Alayına New York

“Seni çok özledim,”  diye fısıldadı kulağıma. Ses tonu öyle bir özlem barındırıyordu ki… Hiçbir şey söylemeden ona sarılıyor, gözyaşlarıma engel olamıyordum.

“Rüya olmasından korkuyorum, Max. Birazdan uyanacak olmaktan, yok olmandan korkuyorum.” Sanki mümkünmüş gibi daha sıkı sarılırken, başını yüzüme doğru eğip gözlerime baktı.

“Senin kadar gerçeğim, güzelim. Artık yanındayım, seninleyim.”

Memleket-i Harika

“Memleket-i Harika, dil ile tarif edilmez, kalem ile yazılmaz. Gördüğüm en güzel diyar olup, burada hem şarkın hem de garbın özelliklerini görmek mümkündü. Yabancılar buranın havasına ve suyuna ve dahi göbek atan hatunlarına bayılmaktaydı. Turist hurilere ‘fıstık, lokum’ deyu adlar takılmakta ve dahi çok iyi muamele yapılmaktaydı. İş bu nedenle, bu diyara gelen turistler, memleketin ahlakını bozduğu gerekçesiyle defaten tecavüze uğradıklarından bir daha gelmemekteydi.”

Güldüren ve de düşündüren kara mizah öyküleri… Ahmet Zeki Yeşil’in, edebiyat/sanat ve mizah dergilerinde yayınlanan öykülerinden oluşan bu kitabı okuduktan sonra “Gülmekten öldüm” diyeceksiniz.

Osmanlı'dan Karikatürler

Karikatür, bir kişi, tip ya da eylemin çizgiyle çarpıtılmış, abartılmış sunuluşudur …

Karikatür, çizildiği dönemi en iyi yansıtan kaynaklardan biridir. O dönemdeki sosyal, ekonomik, kültürel ve saire bir çok konuda iğneleyici tarzda bilgiler verir.

Osmanlı Dönemi gazete ve dergilerinden, sizler için seçerek Latin harflerine çevirdiğimiz bu karikatürleri okurken eskilere doğru bir yolculuğa çıkacak, ninelerimizin ve dedelerimizin düşünce yapısını, yaptıkları derin esprilerde bulacaksınız…

Abartılı espriden daha çok, ince fikirlilik, iğneleme ön plana çıkmaktadır. Tamamı zeka ürünüdür. Bazı karikatürler düşünmeye de sevk edecektir.

İştikakçının Köşesi

Şinasi Tekin’in bu çok önemli eseri, uzun bir aradan sonra yeniden okuyucuyla buluşuyor…

İştikakçının Köşesi, değerli ilim adamı ve Türkolog Şinasi Tekin’in etimoloji (köken bilimi) yazılarından oluşuyor. Bu makalelerin benzerlerinden ayrıldığı en önemli nokta; bilimsel titizlikten taviz vermeden mizahi bir üslupta, okuyucuyla sohbet eder gibi yazılmaları…

Kitapta “köşk”, “oruç”, “yazı yazmak”, “üzengi”, “ev bark”, “il”, “gaza ve cihad”, “bodun” gibi kelimelerin etimolojisi incelenirken, bir yandan da Türk kültür tarihine dair pek çok ayrıntı açıklığa kavuşuyor. Yazarın ifadesiyle:
“Aşırı bir şekilde eğlendirici ve güldürücü bir eğilim gösterdiği zaman ‘gülünç ve saçma’ olabilen iştikak ilim dalı, ciddi bir biçimde uygulandığında tasavvur edilemeyecek kadar faydalı olabilmekte ve tarihin, kültür tarihinin karanlık ve öteki verilerle çözümlenemeyen birçok noktalarına ışık tutabilmektedir.”

Bukowski ve Beat Kuşağı

Amerikan edebiyatının dünya edebiyatına miras bıraktığı en büyük hediyelerden birisi ve sonuncusu kuşkusuz ki Charles Bukowski’dir, onun bir pop nesnesi olarak kullanılmasını çöpe atacak olursak deha dağı ile göz göze geliriz. Hem Bukowski üzerine hem de Beat edebiyatı olarak adlandırılan dönem Amerikan yazar ve şairleri üzerine derinlemesine çalışmalarda bulunan İsviçreli gazeteci yazar Duval; Beat edebiyatı sürecinin tarihsel ve tematik yapısını ele alırken, felsefi ve estetik farklılıklar ve aynılıklar açısından karşılaştırmalı bir edebiyat tarihini muazzam keyifli bir şekilde sunuyor.

Neal Cassady, Lawrence Ferlinghetti, Allen Ginsberg ve William Burroughs başta olmak üzere birçok Beat edebiyatı yazar ve şairini; haklarında ilginç anekdotlar ve anlatılarla Bukowski ile harmanlıyor. En önemlisi bunu Charles Bukowski ile birlikte yapıyor. Ölümünden önce ve onunla birlikte! Eser bunun yanı sıra orijinal fotoğrafların kullanımı ve kitap için yapılmış özel Linda Lee ve Charles Bukowski roportajı ile de öne çıkıyor. Bu ayrı bir paralelde ikilinin ilişkilerine de ışık tutan bir metin bütünü yaratıyor. Keyifli ve bilgi dolu bir okuma.

7'den 70'e Osmanlı Türkçesi

Millî kültürümüzün temelini oluşturan eserlerimizin çoğunluğu, Osmanlıca yazılmıştır. Geçmişimizi anlatan bir kitabe, bir makale, bir mezar taşı ve bunun gibi birçok eseri okuyamadığımız gibi ne anlam ifade ettiğini de bilmemekteyiz. Bu nedenle geçmişimiz ile geleceğimiz arasındaki köprünün temellerini yeniden atabilmek için bu eser herkes için faydalı olacaktır.

Elinizdeki kitap, Osmanlıca’yı rahatlıkla öğrenmemizi sağlarken, içerisindeki örneklerle zenginleştirilmiş anlatımlar ve kelime çevirileriyle kendinizi test edebilecek ve ayrıca sunulan metin çevirileri bölümleri ile yapılan yanlışları da görebileceksiniz.

Tarihimizi ve kültürümüzü öğrenmemiz açısından Osmanlıca derslerine yardımcı olacak bu kaynak eser, 7’den 70’e herkesin Osmanlıca’yı öğrenmesinde kolaylık sağlayacaktır.

Keyifli dersler dileriz.

Büyük Şike

Manşetlere taşınacak açıklamalarla dolu olan Büyük Şike, futbol hayranları ve gerçek suç romanlarının fanatikleri için mutlaka okunması gereken kitaplardan. Şikeciliğin,dünyanın hemen hemen dört bir yanına nasıl yayıldığını ve Chris Eaton’ın; şike merkezi Singapur’dan Kuala Lumpur’a Zürih’teki FİFA merkezinden Güney Afrika ve Katar’daki Dünya Kupası hazırlıklarına kadar uzanan yolculuğuyla bu güzel sporu kurtarma çabalarını anlatan, büyük bir şikeci ve şike destekçileri avı…

Brett Forrest, Espn The Magazine’e katkıda bulunan bir yazardır ve Vanity Fair, National Geographic, Atlantic ve New York Times Magazine’e yazılar yazmıştır. Rusya’da Ukrayna’da ve Brezilya’da yaşamıştır.

Bir evin arka bahçesinde top koşturmuş olan herhangi bir çocuk bile bu maçlarda bir tuhaflık olduğunu söyleyebilirdi. Ama hakemlere maaşları ödeniyor,oyuncular sahada koşturuluyordu. Bu sırada, Uzak Doğu’da bir yerde kartel, paralarını sayıyordu. Şayet bu şike bu denli bariz ve açık bir biçimde yürütülebiliyorsa, Eaton hiçbir polis gücünün bunu yenemeyeceğini fark etti. Aksi takdirde, birtakım önlemler çoktan alınırdı. Yeni bir yaklaşıma ihtiyaç vardı. Av devam edecekti etmesine ama Eaton, bunun sonsuza dek süreceğinden endişe ediyordu.

Otobüstekiler

Cumhuriyet Gazetesi’nde 2003-2013 yılları arasında çizilen “Otobüsdekiler” çizgi-bant çalışmasının, bu kitapta bir bölümünü okuyacaksınız. “Otobüstekiler “, yazarın 11. kitabını oluşturuyor. Her sabah uyanıp, işine giden veya bir yere ulaşmak isteyen insanlar, otobüslerde, kapalı, sıkışık, kargaşa içinde bulurlar kendilerini. Dönemsel, tarihsel bir yolculuktur bu.

Hergün yaşanılan, kendini dönüştüren yeniden üreten, özellikle emekçilerin, işçilerin, alışverişe giden kadınların, sürekli cep telefonuyla ilgililenen öğrencilerin, borsacıların, emeklilerin, siyasal islamcıların, Y Kuşağı gençlerin, muhafazakarların, liberal solcuların…

Hayatlarını buluruz. Karikatürler 10 yıllık dönemi kapsasa da, her gün otobüste ve toplu yaşamın her alanında, yabancısı olmadığınız olayların mizahı bir dille anlatımını bulacaksınız.

Osmanlı Türkçesi Öğrenim Seti Çözümlü Metinler – 7

Alfabe bilgisine sahip olan kişiler için hazırlanan bu çalışma ile okuma becerinizi artıracak, başlangıç seviyesinden ileri seviyeye kadar olan farklı metinlerle aşamalı olarak hem kelime hem de yazılış biçimleri konusundaki bilgilerinizi pekiştireceksiniz.
Osmanlı Türkçesi Öğrenim Seti başlığı altında sunulan bu çözümlü metinler ile,

  • Seviyenize göre kitap seçebilecek,
  • Farsça ve Arapça kelime dağarcığınızı genişletecek,
  • Metnin Arap harfli kısmı ile Latin harfli kısmını aynı sayfada görerek kelimelerin yazılış biçimleri ile telaffuzunu tek seferde karşılaştırabileceksiniz.

Kız Gurusu

“Dişiliğin,Güzelliğin ve Erkeğini Aşık Etmenin Kuralları Yeniden Yazılıyor”

Sadece kadınlar mı sorumludur sözüm ona “Güzel” görünmekten?
Erkekler hain bir plan kurguladılar sen uyurken!  Onların “GüzellikK” dayatmasına razı olup uykuları haram ettin kendine. Kadın sadece erkek için “Güzel” olmak zorunda kaldı yüzlerce yıl boyunca… Oysa bütün erkeklerin tek amacı sana “Güzel” olduğunu unutturmaktı zaten…  Sahip olduğunu kaybettirip buldurmamaktı oyunun kuralı… Böylece hükmen galip çıktılar sahaya. Hem hile yaptılar, hem haksızlık…

* * *

“Sadece güzelliğine güvenerek, aşık olduğun adamı elinde tutamazsın. Güzellik bir bütündür. Dişi olmak erkeğin güzellik algısını değiştirir. Unutma! Erkekler mükemmel görünen kadınları sadece beğenirler…  Üzerine düştüğün her adamı zalimleştirirsin. Erkeğine bağımlı olduğunu hissettirdiğinde aldatılman an meselesidir. Aklını kullan”

Artık bu oyunu bozmanın zamanı geldi! Şimdi “Güzel”liğini hatırlama ve yeniden yaratma zamanı. Oyunun dengeleri değişiyor kuzum; hazır mısın?  

* * *

İşte oyunun ilk kuralı sen kadınsın  unutma erkeğine ne kadar bedel ödetirsen ve senin için birşeyler yapmasını sağlarsan senden vazgeçemez. Çünkü erkek avcıdır yorulmaktan hoşlanır.

* * *

Erkeğini rahatlık tuzağına düşürme.

* * *

Kadınlar erkeklerden daha hızlı kilo alırlar; Çünkü duygusal açlıkları ve beklentileri erkeklerden daha yüksektir…

* * *

Selülit sorunun var! Çünkü içinde öfke ve korku biriktirmeye devam ediyorsun

* * *

Tatlı yedikçe kendini rahatlamış ve iyi hissediyorsun;  Çünkü yoğun bir sevgisizlik ve ilgisizlik hissi içindesin…

* * *

Birbirine hiç benzemeyen 5 kadının aşk, seks, güzellik ve hayat algısını sorgulayan, geleceği tasarlayarak yeniden kurgulayan mucizelerle dolu bir “Kadın” kitabı… 

Yaşar Kemal Sözlüğü

Yaşar Kemal, edebiyatımızın, dilimizin büyük ustalarından biridir. Bir anlatı ustasıdır. Türkçenin şiirini duyuran büyük bir yazardır. Bir destancıdır, bir türkücüdür.

Yaşar Kemal’in okuru, onun Karacaoğlanlığına kapılır, kullandığı sözcüklerin, deyimlerin, atasözlerinin, ilençlerin, yergilerin, alkışların, yakarıların üzerinde durmadan okur. Oysa Yaşar Kemal, o tatlı anlatının akışına nice bölgesel sözler, deyimler, söyleyişler katmıştır. Yaşar Kemal, bölgesel dil öğelerini ortak dilin malı yapmıştır. Yapmıştır ya, bu sav şimdilik “görece bir sav” olarak değerlendirilebilir. Öyledir de: Çünkü Yaşar Kemal gibi bir ortak dil yazarının bütün yapıtlarında kullanılmış olmasıyla bölgesel sözler ortak dile girmiş sayılmak gerekir. Öte yandan, şimdilik bu sözlere Yaşar Kemal’de rastlanır olmasıyla da bölgesellik yürürlüktedir.

İşte, elinizdeki Yaşar Kemal Sözlüğü, bu bölgesel sözlerin bir sözlüğüdür.

Yaşar Kemal Sözlüğü’ndeki sözcükler, atasözleri ve deyimler genel dil sözlüklerinde yoktur. Ya da pek azının ancak değişik biçimleri vardır. Bunların bir bölüğü derleme sözlüklerinde bile yoktur. Bu yönden, çok özel bir sözlüktür bu. Yaşar Kemal’in okurunu olduğu kadar, halk kaynağına yönelmiş her yazarı, sözcük dağarcığını genişletmek isteyen, Türkçenin yöresel olanaklarına eğilmek isteyen herkesi ilgilendirecektir sanırım.
Ancak Yaşar Kemal yalnızca böyle çok özel yönüyle değil, her yönüyle derinlemesine incelenmesi gereken bir ustadır.

Bu sözlük bu yolda atılmış bir adım olsun, bir başçeken olsun dilerim.

– Ali Püsküllüoğlu

Çözümlemeli Osmanlı Türkçesi Metinleri

Kitap hazırlanırken, okuyucuların kolayca yararlanabilecekleri bir yöntem izlenmiştir. Kitapta yer alan metinlerin hem eski harfli şekilleri hem de günümüz alfabesiyle okunuş biçimleri verilmiştir. Böylece metinleri eski harflerden izleyen okuyucu, okumakta zorlandığı yerlerde metnin okunmuş biçiminden yararlanabilecektir. Metinlerde geçen bütün kelime ve tamlamalar, bir sözlük biçiminde düzenlenmiş ve kullanıldıkları yerlere göre anlamlandırılmıştır. Böylece okuyucu başka bir kaynağa ihtiyaç duymaksızın kitaptan yararlanabilecektir.

Kitapta ağırlıklı olarak edebi metinlere yer verilmiştir. Bunlar da, daha çok Yenileşme Devri Osmanlı Türkçesine ait olup, Cumhuriyet, Milli Edebiyat, Fecr-i Ati, Servet-i Fünun ve Tanzimat dönemi şair ve yazarlarından yapılmış seçkilerdir. Bununla birlikte Baki, Fuzuli, Nedim, Neşati, Taşlıcalı Yahya gibi kimi klasik dönem şairlerinden örneklere de yer verilmiştir.

Dikkat Çekici

Kitabın arkasından konuşmayı sevmem, hele bu kitap kendi kitabım ise sizi ayakta bekletip yormak misafirperverliğe sığmaz. Siz iyisi mi içeri buyurun, anlatacaklarım çok…”

  • Daha önce bir ‘stand up’ gösterisine gittiniz mi?
  • B ir komedyen normal hayatında da sırıtarak mı dolaşır?
  • Peki olaylara bakış açınız kaç derece?

Hepsi için verilecek bir cevabınız varsa, bünyenizdeki mizah açlığını giderecek satırlar arasında gülmeye, gezmeye, hatta seksek oynamaya hazır olun! Mizah alanında dizüstü değil belüstü edebiyat anlayışı ile dikkatleri üzerine çeken Mustafa Yalçın, içimizden biri gibi evlerimize konuk oluyor…

“Güle Güle Okuyun” sözü başka hiçbir kitaba bu kadar yakışmamıştı.

Dikkat Çekici

Kitabın arkasından konuşmayı sevmem, hele bu kitap kendi kitabım ise sizi ayakta bekletip yormak misafirperverliğe sığmaz. Siz iyisi mi içeri buyurun, anlatacaklarım çok…”

  • Daha önce bir ‘stand up’ gösterisine gittiniz mi?
  • B ir komedyen normal hayatında da sırıtarak mı dolaşır?
  • Peki olaylara bakış açınız kaç derece?

Hepsi için verilecek bir cevabınız varsa, bünyenizdeki mizah açlığını giderecek satırlar arasında gülmeye, gezmeye, hatta seksek oynamaya hazır olun! Mizah alanında dizüstü değil belüstü edebiyat anlayışı ile dikkatleri üzerine çeken Mustafa Yalçın, içimizden biri gibi evlerimize konuk oluyor…

“Güle Güle Okuyun” sözü başka hiçbir kitaba bu kadar yakışmamıştı.

Başbakandan Korkan Kedi

“Deli” diye akıl hastanesine yatırılmış düzen karşıtı, şirin, tonton bir emekli öğretmen… Sürekli, kendi gençliğinden “Gezi” gençliğine kadar geçen o uzun süreçte yaşadıklarını anımsıyor. Böylece de, dönemin kadın erkek ilişkilerini, aşklarını, cinsel yaşamını, değişen toplumsal yapıyı, belleklerden silinmeyen olayları ve ülke gerçeklerini, okuru sık sık güldüren bir biçimde sergiliyor.

Tanınmış Tiyatro ve Mizah yazarı Kandemir Konduk siyasi mizahın sesinin kısıldığı, komedinin şaklabanlık sanıldığı bir dönemde güldürse de, gülüp geçilmeyecek çok çarpıcı bir kitapla karşımızda.

 

Çarpışma 2 – İpek & Burak

Aşk hikayelerinin mutlu sonda bittiği yerde İpek ve Burak’ın maceraları başlar!

Uykusuz Dergisi’nin başarılı çizerlerinden Oky’nin, yayınlanmaya başladığı ilk günden bu yana kendine has bir okur kitlesi yaratan ve takipçileri tarafından özlemle beklenen serisi Çarpışma’nın ikinci kitabı çıktı!

Çarpışma serisi, aslında tam olarak geleneksel aşk hikâyelerinin bittiği yerde başlıyor. Aşkın mutlu sonunundan; o çocuksu, masum tutkunun gerçekleşmesinin ardından neler yaşandığını, yaşanabileceğini konu alıyor. Çarpışma serisinin bu ikinci kitabı da, kusursuz ve plastik bir aşkı değil, yaşadığımız ve bildiğimiz kimi zaman eğlenceli kimi zaman hüzünlü ve kimi zaman da sarsıntılı bir beraberliği anlatıyor.

Türkçe (Sözcük) Anlam Bilimi – 1

Mehmet Hazar bu eserinde bir Türk dili öğretim üyesi gözüyle Türkiye Türkçesi anlam bilimine yaklaşmıştır.

Türklük bilimi ve Türk anlam bilimi araştırmalarına katkı sağlayacak bu eserde, Türkçe sözcük anlam bilimi üzerinde durulmuştur. Cümle anlam bilimi ve metin anlam bilimi çalışmalarıyla bu seri tamamlanacaktır.

Eserde zaman zaman fono-semantik bir dil incelemesi yapılmıştır. Bu eserde Türçkenin anlam gücünün ne kadar zengin olduğu müşahede edilecektir.

Yazarımızın Türk anlam bilimi terimleri çalışmasını yayın evimiz tarafından sözlük olarak okuyucuya kazandırdık. Bu çalışmada ise önce konusu icaz ile ilgili bir ön söz yazılmıştır. Girişte anlam biliminin tarihçesi verilmiştir. Sonra sözcüğün oluşumuna geçilmiştir. Akabinde anlam özelliklerinde benzerlik, kefilik, değişmezlik, başkalaşabilirlik ve aynılaşma konularına değinilmiştir. Anlam başlığı altında ise alfabetik sırayla 87 alt başlık altında anlamlar irdelenmiştir. Anlam belirleyicileri ve anlam ayırıcıları başlığında konu tablo ile  desteklenerek anlatılmıştır. Anlamdan göreve geçişte ise gramatikal inceleme yapılmıştır. Anlam alanı, tasarım ve duygu değeri, temel anlam ve sözcükler, art ve eş zamanlı anlam değişmeleri, sematik boşluk ve sematik tabaka konusu ile eser nihayet bulmuştur. En sonda sonuç ve değerlendirme bulunmaktadır.

Metin aralarına resim, şekil, tablo ve simgeler eklenerek okuyucunun ve öğrencilerin dikkati konuya çekilmiştir. Bu kitap hem genel okuyucuyla hem de anlam bilimi dersi alan öğrencilere hitap etmektedir.

Aşkenaz Mizahında Gezintiler

Sigmund Freud, 1905 yılında yayımlanan “Fıkra ve Bilinçaltı ile İlişkisi” başlıklı çığır açıcı çalışmasında Aşkenaz Yahudilerini “gerçek kusurlarını bildikleri kadar, iyi özelliklerini ve ikisi arasındaki bağlantıyı da bilirler…”şeklinde tanımlayıp, özgün mizahlarını incelerken “bir toplumun kendi özellikleriyle bu kadar dalga geçtiği başka bir örnek” olamayacağını belirtmektedir… Kutsal Şabat’ı küçük bir Polonya ştetl’inde geçiren seyyar satıcı Schmuel Fragmal, sinagogun kapısında rastladığı şamaş’a takı-lır: “Sinagogunuz ne kadar da küçük! Cemaatinizin tümü burada Şabat duasına katılamaz ki!” – Şamaş’ın yanıtı ise çok yalındır: “Cemaatimizin tümü Şabat duasına katılsaydı, katılamazdı. Ancak cemaatimizin tümü Şabat duasına katılmadığı için, katılabiliyor…”

Ne var ki bu türdeki fıkraların çoğu, kahkaha attıracak cinsten “komik” değildir. Baskıcı ortamlardaki yaşam şartlarını örtebilmek, birazcık hafifletmek ve kitlelere hoşça vakit geçirmek için, hiç de gülünç olmayan toplumsal gerçeklere dayanırlar. Özetle: Yahudi mizahı zaman zaman rahatsız edici, ancak çoğunlukla uyarıcı olup insanoğlunun içinde bulunduğu çelişkiler ve çıkmazlar hakkındaki üzüntünün dışa vurumudur.

Aşağıdaki örneğe gelince “Savunmanın son çaresi: Gülmek…” başlığını niye çağrıştırdığı, bu kitabın satırlarında gizlidir…Blaustein akşam eve dönerken aniden önüne çıkan bir yabancı,suratına şiddetli bir tokat patlatır: “Al sana, Grünfeld!..”

Yere yuvarlanan Blaustein şaşkınlıkla yanağını tutar, yabancıyı dikkatle süzer, ancak onu tanıyamaz – ve az sonra kahkahayı basar… “Gülecek ne var!” diye haykırır yabancı. “Yediğin tokat az mı geldi?..” “Çok komiksin!” yanıtını verir bizimki; “Ben Grünfeld değilim ki!..”

Ve Erkekler de Çıldırdı

Kadın ruhu kuleye hapsolmuş prenses gibidir. Onu çıkarıp, kurtaracak şövalyeyi bekler ümitle.

Siz kimsiniz; esir alan mı, kurtarıcı kahraman mı? Siz kimin şövalyesisiniz?

Siz hiç, bir kadının şövalyesi oldunuz mu?

Aslında bulamadığın tüm soruların cevapları, evindeki raflarda duran tozlu kitapların arasında…
Hatta tüm çözümler o sayfalar arasına gizlenmiş, bir define gibi onları bulmanı bekliyorlar. 

Hatta şu anda bir sandık hazine bulmuşsundur bile. Muhteşem olurdu öyle değil mi?

 

O Pası Gol Yapamadım

1994’ten 2014’e tam 20 yıl… Kerem’le sayısız büyük organizasyonda ve maçta TRT’de birlikte görev yaptık, seyahat ettik. Kardeşim gibi sevdiğim bu genç adam, şimdi de o keskin zekâsı, seçkin kültürel altyapısı ve hiçbir ayrıntıyı gözden kaçırmayan yaman gözlemciliğiyle yaşadıklarımızı kaleme almış. Aslında yaşamına ait pek çok şeyi dile getirirken, acıyı da bal eylemiş… Sonuçta da keyifle, bir solukta okuyacağınız “O pası gol yapamadım” ortaya çıkmış. Son söz olarak “Kalemine sağlık Keremciğim, iyi ki seni tanımışım ve 20 yılda böylesine futbola dair binbir rengi birlikte biriktirebilmişiz.” diyorum.

– Ömer Üründül

TRT ekolünün değerli üyelerinden olan Kerem, futbola anlam katan en olgun seslerden biri ülkemizde.Yıllardır ses verdiği futbola, bu defa da kalem ustalığını katarak karşımıza çıkıyor şimdi.Keyifle okuyacağınız bir kitaba yaşanmışlıklarını aktararak…

– Zeki Çol

Kerem’in kendime benzettiğim özelliği ise duygusallığıdır. Ne yazık ki bu özellik, pek çok insanın spor medyasında kariyer yapmasını engelleyen bir “zaaf” olmuştur. Eminim bu kitap, onun mesleki deneyimlerini aktardığı bir başucu rehberi olmanın yanı sıra, yüreğinden dökülenlerin de arzuhalciliğini üstlenecektir.

– Yüksel Aytuğ, Sabah Gazetesi Yazarı.

Türkçe Üzerine Derlem Dilbilim Uygulamaları

Bu kitap, Türkçe üzerine derlem dilbilimin ilke ve yöntemleriyle ortaya koyulmuş bilimsel araştırma projelerinin sonuç raporlarını içermektedir. Bu anlamda kitapta yer alan Türkiye Türkçesi Çevrim İçi Haber Metinlerinde Yeni Sözlerin (Neolojizm) Otomatik Çıkarımı, Türkiye Türkçesi Eşdizim Sözlüğü’nün Sayısallaştırılması, Türkiye Türkçesi Söz Varlığında Sıfatların Eşdizimliliği -Derlem Tabanlı Bir Uygulama- ve Türkçenin Tarihsel Derlemini Hazırlamak başlıklı bölümler doğrudan TÜBİTAK tarafından desteklenmiş olan 1001 Ulusal Araştırma Projelerinin sonuç raporlarına dayanmaktadır.

Doğrudan proje sonuç raporlarına dayanan bölümlerin yanı sıra bu sonuç raporlarından dolaylı olarak söz konusu TÜBİTAK projelerinin desteğiyle oluşturulan derlemler’in altyapısına dayanılarak ortaya koyulan ve Mersin Üniversitesi BAP birimi tarafından desteklenen Derlem Tabanlı Çevrim İçi Türkçe Öğrenici Sözlüğü -Önadlar A Maddebaşı- ile Türk Çocuk Yazınında Söz Varlığı -Derlem Tabanlı Bir Uygulama- başlıklı araştırmalar kitapta yer alan diğer bölümlerdir.

Yine, Mersin Üniversitesi BAP biriminin desteği ile disiplinler arası bir çalışma olarak ortaya koyulan Bilim Dili Olarak Türkçe: Gözbilim (Oftalmoloji) Terimleri Üzerine Derlem Tabanlı Bir Araştırma ve Çukurova Üniversitesi BAP birimince desteklenen Türk Yazın Dilinde Argo -Derlem Tabanlı Bir Uygulama- başlıklı çalışmalar içerikte yer alan Türkçe üzerine diğer derlem dilbilim uygulamalarıdır.

Öte yandan halen proje aşamasında olan Çok Sözcüklü Birimler: Yazılı Türkçede Sözcüksel Setler veya ‘N’ Sayıdaki Ardışık Sözcük Dizilerinin Yapı Özellikleri başlıklı bölüm ise alan uzmanlarınca Türkçe üzerine yürütülmüş bir derlem uygulaması olarak bu kitapta yerini almıştır.

Tatil Diyalogları

Elinizde tuttuğunuz bu kitap önemsiz şeyler anlatan önemli bir kitaptır ama tatilde yurtdışına gitmek istiyorsanız bu kitabı sakın okumayın! Yeni pasaport alıp, Şengen vizesi için tüm mal varlığının tomografisini çektirmek zorunda kalan, taharet musluksuz tuvaletlerde işkence çeken, kahvaltıda aradığı sele zeytini bulamayan, domuz eti var diye hiçbir şey yiyemeyen, yabancı dil bilmediği için derdini anlatamayan, alışverişte “made in Turkey” ürünler satın aldığını sonradan anlayan, tüm okul hayatı boyunca çözemediği çarpım tablosu sorununu Euro’yu TL’ye çevirirken çözen, BİM’den iki koli makarna alabileceği parayı bir tabak makarnaya ödemek zorunda kalan vatandaşlarımızın 299 Euroya satın aldıkları 3 günlük Roma turunu anlatmaktadır.

Dilbilgisi Kavramları Sözlüğü

“(…) 40 yılı aşkın meslek yaşamımızda, terimler kadar birtakım dilbilgisi kavramlarının, unsurlarının da yeterince anlaşılamadığı, yerli yerinde kullanılamadığı için de anlak ve anlatım bozuklukları ile kavram kargaşasasına yol açtığını gördük.

Özellikle yardımcı sözcüklerin işlevlerin  yanlış yerde ve anlamda kullanıldığını tespit ettik. Bunun yanında birtakım eklerin, noktalama işaretlerinin rastgele kullanıldığına tanık olduk.

Bu eksikliği gidermek için de, dilbilgisi terimlerinin yanı sıra, cümlede anlam kazanan ve cümleye değişik anlamlar yükleyen yardımcı sözcüklerin doğru kullanılışlarını, noktalama işaretlerinin tanımlarını ve uygulamalarını, gramer açısından doğru kullanılmakla birlikte, cümleye farklı anlamlar yükleyen eklerin kullanılış biçimlerini ve cümleye kattıkları anlamları: özellikle yazı dilimizde sık yapılan anlatım bozukluklarının nedenlerini ve bu tür bozuklukların nasıl giderileceğini maddeler halinde sıralamaya çalıştı.

Bu açıdan, çalışmamızı terimler sözlüğünün ötesinde, terimlere ek olarak kavramlar sözlüğü biçiminde, el altı kitabı olarak tasarladık.”

M. İlmiye Çığ Nasıl Büyük İnsan Oldu?

Sümer Uygarlığı’yla ilgili yaptığı önemli bilimsel çalışmalar nedeniyle kendisinden “Son Sümer Kraliçesi” diye bahsedilen M. İlmiye Çığ’ın çocukluğunu hiç merak ettiniz mi?

Çocukken en sevdiği kitaplar hangileriydi?

Büyüdüğünde, Türkiye’nin ilk kadın Sümerolog’u olmakla kalmayıp, eşsiz kaynaklar bırakmak suretiyle bütün dünyanın bilimsel birikimine katkıda bulunacağı o günlerde belli miydi dersiniz?

Arkadaşı Hayrettin Karaca’yla birlikte TBMM’nin önünde yaptıkları eylemin amacı sizce ne olabilir?

Eskişehir’in bir köyünde öğretmenlik yaparken onu en çok ne üzmüştür dersiniz?

İşte bu soruların yanıtlarını ve daha fazlasını bu kitapta bulacaksınız.  Hatta bu büyük bilim insanıyla ortak yanlarınız olduğunu görecek ve şaşıracaksınız belki, kim bilir…

Mektup

“Lütfen güvercinlerimi unutmayın.”

MS 3. yüzyılda yatılı okulda okuyan bir gencin, babasına gönderdiği mektubun son satırı.

Dünya bir zamanlar mektup iletişimiyle dönüyordu. Akşam yemeğe ne zaman geliyoruz, muhteşem günümüz nasıl geçti, aşkımızdan nasıl havalara uçtuk, nasıl kahrolduk, her şey o mektuplardaydı. Mektup, posta yoluyla yaptığımız uzun ve benzersiz yolculuğun hikâyesi. 

Yolculuk boyunca hem Cicero, Jane Austen, Virginia Woolf, Jack Kerouac, Anaïs Nin, Napolyon Bonaparte, David Foster Wallace gibi bilindik simaların hem de MS 3. yüzyılda yaşamış yatılı öğrenci gibi yazdıklarının bu kitabın parçası olabileceğini hayal bile etmemiş sıradan insanların kaleminden çıkmış muhteşem mektupların zarfını açıyor. Bir zamanlar çoksatanlar listelerine giren mektup yazımı üstüne rehber kitapların (Lewis Carroll bile bu furyaya katılmıştı) izini sürüyor, Oscar Wilde’ın mektup yollamak için seçtiği tuhaf yöntemi, görünmez mürekkebin kullanım sırlarını, sahipsiz mektupları hayata döndürmek için kurulmuş ”Ölü Mektup Ofisi”nin dramatik hikayesini paylaşıyor, hangi durumlarda düğün hediyesi olarak balık gönderilebileceğini öğretiyor, öldüğümüzde e-postalarımıza ne olduğunu sorguluyor. Ve basit bir mektubun hayatın gidişatını nasıl değiştirebileceğini gözler önüne seren, savaş dönemindeki bir yazışmanın büyüleyici hikâyesini gün yüzüne çıkartıyor.

“Büyüleyici anekdotlarla dolu… Mektuba karşı bulaşıcı bir heves yaratıyor.”                       

– New York Times

Sözlü ve Yazılı Çeviri Odaklı Söylem Çözümlemesi

Bu kitap sadece akademik çalışma içinde olup da bu konu ve terimlere aşina olanlar için değildir. Bu kitap, insan iletişimi ve bunun üzerine yapılan çalışmalardan bahsetmektedir. İçeriğinin, akademik kitle yanında geniş bir okur kitlesinin de ilgisini çekeceğini düşünüyorum çünkü kitabın herkesle paylaşacağı bir şeyleri var; sonuçta dilbilim de çeviribilim de özünde insan iletişim ve etkileşimini konu almaktadırlar kendilerine. Potansiyel okurdan ricam, kitap sayfalarını çevirirken rastlanılan terimlere takılmadan içeriğini görebilmeleridir. İçinde yaşamakta olduğumuz iletişim ve etkileşim dünyası ile ilgili kavramları tanımak, yaşantılarımız hakkında farkındalık geliştirmek ve yaşarken bunları uygulamaya koymak, konuşurken bir şeyleri fark edebilmek, diğerinden ayırt edebilmek, bir fikir geliştirebilmek ve değerlendirme yapabilmek ne hoş, ne tatmin edici duygular verir insana.

Ben bu kitabı yazarken dilbilim ve çeviribilim ve uygulamaları gibi aslında çok geniş, çok katmanlı ve çok renkli bir alana kapı aralığından bakıyormuşum gibi hissettim hep. Açtığım her bölüm başlığı bana yazacak daha ne kadar çok şeyin olduğunu hatırlattı, yeni başlıkları tetikledi, bana ivme kazandırdı ve kendimi sınırlandırma sancıları yaşattı.
Kısaca belirtmek gerekirse bu kitap, söylem çözümlemesinin gelişim sürecini, dilbiliminde sözlüksel çalışmalar gibi küçük ölçekli çalışmalardan eleştirel söylem çözümlemesi gibi büyük ölçekli çalışmalara doğru yol alınan uzun ve içerikli bir süreçte ne gibi kavramlar üretildiğini, bu kavramların yaşamımızı nasıl betimlediğini, insan bakış açısının dünyadaki gelişmelerle birlikte kapsam kazanmasıyla ulaşılan yeni durakların ve yeni kavramların zihnimizde yarattığı yeni örüntüleri, yeni çalışma alanlarını mümkün oldukça sözlü ve yazılı çeviri yaşantılarından ve çeviribilim çalışmalarından örnekleyerek ve bağdaşım kurarak anlatmaktadır.

 

Dünyanın En Şey Kitabı

“Dostum kitapta resmen atomu parçalamışsın.”

– Albert Einstein

“Kitabın her satırına çarpıldım.”

– Nikola Tesla

“Havaya atsan yere düşmez. Ne kitap ama!”

– Newton

“Ooo, yazarın kafası benden güzel.”

– Bob Marley

Dünyanın En Şey Kitabı

“Dostum kitapta resmen atomu parçalamışsın.”

– Albert Einstein

“Kitabın her satırına çarpıldım.”

– Nikola Tesla

“Havaya atsan yere düşmez. Ne kitap ama!”

– Newton

“Ooo, yazarın kafası benden güzel.”

– Bob Marley

Ben Size Böyle mi Öğrettim?

Sınıf birbirinden ilginç ve esprili cevapların önemli merkezlerindendir.

Öyle ki “Canlı varlıklara örnek veriniz” sorusunu bir öğrenci “Kedi, köpek” diye cevaplarken, “Cansız varlıklara örnek veriniz” sorusuna başka bir öğrenci “Ölü kedi, ölü köpek” diyerek sınıfı gülme krizine sokabilir. Veya yazılı kağıdını arkadaşından görebildiği kadarıyla doldurmaya çalışınca ortaya felaketler çıkar. Hele birde görebildiğini düşünmeden yazıyorsa manzara şudur: “Çinlilerin buluşları nelerdir?” sorusuna bir öğrenci “kağıt, pusula, matbaa, barut” yerine “Tahtalarla yemek yemeyi buldular” derken ona bakan ve yazdığını düşünmeyen bir diğer öğrenci “Türklerle yemek yemeyi buldular” cevabını verir. İşte sınıf doğaçlamanın, yazılıda cevap aşırmanın merkezidir.

Öğrencilerin olaylara bakış açıları da oldukça farklıdır. Mesela “Geçmişe yolculuk yapabilseydiniz ne yapmak isterdiniz?” anket sorusuna: “Geçen haftaya gider, annemin verdiği ama benim almadığım harçlığı alırdım” cevabına kahkahalar atarken; diğer bir öğrencinin: “Geçmişe gider ve daha ben çocukken ölen babamı görürdüm” cevabıyla hüzünlenirsiniz.

Mizahi cevapların derlenip, okuyucunun tarihi gülümseyerek yeniden hatırlamasına çalıştığım bu eserin anket kısmında ise öğrencilerimizin tarihimize, dünyamıza, ülkemize ve güncele ait birbirinden ilginç bakış açılarını bulacaksınız.

Çalışmamın tarih öğrenmeye ilgiyi ve isteği artırmasını umut ediyor, okuyucularımıza nice güzel ve öğrenme istekli günler diliyorum.

National Geoglathif

Kendine özgü bir çizgisi ve mizah anlayışıyla Türkiye’nin önde gelen karikatüristlerinden olan Latif Demirci eşsiz yaratıcılığını bir kez daha gösteriyor: Demirci, keskin gözlemlere dayanan, hayata başka bir yerden bakabilen, bir yandan muzip bir yandan da düşündürücü çizgileriyle National Geoglathif’te bu kez hayvanlar âlemi ve insan ilişkilerini ele alıyor. İnsan ve hayvanın gündelik hayattaki karmaşık ilişkisi, birlikteliği, dostluğu, düşmanlığı zeka, mizah, hiciv, eğlence, ve usta işi çizgilerle bir araya geliyor…

Bilincin Kapısını Aralamak

Hem bir düşünür hem de bir eylem insanı olarak yirminci yüzyılın ikinci yarısına damgasını vuran Susan Sontag, Rolling Stone dergisinin kurucu editörü Jonathan Cott’la 1978 yılında gerçekleştirdiği bu kapsamlı söyleşide, güncelliğini daima koruyan birçok soruyu kendine has üslubuyla cevaplıyor.

Sontag’ın eserlerindeki yalın ama vurucu, sorgulayıcı ve kışkırtıcı tarz, bu kez kendi hayatına ve anlam dünyasına yöneltilen sorulara verdiği cevaplarda belirginleşerek, okura bilincin kapılarını aralıyor. Felsefeden sanata, siyasetten edebiyata ve tarihe dek büyük bir hevesle değindiği konu başlıkları, onun duru anlatımında berraklaşıp, verili ikilikleri reddeden; akademik olanla gündelik olanı bir arada değerlendiren bakış açısı sayesinde hayata içkin tartışmalar haline geliyor.

“Tutkulu bir estetik düşkününün” , “takıntılı bir ahlakçının”, “köklerine dönmek istemeyen” bir entelektüelin hem kendi sınırlarını zorladığı hem de okurun kendi sınırlarıyla yüzleşmesini sağladığı bu söyleşi, Sontag’ın eleştirel dehasının beslendiği tüm kanallarda sarsıcı bir yolculuk vaat ediyor.

Kafamızda Pelteleşen Seçilmiş Sorular

Son 12 yılda unuttuğunuz pek çok şeyi hatırlatan çok özel sorular ve cevapları:

Aşağıdaki konuşmalarda boş bırakılan yeri doldurunuz?

Polis: Ne Yapıyorsun?
Duran Adam: Duruyorum.
Polis: Neden?
Duran Adam: Arkadaşım gelecek.
Polis: Ne zaman?
Duran Adam: Bilmiyorum.
Polis: Arkadaşının adı ne?
Duran Adam: ……………

A- Ethem Sarısülük
B- Ali Desidero
C- Orhan Veli
D- Can Bonomo
E- Recep İvedik