Şipşak Nietzsche

Vakti az olanlara, tüm zamanların gelmiş geçmiş en önemli ve en yanlış anlaşılan filozoflarından Şipşak Nietzsche!

Vakti az olanlara!
Hayatımızı değiştirenlerin hayatları Şipşak dizisinde!
 
Tüm zamanların gelmiş geçmiş en önemli ve en yanlış anlaşılan filozoflarından Friedrich Nietzsche, “Ben insan değilim, dinamitim” diyordu. Gerçekten de düşünmek, hiçbir zaman Nietzsche’ninki kadar yüksek bir patlama tehlikesi içermemişti.

Nietzsche, kendisini saran dünyanın, kültürün ve felsefenin darlığından mustaripti. İstediği az değildi; radikal bir şekilde “değerlerin yeniden değerlendirilmesi”ni talep ediyordu. Bu yolda ilerlerken yarattığı her eser; Tragedyanın Doğuşu’ndan Böyle Buyurdu Zerdüşt’e ve Ecce Homo’ya kadar bir çığlık, dayatma, kışkırtmaydı.

Sivri dilli yazar ve mizah ustası Peter Zudeick, Friedrich Nietzsche’nin sarsıcı gücünü hâlâ koruyan eserlerini ve yaşamını zengin verilere dayanarak aktarıyor ve gerçekten zirveyi zorluyor.

Yazar hakkında:
Peter Zudeick, Almanya’nın Solingen kentinde doğup büyüdü ve meslek yaşamına polis olarak başladı. Daha sonra Köln’de edebiyat, pedagoji, felsefe ve tiyatro eğitimi aldı. 1976 yılında Kölner Stadt Anzeiger gazetesine stajyer olarak girip, politika servisinde gelecekteki mesleğiyle tanıştı. 1980 yılında radyoya geçerek muhabir ve moderatör olarak çalıştı. 1982’de parlamento muhabiri oldu.

Peter Zudeick 1985 yılında beri Almanya’nın önde gelen radyo istasyonları ve gazeteleri için serbest gazetecilik yapıyor, televizyon programları hazırlıyor. Çalışma alanları siyasi röportajlar, yorumlar, analizler, araştırmalar ve edebiyat üzerine söyleşilerdir. Alman hr 2 televizyon kanalında siyasetçilerin ağızlarından çıkan çarpıcı sözleri hicvederek özetlediği haftalık programı, gördüğü büyük ilgi üzerine CD olarak da satışa sunuldu.

Son dönem yazdığı kitaplarda Almanya’yı giderek yoksullaşmaya sürüklediklerini savunduğu siyasi yöneticileri eleştiren Peter Zudeick, eserlerinde Plato ve Marx vb. gibi tarihe yön vermiş kişilikleri günümüz yöneticileriyle kıyaslıyor.

Candide

Fransız devrimi ve Aydınlanma hareketinin büyük filozofudur. Din ve ifade özgürlüklerinin yanı sıra, insan hakları konusundaki düşünceleri ve felsefi yazınları ile ünlenmiştir. Eserlerinde Kilise dogmaları ve döneminin Fransız kurumlarını yoğun olarak hicvetmiştir. Zamanın en etkili isimlerinden biri olarak tanınmıştır.

Bu anlatısında Voltaire, genç ve her şeyden habersiz Candide’yi, Alman düşünürü Leibniz’in felsefesini temsil eden Pangloss ve sağduyunun temsilcisi olan filozof Martin’le birlikte bütün dünyayı dolaştırır. Almanya’dan Hollanda’ya, İtalya’ya ve sonunda Türkiye’ye giden Candide, bu gezileri sırasında bin bir felaketle karşılaşır. Bu kitap Voltaire’in asıl karakterini açığa vuran bu kitabıdır. Burada alay son sınırına ulaşmıştır. Ülkelerin, kralların, ulusların âdetleri, gelenekleriyle, dinlerle, insanların karakteriyle alay eden filozof iğnesini saplamak için en zayıf yanları bulmakta güçlük çekmemiştir.

Özdeyişler, Mektuplar ve Aforizmalar

Atomlarda hiçbir zaman durağanlık yoktur. İnsan vücudu da her şey gibi atomlardan meydana gelmiştir, ruhumuz da. Bedenimizdeki atomlarda daima hareket halindedirler, sürekli bir değişim içindedirler. Bazı atomlar bizden ayrılıp gider, yenileri gelir ve bizim varlığımıza alınırlar. Hayatı sürdürecek atomların kaybı, insandan olsun başka nesnelerde, hatta bütün dünyada olsun alınanlardan fazla olursa o zaman o cisimde bozulmalar başlar ve gittikçe de artar. Böyle atomların bileşim ve örgüleri başka atom kümelerinin tesiriyle parçalanacak olursa bu cisim atomlarına ayrılır. O zaman canlı yaratıklar için öldü deriz. Ama atomların kendileri yok olmazlar, aksine, o zamanki bileşimlerinden ayrıldıktan sonra başka, yeni nesnelerin kuruluşunda kullanılırlar. İşte hayat ve ölüm – oluş ve yok oluş -önsüz ve sonsuz olarak böyle karşılıklı etkileşerek sürüp gider.

Ruhumuzda atomlardan meydana geldiği için tıpkı bedenimiz gibi ölümümüzle kendini meydana getiren atomlara ayrışır. Bu sebeple organizmanın dağılmasından sonra ruhun yaşaması diye bir şey yoktur. Bu bilgiyi hiç korkmadan göz önünde bulundurmalıyız. Ölümümüzden sonra bizden, dağılmış, uçuşarak birbirinden uzaklaşan ve yeniden başka organizmaların kuruluşunda malzeme olacak atomlardan başka bir şey kalmaz. Kişilik olarak, ölümden sonra bizden hiçbir şey kalmaz. Ama bununla bizim, ölümden sonra ruhumuzun mukadderatı hakkındaki bütün korkularımız ortadan kalkmış olur, çünkü ruh ölümden sonra ne mükafat görebilir ne de cezalandırılabilir. Bir “Öteki Dünya” yoktur.

Epiküros’un kendisinin de haklı olarak gurur duyduğu bu büyük düşüncesi, değişmez ve önce belki korkunç gelen bu gerekirlilikten harekete geçerek cesaretle Zevk Felsefesine gidişidir. Çünkü ancak tek bir defa doğduğumuza, ölünce de artık bütün ebediyet boyunca bir daha var olmayacağımıza göre bu bir defalık hayatın kendisi karşımıza muazzam bir gaye olarak çıkmaktadır. En üstün mutluluğa ve zevke erişebilmek için bizde saklı olan, bizzat doğanın bize vermiş olduğu bütün kuvvetleri, hepsinden fazla ruhumuzun güçlerini seferber etmeliyiz. Ölüm artık korkunç değildir; bizim için bir hiçtir. Çünkü elemanlarına ayrılmış bir şeyin duyarlılığı olamaz, artık duyarlılığı olmayan bir şeyin de bizimle ilgisi yoktur. Ölüm, tatlı olsun acı olsun, sevinçli ve ızdıraplı olsun bütün duyguların ortadan kalkması demektir. Eğer biz varsak ölüm orada yoktur, eğer ölüm orada ise, o zaman artık biz yokuz.

Fikir Hayatımız – Mehmet Servet

Ülkemizin ilk felsefecilerinden Servet (Berkin) Bey, 1929 yılında yazdığı “fikir hayatımız” başlıklı yazılarında, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki düşünce dünyamızı incelemekt, o günkü başlıca düşünürlerin çizgilerini ve bu çizgilerin birbirleriyle olan ilişkilerini ortaya koymaya çalışmaktadır.

Ecce Homo : İnsan Nasıl Kendisi Olur

Friedrich Nietzsche’yi bizzat kendisinden okumadan onu nasıl anlayacaksınız?

Kısa bir süre içinde, şu zamana kadar kendisinden talep edilmiş en zor istekle insanlığın karşısına çıkacağımı düşünürsek, her şeyden önce kim olduğumu açıklamanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Aslına bakılırsa, bu açıklamanın gereken konunun uzun zamandan bu yana biliniyor olması lazım çünkü kendimle ilgili konularda “sözünü esirgemem”. Fakat görevimin büyüklüğü ile akranlarımının küçüklüğü arasındaki fark, beni duymamış ve görmemiş olmaları gerçeğini açığa çıkartıyor. Ben kendi yarattığım  itibarla yaşıyorum ve belki de kendi varlığım bir önyargıdan ibarettir. Kendimi var olmadığıma ikna edebilmek için tek yapmam gereken yazları Ober-Engadine’e gelen alimlerden birisiyle konuşmak bu koşullar altında görevim alışkanlıklarıma ve daha da önemlisi iç güdülerimin gruruna ters düşen bir şey yaparak, şunu haykırmaktır.

Duyun sesimi! Ben böyle birisiyim Ne olursunuz beni bir başkasıyla karıştırmayın.