Babil Prensesi

Voltaire’in 1768 yılında yazdığı felsefi öyküsü Babil Prensesi’nde iki aşık Asya ve Avrupa’da birbirlerini aramaya çıkıyorlar. Talihsizliklerle sürekli birbirlerinden ayrı düşen aşıkların yolda başlarına gelenler nüktedan bir tarzda aktarılıyor. Aydınlanma Çağının düşüncelerinden örnekler taşıyan bu öykü peri masallarıyla da benzerlikler gösteriyor. Büyülü kuşların, mitsel karakterlerin yaşadığı masalsı bir coğrafyayı tasvir eden Voltaire, soylu sınıftan ve burjuvaziden tiksintisini ironik diliyle aktarmaya devam ediyor.

“Voltaire, hemen hemen tüm öykülerinde, Binbir Gece Masalları’nın ve antikçağın coğrafyasını kullanır; ne ki, Babil’in Paris, Brahmanların ya da Druidlerin ise Roma Kilisesinin rahipleri olduğunu fark etmekte gecikmez. .”

– Jorge Luis Borgesorges

Le Horla

19. yüzyıl Fransız edebiyatının en güçlü kalemlerinden olan Maupassant’ın hikayeleri, hayatla sanat arasındaki sınırları ortadan kaldıran cinsten. Hayat sanattan, sanat da hayattan kopuk değildir Maupassant’ın estetik dünya görüşünde. Modern insanın “iç dünyasının” detaylı bir biçimde resmedildiği hikâyelerinde, doludizgin akan bir hayat sevincine paralel olarak, alttan alta işleyen melankolik, ürkütücü ve karanlık duygular da var. Maupassant’ın hikâyelerinde dönemin toplumsal kompozisyonunda yer alan neredeyse bütün varoluşların portrelerini bulmak mümkün. Yüksek sosyetenin çıtkırıldım hanımefendilerinden ve beyefendilerinden söz ettiği kadar izbe sokaklarda dolanan fahişelerden, yoksullardan da söz eder Maupassant. Alkolikler, uyuşturucu bağımlıları ve deliler gibi toplumun çeperlerinde konumlanmış bireylerin hikâyelerini anlatan Maupassant’ın, burjuva hayatına karşı “aşağıdakiler”den yana bir tavır aldığını söylemek olası: Deliler beni çeker. Bu insanlar, garip düşlerin oluşturduğu gizemli bir ülkede, bunaklık denilen şeyin o içine girilmez bulutu içinde yaşarlar. Yeryüzünde gördükleri, sevdikleri, yaptıkları her şey, onlar için, eşyaların ve insan düşüncesini yöneten tüm yasaların dışında, imgesel bir varoluş içinde yeniden başlar. Keskin zekâ yaratıcı deha ile birleşince; aşk, entrika, kin, umut, korku gibi insani duygulara bambaşka açılardan ışıklar düşülüyor Maupassant’ın hikâyelerinde…

Madam Bovary

Eser, iyi kalpli ve sıradan bir hayat süren doktor Charles Bovary’nin yüksek idealleri ve aşırı lüks tutkusu olan karısı Emma Bovary’nin, yaşamın tekdüzeliğinden sıyrılmak için girdiği durumları ve yaşadığı ilişkileri konu alır.

Yazar, karakterlerin iç dünyalarını açıklarken realizmin gözlemci yönünü kullanmıştır.

Kimi otoriteler tarafından, ilk çağdaş realist roman sayılan Madam Bovary, ilk kez 1857 yılında basılmıştır.

Baş karakter Emma Bovary’nin sergilediği davranışlar, döneminde büyük yankılar uyandırmış, kitabın tümünün yayımlanması için Flaubert’in mahkemeye gitmesi gerekmiş, yazar uzun yıllar çeşitli eleştiri ve suçlamalara maruz kalmıştır.

Romantizmin idealist yaklaşımına bir tepki olarak ortaya çıkan roman, realizm akımının ilk ve en önemli örneklerindendir.

Bu kitaptan sonra ‘bovarizm’ akımı oluşmuş ve psikolojide tatminsizlik, memnuniyetsizlik anlamına gelen bir rahatsızlık olarak yer almıştır.

Bir Kır Balosu

1830’da yayımlanan Bir Kır Balosu isimli novella, Balzac’ın ana temalarından olan ideal eşi bulma ve sosyal statü endişelerini ele alıyor. Eskisi kadar zengin olmayan ve tarafını tuttuğu kralların yavaş yavaş nüfuzunu kaybettiklerini gören Kont de Fontaine, çocuklarına “hayırlı” kısmet bulma telaşına düşer. Altı çocuğundan beşini kendine uygun adaylarla evlendirir. Ne var ki, en küçük kızı olan güzel, kültürlü ama şımarık Emilie de Fontaine’i kendi istediği biriyle evlendirmek, düşündüğü kadar kolay olmayacaktır.

Balzac’ın İnsanlık Komedyası adı altında topladığı eserlerinden olan Bir Kır Balosu Türkçede ilk defa yayınlanıyor.

Sefiller

Ünlü eserin çocuklar için kısaltılmış metni…

Kuşaktan kuşağa heyecanla okunan bu kitap, Victor Hugo’nun en önemli eserlerinden biridir. 7-9 yaş çocuklar için kısaltılan Sefiller benzerleri arasından özenli çevirisiyle de öne çıkmaktadır. Fransız Devrimi sırasındaki çalkantılar arasında geçen roman, insan sevgisini vurgulaması açısından da önem taşıyor.

Küçük Prens

Senin gezegenindeki insanlar, dedi Küçük Prens bir bahçede beş bin gül yetiştiriyorlar… Fakat yine de aradıklarını bulamıyorlar…

-Bulamıyorlar, diye cevap verdim…

-Ama aslında aradıkları, tek bir gülde ya da tek bir damla suda…

-Elbette, diye cevap verdim.

Küçük Prens ekledi:

-Gözler kördür göremez. Ararsan yüreğinle ara.

Notre-Dame'ın Kamburu

Güzellikle çirkinliğin, iyilikle kötülüğün, merhametle, zulmün, saflıkla tutkunun yolları kesişiyor.

Notre-Dame Kilisesi’nin kapısına bırakılan kimsesiz bebeği himayesine alan Papaz Frollo, bebeğe Quasimodo adını verir ve onu büyütür.

Küçük bir çocukken Çingeneler tarafından kaçırılan Esmeralda ise güzelliğiyle çevresindekileri büyülemekte ve herkesin gözünü kamaştırmaktadır. Quasimodo Esmeraldayı görür görmez aşık olur ve onu kaçırmaya çalışır. Ne yazık ki Esmeralda’nın gönlü sırtındaki kamburla alay konusu olan Quasimodo’da değil, onu Quasimodo’nun elinden kurtaran Yüzbaşı Poebus’tadır. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, tüm yasaklara ve kurallara rağmen Papaz Frolo’da Esmeralda’ya tutkundur. İşte bu engellenemeyen tutku yüzünden Esmeralda’ın başına gelmeyen kalmayacak; bu üç farklı aşkın merkezinde yer alan genç kız, işlemediği bir suçla itham edilip türlü zorluklarla yüzleşmeye mecbur kalacaktır.

Victor Hugo’nun (1802-1885), Paris’in yoksulluğun hüküm sürdüğü karanlık sokaklarında geçen bu eseri Dünya Edebiyatının başyapıtları arasında önemli bir yer edinmiştir. Beyaz perdeye aktarılan, müzikal olarak sahneye konulan ve pek çok dile tercüme edilen bu ünlü klasiği ilgiyle okuyacaksınız.

Alzire

Alzire Lima Beldesinde Gusman’ın Sarayında meydana gelen hadise.

Kişiler ;

  • Gusman (Peru Valisi)
  • Alvarez (Gusman’ın Pederi)
  • Zamore (Potoze’un bir bölgesinin hükümdarı)
  • Alzire (Monteze’in kızı)
  • Cephane (Alzire’nin Arkadaşı)
  • Sedar (Diğer Arkadaşı)
  • Metran (Bir Asker)
  • Konuşacak bir Amerikalı, İspanyalılar, Diğer Amerikalılar ve Subaylar

Jules Verne Öyküler 3

Jules Verne’in yirmi iki eşsiz öyküsünü içeren üç kitabın sonuncusunda gene birbirinden heyecanlı yedi öykü var. Bu kitapta “Küçük İrlandalı”nın cesaret dolu maceralarına, Sahra’daki gizli şehrin esrarına, Hindistan’daki, Kongo’daki serüvenlere ve daha birçok sıradışı hayata tanık olacaksınız.

Jules Verne’nin sonsuz hayal gücü bir kez daha hepimizi şaşırtmayı, heyecanlandırmayı, hem güldürüp hem hüzünlendirmeyi başarıyor.

İçimdeki Giz

İşte bu serüven daha sonra başıma gelecek bütün mutsuzlukların temeli oldu. Yeni doğan çocuğumu Metz yakınlarında bir kadına emanet etmiştim. O kadın bebeğe çok iyi bakacağı konusunda söz vermişti. Bir süre sonra birliğime döndüm; ne var ki durumu herkes öğrenmişti. Matmazel Nancy´e dönmeyince, ona karşı tavrım herkesçe ayıplandı. Onun hayatının mahvolmasına sebep olduğum gerekçesiyle suçladılar beni. Bütün şehir halkına sevdirmiş kendini. Öyle ki bazı kişiler bu zavallı matmazelin öcünü almak için peşimde dolaşmaya başladılar. Bu arada biriyle dövüştüm ve onu öldürdüm.

Savaş Pilotu

2. Dünya Savaşı’nın çalkantılı günlerinde, Antoine de Saint-Exupery ve yanındaki bir avuç Fransız pilot, bütün Fransa’nın hatta bütün Avrupa’nın umutsuzluğa düştüğü bir dönemde hâlâ Almanlarla çarpışmaya devam ediyordur. Savaş Pilotu’nda, yalnızca cesur pilotların keşif uçuşları sırasında başından geçenleri değil, Saint-Exupery’nin insanın ve hayatın anlamına, Fransız halkının durumuna dair düşüncelerini de okuruz. Savaş Pilotu işgalci Almanlara karşı umutsuz bir göreve atılan bir avuç pilotun hikayesini anlatmasının yanı sıra, Saint-Exupery’nin en önemli ve en otobiyografik eserlerinden biridir.

“Benim uygarlığım İnsan’ın hükümdarlığını kurmak için İnsan adına yapılan fedakarlığı Yardımseverlik olarak adlandırıyor. Yardımseverlik aciz kişiye yardım ederek İnsan’a fedakarlıkta bulunmaktır. İnsanı insan yapan odur. Yardımseverliğin acizliği onurlandırdığını iddia ederek, İnsan’ı inkâr eden ve böylece kişiyi ebedi bir acizliğe mahkum edenlere karşı savaşacağım. İnsan için savaşacağım. İnsanın düşmanlarına karşı. Ama aynı zamanda kendimle savaşacağım.”

Küçük Prens

Küçük Prens, Antoine de Saint-Exupery’ın dünya edebiyatına armağan ettiği en ünlü eseridir. Ünlü sinema oyuncusu, zamanının gençlik sembolü James Dean’in “Benim tek kitabım” dediği, elinden düşürmediği Küçük Prens, gerçekten genç kuşaklarca en çok okunan kitapların başında gelmektedir. 

Öykücü yaşayanın anlattığına göre, uçağıyla Sahra Çölü’ne zorunlu iniş yapar, çölün ortasında yapa yalnız kalır. Küçük Prens ise en çok bir harman yeri büyüklüğündeki gezegeninden gelmiştir. Öykü burada başlar. Küçük Prens, gezegeninde tek başına yaşamaktadır. Niri sönmüş, ikisi daha lavlar püskürten üç tane yanardağı vardır. Başka gezegenlerde benzeri bulunmayan olağanüstü güzellikte bir tane de çiçeği vardır. Öykünün içinde bulunan eşsiz güzellikte başka şeyler de var elbet.  Bu yüzden her yaşta okuyucunun başucu kitabı olmuştur Küçük Prens.

Kaptan Grant’ın Çocukları

Şişedeki bir mesaj uzun zamandır kayıp olan Kaptan Grant’tan acil bir mesaj içeriyordu. Gemisi Britannia batırılmıştı, kendisi de rehin tutuluyordu. Çoçukları Mary ve Robert, dostları ve hamileri Lord Glenervan’la birlikte bir kurtarma seferi düzenlemeye karar verirler. Ama araştırmalarına nereden başlayacaklarını bilemezler. Üç dilde yazılmış olan yardım mesajı deniz suyuyla yer yer okunmaz hale gelmiştir. Kalan parçalar yoruma açıktır. Kesin olan tek şey Kaptan Grant’ın 37. paralel boyunca bir yerde olduğudur. Cesur maceracılarımız gemisi batmış kazazedeyi kurtarmak için hayatlarını riske atarak zamana karşı bir yarışa başlarlar.

Kazazedelerin Peşinde olarak da bilinen Kaptan Grant’ın Çocukları, okurlarını 37. paralel boyunca Arjantin pampalarından Güney Afrika’ya, Hint Okyanusuna, Avustralya’ya, Yeni Zelanda’ya götürür. And Dağlarına tırmanırız, depremlerden kurtulmaya çalışırız, tufandan kaçarız, korkunç deniz fırtınalarının ortasında kalırız, Avustralya’da haydutların saldırısına uğrarız, Yeni Zelanda Maorileriyle karşılaşırız. Ama birbirlerini seven ve destekleyen dostlar arasındayız. Kaptan Grantı’ın çocukları, stoik bir İskoç binbaşı, geveze bir Fransız coğrafyacı ve eşsiz Paganel morallerini hiç bozmazlar. Çünkü bütün zamanların en büyük maceralarından birisini yaşıyorlar.

Uyumak İsteyen Çocuk

Yalnız çocukların değil yetişkinlerin de keyifle okuyacağı “Uyumak İsteyen Çocuk” küçük Nino’nun hepsi birer macera gibi olan rüyalarını anlatıyor.

Başyapıt kabul edilen Antoine de Saint-Exupery’nin Küçük Prens kitabı gibi her yaştan çocuğun ilgiyle okuyacağı Uyumak İsteyen Çocuk; Almanca, İngilizce, İtalyanca, İspanyolca, Lehçe, Slovakça, Korece ve Japoncadan sonra şimdi Türkçe olarak okurlarıyla buluşuyor.

Uyumak İsteyen Çocuk, Rio de Janeiro’nun kenar mahallelerinden birinde yaşayan, annesini kaybettikten sonra kent yakınlarındaki Copacabana Plajı’nda dilenen Nino’nun hikayesini anlatıyor. Kavga etmek ve çetelere katılmak yerine yaşam mücadelesine girişen Nino, yeterli parayı toplayıp karnını doyurduğunda huzurlu bir şekilde uyumakla yetiniyor. İşte o andan itibaren sihirli bir dünyaya yolculuğa çıkıyor. Rüyalarında bazen futbol yıldızı bazen rock yıldızı olabiliyor ve bu Nino’yu çok ama çok mutlu ediyor…

Küçük Prens

– Dostluklar kurmak mı?

– Elbette, dedi tilki. Sen benim için yüz bin çocuğa benzer bir çocuksun sadece. Sana ihtiyacım yok. Ben senin için sadece yüz bin tilkiye benzer bir tilkiyim. Ama eğer beni terbiye edersen, birbirimize destek oluruz. Benim için tek olursun dünyada. Ben de senin için…

– Anlamaya başlıyorum, dedi Küçük Prens. Bir çiçek var. Sanırım o beni terbiye etti…

– Olabilir, dedi tilki. Dünyada her şey olur.

– Yok, hayır dünyada değil, dedi Küçük Prens.

Gece Uçuşu

Yıl 1930. Yer Güney Amerika. Şili, Paraguay ve Patagonya’dan üç posta uçağı Buenos Aires’teki ha­vaalanında buluşmak üzere aynı anda havalanır ama bir tanesi havaalanına ulaşamaz. İşte bu kitapta gece uçuşlarının tehlikelerine göğüs geren, canlarını kul­landıklara uçaklara emanet etmiş cesur pilotların ve aşağıda, onları yere indirebilmek için elinden geleni ardına koymayan dediğim dedik Riviere’in hikayesini okuyacaksınız.

“Bu adamın gülüşünü, aşık hallerini tanıyordu ama fırtınadaki ilahi öfkesini bilmiyordu. Onunla arasına müzikle, aşkla, çiçeklerle şefkat dolu bağlar örüyor ama her ayrılık vaktinde, bu bağlar kopuveri­yor ve bu durum adamın pek umurunda olmuyordu.”

Küçük Prens

Bu anıları anlatırken her yanımı hüzün kaplıyor. Arkadaşımın koyunuyla birlikte çekip gitmesinin üzerinden altı yıl geçti. Burada bunları yazmaya çalışıyorsam, onu unutmak istemeyişimdendir. Bir arkadaşı unutmak üzücüdür. Dünyadaki herkes gerçek bir arkadaşa sahip olamaz. Arkadaşımı unutursam, rakamlardan başka hiçbir şeyle ilgilenmeyen büyükler gibi olurum.

Therese Raquin

Hastalıklı kuzeniyle evlenmek zorunda kalan, yaşamın renksiz ve tekdüze akışına boyun eğmişken acımasızca bir tutkuya kapılarak gözü kapalı atıldığı serüvenin acı sonuçlarına da katlanan bir kadının öyküsü.

Sefiller (2 Kitap Takım)

Romantik akımın ilk kuramcısı ve şefi Victor Hugo’nun Sefiller adlı bu romanı 19. Yüzyılın en çok tanınmış ve sevilmiş klasik yapıtlarının başında gelir.

Klasik tiyatronun yapay ve dar dünyasını kıyasıya eleştirerek modern dram tarzını ortaya atan, çağının sanatçılarını derinden etkileyen Hugo, yaşadığı yüzyıla damgasını vuran belli başlı sorunları, halkın özgürlük tutkusunu Sefiller’de değişik bir biçim ve şiirsel bir tarzla dile getirir. Bu bakımdan sefiller, roman olduğu kadar trajik bir şiir, görkemli bir söz ustalığının örneğidir.

Kamelyalı Kadın

Ahmet Mithat ilklerin insanıdır. Sadece yazmamış hep yeniliklerin peşinde koşmuş hep denemiş bir muharrir. İki yüzden fazla eserinin önemli bir kısmı roman ve hikayeden oluşuyor. Gençlik hevesi ve aşk ateşi zorlamalarıyla yazdığı çok az şiiri bir tarafa bırakılırsa o hep nesir türünün peşinde olmuş. Hissettirmekten, sezdirmekten çok düz yazıyla anlatmayı, kelimelerle içinden geldiği gibi konuşmayı seçmiş. Onun hayatında böylesine öne çıkan roman türünün kaynağı sokakla birlikte biraz da Fransız romanına bağlı. Bu yüzden çeviri önemli ve kıymetlidir.

Nasıl Rus edebiyatı Gogol’un paltosundan, modern Türk şiiri Yahya Kemal’in fötr şapkasının altından çıktıysa günümüz romanı da biraz onun cübbesinin çıkmıştır denebilir.

Özel Günceler : Apaçık Yüreğim

Charles Baudelaire (1821-1867): 1857’de yayımlanan Kötülük Çiçekleri’nin yanı sıra, Avrupa’ya tanıttığı Poe çevirileri ve eleştirel yazılarıyla da 19. yüzyılda edebiyatı yenileyen en önemli modern ustalardan biridir. Baudelaire’in Işıntılar ve Apaçık Yüreğim’den oluşan özel günceleri ve bazı yazışmalarını içeren bu eser Baudelaire’in dünya ve sanat görüşüne, kişisel yaşantısına dair önemli bilgiler taşımaktadır. Apaçık Yüreğim aynı zamanda, Fransız edebiyatında Jean-Jacques Rousseau’nun kurduğu “İtiraf” geleneğine de modern bir soluk getirmiştir.

Özel Günceler : Apaçık Yüreğim Ciltli

Charles Baudelaire (1821-1867): 1857’de yayımlanan Kötülük Çiçekleri’nin yanı sıra, Avrupa’ya tanıttığı Poe çevirileri ve eleştirel yazılarıyla da 19. yüzyılda edebiyatı yenileyen en önemli modern ustalardan biridir. Baudelaire’in Işıntılar ve Apaçık Yüreğim’den oluşan özel günceleri ve bazı yazışmalarını içeren bu eser Baudelaire’in dünya ve sanat görüşüne, kişisel yaşantısına dair önemli bilgiler taşımaktadır. Apaçık Yüreğim aynı zamanda, Fransız edebiyatında Jean-Jacques Rousseau’nun kurduğu “İtiraf” geleneğine de modern bir soluk getirmiştir.

Küçük Prens

Küçük Prens hem büyüklerin, hem küçüklerin severek, duygulanarak okudukları ender başyapıtlardan biridir. Exupery’nin bu çağdaş masalı, bir sevgiyi arayış destanıdır.

Küçük Prens (Masal Kitap Boyutu)

Bir çocuğun gözünden büyüklerin dünyası… Saint-Exupery, Küçük Prens’in ağzından insanların hatalarını ve aptallıklarını, büyüdükleri zaman unuttukları basit çocuk bakışını vurguluyor.

Seksen Günde Devrialem

Bilim-kurgunun öncülerinden ve en önemli yazarlarından Jules Verne, 19. yüzyıldaki endüstri devriminin sonucunda değişen dünyanın gidişatını hayal edip yazıyordu. Henüz yabancı diyarların fazla tanınmadığı, keyif için dolaşmanın yaygınlaşmadığı bir dönemde, Verne gibi bir yazarın dehası, aynı zamanda turizmin sosyolojisini ortaya koymasıydı. Buhar çağında hizmete giren kıtalar aşan trenler ve okyanuslar aşan transatlantikler dünyanın insanlar için ne kadar küçüldüğünü kanıtlarken yazarın kullandığı ulaşım araçlarından bazılarıydı. Jules Verne, prensiplerinden ödün vermeyen ve çok büyük bir iddiayı gerçekleştirmeye kalkışan İngiliz centilmeni Phileas Fogg, heyecanı ve merakı sayesinde maceradan uzak duramayan Fransız hizmetkarı Passepartout, doğu kültürünün zarafetini simgeleyen Prenses Auda ve o dönemde dünyaya yayılmış Britanya İmparatorluğu’nun yetersizliğinin örneği Dedektif Fix karakterleriyle, gitgide küreselleşen ve modernleşen dünyanın nasıl olacağını göstermeye çalışıyordu. Bugün bile turistleri çeken Süveyş Kanalı, Bombay, Kalküta, Hong Kong, Yokohama, San Francisco, New York gibi çağının yeni merkezlerinde okurları yaklaşık yüz kırk yıl önce dolaştıran Jules Verne, hayal gücünü kullanarak bizlere belgesel niteliğinde bir gezi macerası klasiği armağan etmiştir.

“Her kim ki benimle, 80 günde 1.920 saatte ya da 115.200 dakikada ya da daha kısa bir sürede devriâlem yapabileceğim konusunda bahse girmek isterse, ben 20.000 sterlinimi ortaya koyuyorum. Var mısınız?”

Savaş Yılları Defterleri

Fransız edebiyatının tartışmasız en başarılı ve üretken yazarlarından Marguerite Duras’nın zaman zaman romanlarında da yansıttığı iç dünyasına dolaysız bir dokunuş.

Savaş Yılları Defterleri ve Diğer Metinler, Duras’nın Hindiçin’de geçen çocukluğundan Nazi işgali sırasında sonsuzmuş gibi gelen bekleyişlerine, Paris’in gündelik hayatı ve sıradan sakinleri hakkında yaptığı etkileyici gözlemlerden politik görüşlerine acıyla, özlemle, başarıyla yoğrulmuş bir yaşamdan kesitler sunuyor.

1943 ile 1949 yılları arasında kaleme alınan bu dört defter, Duras’nın gelecekteki yazınını belirleyen, doğum halindeki eserlerin ilk sancıları sayılabileceği gibi, yaşamının kurucu ve belirleyici olaylarına temas eden otobiyografik anlatılar olarak da görülebilir. Marguerite Duras’nın yalın ve keskin anlatımı, kurmaca ile gerçekliğin çarpıcı geçişliliği, daha önce yayımlanmamış öykülerindeki edebi tat, yazarı ilk kez ve yeniden keşfetmek isteyenlere kapılarını aralıyor…

Yazar Hakkında :

Marguerite Duras, 1914’de Çinhindi’de dünyaya geldi. Orada babası matematik öğretmenliği, annesiyse ilkokul öğretmenliği yapıyordu. Çocukluğu boyunca Fransa’da geçirdiği kısa bir süre dışında, on sekiz yaşına dek Saygon’dan hiç ayrılmadı.

Paris’te hukuk, matematik ve siyaset bilimi okudu. İlk romanı Les Impudents’ı 1943 yılında yayımladı. Bunu roman, oyun, senaryo, söyleşi, deneme ve öykü türünde birçok eser izledi. Otobiyografik eseri Sevgili ile 1984’te Fransa’da Goncourt Ödülü’nü aldı. Kariyerinin başında daha geleneksel biçime sahip eserlere imza atan Duras’nın tarzı, ileri dönem eserlerinde deneysel bir hal aldı. Yazarın adı, Fransa’daki “Nouveau Roman” [Yeni Roman] edebiyat akımı ile de anıldı. Duras 1996 yılının Mart ayında 82 yaşında öldü.

Savaş Yılları Defterleri, Duras’nın 1943-1949 yılları arasında kaleme aldığı ve 1995’te bir arşive bağışladığı metinleri içerir. Yazımından elli yıl sonra basılmış bu eser, ilk kez Türkçededir. Yazarın Yann Adrea Steiner, Yaz Yağmuru ve Acı adlı kitapları da yayınevimizden çıkmıştır.

Küçük Prens (Klasik Kapak)

Fransız yazar-pilot Antoine de Saint-Exupery tarafından bir otel odasında kaleme alınan Küçük Prens 1943’te yayınlandığı günden bugüne kadar yaklaşık 250 dile çevrildi ve milyonlarca okur tarafından ilgiyle okundu ve büyük beğeni kazandı. Kutsal kitaplardan sonra en çok okunan-basılan kitap oldu.

Exupery, Küçük Prens’te bir çocuğun gözünden büyüklerin dünyasını anlatır. Sahra Çölü’ne düşen pilotun Küçük Prens’le karşılaşması ile başlayan hikayede Küçük Prens’in ağzından yazar, insanların hatalarını ve aptallıklarını, büyüdükleri zaman unuttukları saf çocuk bakışını vurgular.

 “Küçük Prens, kendi türünde biricik kitap olma özelliğini hala taşıyor, ne var ki sevenlerin çokluğu gözümü korkutmuyor değil.”

– Tomris Uyar

 “Küçük bir gezegeni vardır Küçük Prens’in. İşte, uzayda bir gezegen. Ama nasıl küçük! El kadar bir yer. Küçük Prens de küçük elbet. Altın saçlı bir çocuk. Bir yanardağı, bir koyunu var, bir de çiçeği. Her sabah yanardağının lavlarını süpürüyor, koyununa ot veriyor, çiçeğini suluyor. Sonra bir gün, aklına esiyor, uzayda yolculuğa çıkıyor. Ayrı ayrı gezegenlerde bir sürü adama rastlıyor. Kürklü, kırmızı giysili bir kral; kendini beğenmiş bir adam; utandığı için içen, içtiği için de utanan bir sarhoş; sürekli olarak sayılarla uğraşan, para hesapları yapan bir işadamı; bir sokak feneri bekçisi… Bu arada Küçük Prens’in yolu Dünya’ya düşmez mi?”

– Cemal Süreyya

Küçük Prens (Klasik Kapak)

Fransız yazar-pilot Antoine de Saint-Exupery tarafından bir otel odasında kaleme alınan Küçük Prens 1943’te yayınlandığı günden bugüne kadar yaklaşık 250 dile çevrildi ve milyonlarca okur tarafından ilgiyle okundu ve büyük beğeni kazandı. Kutsal kitaplardan sonra en çok okunan-basılan kitap oldu.

Exupery, Küçük Prens’te bir çocuğun gözünden büyüklerin dünyasını anlatır. Sahra Çölü’ne düşen pilotun Küçük Prens’le karşılaşması ile başlayan hikayede Küçük Prens’in ağzından yazar, insanların hatalarını ve aptallıklarını, büyüdükleri zaman unuttukları saf çocuk bakışını vurgular.

 “Küçük Prens, kendi türünde biricik kitap olma özelliğini hala taşıyor, ne var ki sevenlerin çokluğu gözümü korkutmuyor değil.”

– Tomris Uyar

 “Küçük bir gezegeni vardır Küçük Prens’in. İşte, uzayda bir gezegen. Ama nasıl küçük! El kadar bir yer. Küçük Prens de küçük elbet. Altın saçlı bir çocuk. Bir yanardağı, bir koyunu var, bir de çiçeği. Her sabah yanardağının lavlarını süpürüyor, koyununa ot veriyor, çiçeğini suluyor. Sonra bir gün, aklına esiyor, uzayda yolculuğa çıkıyor. Ayrı ayrı gezegenlerde bir sürü adama rastlıyor. Kürklü, kırmızı giysili bir kral; kendini beğenmiş bir adam; utandığı için içen, içtiği için de utanan bir sarhoş; sürekli olarak sayılarla uğraşan, para hesapları yapan bir işadamı; bir sokak feneri bekçisi… Bu arada Küçük Prens’in yolu Dünya’ya düşmez mi?”

– Cemal Süreyya

Aşk Şiirleri – Louis Aragon

Acılara batmamış bir aşk söyle bana
Yıkmamış, kıymamış olsun bir aşk söyle
Bir aşk söyle sarartıp soldurmamış ama
İnan ki senden artık değil yurt sevgisi de
Bir aşk yok ki paydos demiş gözyaşlarına

Mutlu aşk yok ki dünyada
Ama şu aşk ikimizin öyle de olsa.

Bir Zamane Çocuğunun İtirafları

Bir Zamane Çocuğunun İtirafları, ağırlıklı olarak öykü yazan Alfred de Musset’nin tek romanı. Daha doğru ifadeyle, kendi trajedisini kaleme alan de Musset’nin Goethe ve Lord Byron başta olmak üzere romantizmin ileri gelenleriyle hesaplaşmasının ürünü olan bir başyapıt.

Roman, fransız ihtilali ve ardından yaşanan gelişmelerin etkisiyle biçimlenen hayatların verdiği yaşama uğraşıyla başlayıp, bu durumu trajik bir şekilde deneyimleyen bir öznenin, bir rastlantı üzerine başlayan gönül ilişkisini konu edinmektedir. Elbette bu gönül ilişkisinde, heyecan, küçük mutluluklar, keyifli dakikalar, hoş paylaşımlar eksik değil. Ancak en önemlisi gönül ilişkisindeki kadın ve erkek olmak üzere iki tarafın da yüzleşmek zorunda olduğu çılgınlık ve delilik. Bu macerayı de Musset’nin, George Sand ile yaşadığı fırtınalı ilişkiden bağımsız düşünmemek gerekiyor.

Çünkü dikkatli bir şekilde bakıldığında şekil (Brigitte ile Octave) ile zemini (Sand ile de Musset) birbirinden ayırabilmek neredeyse imkansız. Kaldı ki bunu ayırmamamız konusunda daha romanın başında uyarmıştır da bizi de Musset. Ancak hepsinden önemlisi, kurguyu gerçekten ayırabilmek mümkün değilse eğer, kurguda Octave’ın, gerçekte ise de Musset’nin bu trajik maceraya bir son bulmaktaki başarısı. Bir Zamane Çocuğunun İtirafları, bir roman olduğu kadar, bir yazarın trajik gerçekle uzlaşmaya çalışmasının da güncesi. Çılgınlığını, deliliğini, kibrini, çektiği acıyı ve öfkesini nasıl akla uygunlaştırmıştır de Musset, tanıklık edeceksiniz.

Aşkın Suçları

Cemal Süreya’nın çevirisiyle…

Marquis de Sade, ilk ve tek ahlaksızlık filozofudur. Ancak Sade’ın önemi bununla sınırlı değildir. Sade’ın eserleri bütün insan ilişkilerini öyle ya da böyle etkileyen cinsel içgüdülerle ilgili her şeyi dikkatle çözümler. Sade’ın eserlerinde felsefe önemli bir rol oynar. Eserlerinde sık sık şu türden ifadelerle karşılaşılır: “Felsefenin meşalesini her zaman tutkunun ateşi yakar.”

– Iwan Bloch

Aşkın Suçları, Lamartine’in, Baudelaire’in, Swinburne’ün, Lautréamont’un, Nietzsche’nin, Puşkin’in, Dostoyevski’nin, Kafka’nın, Apollinaire’in başucu kitaplarından biriydi. Aşkın Suçları’ndaki hikâyelerde ince bir eğleni var. Ve bu eğleni tutumu, onun sayıklamalarını yıkmayacak şekilde gelişiyor. İlkelliği içinde büyüyen, tatlanan, yakamızı bırakmayan bir anlatımı var.

Sade’ın bütün eserleri böyledir; “Ağırbaşlı usavurmalarda bulunurken birdenbire gereksiz konulara atladığı halde, çok kez aşırılıklar onda katkısız, ince birtakım gerçeklere dönüşür. Düşüncesi, çok defa baştan düzenlediği sonucu bozacak şekilde gelişir ve bizi kaygılandıran bir amaca doğru yönelir; bu arada biçim de şaşırtıcı durumlar gösterir.”

– Cemal Süreya