Türkülerimizin Hikayeleri

Anadolu dağı, taşı baştan başa türkü olmuş memleket.

Türküler güzel Anadolu’mun kalp atışları. Bazen duygusal bazen heyecanlı kimi zaman da sevinçle atar bu kalp. Asırlar ötesinden bir araya gelen, bize seslenen bir yankıdır türkülerimiz, kökleri bize ait.
Türküleri hep söyleriz de onların hangi olaylardan sonra yakıldıklarını, neyin çığlığı olduklarını göz ardı ederiz çoğu zaman.

Elinizdeki kitap, bir yandan türkünün sözleri kulaklarınızda çınlarken bir yandan da türkülerin ardındaki o büyülü dünyanın kapılarını aralayıp sizleri hiç bilmediğiniz hikâyelerin içine çekiyor. Çoğu türkünün hangi sevda hikayesinin için için büyüyen feryadı olduğunu öğrendiğinizde gözyaşlarınıza hakim olamayacaksınız.

Karagöz (3 Cilt Takım – Kutulu)

“Karagöz, bir ‘gölge oyunu’dur. Bu oyun, deriden kesilmiş bir takım şekillerin (insan, hayvan, bitki, eşya vb.) arkadan ışık verilerek beyaz bir perde üzerine yansıtılması temeline dayanır.” Cevdet Kudret’in titiz bir derleyici, kılı kırk yaran bir araştırmacı olarak, yazıya geçirilmiş, yayımlanmış ya da ses kaydı olarak tespit edilmiş olan Karagöz oyunlarını bir araya getirmesi, “Geleneksel Türk Tiyatrosu” için bir dönüm noktası, yeniden dirilişin bu konudaki habercisi olmuştur. “Kâr-ı kadîm” ve “nev-îcâd” oyunlardan oluşan bu derlemenin eklerle zenginleştirilmiş YKY basımında 39 oyun ve 19 muhâvere metni yer almakta, ayrıca her ciltte ayrı ayrı olmak üzere üç albüm halinde 112 tasvir de eklenmiş bulunmakta, üç ayrı dizin ile de kullanma kolaylığı sağlanmaktadır. Karagöz oyunları, her yönü ile bir halk tiyatrosu eseri olmakla birlikte zengin bir dil ve nükte hazinesi; eski İstanbul’un ev, mahalle ve sokak hayatının canlı örnekleri; inanç, töre, gelenek ve zanaatlar, siyasal, toplumsal, ruhsal ve düşünsel tutum ve davranışlar; yer ve insan adları gibi pek çok konuda önemli birer kaynak olarak üç ciltlik bu çalışma ile elimizin altına gelmiş bulunmaktadır.

Türk Tiyatrosu’nda Yunus Emre

İnsan belki dünyayı değiştiremez ama kendisini mutlaka değiştirebilir…

Hem de insana toplumda “var olabilmek, sözünü dinletebilmek ve saygınlık” koşulu olarak dayatılan ve aslında insanı köleleştirmekten başka bir işe yaramayan o makamlar, kartvizitler, kredi kartları, giyim kuşam, para, araba, mal mülk vb sadece birer araçtan ibaret olan detaylar ve kimin koyduğu belirsiz “bunlar yoksa sen de yoksun” kuralına rağmen.

Aza kanaat ederek değil popüler olana, dayatılana “İhtiyaç Duymama”yı öğrenip bağımlılıklarından kurtularak.. “Var”ken, açgözlülüğe kapılıp daha, çok daha, hep daha fazlasını istemekten vazgeçerek.. Boyun eğerek değil “Düşünerek ve Hissederek” karşı durarak..Susarak değil o derin “Sessizlik”ten aldığı büyük güçle yalanı, sahteyi, yanlışı, eksik olanı fark edip söyleyerek, anlatarak.. Acı çekerek tükenmekle değil iç disiplinle “Acı Eşiğini Yükselterek”, acıyı cesurca karşılamakla, yetinmeyip ders de çıkararak. “Var” övüncü “Yok” kaygısından geçip önce gerçekten “Hiç” sonra “Bir” ve “Çok” olmanın önemini ve gücünü anlayarak.. Bireysellikten, bencillikten uzaklaşıp diğerleri için de “iyi olan”ı istemeye başlayarak.. Paylaşarak.

Ve evet, insan kendisinden sonra çevresini de değiştirebilir: Ödünç, kopya olandan vazgeçip kendisiyle buluşup, kendi değerini fark edip özüne sarılarak. Sonra en az kendisi kadar değerli diğerlerini de düşünerek, “işi kolay tutup” sevmeye, tanımaya ve anlamaya çalışarak.. Güzel bakarak. Yapılan iş her ne olursa olsun; içten, iyi ve başkalarının da yararına olması için çabalayarak..

Asıl sahip çıkması gerekenler ilgilenmediği için karşı olduğu kitle tarafından ve o kitlenin amaçları adına adeta bir din adamı olarak tanıtılarak sömürülen; oysa tam tersine, tüm şekilciliklere uzak, “kültürel emperyalizm, toplumsal yozlaşma ve din bezirganlarına” karşı duran aşık, ozan ve gerçek bir Türk Aydın’ı Yunus Emre bizlere bu önemli değişimin şifrelerini fısıldıyor..
İçinde yaşadığı topluma anlatabilmek için “kendisini arayan” herkese..

Kukla Kitabı

İlk defa 1961 yılında, ilgili derneğin karagöz oynatım kursu ile başlayan Türk Halk Tiyatrosu çalışmalarım içinde “Karagözname” isimli ikinci kitabımın yeri başkadır. Onun ilham kaynağı, Baltacıoğlu’nun “Karagöz” isimli derlemesi idi. İçinde haberler, resimler, bilgiler, belgeler, karikatürler, çeşitli yazılar vardı. Bu özelliği ilgi çekiyor, sayfalar sıkılmadan ve defalarca gözden geçirilebiliyordu. Öyle ki, karagöz ile ilgisi olmayan bir okuyucu bile sayfaları karıştırmadan ve okumadan elinden bırakamazdı.

Elleri Var Özgürlüğün: Oktay Rifat 100 Yaşında

Şiirimizin en yenilikçi ustası Oktay Rifat 100 yaşında. Garip Hareketi’nin ve İkinci Yeni akımının öncülüğünü yapmakla kalmayıp bütün şiir serüveninde yenilikler peşinde koşan, modern şiirimizin büyük kurucularındandı Oktay Rifat.

10 Haziran 1914 yılında dünyaya gelen bu büyük şairin hem kişisel yaşam serüvenini hem edebi serüvenini yansıtan, bir yandan da ressamlığına vurgu yapan bir serginin kataloğu Elleri Var Özgürlüğün.

18 Nisan 1988’de 74 yaşında aramızdan ayrılan Oktay Rifat’ın yaşamından kesitler veren, ailesi ve edebiyatçı dostlarıyla ilişkilerinin yansıtıldığı sergi kataloğunda şairin avukatlık mesleğinden kalan eşyalar, resmi belgeleri, mektupları, daktilosu, küllüğü, pardösüsü, kasketi, saati gibi özel eşyaları görülebiliyor.

Elleri Var Özgürlüğün sergi kataloğu bir yanıyla da Oktay Rifat kitabı gibi kuruldu. Onun hayatı, hakkında yazılıp söylenenler, anılarda ve oğlunun gözünde nasıl bir kişi olduğu okunabildiği gibi Lütfi Özkök, Ara Güler, Şahin Kaygun ve Cengiz Cıva fotoğraflarına eşlik eden bir şiir seçkisi de var. Kataloğu alanlar şair, oyun yazarı, romancı, denemeci, ressam, avukat, balıkçı, marangoz, aşçı, sporcu, gerçek dost, dürüst insan, toplumcu bir halk adamı ve büyük bir aydın olarak Oktay Rifat’ı bulacaklar. Ve belki de şiirlerini, romanlarını okuma hevesi uyandırarak bir edebiyat şöleninin ateşini yakacak bir katalog

İbişli Kukla Oyunlarımız 15. Metin

Ülkemizde halk tiyatrosu, yani öz tiyatromuz hakkında yayınlanmış olan eserler yeterli olmadığı gibi, büyük şehirlerin kitapçılarında ve hatta artık sahaflarda bile ilgili kitap bulabilmek mümkün değildir. Bu durum aynı zamanda, yetersiz olsa da bu konuda yayınlanmış eserlerin kısa zamanda alıcı bulduğunu göstermektedir.

Bu, doğrudur ve özellikle Karagöz başta olmak üzere halk tiyatromuzun bütün dallarına karşı sevgi ve ilgi devam etmektedir, etmelidir.

Şu gerçeği de belirtmek de fayda vardır ki, yayıncılarımızın da -birkaç istisna dışında- konuya yabancı ve uzak olduklarını yakından biliyoruz.

Halk tiyatromuzun dalları içinde hakkında en çok yayın yapılan dal ise, bilindiği gibi Karagöz´dür. Bu yayınların çoğunluğu ise ´oyun metinleri´dir. Ancak oyunları toplu olarak veren eserlerin sayısı ´birkaç´ kelimesi ile ifade edilebilinir.