Türkçülüğün Esasları

Türk düşünce, kültür ve siyaset tarihinin önemli simalarından olan Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları adlı eseriyle “Türk milletindenim” demenin ne demek olduğunu, Türk milletinin kim olduğunu, nereden geldiğini ve nereye gitmesi gerektiğini öğreten bir ilk öğretmendir. Bu çabalarıyla Türk milliyetçiliğinin zeminini de hazırlayan Gökalp, kendisine kadar dağınık bir halde gelen düşünceleri bir araya getirerek, gerçek anlamını bulan bu düşünceye Türkçülük adını vermiş ve milletin bundan sonra gideceği yolu tayin etmiştir. İmparatorluktan Milli-Devlete geçiş döneminde yaşayan Gökalp’ın, insanların kafalarının karışık olduğu bir dönemde, bu karışıklığa çözüm bulmak amacıyla Türk toplumu ve kültürü üzerine yaptığı sosyolojik, kültürel ve siyasi değerlendirmeler geçerliliğini bugün de muhafaza etmektedir.

Çizgilerle Kapitalizmin Korkunç Tarihi

Kapitalizm insanlığın başbelası, her gün yaşadığımız felaket. Bizi aç, yoksul, işsiz bırakan; kendimize, çevremizdekilere, işimize, yaşamaya yabancılaştıran düzenin adı. Ama her düzen gibi onun da bir tarihi var. Kapitalizmin tarihini bilmek en çok da onun tarihin bir vaktinde başlamış bir siyasi iktisadi biçim olduğunu, dolayısıyla tarihin bir başka vaktinde de sona ereceğini bilmek için önemli.

Meksikalı yazar ve çizer Rius, Kapitalizmin Korkunç Tarihi kitabında bu tarihi 15. yüzyılın feodal çağındaki köklerinden alarak yeni sömürgeciliğe dek taşıyor. Bu tarihte neler yok ki?

Deli Dumrul misali tuttukları köprü başlarında sermaye biriktiren ve geleceğin saygın işadamları olacak eşkıyalar; dinin emek sömürüsünü baş araçlarından biri olması; kıta aşırı sömürge keşifleri; önce köleleştirilen sonra soyu tüketilen halklar; ücretli köle haline getirilen yığınlar; polis, ordu, okul ve tüm ideolojik aygıtlarıyla sömürünün ömrünü daim kılmak isteyen iktidarlar, gazeteler, televizyonlar, video filmler ve emperyalist kapitalizmin ana motoru savaşlar…

Hepsi titiz bir tarih ve kuram araştırmasıyla derlenmiş bilgiler eğlenceli ve yaratıcı çizgilerle kâğıda dökülmüş.

Devrimcilik Güzel Şey Be Kardeşim

Yenildi Denilenlerin Zafer Senfonisi

Bu kitap, düşman “yenildin” dese bile bir gün mutlaka yeneceklerine inanmaktan vazgeçmeyenlerin hikâyesidir. Çünkü devrimcilikte yenilgi yoktur, sadece hedefin biraz uzaklaşması vardır, o kadar. Devrimci var oldukça ulaşılacak hedef de hep var olacaktır.

Bizim hikâyemiz mp3 dinleyen kuşaklara aktarılan, kaybolmasın diye yeniden kaydedilen eski bir kırkbeşlik plaktaki yenilmezlik senfonisidir.
Tıpkı Nazım Hikmet’in “yaşamak güzel şey be kardeşim!” demesi gibi, devrimcilik güzel şeydir be kardeşim! Çünkü devrimcilik, bilinçli bir vicdanla yaşamış olmaktır ve böylesine yaşamak güzel meslektir ve ne güzel bir şeydir…

Düşman Yaratmak

Düşman Yaratmak, “rastgele yazılar”dan oluşan bir kitap. Ama, yazarın 20. yüzyılın en önemli düşünce adamlarından Umberto Eco olduğunu düşününce, bu yazıların öylesine seçilmiş konularda rastgele  yazılmış yazılar olmadıkları belli.

Kitabın adının kaynağı olan “Düşmanı İnşa Etmek” yazısı, New York’ta Pakistanlı bir taksi şoförünün Eco’ya sorduğu, “İtalyanların düşmanları kimler?” sorusuyla başlıyor. Böylece ülkelerin “dış düşman”lardan çok “iç düşman”larla uğraştığı ve bir düşmanın olmaması durumunda bu düşmanın “inşa edildiği, yaratıldığı” sonucuna varan yazar, bu inşa sürecini Cicero’dan Sartre’a çeşitli metinler aracılığıyla örnekliyor.

Öteki yazılar da, kutsal kavramından hazine arayışına, ıssız adalardan ateşin kültür tarihine, “Soğuk Güneş” ve “Oyuk Dünya” gibi hayali astronomilerden atasözleri üzerine kurulu bir Mutluluk Cumhuriyeti’ne kadar pek çok alanı kuşatan, “hem konuşanı hem de dinleyeni eğlendirmeyi amaçlayan, abartılı retorik alıştırmalar”.

Yazar hakkında:

Umberto Eco (1932), bilim insanı, yazar, edebiyatçı, eleştirmen ve düşünür kimliğiyle 20. yüzyılın en önemli düşünce insanlarından biridir.Dünya kamuoyunun gündemine 1980’de çıkan ilk romanı Gülün Adı ile giren Eco’nun romanlarının ve bilimsel kitaplarının pek çoğu Türkçede de yayımlandı. Baudolino (2003), Kraliçe Loana’nın Gizemli Alevi (2005) ve Prag Mezarlığı (2011) adlı romanları ile Güzelliğin Tarihi (2006), Çirkinliğin Tarihi (2009), Yengeç Adımlarıyla (2012) ve Düşman Yaratmak (2014) adlı incelemeleri yayınlarımız arasında çıktı.

Avrupa'da Demokrasi Üzerine Düşünceler

Avrupa’da Demokrasi Üzerine Düşünceler’de yer alan makalelerde Mazzini, siyasal kuram bakımından genel bir durum değerlendirmesini yaptıktan sonra, dönemin önemli kişileri ve akımlarıyla görüş ayrılıklarını, bu bağlamda kendi önerilerini çok açık bir biçimde ortaya koyar. Genel bir sol siyaset görüşünü öne çıkaran ve demokratik bir Avrupacılığı savunan Mazzini, komünizm, Fouriercilik, Bentham, Saint-Simonculuk, ulusallık ve kozmopolitizm üzerine düşünce ve değerlendirmelerini de sunar.

Avrupa’nın bir federasyon biçiminde birliği fikrini ilk kez dile getiren Mazzini’yi, Avrupa kıtasının bugünkü siyasal coğrafyasını göz önüne alarak okumak ufuk açıcı olabilir.

Bir Başka Açıdan Sorularla Bediüzzaman

1) Cumhuriyete nasıl bakıyor?
2) Atatürk’e nasıl bakıyor?
3) Atatürk’ün, Bediüzzaman’a sunduğu teklif neydi?
4) Nurcular siyasi parti kurabilir mi? Siyasetle olan ilişkileri nasıl olmalı?
5) Bediüzzaman Adnan Menderes ve DP’yi destekledi mi?
6) Alevilerin cenaze namazı kılınır mı?
7) Müslümanların misyonerlerle ittifak etmesi hakkında ne düşünüyordu?
8) Dindar Hıristiyanlar şehit olur mu?
9) Bediüzzaman, Yahudiler hakkında neler düşünüyor?
10) Yahudilerin Filistin’de devlet kurmasını nasıl yorumladı?
11) Ergenekon örgütünü ilk tespit eden Bediüzzaman mı?
12) Türk Milliyetçiliği hakkında ne dedi?
13) Bediüzzaman’ın Kürt kimliği nasıl kullanıldı?
14) Said Nursi neden Türkiye’yi terk etmedi?
15) Said Nursi’ye göre vatan nedir?
16) Vatan için her şey feda edilir mi?
17) Hz. Ali, hangi eserinde Bediüzzaman’a ‘Kürd Said’ diye hitap etmiştir?
18) Şafii’lerin Hanefi’leştirilmesi ve Kürt’lerin asimilasyonu politikasına karşı tavrı neydi?
19) Menemen ve Şeyh Said hadisesi hakkında ne düşünüyor?
20) Bediüzzaman, İhvan-ı Müslimin hareketine nasıl bakıyor?
21) Bediüzzaman’ın orduya bakışı nasıldır?
22) İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin hangi komutanını kendisine örnek aldı?
23) Burjuva- işçi sınıfı savaşında nasıl bir tavır sergiledi?
24) Sosyalizm ve Kapitalizm hakkında ne düşünüyor?
25) Eserlerine neden Risale-i Nur adını verdi?
26) Çok eşlilik ve cinsellik hakkında ne düşünüyor?
27) Şiire nasıl bakıyor?

Bir Dönem Biterken

Büyükelçi Bilge Cankorel Bir Dönem Biterken’de Kültür Devrimi sonunda Çin’e, Taliban Afganistanı’na, iç karışıklıkların eşiğindeki Ukrayna’ya, BM nezdinde Cenevre’ye, Azerbaycan’daki AGİT temsilciliğine uzanan renkli meslek yaşamını ve tanık olduğu AB başvuru macerasını anlatıyor. Tarihi vi siyasi birçok ünlü ismin dahil olduğu bu tanıklık aynı zamanda Cumhuriyet diplomasisinin de hikayesi. Bu yüzden Cankorel’in yazdıklarını Türk diplomasisinin kazanılmış bütün tecrübe ve birikimini yok sayan, din ve mezhep eksenli bir dış politikanın çarklarına kapılarak bu hevesle uluslararası alanda sürekli macera peşinde koşan anlayışların eleştirisi olarak okumak da mümkün.

Bir Dönem Biterken hem diplomasiyle ilgilenenler hem de uluslararası politikadaki gelişmelerin perde arkasını merak edenler için önemli bir başvuru kaynağı olacak.

Makine Kırıcılık

Kapitalist modernleşmenin şafağı… Mülksüzleştirme ve işçileştirme pratiklerine karşı direnenlerin tarihi. Çitlemelere, üretimin makineleşmesine, yoğun köle emeği kullanımına karşı, efsanelerden, mitolojik figürlerden, kehanetlerden beslenen, kapitalist üretimin tahakkümüne girmeyi reddeden ve en önemlisi de ortak olandan yoksun bırakılmaya ve değersizleştirilmeye meydan okuyan bir başkaldırı tarihi. Proleter isyanların en doğrudan, en tehditkâr ve ilk küresel biçiminin öyküsü: Makine Kırıcılar.

Yazar hakkında

Peter Linebaugh, Londra’da, N.Y. Cattaraugus’ta, Washington’da, Bonn’da ve Karaçi’de eğitim görmüş bir imparatorluk çocuğudur. Yurttaşlık hakkı mücadelelerinin sürdüğü sırada Swarthmore Koleji’ne gitti. Harvard Üniversitesi’nde ve Attica Cezaevi’nde, New York Üniversitesi’nde ve Illinois, Marion’daki Federal Cezaevi’nde öğretmenlik yaptı. Zerowork’ün editörü ve Midnight Notes Collective’in (Gece Yarısı Notları Kolektifi) üyesiydi. Albion’s Fatal Tree adlı kitabın ortak yazarı ve The London Hanged, The Many-Headed Hydra (Marcus Rediker’le birlikte), The Magna Carta Manifesto kitaplarının yazarıdır. Thomas Paine’in kitabının arka kapak tanıtım metinlerini hazırlayan Linebauh aynı zamanda E. P. Thompson’un PM’den çıkan William Morris: Romantic to Revolutionary adlı kitabının yeni baskısının editörüdür. Şu an Ohio’daki Toledo Üniversitesi’nde çalışmakta ve Great Lakes bölgesinde, güzel eşi Michaela Brennan ve diğer aile üyeleri Riley, Kate, Alex, Enzo ile birlikte büyük bir ailede yaşamaktadır.

Tüm Tanrılardan Kurtulun !

”Şimdiye kadar Hıristiyanlık ve İncil üzerinde durdum. İslâmiyet ile Hıristiyanlık (ve Musevilik) arasında teolojik anlamda ve dinî pratikler açısından tabii ki önemli farklılıklar vardır. Ancak, her birinin dünya görüşü ve sosyal içeriği, yani toplumsal anlamda insanların ne olduğu ve nasıl olması gerektiğine ilişkin söyledikleri, yalnızca birçok açıdan benzerlikler taşımakla kalmamakta, esas olarak aynı türden sömürü ve esaret sistemlerine de hizmet etmektedir.

Köktendinciliğin şu veya bu türü de dahil, insanların dine derinden bağlı olduğunu ciddiye almamak onları hor görmek demektir; bu tür inançların peşine takılmış insanlarla birlikte, onları bundan vazgeçirmek için mücadele etmeyi reddetmek aslında yığınları hor görmenin dışa vurumudur. Dinin en çok ezilenler de dahil olmak üzere halk yığınları üzerindeki etkisi onların özgürlükleri için savaşmalarını ve bütün insanlığın kurtarıcısı olmalarını engelleyen büyük pranga, büyük bir maniadır. Buna böyle yaklaşılmalı ve karşısında mücadele edilmelidir. Verili herhangi bir zamanda haksızlığa ve baskıya karşı mücadelede dini inançlarına bağlı olan insanlarla birlikte olmak mümkün ve önemlidir.

Gerçeği, insan toplumu ve doğayla ilgili gerçeği bilinçli ve tutarlı bir bilimsel bakış açısı ve yöntemle ele almalı ve dönüştürmeliyiz. Önemli olan şudur: İnsanlık tarihinde ilk kez bunu yapma imkânı vardır. Bununla karşılaştırıldığında dinî öğreti ve gelenekle gerçeğin dinsel yoldan algılanışı çok gerilerde kalır -ve aslında insanlık için ilk kez mümkün olan şeyden uzaklaştırır.”

Dün, Bugün, Yarın

Metropol hayatının gözde isimlerinden Can Akçay ilk kitabıyla okurlarla buluşuyor. 

Şehir hayatı, siyaset, diplomasi, düne dair notlar, yarına dair beklentileri içeren bir derleme. 

Temposu düşmeyen, her yazısıyla okuru şaşırtan, tarafsız ve sağduyulu bir Türkiye panoraması. 

Demode yorumlardan, sloganlardan, ezberlerden uzak bir modern dünya okuması.

Can Akçay’ın kaleminden şaşırtıcı ve iddialı bir dönem değerlendirmesine davetlisiniz: Dün, Bugün, Yarın: Bütün Yazılarım.

Genç bir ekonomist olan Can Akçay; Dün, Bugün, Yarın: Bütün Yazılarım adlı eserinde 2009’dan 2014’e Türkiye’nin ekonomik, siyasal ve sosyal sorunlarını kendi yorumlarıyla ele almış. Yazar bu eserinde eleştirel olarak her gün tartıştığımız konulara yeni bir bakış açısı getiriyor. Yazılarına Türkiye’nin son döneminin günlüğü diyebiliriz. İyi yetişmiş, Batı’da öğrenim görmüş genç neslin bakış açısı birçok okuyucu için ilginç olabilir.
– Prof. Dr. Hasan Köni

Meraklı bir yaklaşım, takdire şayan bir tecessüs, cesur bir anlama çabası, içtenlikli bir analiz gayreti… Can Akçay’ın yazılarını okuduğunuzda bulacaklarınız bunlardır.
– Ahmet Hakan

 

Fikret Başkaya'ya Saygı 2: Modern Zamanlar: Bir Yokmuş Bir Varmış

İnsanın entelektüel varoluşunun, aslında onun özgürleşme mücadelesi ile çakıştığını yaşamları ve tercihleri ile bizlere gösteren nadir insanlardan biri Fikret Başkaya. Kapitalizme, Avrupa-merkezci modernleşmeye, Türkiye’deki uluslaşma sürecinin yarattığı resmi ideoloji ve resmi tarihe radikal bir itiraz olan eseri ve mücadelesi gerek kendi toplumunun gerekse uluslararası muhalefetin saygısını kazanmıştır. Hakikati dile getirmekte ısrar edişi, iktidar sahipleri tarafından cezaevlerine kapatılmasına, özgürleşme ideali uğruna iktidar sahipleri karşısındaki dik duruşu her kesimden insan tarafından örnek kabul edilmesine neden olmuştur. Öğrencileri ve dostları Hakan Mertcan ve Aydın Ördek, Fikret Başkaya’nın mücadelesinin bir nişanı olacak saygı kitabı için 2012 yılı yazında çok sayıda entelektüele çağrıda bulundu. Türkiye’den ve Türkiye dışından çok sayıda entelektüelin katkılarıyla, iki yıl sonra tamamlanan çalışma iki ciltte derlendi.

Çalışmanın Ulus, Devlet, Entelektüel başlıklı cildi, Fikret Başkaya’nın yaşamı ve entelektüel serüvenine odaklanan “Fikret Başkaya: İnsan ve Entelektüel” başlıklı bölüm ile başlamaktadır. Bu bölümde yaşamı ve yapıtı üzerine editörlerin Başkaya ile yaptığı uzunca bir söyleşi ve onun entelektüel anlamı üzerine yazılanlar yer almaktadır. Cildin “Entelektüel” başlıklı bölümü Işık Ergüden’in entelektüelin siyasal ve felsefi anlamını konu edinen yazısı ile Mete Kaan Kaynar’ın Türkiye’de entelektüeli tanımlamayı konu edinen yazısını içermektedir. “Ulusal Sorun” başlıklı son bölüm etnik farklılaşmanın kökeninden Ekim Devrimi’nde ulusal soruna, sol ve milliyetçilikten Kürt meselesine çeşitli konuları işleyen Michael Löwy’den, İsmail Beşikçi’den Tanıl Bora’ya dek 19 yazar tarafından kaleme alınmış yetkin katkılardan oluşmaktadır.

Çalışmanın Modern Zamanlar: Bir Yokmuş Bir Varmış başlıklı cildi iki bölümden oluşmaktadır. “Modernleşme” başlığı altında derlenen yazılar Marksizm, sol, din, hukuk kuramı, Ortadoğu modernleşmesi, Türk siyasal hayatı konularında kaleme alınmış katkılardan oluşmaktadır. Cildin “Kapitalizm” başlıklı ikinci bölümü iktisat kuramı, neoliberalizm eleştirisi, kalkınma ve toplumsal muhalefet konularına odaklanan ve Eric Hobsbawn’dan, Samir Amin’e, Anwar Shaikh’e, Kadir Cangızbay’dan, Alaattin Şenel’e dek 27 yazarın yazılarından oluşmaktadır.

Türbanlı Siyaset

“1980’li yıllarda ülkedeki sosyal ve ekonomik gelişmeden pay alabilmekten ümidini kesen Anadolu insanı, ümidini ahirete bağladı, dine sarıldı ve anti-laik çalışmalar sürdüren tarikatlara yöneldi. Böylece seçmenler, sosyo-ekonomik kriterlere göre oy kullanmak yerine, kendi tarikatlarına ve din duygularına yakın buldukları partilere oy verir hale geldiler. Bu özellikteki seçmenlerden oy alıp iktidara gelmeyi amaçlayan partiler, türbana can simidine sarılır gibi yapıştılar. Yanlarında türbanlı kadınları taşıyarak, türbanı bir partinin dindarlığını gösteren bir işaret, bir simge, bir sembol haline getirdiler. Atatürk döneminde, kadınların medeni ve siyasal haklara kavuşturulması amaçlanmış ve kadın-erkek eşitliğini en ileri ölçülerde gerçekleştirecek yasal düzenlemeler yapılmıştı. Böylece ülkeye çağdaş uygarlık yolu açılmıştı. Ne yazık ki Atatürk’ten sonra tüm siyasi partiler, eşit hak ve özgürlüklerle donatılmış kadınların önemini göz ardı etmeyi tercih ettiler. Dinci siyasetçiler, kadınlara menfaat sağlayarak ya da moda haline getirerek türban bağlamalarını kendi gelecekleri için faydalı buldular. Türbanlı kadınları kendi amaçlarına ulaşmak için kullanarak onları mağdur ettiler. Atatürk’e sahip çıktığını söyleyen siyasetçiler ise, siyasal erki ve ülke nimetlerini kadınlarla eşit paylaşma yoluna gidemediler. Onun yerine kendi çıkarları için kadınları kullanmayı hüner saydılar ve kadın-erkek el ele uygarlık yolunda ilerlemeyi sağlayamadılar.” diyen Gürgün Say, esprili bir dille yaptığı çarpıcı değinmeleriyle, bilinen ama görmezden gelinen gerçekleri yurtsever bir aydına yakışır bir cesaret ve dikkatle okura sunmaktadır. Yazar, çözümü aydınlanmada ve örgütlü çabalarda görürken, Atatürkçü aydınların, “türbanın bireysel bir hal değil, siyasal bir sembol olduğunu” şiddetle savunması gerektiğini söylüyor. Bununla birlikte laikliği savunduğunu söyleyen kimi partilerin alması gereken önlemlere dikkatleri çekiyor. Kolay okunabilir, kendi alanında benzersiz, güldürürken düşündüren bir kitap. – Hakan Dursun Cengiz

Ağrı Dağına Yolculuk

“Ve yerin bütün kaynakları yarılmış. Ve göğün bütün pencereleri açılmış. Ve kırk gün kırk gece… Ve Nuhun Gemisi yüzmüş, yüzmüş, gelmiş dağın tepesine konmuş…” Kutsal Kitap “O zaman geminin kapılarını açtım Yaşayan ne varsa dışarı bıraktım Ben kendim Tanrıya kurban adadım Dağın zirvesine indim” Gılgamış Destanı “Dünyanın anası olan muhteşem Masis Dağına asla çıkılmamalıdır.” Orta Çağ Dogması “Hz. Nuh zamanından beri çıkılmayan Nuh’un dağına fanilerin çıkıp zirveyi bularak, ulvi kanunu bozmasının ulvi cezası vardır.” Etşimiadsin Manastırı Patriği “Ararat’ı görmek için günlerce Erivan’da bekleyen Rus Çarı Nikola bir sis ve bulut perdesine saklanan dağı göremez. Dağa küser, üzgün ve kırgın olarak St. Petersburg’a döner.” A. Renz “Bizim dağımız Ağrı, çıkılamaz!” Doğubeyazıdlı Bir Kürt

Yanık Kale Cezaevi Günlüğü

O, bir sevdanın peşinden koştu, türkü gibi yaşamaktı muradı, ama bahtına kara zindanlar düştü. Bir gün bile gam çekmedi kimsesizliğinden, yalnızlığından. Üzülmedi aranıp sorulmadığı için. Yüreği büyüktü, gönlü kocamandı, kınından çıkmış kılıç kadar keskindi gençliği… İçindeki sevdanın sesine kulaklarını hiç tıkamadan yaşadı. Anadan, babadan, kardeşten, yardan, serden geçti, ama içindeki sevdanın türküsünden geçmedi. O sevdanın türküsünü söylemekten bıkmadı, usanmadı. Kara zindan duvarları arasında, taş masalara, çelik kalemlerle yazılan günlerin hikayesidir bu kitapta dile getirilenler. İsteyen istediği gibi yorumlar, sınar, dener ya da kınar. Özgürlüğe yıllarca hasret çeken bir adamın, onu sınırlamak adına söyleyebileceği hiçbir söz yoktur.

Küreselleşme ve Türk Kimliği

Küresel gelişmelerin çok uzun bir geçmişi olsa da; günümüzdeki sonuçları itibariyle göz ardı edilemeyen yeni ve bugüne ait özellikleri bulunmaktadır. Özellikle 1990’lı yıllarda küreselleşme kavramının gittikçe önem kazandığını ve bir toplumsal değişim paradigması ya da bir değerlendirme ölçüsü olarak kullanılmaya başlandığını görüyoruz. Bu bağlamda küreselleşmeyi özellikle sonuçları açısından yok saymak mümkün değildir. Bir değişim paradigması olarak algılanan küreselleşme, çok sayıda yeni sorunun ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Kimlik sorunu da bu süreçte kendini gösteren önemli sorunlardan biridir. Günümüzde yoğun olarak yapılan kimlik tartışmaları, küreselleşmeyle birlikte kolektif kimliklerin parçalanması/melezleşmesi üzerinde odaklanmaktadır. Parçalanmayı en fazla hisseden kolektif kimlik ise ulusal kimliktir. Türk ulusal kimliği de bu gelişmelerden nasibini almaktadır. Mehmet Karakaş bu kitapta modernlik, küreselleşme ve kimlik olguları ekseninde Türk ulusal kimliğinin dönüşüm süreçlerinin izini sürmektedir. Ayrıca yazar, Türk ulusal kimliğinin küresel gelişmelere vermiş olduğu tepkileri değerlendirerek; sorunları çözmede yardımcı olabilecek, kuşatıcı ve toplumun bütün kesimleri tarafından kabul edilebilir bir Türk kimliğinin yeniden tahayyül edilebilme imkânını araştırmaktadır.

Kapital Manga Cilt: 2

Bu ikinci ciltle tamamlanan Kapital Manga, bilimsel sosyalizmin kurucusu Karl Marx’ın başyapıtı Kapital’i manga (Japonlara has çizgi roman) formunda öyküleştiriyor. Kapital’in özü ve temel kavramları, bir peynir fabrikasındaki üretim süreçleri etrafında gelişen çarpıcı bir öyküyle iç içe anlatılıyor ve böylece genellikle göz korkutan bir eser olarak görülen Kapital çok geniş bir okuyucu kitlesinin ilgi odağı haline geliyor.
Dünyada bir ilk olma özelliği taşıyan bu çalışmanın özgün basımı Japon yayınevi East Press tarafından gerçekleştirildi. İçeriği ve kurgusu kadar görselliğiyle de öne çıkan eserin yayını dünya çapında büyük yankılar yarattı. Eserin Ekim 2009’da Türkçeye kazandırılan ilk cildi, Japonya’da olduğu gibi Türkiye’de de ilgiyle karşılandı.

Kapital Manga’nın ikinci cildinde, Marx’ın ölümünden sonra Kapital’in ikinci ve üçüncü ciltlerini yayına hazırlamış olan Friedrich Engels, anlatıcı olarak çıkar okur karşısına. Engels, meta, para, kullanım ve değişim değeri, değişmeyen ve değişen sermaye, artık değer gibi kavramları tanımlayarak sömürünün nasıl gerçekleştiğini, kapitalist üretim sürecinin nasıl kaçınılmaz olarak bunalımlara yol açtığını, peynir fabrikası örneği üzerinden çarpıcı ve anlaşılır bir dille özetler.

Bu arada kahramanlarımız Robin ve Daniel, işlerini büyütmenin keyfini yaşamaktadırlar. Piyasaya sundukları yeni peynir çeşidi çok tutulur, satışlar artar. Patlayan talebi karşılamak için krediler alınır, fabrikanın kapasitesi artırılıp makineleri yenilenir… Her şeyin tıkırında gittiği sanılırken, genç fabrika sahipleri, kendilerini bunalımın ortasında bulurlar. Gerisi çok tanıdıktır: Kapanan fabrikalar, kapı dışarı edilen işçiler, batık bankalar… Günümüz dünyasının gerçekleri, bizim hikâyemiz!

Kapital Manga, zevkli bir okuma vaat ediyor: Hem Kapital’in pasajları içinde gezinirken aylarını tüketmiş olanlar için, hem Kapital’i okuma hayalini hayata geçirememiş okuyucular için… Hem Kapital’in en temel kavramlarıyla tanışmak isteyen gençler için, hem de genç-yaşlı çizgi roman ve manga tutkunları için…

Kapital Manga Cilt:1

Bu kitapta, bilimsel sosyalizmin kurucusu Karl Marx’ın başyapıtı Kapital, manga (Japonlara has çizgi roman) formunda öyküleştiriliyor. Kapital’in özü ve temel kavramları, bir peynir fabrikasındaki üretim süreçleri etrafında gelişen çarpıcı bir öyküyle iç içe anlatılıyor ve böylece genellikle göz korkutan bir eser olarak görülen Kapital çok geniş bir okur kitlesinin ilgi odağı haline geliyor.

Dünyada bir ilk olma özelliği taşıyan bu çalışmanın özgün basımı Aralık 2008’de Japon yayınevi East Press tarafından gerçekleştirildi. İçeriği ve kurgusu kadar görselliğiyle de ilgi çeken eserin yayını dünya çapında büyük yankılar yarattı, satış rakamı kısa sürede 100 bini geçti. Japonca aslından özenli bir çeviriyle Türkçeye kazandırılan kitapla Kapital’in teorik özü ve kavramları rahat okunur bir tarzda okurların dikkatine sunuluyor.

Kapital Manga, zevkli bir okuma vaat ediyor: Hem Kapital’in pasajları içinde gezinirken aylarını tüketmiş olanlar için, hem Kapital’i okuma hayalini hayata geçirememiş okurlar için… Hem Kapital’in en temel kavramlarıyla tanışmak isteyen gençler için, hem de genç-yaşlı çizgi roman ve manga tutkunları için…

 

Devlete Çarpan Kamyon (1. Hamur)

İçindekileri okuduktan sonra, arka kapağa bir şey yazamadık. Her şey kitabın içinde yazılmış. Biz yayınevi olarak bir ilan metni hazırladık. Burada da onu yineleyelim:

“Tam teşekküllü bir hastahaneden; ‘Gülme ve Gülümseme Özürü Yoktur’ raporu getirmek koşuluyla, Gülemedim, Gülümseyemedim diyene parası iade edilir.”

Siyaset Yılları

Bu kitapta yazılanlar günlük notlardan alınmıştır. Olayların içinde yaşayan bir kimsenin olabileceği kadar objektif olmaya; tecrübe ve ders çıkarılacak, geçmişi değerlendirmeye ışık tutacak gelişmeleri öne çıkarmaya çalıştım. Siyasete, Meclis‘e girecek gençlerimiz için bir kaynak olabileceğini umuyorum. Tecrübenin değeri paylaşmada ve yanlışların tekrar edilmesini önlemededir. Bizdeki rejim darboğazları da ders almamaktan, aynı yanlışların tekrarından kaynaklanmıştır. Beşer hafızasını canlı tutabilmek için yazılı metinlerle onu beslemek gerekir.

Ziya Yılmaz

Ziya Yılmaz’ın öyküsü, aslında birazda Türkiye’nin yakın dönem siyasal hayatının öyküsüdür. Memleketi Fatsa’dan başladığı yolculukla pek çok tarihsel olaya şahitlik etmiş, pek çoğuna da birincil dereceden müdahil olmuş bir devrimcinin öyküsüdür.

Ziya Yılmaz, hayata gözlerini yumduğu 2011 yılına kadar, bir dönem Türkiye’yi kasıp kavuran olay ve olgulara ilişkin konuşmamayı tercih etti. Saklayacakları olduğu için değil, henüz zamanının gelmediğini düşündüğü ve geçmişin mirasını konuşarak tüketmek istemeyen birisi olduğu için…

Peki, Ziya Yılmaz kimdir?

Fatsa’da Zeki Şahin’le kurduğu Türkiye İşçi Partisi ilçe teşkilatıyla başladığı siyasal serüveni, kısa bir zaman sonra tüm Karadeniz’i kapsayan, devrimci bir süreç haline geldi. O süreçte sahibi ve sorumlu yönetmeni olarak yayınlanmaya başlayan Yeşil Fatsa isimli yerel gazete bölgenin en çok okunan ve takip edilen yayını oldu. TİP’te çeşitli ayrılıklar baş göstermeden kısa süre önce Karadeniz’de ilk kez gerçekleşen çeşitli köylü yürüyüşleri ve dönemin en kitlesel eylemlerinden olan “Fındık Mitingleri” gibi eylemlerin doğrudan örgütleyicisiydi. 1970’lerin sonunda Fatsa başta olmak üzere Karadeniz’in pek çok bölgesinde atılıma geçen devrimci hareketin temellerini atan insanlardandı; Kızıldere’de katledilen akrabaları, çocukluk arkadaşları ve yoldaşları olan Nihat Yılmaz, Ahmet Atasoy, Ertan Saruhan ile birlikte.

Ziya Yılmaz, TİP sonrası dönemde THKP-C’nin kuruluş sürecinde yer aldı, Genel Komite ve Merkez Komite üyesi oldu. Aynı zamanda THKP-C’nin Karadeniz bölge sorumlusu ve örgütün muhasebe sorumluluğu görevlerinde bulundu. Kuruluş sürecinde, THKP-C’nin gerçekleştirdiği banka soygunlarında görev aldı. İsrail Başkonsolosu Ephaim Elrom’un kaçırılması ve öldürülmesi eylemlerinde bulundu. 29 Kasım 1971’de Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı, Cihan Alptekin ve Ömer Ayna ile birlikte Maltepe Askeri Cezaevi’nden tünel kazarak firar edenlerden birisiydi. Firar sonrasında, Arnavutköy’de Ulaş Bardakçı’nın öldürüldüğü operasyonla eş zamanlı olarak Fındıkzade’de gerçekleşen operasyonda güvenlik güçleriyle çatışmaya girdi. Bu operasyonda MİT kurucusu Hiram Abas’ı yaralamış ve kendisi de yaralı olarak tutsak alınmıştı.

28 Mayıs 1971’de düzenlenen bir operasyonla yakalanan Ziya Yılmaz, yaklaşık 15 yıl sonra, 21 Mart 1986 tarihinde Malatya E Tipi Cezaevi’nden tahliye olmuştu.

Tutuklu bulunduğu süre boyunca 3 ayrı davadan hüküm giyen Ziya Yılmaz, farklı tarihlerde 2 kere idam cezasına çarptırılmış, bu idam cezalarından ilki Yargıtay da onanmış ve dosyası infaz onayı için TBMM’ye gönderilmişti. Dosyasının TBMM’de görüşülmek için sıra beklediği günlerde 1974 affının çıkmasıyla, cezası ömür boyu müebbet hapse dönüştürülmüştü. Yılmaz’ın infaz kanununa göre hesaplanan cezasının 13 Ağustos 1983’te dolduğu, yaklaşık 3 yıl fazladan yattığı da tahliye kararına bilgi olarak eklenmişti.

Elinizdeki bu kitap, tüm bu gelişmelere ilişkin, Ziya Yılmaz’ın kendi anlatımlarından derlenmiş, Ziya Yılmaz’la ilgili tek kitap olma iddiasını taşıyor. Kronolojik bir hatta derlenmiş çeşitli siyasal olay ve değerlendirmelerin yanı sıra, sürecin baş aktörlerinden olan Mahir Çayan ve Ulaş Bardakçı gibi devrimcilerin insani yönlerini anımsatıyor, aktarıyor. Sol tarih yazımında sıklıkla değerlendirilen kimi olayları kendi gözünden anlattığı gibi bu güne kadar üzerinde pek konuşulmamış “Karadeniz Kır Gerillası” gibi kimi olay ve düşüncelere de ışık tutuyor, Ziya Yılmaz.

Ve elbette, Türkiye sol tarihinin bir parça unutulmuş devrimcilerinden olan Fatsa’lı Ziya Yılmaz; unutulmasın diye…

Mezar taşında yazdığı gibi: “Devrim için yaşadı, devrim için savaştı”.

Devlerin Dansı Irak’ta Türkiye – ABD – İran Savaşı

“Orta Doğu kaynamaya başladı Sayın Başbakan. Şimdi artık dumanları daha net görebiliyoruz. 11 Eylül’deki saldırı, aslında Orta Doğu’daki ateşi yakacak bir kıvılcım oldu. Bundan sonraki planlar da sırasıyla gerçekleşti. Şimdi şunlara bir bakın, bu emirler, sırasıyla ve büyük bir başarıyla gerçekleştirildi.” “Dünya Ticaret Merkezi vurulacak. Bin Laden adında bir terörist yaratılacak. Taliban yönetimi düşürülecek. Irak ele geçirilecek. Saddam yakalanacak. Irak’ın kuzeyinde bir kürt devleti kurulacak. Türkiye’nin doğu ve güneydoğusu Irak Kürt Devletine dahil edilecek. Türkiye’nin kuzeydoğusu Ermenistan’a dahil edilecek. Orta Doğu’da sınırlar yeniden çizilecek. “Vaat Edilmiş Topraklar” artık bizim olacak. Görev tamamlanacak.” Kürt devletinin kurulma aşamasına kadar olan maddelerin tümü gerçekleşmişti. Bundan sonraki maddeler Türkiye’nin bam teline dokunur nitelikteydi. Şimdi harekete geçme zamanı Türklerindi.

Hacı Bayram  Cep Boy

Işınsu, edebiyata şiirle başlamış, tiyatro ile devam etmiş, hikâye yazmış ve romanda karar kılmış bir yazarımızdır. İlk romanlarından itibaren başarıyı yakalamış olan yazar, roman tekniği ve tipleştirme açısından günümüz romanının ilk sırada gelenlerindendir. Romanlarında insanın çıkmazlarını ve iç çatışmalarını, özellikle kadın karakterleri ve onların psikolojik çözümlemelerini verişi, yazarlığının üstün yanlarını oluşturur. Kalemi ile hayatı iç içe olduğundan roman anlayışı da gerçekçidir. Sadece Türkiye Türkleri değil, dışarıdaki Türkler de onun roman dünyasının içindedir; Batı Trakya Türkleri, Bulgaristan Türkleri, Irak Türkleri ve onların dramları da romanlarına konu olur. Işınsu Tanzimattan bugüne yetişen kadın romancılarımız içinde, kendi insanını tanıyarak, duyarak, yaşayarak ve en önemlisi de severek anlatan, milletine ve değerlerine yabancılaşmamış bir romancı olarak öne çıkmaktadır.

Hangi Sağ

Ne konuştuk, Osmanlı’da ulusal burjuva yoktu, İttihatçılar’dan başlayarak ulusal burjuva yaratma çabasına girişilmiş, Cumhuriyet’ten sonra da bu çaba sürdürülmüştür. Devrimi, bizde bürokrasi, aydınlar ve eşrafla bütünleşmiş halkın oluşturduğu ‘tarihsel blok’ yaptı, başarı kazanınca da şu son derece zor durumla karşılaştı: Gelişmiş bir burjuvazi olsa, kültürünü de yaptığı için, üstyapısı ya hazır ya hazıra çeyrek kala olacak, devrimden sonra da bu üstyapı ‘resmileşecek’. Klasik gelişme şemasına uygun ülkelerde böyle olmuş. Gel gör ki bizde komprador burjuvazisi var, bunun kültürü ve üstyapısı derseniz tatlısu Frenkliği! Onun için yeni Cumhuriyet, ilk günden başlayarak öyle kırma ve taklit bir üstyapı tehdidiyle karşı karşıya kalıyor.” – ATTİLÂ İLHAN