyor.

Hayata Dön

Hiç de güzel denemeyecek suskun mu suskun bir kız… O sustukça, terapistin tarihin mahrem yerlerinden bulup çıkardığı unutulmuş hikâyeler dökülüyor ortaya.

Genç firavun Tutankamon’un esrarı, Hitler ve Freud’un kişiliklerinde gücün analizi… 18. yüzyılda adına “Fısıltı Sanatı” dedikleri, evli kadınların yaşadığı aşk ilişkileri… Çariçe Katerina’nın çamaşırcılık ve hayat kadınlığından başlayan tılsımlı yazgısı… Eva Peron’un ve Prenses Süreyya’nın hüzünlü hayat hikâyeleri ve daha niceleri…

Derken suskunluk bozuluyor. Çirkin kızın hikâyesi başlıyor. Öyle bir hikâye ki acısıyla, dehşetiyle, hüznüyle her şeyi gölgede bırakıyor. Çirkin genç kızın açıldıkça güzel bir prensese dönüşmesi… Psikanalizin sihirli değneğinin dokunduğu yerde ortaya çıkan bir başarı öyküsü…

Yanılmanın Gerçekliği 1. Cilt

İnsan, evrimini tamamlamamış bir canlıdır. Kaan Arslanoğlu’nun insan kavrayışını en genel hatlarıyla yansıtan bu sözler, aynı zamanda onun psikiyatriye olan yaklaşımına da temel teşkil ediyor. Sorunsuz bir toplumsal düzen, acaba gerçekten sorunsuz bir insan anlamına mı geliyor? Yoksa, bu sadece bir ütopya mı? Yaşanan ve yaşatılan onca çılgınlıkta insanın aşamadığı bir eşik yok mu? Dahası, bu eşiğin geçilmesine engel olan ne? Toplumun bugünkü yapısı mı, insanın evrimde bir üst basamağa henüz çıkamamış olması mı? Yanılmanın Gerçekliği, çoğaltılabilecek bunlara benzer pek çok sorunun çevresinde dönen bir kitap. Arslanoğlu, çevresel koşulların önemini göz ardı etmeden, ama insanın genlerinin oynadığı rolü de küçümsemeyerek politikadan estetiğe, hatta gündelik hayata bir de o taraftan bakmamız konusunda ısrar ediyor. “Yanılmanın Gerçekliği” ile yüzleşme zamanının geldiğini düşünenler için…

İçimdeki Psikopat

Herkes Biraz Psikopattır

Bir nörolog olan James Fallon, bir gün ailesinin beyin taramalarının görüntülerini incelerken, karşılaştığı sonuçlardan birinin bir psikopata ait olduğundan şüphelendi. Bu sonuçların kime ait olduğunu öğrendiğinde hayatında  yeni ve tekinsiz bir sayfa açıldı, çünkü tarama sonuçları kendisine aitti.

Fallon hayatı boyunca normal bir şekilde yaşamıştı. Mutlu bir aile hayatı vardı ve işinde başarılı bir bilim insanıydı. Ve şaşırtıcı gerçeği öğrendiği o gün, kendisini sorgulamaya başladı.

İçimdeki Psikopat, James Fallon’un kendisiyle ilgili bu keşfe nasıl tepki verdiğinin hem bilimsel hem de sürükleyici öyküsünü anlatıyor. Kendi deneyimini bilimsel birikimiyle birleştiren Fallon, beynimizin karanlık tarafına yaptığı yolculuğa hepimizi davet ediyor.

Müzikofili

Müzikofili nörolog-yazar Oliver Sacks’ın meslek hayatında karşılaştığı vaka öykülerinin bir derlemesi. Adından da anlaşılacağı gibi, bu kitapta biraraya getirilen vakaların ortak noktası, geçirdikleri hastalık veya kazalar sonrasında müziğe karşı geliştirdikleri hassasiyetleri.

Bir sabah, zihninde bitmek bilmeyen son derece “gerçek” bir melodiyle uyanan bir kadın… Yıldırım çarpmasından sonra piyano çalmaya karşı tutkulu bir ilgi geliştiren bir doktor… 

Nörolojik hasarlar ve bunlarla baş etme süreçleri yeni “algı kapıları” ile özgül ve sıradışı deneyimlerin önünü açabilir. Sacks digger kitaplarında olduğu gibi Müzikofili’de de hekim ve insan kimliğini öne çıkararak sosyal bilimlere ve edebiyata yaptığı göndermelerle okura, üzerinde hiç düşünülmeyen bambaşka bir dünyayı, beyin denilen gizemli organın dünyasını anlatıyor.

Sakinleş Bir Tanem

“Sakinleş Bir Tanem”, Michael Greenberg’in on beş yaşındayken aklını yitiren kızının olağandışı öyküsünü anlatıyor. Öykü Sally’nin Greenwich Village’ın sokaklarındaki çöküşüyle başlıyor ve şehrin en bunaltıcı sıcaklarının yaşandığı aylar boyunca Manhattan’daki bir psikiyatri koğuşu ile diğer başka yerlerin dünyasında devam ediyor. “Sanki sürekli gidiyor ve gidiyorum,” diyordu Sally babasının hayal bile edemeyeceği bir yere doğru hızla sürüklenirken. “Sakinleş Bir Tanem” işte bu yolculuğun ve Sally ile en yakınları olan ağabeyi, büyükannesi, annesi ve üvey annesi, bir de elbette yazar üzerindeki etkilerinin günlüğünü tutuyor. Greenberg’ün unutulmaz karakter geçidinde geleneksellikten uzak bir psikiyatr, dindar bir Yahudi hasta, mani hastası bir Klasik Dönem profesörü, bir film yapımcısı ve edebiyata dair hayalleri olan bir ev sahibi var. Gerçekçi, incelikli, içten ve insancıl “Sakinleş Bir Tanem” okuyucuyu olağan ile aşkın arasında büyüleyici bir tedirginlikte bırakıyor. New Yorklu Michael Greenberg çeşitli konulardaki yazılarını 2003 yılından beri yayınlandığı Times Edebiyat Eki’nde köşe yazarıdır. Romanları, eleştirileri ve seyahat yazıları pek çok yerde yayınlanmıştır. Greenberg, eşi ve dokuz yaşındaki oğluyla beraber New York’ta yaşıyor.

Çağımızın Özgürlük Sorunu

Çağımızın Özgürlük Sorunu, Erich Fromm’un Beyond The Chains of Illusion: My Encounter With Marx And Freud (Hayal Zincirlerinin Ötesinde: Fromm’un Marx ve Freud ile Tanışması  ve Hesaplaşması) adlı ünlü denemesinin Türkçe’ye çevirisidir. Eser, çağımızın bütün aydınlarına sesleniyor. Gerçekten de denemenin ulasamayacağı tek grup, insan sorunlarina ilgi duyma yanlardır. İster doğa bilimcisi ister sosyal bilimci, isterse hekim, mühendis, hukukçu, politikaci, yönetici ve asker olsun, herkes bu kitabın bir yerinde kendisini ve toplumumuzun güncel sorunlarını bulacaktır.

Özellikle sosyalizmi şüphe ile karşılayan psikoanalistler ve psikoanalizi reddeden Marksistler bu kitabı okumalıdır. Çeviri, sosyal bilimleri ve insan bilimlerini, “laf bilimleri” olarak küçümseyen müsbet bilimciler için her halde yararlı bir kaynak olacaktır. İnsanlığın kurtuluşunu önyargilarından arınmış yepyeni bir insan biliminde arayan Erich Fromm’un bu denemesi yeni bir insan bilimine giriş, evrensel insan üzerine bilimsel bir felsefedir. Sosyal demokrat olan ya da olmayan herkes bu kitapta yararlı bir seyler bulabilecektir.