Avrupa İmgeleminde Otomatlar Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri

2000 yılı aşkın bir süredir bizimle birlikte yaşayan, tekinsiz olduğu kadar cazip bir kavram: Otomat. Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri: Avrupa İmgeleminde Otomatlar, tekniğin, düşüncenin ve edebiyatın yollarının kesiştiği bu büyüleyici konuya dair en kapsamlı metinlerden biri. Minsoo Kang, çok sayıda önemli felsefe ve edebiyat yapıtının ışığında bizleri Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri’ne davet ediyor…
 
“Özellikle robotbilim, yapay zeka ve sibernetik gibi çağdaş meselelere ilgi duyan genel okur için, her bir tarihsel dönemde otomatın kullanımı, otomata dair düşünceler ve fanteziler konusunda bilgiler veren tarihsel ve düşünsel bağlamları kısa ve öz bir biçimde anlatarak, Batı’nın otomata duyduğu içkin hayranlığın geniş kapsamlı bir anlatımını sundum. Bu noktada amacım, Batı uygarlığının ilk dönemine kadar uzanan otomat hayranlığını gözler önüne sermek ve günümüzde yapay varlıklara beslenen merakın, bitmez tükenmez bir takıntının son tezahürü olduğunu göstermektir.”
 

Avrupa İmgeleminde Otomatlar Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri

2000 yılı aşkın bir süredir bizimle birlikte yaşayan, tekinsiz olduğu kadar cazip bir kavram: Otomat. Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri: Avrupa İmgeleminde Otomatlar, tekniğin, düşüncenin ve edebiyatın yollarının kesiştiği bu büyüleyici konuya dair en kapsamlı metinlerden biri. Minsoo Kang, çok sayıda önemli felsefe ve edebiyat yapıtının ışığında bizleri Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri’ne davet ediyor…
 
“Özellikle robotbilim, yapay zeka ve sibernetik gibi çağdaş meselelere ilgi duyan genel okur için, her bir tarihsel dönemde otomatın kullanımı, otomata dair düşünceler ve fanteziler konusunda bilgiler veren tarihsel ve düşünsel bağlamları kısa ve öz bir biçimde anlatarak, Batı’nın otomata duyduğu içkin hayranlığın geniş kapsamlı bir anlatımını sundum. Bu noktada amacım, Batı uygarlığının ilk dönemine kadar uzanan otomat hayranlığını gözler önüne sermek ve günümüzde yapay varlıklara beslenen merakın, bitmez tükenmez bir takıntının son tezahürü olduğunu göstermektir.”
 

Avrupa İmgeleminde Otomatlar Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri

2000 yılı aşkın bir süredir bizimle birlikte yaşayan, tekinsiz olduğu kadar cazip bir kavram: Otomat. Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri: Avrupa İmgeleminde Otomatlar, tekniğin, düşüncenin ve edebiyatın yollarının kesiştiği bu büyüleyici konuya dair en kapsamlı metinlerden biri. Minsoo Kang, çok sayıda önemli felsefe ve edebiyat yapıtının ışığında bizleri Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri’ne davet ediyor…
 
“Özellikle robotbilim, yapay zeka ve sibernetik gibi çağdaş meselelere ilgi duyan genel okur için, her bir tarihsel dönemde otomatın kullanımı, otomata dair düşünceler ve fanteziler konusunda bilgiler veren tarihsel ve düşünsel bağlamları kısa ve öz bir biçimde anlatarak, Batı’nın otomata duyduğu içkin hayranlığın geniş kapsamlı bir anlatımını sundum. Bu noktada amacım, Batı uygarlığının ilk dönemine kadar uzanan otomat hayranlığını gözler önüne sermek ve günümüzde yapay varlıklara beslenen merakın, bitmez tükenmez bir takıntının son tezahürü olduğunu göstermektir.”
 

Avrupa İmgeleminde Otomatlar Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri

2000 yılı aşkın bir süredir bizimle birlikte yaşayan, tekinsiz olduğu kadar cazip bir kavram: Otomat. Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri: Avrupa İmgeleminde Otomatlar, tekniğin, düşüncenin ve edebiyatın yollarının kesiştiği bu büyüleyici konuya dair en kapsamlı metinlerden biri. Minsoo Kang, çok sayıda önemli felsefe ve edebiyat yapıtının ışığında bizleri Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri’ne davet ediyor…
 
“Özellikle robotbilim, yapay zeka ve sibernetik gibi çağdaş meselelere ilgi duyan genel okur için, her bir tarihsel dönemde otomatın kullanımı, otomata dair düşünceler ve fanteziler konusunda bilgiler veren tarihsel ve düşünsel bağlamları kısa ve öz bir biçimde anlatarak, Batı’nın otomata duyduğu içkin hayranlığın geniş kapsamlı bir anlatımını sundum. Bu noktada amacım, Batı uygarlığının ilk dönemine kadar uzanan otomat hayranlığını gözler önüne sermek ve günümüzde yapay varlıklara beslenen merakın, bitmez tükenmez bir takıntının son tezahürü olduğunu göstermektir.”
 

Avrupa İmgeleminde Otomatlar Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri

2000 yılı aşkın bir süredir bizimle birlikte yaşayan, tekinsiz olduğu kadar cazip bir kavram: Otomat. Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri: Avrupa İmgeleminde Otomatlar, tekniğin, düşüncenin ve edebiyatın yollarının kesiştiği bu büyüleyici konuya dair en kapsamlı metinlerden biri. Minsoo Kang, çok sayıda önemli felsefe ve edebiyat yapıtının ışığında bizleri Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri’ne davet ediyor…
 
“Özellikle robotbilim, yapay zeka ve sibernetik gibi çağdaş meselelere ilgi duyan genel okur için, her bir tarihsel dönemde otomatın kullanımı, otomata dair düşünceler ve fanteziler konusunda bilgiler veren tarihsel ve düşünsel bağlamları kısa ve öz bir biçimde anlatarak, Batı’nın otomata duyduğu içkin hayranlığın geniş kapsamlı bir anlatımını sundum. Bu noktada amacım, Batı uygarlığının ilk dönemine kadar uzanan otomat hayranlığını gözler önüne sermek ve günümüzde yapay varlıklara beslenen merakın, bitmez tükenmez bir takıntının son tezahürü olduğunu göstermektir.”
 

Avrupa İmgeleminde Otomatlar Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri

2000 yılı aşkın bir süredir bizimle birlikte yaşayan, tekinsiz olduğu kadar cazip bir kavram: Otomat. Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri: Avrupa İmgeleminde Otomatlar, tekniğin, düşüncenin ve edebiyatın yollarının kesiştiği bu büyüleyici konuya dair en kapsamlı metinlerden biri. Minsoo Kang, çok sayıda önemli felsefe ve edebiyat yapıtının ışığında bizleri Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri’ne davet ediyor…
 
“Özellikle robotbilim, yapay zeka ve sibernetik gibi çağdaş meselelere ilgi duyan genel okur için, her bir tarihsel dönemde otomatın kullanımı, otomata dair düşünceler ve fanteziler konusunda bilgiler veren tarihsel ve düşünsel bağlamları kısa ve öz bir biçimde anlatarak, Batı’nın otomata duyduğu içkin hayranlığın geniş kapsamlı bir anlatımını sundum. Bu noktada amacım, Batı uygarlığının ilk dönemine kadar uzanan otomat hayranlığını gözler önüne sermek ve günümüzde yapay varlıklara beslenen merakın, bitmez tükenmez bir takıntının son tezahürü olduğunu göstermektir.”
 

Avrupa İmgeleminde Otomatlar Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri

2000 yılı aşkın bir süredir bizimle birlikte yaşayan, tekinsiz olduğu kadar cazip bir kavram: Otomat. Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri: Avrupa İmgeleminde Otomatlar, tekniğin, düşüncenin ve edebiyatın yollarının kesiştiği bu büyüleyici konuya dair en kapsamlı metinlerden biri. Minsoo Kang, çok sayıda önemli felsefe ve edebiyat yapıtının ışığında bizleri Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri’ne davet ediyor…
 
“Özellikle robotbilim, yapay zeka ve sibernetik gibi çağdaş meselelere ilgi duyan genel okur için, her bir tarihsel dönemde otomatın kullanımı, otomata dair düşünceler ve fanteziler konusunda bilgiler veren tarihsel ve düşünsel bağlamları kısa ve öz bir biçimde anlatarak, Batı’nın otomata duyduğu içkin hayranlığın geniş kapsamlı bir anlatımını sundum. Bu noktada amacım, Batı uygarlığının ilk dönemine kadar uzanan otomat hayranlığını gözler önüne sermek ve günümüzde yapay varlıklara beslenen merakın, bitmez tükenmez bir takıntının son tezahürü olduğunu göstermektir.”
 

Avrupa İmgeleminde Otomatlar Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri

2000 yılı aşkın bir süredir bizimle birlikte yaşayan, tekinsiz olduğu kadar cazip bir kavram: Otomat. Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri: Avrupa İmgeleminde Otomatlar, tekniğin, düşüncenin ve edebiyatın yollarının kesiştiği bu büyüleyici konuya dair en kapsamlı metinlerden biri. Minsoo Kang, çok sayıda önemli felsefe ve edebiyat yapıtının ışığında bizleri Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri’ne davet ediyor…
 
“Özellikle robotbilim, yapay zeka ve sibernetik gibi çağdaş meselelere ilgi duyan genel okur için, her bir tarihsel dönemde otomatın kullanımı, otomata dair düşünceler ve fanteziler konusunda bilgiler veren tarihsel ve düşünsel bağlamları kısa ve öz bir biçimde anlatarak, Batı’nın otomata duyduğu içkin hayranlığın geniş kapsamlı bir anlatımını sundum. Bu noktada amacım, Batı uygarlığının ilk dönemine kadar uzanan otomat hayranlığını gözler önüne sermek ve günümüzde yapay varlıklara beslenen merakın, bitmez tükenmez bir takıntının son tezahürü olduğunu göstermektir.”
 

Avrupa İmgeleminde Otomatlar Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri

2000 yılı aşkın bir süredir bizimle birlikte yaşayan, tekinsiz olduğu kadar cazip bir kavram: Otomat. Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri: Avrupa İmgeleminde Otomatlar, tekniğin, düşüncenin ve edebiyatın yollarının kesiştiği bu büyüleyici konuya dair en kapsamlı metinlerden biri. Minsoo Kang, çok sayıda önemli felsefe ve edebiyat yapıtının ışığında bizleri Yaşayan Makinelerin Olağanüstü Düşleri’ne davet ediyor…
 
“Özellikle robotbilim, yapay zeka ve sibernetik gibi çağdaş meselelere ilgi duyan genel okur için, her bir tarihsel dönemde otomatın kullanımı, otomata dair düşünceler ve fanteziler konusunda bilgiler veren tarihsel ve düşünsel bağlamları kısa ve öz bir biçimde anlatarak, Batı’nın otomata duyduğu içkin hayranlığın geniş kapsamlı bir anlatımını sundum. Bu noktada amacım, Batı uygarlığının ilk dönemine kadar uzanan otomat hayranlığını gözler önüne sermek ve günümüzde yapay varlıklara beslenen merakın, bitmez tükenmez bir takıntının son tezahürü olduğunu göstermektir.”
 

Romanda Bilgi İktidar İdeoloji

Bu çalışmanın savı; romanı, “sokağa tutulan bir ayna” olarak görmenin değil, romanı yazarın düşünce dünyasını yansıtan bir ayna olarak görmenin, görmeye çalışmanın sonucu olarak ortaya çıktı. “Romanda Bilgi-İktidar-İdeoloji: Türk Romanı Üzerine Bir Söylem Çözümlemesi” başlıklı bu çalışmanın birinci bölümü bilgi-iktidar-ideoloji kavramlarına yönelik tanımlayıcı ve aralarındaki bağlamı açıklayıcı bir içeriğe sahip olmakla birlikte çalışmanın kuramsal temellerini inşa eden bu kavramların edebiyatla ilişkisine de değinmektedir. Yine birinci bölümde bu kavramların edebiyatla ilişkisi bağlamında metin çözümlemelerinde kullanılacak “yazınsal hegemonya”, “nihai ideolojik söylem”, “biçimsel ideolojik söylem” gibi yeni tanımlayıcı ifade önerileri sunulacaktır. Bu açıdan birinci bölüm; hem çalışmaya ilişkin temel kavramları içermekte hem de metin çözümlemelerine yönelik bir ön hazırlık işlevi görmektedir.

İkinci bölümde ise modern Türk romanı Ahmet Midhat Efendi ile başlatıldığı için, Ahmet Midhat Efendi, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve devamında yine Türk romanının Cumhuriyet dönemindeki iki ayrı ideolojiden önemli iki temsilcisi, Peyami Safa ve Kemal Tahir incelenecektir. Peyami Safa ve Kemal Tahir’e yönelik incelemeler tematik ya da ideolojik düzlemde bazı eşleştirmelerle de ele alınacaktır. Bu bağlamda Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Tarık Buğra da çalışmaya dahil olacaktır. İkinci bölümde yazarların ideolojik tutumlarını belirleyen hususlarla birlikte, çalışmaya dâhil olan romanlarda ideoloji ve ideolojik öğelerin ortaya çıkış biçimi, ideolojinin yazarın söylemini nasıl şekillendirdiği, yazarın ideolojisi doğrultusunda romanın teknik unsurlarını ve birtakım bilgi kaynaklarını kullanarak okur üzerinde kurduğu tahakküm çözümlenecektir. Çalışmanın amacı birtakım ayrıntılar üzerinden adı geçen romancıların ideolojik dünyasının izlerini sürmek, altını çizerek söylemek gerekirse, yazarın naklettiği her bilginin değil, yazarın hegemonik söylemini kurabilmek için ideoloji adına, ideolojiye ilişkin bilgi dönüştürümlerini tespit etmek, bunların üslûbuna bir tahakküm biçimi olarak yansımasını çözümlemektir. Üstelik romandaki bu hegemonik söylemi tek başına edebiyat tarihinin verilerini kullanarak açıklamak güç olacağı için modern felsefenin ve sosyolojinin üzerine rikkatle eğildiği bilgi-iktidar-ideoloji kavramlarına bu hegemonik söylemi çözümlemede önemli bir yer ayrılmıştır.

Romanda Bilgi İktidar İdeoloji

Bu çalışmanın savı; romanı, “sokağa tutulan bir ayna” olarak görmenin değil, romanı yazarın düşünce dünyasını yansıtan bir ayna olarak görmenin, görmeye çalışmanın sonucu olarak ortaya çıktı. “Romanda Bilgi-İktidar-İdeoloji: Türk Romanı Üzerine Bir Söylem Çözümlemesi” başlıklı bu çalışmanın birinci bölümü bilgi-iktidar-ideoloji kavramlarına yönelik tanımlayıcı ve aralarındaki bağlamı açıklayıcı bir içeriğe sahip olmakla birlikte çalışmanın kuramsal temellerini inşa eden bu kavramların edebiyatla ilişkisine de değinmektedir. Yine birinci bölümde bu kavramların edebiyatla ilişkisi bağlamında metin çözümlemelerinde kullanılacak “yazınsal hegemonya”, “nihai ideolojik söylem”, “biçimsel ideolojik söylem” gibi yeni tanımlayıcı ifade önerileri sunulacaktır. Bu açıdan birinci bölüm; hem çalışmaya ilişkin temel kavramları içermekte hem de metin çözümlemelerine yönelik bir ön hazırlık işlevi görmektedir.

İkinci bölümde ise modern Türk romanı Ahmet Midhat Efendi ile başlatıldığı için, Ahmet Midhat Efendi, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve devamında yine Türk romanının Cumhuriyet dönemindeki iki ayrı ideolojiden önemli iki temsilcisi, Peyami Safa ve Kemal Tahir incelenecektir. Peyami Safa ve Kemal Tahir’e yönelik incelemeler tematik ya da ideolojik düzlemde bazı eşleştirmelerle de ele alınacaktır. Bu bağlamda Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Tarık Buğra da çalışmaya dahil olacaktır. İkinci bölümde yazarların ideolojik tutumlarını belirleyen hususlarla birlikte, çalışmaya dâhil olan romanlarda ideoloji ve ideolojik öğelerin ortaya çıkış biçimi, ideolojinin yazarın söylemini nasıl şekillendirdiği, yazarın ideolojisi doğrultusunda romanın teknik unsurlarını ve birtakım bilgi kaynaklarını kullanarak okur üzerinde kurduğu tahakküm çözümlenecektir. Çalışmanın amacı birtakım ayrıntılar üzerinden adı geçen romancıların ideolojik dünyasının izlerini sürmek, altını çizerek söylemek gerekirse, yazarın naklettiği her bilginin değil, yazarın hegemonik söylemini kurabilmek için ideoloji adına, ideolojiye ilişkin bilgi dönüştürümlerini tespit etmek, bunların üslûbuna bir tahakküm biçimi olarak yansımasını çözümlemektir. Üstelik romandaki bu hegemonik söylemi tek başına edebiyat tarihinin verilerini kullanarak açıklamak güç olacağı için modern felsefenin ve sosyolojinin üzerine rikkatle eğildiği bilgi-iktidar-ideoloji kavramlarına bu hegemonik söylemi çözümlemede önemli bir yer ayrılmıştır.

Romanda Bilgi İktidar İdeoloji

Bu çalışmanın savı; romanı, “sokağa tutulan bir ayna” olarak görmenin değil, romanı yazarın düşünce dünyasını yansıtan bir ayna olarak görmenin, görmeye çalışmanın sonucu olarak ortaya çıktı. “Romanda Bilgi-İktidar-İdeoloji: Türk Romanı Üzerine Bir Söylem Çözümlemesi” başlıklı bu çalışmanın birinci bölümü bilgi-iktidar-ideoloji kavramlarına yönelik tanımlayıcı ve aralarındaki bağlamı açıklayıcı bir içeriğe sahip olmakla birlikte çalışmanın kuramsal temellerini inşa eden bu kavramların edebiyatla ilişkisine de değinmektedir. Yine birinci bölümde bu kavramların edebiyatla ilişkisi bağlamında metin çözümlemelerinde kullanılacak “yazınsal hegemonya”, “nihai ideolojik söylem”, “biçimsel ideolojik söylem” gibi yeni tanımlayıcı ifade önerileri sunulacaktır. Bu açıdan birinci bölüm; hem çalışmaya ilişkin temel kavramları içermekte hem de metin çözümlemelerine yönelik bir ön hazırlık işlevi görmektedir.

İkinci bölümde ise modern Türk romanı Ahmet Midhat Efendi ile başlatıldığı için, Ahmet Midhat Efendi, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve devamında yine Türk romanının Cumhuriyet dönemindeki iki ayrı ideolojiden önemli iki temsilcisi, Peyami Safa ve Kemal Tahir incelenecektir. Peyami Safa ve Kemal Tahir’e yönelik incelemeler tematik ya da ideolojik düzlemde bazı eşleştirmelerle de ele alınacaktır. Bu bağlamda Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Tarık Buğra da çalışmaya dahil olacaktır. İkinci bölümde yazarların ideolojik tutumlarını belirleyen hususlarla birlikte, çalışmaya dâhil olan romanlarda ideoloji ve ideolojik öğelerin ortaya çıkış biçimi, ideolojinin yazarın söylemini nasıl şekillendirdiği, yazarın ideolojisi doğrultusunda romanın teknik unsurlarını ve birtakım bilgi kaynaklarını kullanarak okur üzerinde kurduğu tahakküm çözümlenecektir. Çalışmanın amacı birtakım ayrıntılar üzerinden adı geçen romancıların ideolojik dünyasının izlerini sürmek, altını çizerek söylemek gerekirse, yazarın naklettiği her bilginin değil, yazarın hegemonik söylemini kurabilmek için ideoloji adına, ideolojiye ilişkin bilgi dönüştürümlerini tespit etmek, bunların üslûbuna bir tahakküm biçimi olarak yansımasını çözümlemektir. Üstelik romandaki bu hegemonik söylemi tek başına edebiyat tarihinin verilerini kullanarak açıklamak güç olacağı için modern felsefenin ve sosyolojinin üzerine rikkatle eğildiği bilgi-iktidar-ideoloji kavramlarına bu hegemonik söylemi çözümlemede önemli bir yer ayrılmıştır.

Romanda Bilgi İktidar İdeoloji

Bu çalışmanın savı; romanı, “sokağa tutulan bir ayna” olarak görmenin değil, romanı yazarın düşünce dünyasını yansıtan bir ayna olarak görmenin, görmeye çalışmanın sonucu olarak ortaya çıktı. “Romanda Bilgi-İktidar-İdeoloji: Türk Romanı Üzerine Bir Söylem Çözümlemesi” başlıklı bu çalışmanın birinci bölümü bilgi-iktidar-ideoloji kavramlarına yönelik tanımlayıcı ve aralarındaki bağlamı açıklayıcı bir içeriğe sahip olmakla birlikte çalışmanın kuramsal temellerini inşa eden bu kavramların edebiyatla ilişkisine de değinmektedir. Yine birinci bölümde bu kavramların edebiyatla ilişkisi bağlamında metin çözümlemelerinde kullanılacak “yazınsal hegemonya”, “nihai ideolojik söylem”, “biçimsel ideolojik söylem” gibi yeni tanımlayıcı ifade önerileri sunulacaktır. Bu açıdan birinci bölüm; hem çalışmaya ilişkin temel kavramları içermekte hem de metin çözümlemelerine yönelik bir ön hazırlık işlevi görmektedir.

İkinci bölümde ise modern Türk romanı Ahmet Midhat Efendi ile başlatıldığı için, Ahmet Midhat Efendi, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve devamında yine Türk romanının Cumhuriyet dönemindeki iki ayrı ideolojiden önemli iki temsilcisi, Peyami Safa ve Kemal Tahir incelenecektir. Peyami Safa ve Kemal Tahir’e yönelik incelemeler tematik ya da ideolojik düzlemde bazı eşleştirmelerle de ele alınacaktır. Bu bağlamda Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Tarık Buğra da çalışmaya dahil olacaktır. İkinci bölümde yazarların ideolojik tutumlarını belirleyen hususlarla birlikte, çalışmaya dâhil olan romanlarda ideoloji ve ideolojik öğelerin ortaya çıkış biçimi, ideolojinin yazarın söylemini nasıl şekillendirdiği, yazarın ideolojisi doğrultusunda romanın teknik unsurlarını ve birtakım bilgi kaynaklarını kullanarak okur üzerinde kurduğu tahakküm çözümlenecektir. Çalışmanın amacı birtakım ayrıntılar üzerinden adı geçen romancıların ideolojik dünyasının izlerini sürmek, altını çizerek söylemek gerekirse, yazarın naklettiği her bilginin değil, yazarın hegemonik söylemini kurabilmek için ideoloji adına, ideolojiye ilişkin bilgi dönüştürümlerini tespit etmek, bunların üslûbuna bir tahakküm biçimi olarak yansımasını çözümlemektir. Üstelik romandaki bu hegemonik söylemi tek başına edebiyat tarihinin verilerini kullanarak açıklamak güç olacağı için modern felsefenin ve sosyolojinin üzerine rikkatle eğildiği bilgi-iktidar-ideoloji kavramlarına bu hegemonik söylemi çözümlemede önemli bir yer ayrılmıştır.

Romanda Bilgi İktidar İdeoloji

Bu çalışmanın savı; romanı, “sokağa tutulan bir ayna” olarak görmenin değil, romanı yazarın düşünce dünyasını yansıtan bir ayna olarak görmenin, görmeye çalışmanın sonucu olarak ortaya çıktı. “Romanda Bilgi-İktidar-İdeoloji: Türk Romanı Üzerine Bir Söylem Çözümlemesi” başlıklı bu çalışmanın birinci bölümü bilgi-iktidar-ideoloji kavramlarına yönelik tanımlayıcı ve aralarındaki bağlamı açıklayıcı bir içeriğe sahip olmakla birlikte çalışmanın kuramsal temellerini inşa eden bu kavramların edebiyatla ilişkisine de değinmektedir. Yine birinci bölümde bu kavramların edebiyatla ilişkisi bağlamında metin çözümlemelerinde kullanılacak “yazınsal hegemonya”, “nihai ideolojik söylem”, “biçimsel ideolojik söylem” gibi yeni tanımlayıcı ifade önerileri sunulacaktır. Bu açıdan birinci bölüm; hem çalışmaya ilişkin temel kavramları içermekte hem de metin çözümlemelerine yönelik bir ön hazırlık işlevi görmektedir.

İkinci bölümde ise modern Türk romanı Ahmet Midhat Efendi ile başlatıldığı için, Ahmet Midhat Efendi, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve devamında yine Türk romanının Cumhuriyet dönemindeki iki ayrı ideolojiden önemli iki temsilcisi, Peyami Safa ve Kemal Tahir incelenecektir. Peyami Safa ve Kemal Tahir’e yönelik incelemeler tematik ya da ideolojik düzlemde bazı eşleştirmelerle de ele alınacaktır. Bu bağlamda Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Tarık Buğra da çalışmaya dahil olacaktır. İkinci bölümde yazarların ideolojik tutumlarını belirleyen hususlarla birlikte, çalışmaya dâhil olan romanlarda ideoloji ve ideolojik öğelerin ortaya çıkış biçimi, ideolojinin yazarın söylemini nasıl şekillendirdiği, yazarın ideolojisi doğrultusunda romanın teknik unsurlarını ve birtakım bilgi kaynaklarını kullanarak okur üzerinde kurduğu tahakküm çözümlenecektir. Çalışmanın amacı birtakım ayrıntılar üzerinden adı geçen romancıların ideolojik dünyasının izlerini sürmek, altını çizerek söylemek gerekirse, yazarın naklettiği her bilginin değil, yazarın hegemonik söylemini kurabilmek için ideoloji adına, ideolojiye ilişkin bilgi dönüştürümlerini tespit etmek, bunların üslûbuna bir tahakküm biçimi olarak yansımasını çözümlemektir. Üstelik romandaki bu hegemonik söylemi tek başına edebiyat tarihinin verilerini kullanarak açıklamak güç olacağı için modern felsefenin ve sosyolojinin üzerine rikkatle eğildiği bilgi-iktidar-ideoloji kavramlarına bu hegemonik söylemi çözümlemede önemli bir yer ayrılmıştır.

Romanda Bilgi İktidar İdeoloji

Bu çalışmanın savı; romanı, “sokağa tutulan bir ayna” olarak görmenin değil, romanı yazarın düşünce dünyasını yansıtan bir ayna olarak görmenin, görmeye çalışmanın sonucu olarak ortaya çıktı. “Romanda Bilgi-İktidar-İdeoloji: Türk Romanı Üzerine Bir Söylem Çözümlemesi” başlıklı bu çalışmanın birinci bölümü bilgi-iktidar-ideoloji kavramlarına yönelik tanımlayıcı ve aralarındaki bağlamı açıklayıcı bir içeriğe sahip olmakla birlikte çalışmanın kuramsal temellerini inşa eden bu kavramların edebiyatla ilişkisine de değinmektedir. Yine birinci bölümde bu kavramların edebiyatla ilişkisi bağlamında metin çözümlemelerinde kullanılacak “yazınsal hegemonya”, “nihai ideolojik söylem”, “biçimsel ideolojik söylem” gibi yeni tanımlayıcı ifade önerileri sunulacaktır. Bu açıdan birinci bölüm; hem çalışmaya ilişkin temel kavramları içermekte hem de metin çözümlemelerine yönelik bir ön hazırlık işlevi görmektedir.

İkinci bölümde ise modern Türk romanı Ahmet Midhat Efendi ile başlatıldığı için, Ahmet Midhat Efendi, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve devamında yine Türk romanının Cumhuriyet dönemindeki iki ayrı ideolojiden önemli iki temsilcisi, Peyami Safa ve Kemal Tahir incelenecektir. Peyami Safa ve Kemal Tahir’e yönelik incelemeler tematik ya da ideolojik düzlemde bazı eşleştirmelerle de ele alınacaktır. Bu bağlamda Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Tarık Buğra da çalışmaya dahil olacaktır. İkinci bölümde yazarların ideolojik tutumlarını belirleyen hususlarla birlikte, çalışmaya dâhil olan romanlarda ideoloji ve ideolojik öğelerin ortaya çıkış biçimi, ideolojinin yazarın söylemini nasıl şekillendirdiği, yazarın ideolojisi doğrultusunda romanın teknik unsurlarını ve birtakım bilgi kaynaklarını kullanarak okur üzerinde kurduğu tahakküm çözümlenecektir. Çalışmanın amacı birtakım ayrıntılar üzerinden adı geçen romancıların ideolojik dünyasının izlerini sürmek, altını çizerek söylemek gerekirse, yazarın naklettiği her bilginin değil, yazarın hegemonik söylemini kurabilmek için ideoloji adına, ideolojiye ilişkin bilgi dönüştürümlerini tespit etmek, bunların üslûbuna bir tahakküm biçimi olarak yansımasını çözümlemektir. Üstelik romandaki bu hegemonik söylemi tek başına edebiyat tarihinin verilerini kullanarak açıklamak güç olacağı için modern felsefenin ve sosyolojinin üzerine rikkatle eğildiği bilgi-iktidar-ideoloji kavramlarına bu hegemonik söylemi çözümlemede önemli bir yer ayrılmıştır.

Romanda Bilgi İktidar İdeoloji

Bu çalışmanın savı; romanı, “sokağa tutulan bir ayna” olarak görmenin değil, romanı yazarın düşünce dünyasını yansıtan bir ayna olarak görmenin, görmeye çalışmanın sonucu olarak ortaya çıktı. “Romanda Bilgi-İktidar-İdeoloji: Türk Romanı Üzerine Bir Söylem Çözümlemesi” başlıklı bu çalışmanın birinci bölümü bilgi-iktidar-ideoloji kavramlarına yönelik tanımlayıcı ve aralarındaki bağlamı açıklayıcı bir içeriğe sahip olmakla birlikte çalışmanın kuramsal temellerini inşa eden bu kavramların edebiyatla ilişkisine de değinmektedir. Yine birinci bölümde bu kavramların edebiyatla ilişkisi bağlamında metin çözümlemelerinde kullanılacak “yazınsal hegemonya”, “nihai ideolojik söylem”, “biçimsel ideolojik söylem” gibi yeni tanımlayıcı ifade önerileri sunulacaktır. Bu açıdan birinci bölüm; hem çalışmaya ilişkin temel kavramları içermekte hem de metin çözümlemelerine yönelik bir ön hazırlık işlevi görmektedir.

İkinci bölümde ise modern Türk romanı Ahmet Midhat Efendi ile başlatıldığı için, Ahmet Midhat Efendi, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve devamında yine Türk romanının Cumhuriyet dönemindeki iki ayrı ideolojiden önemli iki temsilcisi, Peyami Safa ve Kemal Tahir incelenecektir. Peyami Safa ve Kemal Tahir’e yönelik incelemeler tematik ya da ideolojik düzlemde bazı eşleştirmelerle de ele alınacaktır. Bu bağlamda Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Tarık Buğra da çalışmaya dahil olacaktır. İkinci bölümde yazarların ideolojik tutumlarını belirleyen hususlarla birlikte, çalışmaya dâhil olan romanlarda ideoloji ve ideolojik öğelerin ortaya çıkış biçimi, ideolojinin yazarın söylemini nasıl şekillendirdiği, yazarın ideolojisi doğrultusunda romanın teknik unsurlarını ve birtakım bilgi kaynaklarını kullanarak okur üzerinde kurduğu tahakküm çözümlenecektir. Çalışmanın amacı birtakım ayrıntılar üzerinden adı geçen romancıların ideolojik dünyasının izlerini sürmek, altını çizerek söylemek gerekirse, yazarın naklettiği her bilginin değil, yazarın hegemonik söylemini kurabilmek için ideoloji adına, ideolojiye ilişkin bilgi dönüştürümlerini tespit etmek, bunların üslûbuna bir tahakküm biçimi olarak yansımasını çözümlemektir. Üstelik romandaki bu hegemonik söylemi tek başına edebiyat tarihinin verilerini kullanarak açıklamak güç olacağı için modern felsefenin ve sosyolojinin üzerine rikkatle eğildiği bilgi-iktidar-ideoloji kavramlarına bu hegemonik söylemi çözümlemede önemli bir yer ayrılmıştır.

Romanda Bilgi İktidar İdeoloji

Bu çalışmanın savı; romanı, “sokağa tutulan bir ayna” olarak görmenin değil, romanı yazarın düşünce dünyasını yansıtan bir ayna olarak görmenin, görmeye çalışmanın sonucu olarak ortaya çıktı. “Romanda Bilgi-İktidar-İdeoloji: Türk Romanı Üzerine Bir Söylem Çözümlemesi” başlıklı bu çalışmanın birinci bölümü bilgi-iktidar-ideoloji kavramlarına yönelik tanımlayıcı ve aralarındaki bağlamı açıklayıcı bir içeriğe sahip olmakla birlikte çalışmanın kuramsal temellerini inşa eden bu kavramların edebiyatla ilişkisine de değinmektedir. Yine birinci bölümde bu kavramların edebiyatla ilişkisi bağlamında metin çözümlemelerinde kullanılacak “yazınsal hegemonya”, “nihai ideolojik söylem”, “biçimsel ideolojik söylem” gibi yeni tanımlayıcı ifade önerileri sunulacaktır. Bu açıdan birinci bölüm; hem çalışmaya ilişkin temel kavramları içermekte hem de metin çözümlemelerine yönelik bir ön hazırlık işlevi görmektedir.

İkinci bölümde ise modern Türk romanı Ahmet Midhat Efendi ile başlatıldığı için, Ahmet Midhat Efendi, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve devamında yine Türk romanının Cumhuriyet dönemindeki iki ayrı ideolojiden önemli iki temsilcisi, Peyami Safa ve Kemal Tahir incelenecektir. Peyami Safa ve Kemal Tahir’e yönelik incelemeler tematik ya da ideolojik düzlemde bazı eşleştirmelerle de ele alınacaktır. Bu bağlamda Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Tarık Buğra da çalışmaya dahil olacaktır. İkinci bölümde yazarların ideolojik tutumlarını belirleyen hususlarla birlikte, çalışmaya dâhil olan romanlarda ideoloji ve ideolojik öğelerin ortaya çıkış biçimi, ideolojinin yazarın söylemini nasıl şekillendirdiği, yazarın ideolojisi doğrultusunda romanın teknik unsurlarını ve birtakım bilgi kaynaklarını kullanarak okur üzerinde kurduğu tahakküm çözümlenecektir. Çalışmanın amacı birtakım ayrıntılar üzerinden adı geçen romancıların ideolojik dünyasının izlerini sürmek, altını çizerek söylemek gerekirse, yazarın naklettiği her bilginin değil, yazarın hegemonik söylemini kurabilmek için ideoloji adına, ideolojiye ilişkin bilgi dönüştürümlerini tespit etmek, bunların üslûbuna bir tahakküm biçimi olarak yansımasını çözümlemektir. Üstelik romandaki bu hegemonik söylemi tek başına edebiyat tarihinin verilerini kullanarak açıklamak güç olacağı için modern felsefenin ve sosyolojinin üzerine rikkatle eğildiği bilgi-iktidar-ideoloji kavramlarına bu hegemonik söylemi çözümlemede önemli bir yer ayrılmıştır.

Romanda Bilgi İktidar İdeoloji

Bu çalışmanın savı; romanı, “sokağa tutulan bir ayna” olarak görmenin değil, romanı yazarın düşünce dünyasını yansıtan bir ayna olarak görmenin, görmeye çalışmanın sonucu olarak ortaya çıktı. “Romanda Bilgi-İktidar-İdeoloji: Türk Romanı Üzerine Bir Söylem Çözümlemesi” başlıklı bu çalışmanın birinci bölümü bilgi-iktidar-ideoloji kavramlarına yönelik tanımlayıcı ve aralarındaki bağlamı açıklayıcı bir içeriğe sahip olmakla birlikte çalışmanın kuramsal temellerini inşa eden bu kavramların edebiyatla ilişkisine de değinmektedir. Yine birinci bölümde bu kavramların edebiyatla ilişkisi bağlamında metin çözümlemelerinde kullanılacak “yazınsal hegemonya”, “nihai ideolojik söylem”, “biçimsel ideolojik söylem” gibi yeni tanımlayıcı ifade önerileri sunulacaktır. Bu açıdan birinci bölüm; hem çalışmaya ilişkin temel kavramları içermekte hem de metin çözümlemelerine yönelik bir ön hazırlık işlevi görmektedir.

İkinci bölümde ise modern Türk romanı Ahmet Midhat Efendi ile başlatıldığı için, Ahmet Midhat Efendi, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve devamında yine Türk romanının Cumhuriyet dönemindeki iki ayrı ideolojiden önemli iki temsilcisi, Peyami Safa ve Kemal Tahir incelenecektir. Peyami Safa ve Kemal Tahir’e yönelik incelemeler tematik ya da ideolojik düzlemde bazı eşleştirmelerle de ele alınacaktır. Bu bağlamda Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Tarık Buğra da çalışmaya dahil olacaktır. İkinci bölümde yazarların ideolojik tutumlarını belirleyen hususlarla birlikte, çalışmaya dâhil olan romanlarda ideoloji ve ideolojik öğelerin ortaya çıkış biçimi, ideolojinin yazarın söylemini nasıl şekillendirdiği, yazarın ideolojisi doğrultusunda romanın teknik unsurlarını ve birtakım bilgi kaynaklarını kullanarak okur üzerinde kurduğu tahakküm çözümlenecektir. Çalışmanın amacı birtakım ayrıntılar üzerinden adı geçen romancıların ideolojik dünyasının izlerini sürmek, altını çizerek söylemek gerekirse, yazarın naklettiği her bilginin değil, yazarın hegemonik söylemini kurabilmek için ideoloji adına, ideolojiye ilişkin bilgi dönüştürümlerini tespit etmek, bunların üslûbuna bir tahakküm biçimi olarak yansımasını çözümlemektir. Üstelik romandaki bu hegemonik söylemi tek başına edebiyat tarihinin verilerini kullanarak açıklamak güç olacağı için modern felsefenin ve sosyolojinin üzerine rikkatle eğildiği bilgi-iktidar-ideoloji kavramlarına bu hegemonik söylemi çözümlemede önemli bir yer ayrılmıştır.

Yeni Eleştiri Bağlamında Hüseyin Su Öyküsü

“-Edebiyatta da, sanatta da temel izlek insanın serüvenidir; insani serüvendir. Bütün sorunlar bu temel izlek içinde yerli yerinde ve yeterince, insanın çevresinde, insanın doğal eylemleri olarak yer alır. Böyle olmadığında, insani düzlemde verilemeyen, ele alınamayan her sorun, her tema yapay olarak kalır, sanat eserinin dokusuna gerçek bir insani eylem olarak sinmez. İnandırıcı bulmadığımız budur işte, gerçekte hayatımızda olup olmadığı değil. Ben bunu yalnızca öykü ya da kısa öykü kuramı açısından değil, bütünüyle sanat kuramı açısından değerlendirebilir bir durum olarak görüyorum. Öyküden romana, şiirden tiyatroya, resimden müziğe, fotoğraftan sinemaya… bu bağın doğru kurulup kurulamadığına bakılmalı. Roman; hikaye, öykü, kısa öykü, kısa kısa öykü; klasik öykü, modern öykü, postmodern öykü… gibi tanımlamalar arasındaki ayrımlar neler olursa olsun, hepsi de temel dokusu, anlatı ögesi tahkiye olan edebiyat metinleridir.”

Romanın ve Edebi Türlerin Sosyolojisi

Bu çalışma edebiyat teorisyenleri Franco Moretti ve Mikhail Bakhtin’in kavram ve yaklaşımlarını tanıtma amacı taşımaktadır. Mikhail Baktin’in romanın doğuşu bağlamında geliştirdiği sosyo – tarihsel yaklaşım ve buna ilişkin kavramsallaştırmaları (“diyolojizm, monolojizm, karnaval, kronotop”…) çalışmanın ilk bölümünde anlatılmıştır. Bakhtin’in yaklaşımı bir dil teorisi içinden romanın doğuşuna ilişkin teorik bir arka plana yaslanır. Teorik arka planı ise marksist terminoloji üzerinden biçimlenmiştir. Bakhtin’in teorisini renkli ve zengin kılan sosyotarihsel dönüşüm içinden Marksist temelde romanın doğuşuna ilişkin bir okuma yapmış olmasıdır. Ancak Bakhtin’in dil teorisindeki bu zenginlik ve renklilik Marksist teoriden beslenmiş ve dile ilişkin zorlayıcı bir yaklaşıma yaslanmıştır. Bu nedenle teori bir takım çelişkiler içermektedir. Bu bağlamda çalışma içinde teorisyenin kavramları tanıtılmış, teorisine ilişkin temel yaklaşımlar anlatılmış ve teorisindeki eksiklikler eleştiriye tabi tutulmuştur.

Romantizm Okulu

Heinrich Heine (1797-1856) Romantizm Okulu’nu, Avrupa’nın geçmişi geride bırakıp yüzünü geleceğe dönme sürecindeki çalkantıları yaşadığı bir dönemde, sadece Almanya için değil, tüm Avrupa için kaleme aldı. Bu metni Almanya’yı geride bırakıp Paris’te yeni bir yaşama başladığı sırada yazdı.

Yahudi olması dolayısıyla kendi yurdunda bile dışlanmış olan Heine, biçimlenmekte olan yeni Avrupa’nın çelişkilerinin çözümünü romantiklerin beslediği milliyetçiliklerde değil Avrupalılıkta görüyordu. Zamanının olaylarına bakışındaki alaycılığı, geçmişi ve tarihi yüceltme peşindeki “okul arkadaşlarını” anlattığı bu kitapta da kendini en renkli halleriyle gösterir. Geçmişin geride kalmadığı, bugününse geçmişi sırtında taşıdığı gerçeği, edebiyat alanından en çarpıcı resimlerle karşımıza çıkar. Okuyucunun kendisini adeta Paris sokaklarında Almanya ve Avrupa üstüne tadı bitmeyen bir sohbette bulacağını umuyoruz…

“Sık sık insanları geçmişin mezarlarına bakmaya iten tuhaf, ürkütücü merak! Böyle şeyler olağandışı dönemlerde, bir çağın kapanışının ardından ya da büyük bir felaketten önce gerçekleşir.”

Demir Ökçe

“Sözlerimin hiçbirinin sizi etkileyeceğini sanmıyorum,” dedi.

“Çünkü sizde etkilenecek ruh yok. Siz, omurgasız, solucan gibi birer yaratıksınız. Burnunuz havada, Demokratız, Cumhuriyetçiyiz, diyorsunuz… Siz, tükürük yalayıcı asalak yaratıklarsınız. Plütokrasinin kuklalarısınız siz. Sırtınızda Demir Ökçe’nin kan kırmızı uşak üniformasıyla kalkmış özgürlük aşkı denen modası geçmiş sözler kullanıyorsunuz.”

Dante'yi Betimlemek

Kitap, Dante’yi, başyapıtı “İlahi Komedya”yı ve onu konu alan sanat yapıtlarının izini sürüyor; bir anlamda plastik sanatlar tarihinde sözü edilen izi, olanca gücüyle okurla paylaşmak istiyor. Kitabın hazırlanış nedenini de şu vurgu tüm açıklığıyla ortaya koyuyor: Voltaire “Dante Alighieri’yi herkes tanır, fakat onun başyapıtı İlahi Komedya’yı tümüyle okuyan azdır. Hiç kimse onu tümüyle okumadığı için Dante’ye daima hayranlık duyulacaktır” demekten kendini alamamıştır.

Simge Özer Pınarbaşı’nın geniş bir kaynakçayı değerlendirerek hazırladığı bu kitap, bir anlamda sanat tarihi ile edebiyatı buluşturuyor; bir sorunsallaştırmaya tabi tutuyor ve bu sorunsalın çözümlenme işlemi de kendini yine kitapta göstermesini biliyor. Bir başka deyişle kitaptaki bütün bu gelişmeleri, bir sanat tarihçisinin Dante’ye ve başyapıtına dikkat kesilmesi olarak da yorumlayabiliriz.

Vasat Edebiyatı 101

Vasat Edebiyatı, bir çürüme ve çürütme düzeneğidir. Vasat Edebiyatı, bir sürüleştirme ve ahmaklaştırma aracıdır. Ahmaklaştırdıkça ahmaklaşmakta, ahmaklaştıkça ahmaklaştırmaktadırlar. Nice şanlı isyanı tutuşturan, küçük bir tiksinme duygusunun kıvılcımı olmuştur. Bu kitap bir iğrenme çağrısıdır.

Poetik Fiiller

Şiirde sağlam adım atmanın şartı eleştiridir. Şiirle eleştiriyi birlikte yürüten şair bu süreçte hem yazacağı şiire, hem şiirindeki teknik yeterliğe daha kolay ulaşır. Eğer çıktığı yolda şiir tarihi kadar çağdaş şiire de dikkat kesilirse ne yaptığına ilişkin açık bir bilince kavuşur. Bir şairin eleştiriye verdiği değer şiire atfettiği önemin de göstergesidir. Poetik Fiiller, İdris Ekinci’nin günümüz şiiri, şiir tarihimiz ve eleştiri kuramları bağlamındaki yazılarını bir araya getirmektedir. İdris Ekinci’nin eleştiri uğraşı şiire verdiği önemi gösterdiği kadar şiir bahsinde sağlam durma kararlılığını da göstermektedir. Günümüz şiir verimleri kadar, eleştiri alanındaki çalışmaları da incelemeye tâbi tutması ondaki şiir bilgisini kurma çabasını göstermektedir.

Şiirimizden Portreler

Geçmişten günümüze Türk şiirinin bir bütün olarak alındığı kitapta yer alan şairler arasında, Yunus Emre, Cenap Şahabettin, Mehmet Akif, Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Haşim, Sezai Karakoç, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Ziya Osman Saba, Bekir Sıtkı Erdoğan, Bahaettin Karakoç, Sedat Umran, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Yavuz Bület Bâkiler ve Hilmi Yavuz da bulunuyor. Kitap, şiiri seven, merak eden ve yazmak isteyenler için önemli, doğru ve iyi bir kaynak niteliği taşıyor.

Yağmurlu Bakış

“Hüseyin Atlansoy’un ilk dönem şiiri, Chaplin’in sessiz filmleri gibi ‘karanlıkta icra edilen’ bir pantomim gösterisidir. Nitekim Atlansoy’u etkilediğini bildiğimiz Cahit Zarifoğlu’nun şiiri de, Türk şiirinde pantomimin sesli film karşısındaki konumunu güçlendiren ayrıksı bir tecrübeye işaret eder. İşaret eder diyorum, zira Zarifoğlu’nda şiirin mantığı, dili kendine özgü bir “işaret”ler sistemine dönüştürmüştür. Bir defasında “şiirin içindeki el kol hareketleri”nden bahsetmiş olan İşaret Çocukları Şairi, kuşkusuz başka kaynaklardan besleniyordu. Atlansoy ise, ilk döneminde benimsediği ironik tavırla modern Türk şiirinin Chaplin’idir.”

Söylem, Söylen, Yazın

Söylem, Söylen, Yazın, Türkiye’deki göstergebilim çalışmalarının öncüsü, yazar, eleştirmen, bilimadamı Tahsin Yücel için özenle hazırlanmış bir toplu çalışma, bir “armağan kitap”. Onun çalışmalarının, yazar kimliğinin ve bir “hoca” olarak kişiliğinin anlatıldığı yazıların yanında eserleri üzerine yazılmış incelemelerle de zenginleştirilmiş çok önemli, kaynak niteliğinde bir eser.

“Tüm yaşamını yazmaya, araştırmaya adamış bu büyük yazar ve bilimadamının sekseninci yaşında bizlere olan katkılarına teşekkür etmek, ‘İyi ki varsınız hocam!’ demek için burada bir araya gelen yazarların ortak dileğini yineleyerek sözlerimi tamamlamak isterim: Nice yıllara! Gönülden teşekkürlerimizle…”

-Nedret Tanyolaç Öztokat

Kitapta Yazılarıyla Yer Alanlar; Nedret Tanyolaç Öztokat, Nuran Kutlu, Nilüfer Kuruyazıcı, Turgay Fişekçi, Osman Senemoğlu, Bahadır Gülmez, Sündüz Öztürk Kasar, Emel Ergun, Feridun Andaç, Kubilay Aktulum, Hanife Nâlân Genç, Ali Tilbe, Buket Altınbüken, Selin Gürses Şanbay.

Üç Büyük Yazardan Aforizmalar

Dehalarını yazdıkları eserlere yansıtmış üç büyük yazardan yıkıcı, tahrip edici, göz açıcı, kışkırtıcı, tekinsiz, hesaplı ciddiyete metelik vermeyen düşünceler… Okuyanı kimileyin bıyık altından gülümseten, kimileyin yumruk yemişçesine sersemleten… Hepsi de ince zekanın imbiğinden süzülmüş, bazen paradoksal gibi gözükse de birey ve toplum yaşamının kuytu karanlık köşelerini apaçık gözler önüne seren… Özcesi, aforizma olmanın hakkını veren sözler…

Elinizdeki kitap bu üç usta yazarın yıllar öncesinden günümüze yaydığı ışığın ne denli göz kamaştırıcı olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Yaşlı, her şeye inanır; orta yaşlı, kuşku duyar; genç, her şeyi bilir. (O. Wilde)

Hiçbir şey, mutluluk kadar eskimez. (O. Wilde)

Çoğu insan, başkasıdır. Düşünceleri bir diğerinin fikirleridir, yaşamları taklitten ibarettir, tutkularıysa aktarma. (O. Wilde)

İnsanlığın gelişmesi, ilk koşul olarak, öncünün kendini bilerek budala yerine koymasından geçer. (B. Shaw)

Hayatta iki tragedya vardır. İlki, gönlünüzün arzuladığını yitirmek. Diğeri, kazanmak. (B. Shaw)

Eğitimli insan, okuyarak zaman öldüren aylaktır. (B. Shaw)

İnsan, yüzü kızaran tek hayvandır, ya da kızarması gereken. (M. Twain)

İnsan ırkı bu işte. Nuh gemiyi niye kılpayı kaçırmadı diye hayıflanmamak elde mi? (M. Twain)

Tanrı önce budalaları yarattı. Bu, pratik kazanmak içindi. Ardından okul yönetim kurullarını. (M. Twaim)

Öykümüzün İzinde

Romanlar büyük hikayenin peşine düşme iddiasıyla mercek altına alınırken, öykü genellikle göz ardı edilmiştir. Büyük hikayenin köşe başlarındaki ayrıntıları yakalayan öykünün modernleşmenin haritası çıkarılırken de akıbeti böyle olmuştur. Oysa öykü, içtenliği, sadeliği ve yazarın dünyasını daha net ele verişiyle üzerinde dikkatle durmayı gerektiren bir yazın türüdür. Öykümüzün İzinde, bu çabayla yazılmış metinlerden oluşuyor. Ertan Örgen’in öyküleri anlama çabası bir açıdan zamanımızı ve insanımızı da anlama çabasına tekabül ediyor.

Şiir ve Hayat

Toplumsal değişimlerin ve dönüşümlerin arkasındaki dinamikleri anlamak ve yorumlamak için elbette şiire ihtiyacımız var. Şiir bir bilgi kaynağı mıdır, diye soruyor Osman Bayraktar. Hem evet, hem hayır. Salt şiirden çıkarak bir bilgi dünyası oluşturulamaz belki. Ancak şiir bilgisi, hakikate kısa yoldan giden, hakikati bütünsel olarak yoklayan bir imkandır.

Şiir ve Hayat; şiiri sadece metin olarak değil, şairiyle birlikte düşünme ve kavrama, şiirin içindeki hayatı görme çabası. Şiirin içindeki hayatı görmeden, hayatın içindeki şiiri keşfetmemize imkan yok.

Cinayet Olan Edebiyat

Elinizdeki kitabın adındaki, “Cinayet Olan Edebiyat”, toplumsallığın çöküntüye uğratıldığı bir bunalım çağının edebiyatıdır. İşi, insan yaşamını anlamak ve edebiyatın diliyle anlatmak olan yazarın bunu görmezden geldiği yerde bayağı bir edebiyat ortaya çıkıyor. Elinizdeki kitap egemen sınıfın çıkarlarını güzelleştiren bu edebiyata karşı köklü bir eleştiri getiriyor. Toplumsallığın çöküntüye uğratıldığı tekellerin ortaçağında buna karşı isyan etmeyen bir edebiyat, bu ortaçağın bir parçasına ve üreticisine dönüşmüştür. Cinayet Olan Edebiyat, bunu göstermeye ve karşı çıkmaya çalışıyor.

“Cinayet Olan Edebiyat”, bir CD’ye, kompakt diske benziyor, keskin ve müthiş hızda dönerek yolunu açmaya çalışıyor. Yoğunlaştırılmış, keskinleştirilmiş, sivrileştirilmiş edebiyat ve eleştiri. Doksanlardan günümüze burjuva güdümlü edebiyatın şeceresini çıkarıyor. Günümüzün ünlü yazarları, eleştiri ve sorgulamasından payına düşeni alıyorlar.

Eleştiri, eşitlikçi, özgür ve ortak bir toplumun kavgasını vere­cek insan için gerekiyor. Buradaki eleştiri, kişiler ve edebiyat olgularından öte, belirli eğilimlerin ortaya konması, anlaşılması içindir. Çünkü, önemli olan eleştirel bilinci oluşturan yöntemin kavranmasıdır. Gerçekliğe eleştirel bakabilmenin kavramsal araçlarının edinilmesidir. Elinizdeki kitapta tek tek romanların, şiirlerin, denemelerin eleştirisinden, tekellerin edebiyatının niteliklerinin ve temel eğilimle­rinin çıkarılması amaçlanıyor.

“Cinayet Olan Edebiyat”, tekellerin gökdelenleri ve bayağı edebiyatıyla ufkumuza örülen duvarları yıkmaya çağırıyor.

Başlangıcından Cumhuriyet'e Yeni Türk Şiirinde Melankoli

Melankoli, filozof, sanatçı ve araştırmacılarca daima tartışma konusu edilmiştir. Görüş olarak Aristo’ya bağlanan sanatçılar melankolinin dehaya götüren yanını temel alırken Aydınlanmacı ve Akılcı sanatçılar ise Orta Çağ’ın ‘acedia’ günahından esin olarak hastalık yaklaşımını sergilemişlerdir. Walter Benjamin, melankoliye saygınlığını iade eder. Melankolinin yaratıya götüren bir sanatçı ve düşünür duygu durumu olduğunu açıkça söyler:

“Tarihi ve yaşadığı dünyayı gözlerinden çok ruhunun penceresinden seyreden, tarihsel ve toplumsal yapıyı çözülme süreci içinde bir tür enkaz yığını olarak gören şeylerle anlamın birbiriyle ilişkilerinin koptuğunu düşünebilen insanın  yaşadığı özel bir ruhsal duruma gönderme yapar.”

Rönesansla başlayan akılcı ve aydınlanmacı tutum 20. yüzyılın ise sis tabakası ardında bir enkaza dönüşmüş insanın öznel yaşamı olabildiğince öne çıkmıştır. Aklın yeniden çıkmaza girdiği bi çağdayız. Hegel’in Alman idealizmini sistemleştirip tek aklı bütün akıllara üstün ve rehber kılma girişiminin ortaya çıkardığı yıkım ve devam eden yıkım tehdidi ve tehlikeleri, akla olan inancı yeniden sorgulamamıza imkan tanımakta, ruhun ve kalbin dirilişinin tohumları serpilmeye devam etmektedir. 

Tanzimat’tan beri aklı ve kalbi arasında sıkışan aydının bocalayışı da şüphesiz ki derinden hissettiği melankoli krizleri eşliğinde gerçekleşmektedir. Hippocrates ve Aristo’yu İbn Sina’ları, yeniden hatırlayarak ve onların kuramlarına bağlanarak diyebiliriz ki dehanın sanatsal yaratımında hep o melankolik hüzün ve yalnızlık vardır. Melankoli, sanatsal üretimde özellikle de edebiyatta itici bir güçtür.

Yazın Sanatı ve Yaratıcı Yazarlık

Ray Bradbury, Mars’tan getirdiği parçaların üzerinde bulunan garip simgeleri bu sefer bizler için çözümlüyor. Yazın hayatı boyunca moral bozucu ve keyif verici birçok uçuk kategoriyi bir araya getirme becerisiyle bizleri karşılayan Bradbury, “canavarlar, iskeletler, sirkler, karnavallar, dinazorlar ve Mars” arasındaki bağlantıları nasıl kurduğuna ilişkin ipuçlarını, herkesi aynı kuşku tüneline bindirerek anlatıyor.

“Her gün en az bin sözcük” yazamadığımız bir yaşamdan en fazla ne bekleyebiliriz ki?

Edebi Mekanın Poetikası

Edebi Mekanın Poetikası, Abdülhak Şinasi Hisar’ın romanlarında mekan tasarımına yön veren zamansal mesafenin mekanlaşma sürecindeki etkilerine odaklanan bir kitap. Birinci bölümde bu etkinin iz, metafora dönüklük ve nostalji kavramlarına atıfla açığa çıkarıldığını görüyoruz. İkinci bölümdeyse yazar, Abdülhak Şinasi Hisar romanlarının mekan tasarımını belirginleştirmeyi, onları tarihsel sürekliliğin bir parçası kılarak sağlıyor. Bu noktadan hareketle ikinci bölüme, söz konusu romanların modern Türk edebiyatından seçilen eserlerle bir arada düşünülmesiyle ilerleyen karşılaştırmalı bir okuma olarak bakılabilir. Temelse zamansal kategoriler olarak görülebilecek geçmişin (Beş Şehir- Ahmet Hamdi Tanpınar, Fatih-Harbiye- Peyami Safa), geleceğin (Ankara- Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Aganta Burina Burinata- Halikarnas Balıkçısı) ve şimdinin (Hakkari’de Bir Mevsim- Ferit Edgü, Bin Hüzünlü Haz- Hasan Ali Toptaş) imkanlarını öne çıkaran farklı ilgi ve yönelimlerin mekanlaşma sürecindeki etkileri de ikinci bölümde analiz edilmektedir.

“Zamanın anakronik tecrübesiyle yırtılmaya yol açan şimdi’de boşluk, çizgisel zamanın (khronos) geçmiş-bugün-gelecek ayrımlarını, hatırlamanın tükenmez zamanıyla (kairos) gerilime sokmakta, bu gerilimse fark etme ve yitirmeyi bir arada ve sürekli üreten bir dili açığa çıkarmaktadır.

Kitabiyat Yazıları (1844-2014)

“Yazarın kitaplarının sayısı arttıkça, yayınlanan kitap eleştirilerinin de sayısı azalır. Yazarın yayınlanmış kitap sayısı ile hakkında yayınlanan kitap eleştirisi miktarı ters orantılıdır, bir bakıma. Zira bir yazarın (örneğin) onuncu kitabını tanıtan ya da eleştiren bir kitap eleştirmeninin, yazarın daha önce yayınlanmış olan dokuz kitabından da haberdar olması, onları okumuş (ya da okumuş gibi yapmış) olması ve de dokuzu hakkında da söyleyecek birkaç sözünün bulunması gerekir.

Tecrübeli yazarlar şunu da gayet iyi bilirler. Kendilerine böylesi bir güzellik (literary criticism) yapacak kitap eleştirmeni sayısı, gerçekten de, çok azdır. Daha önceleri çok sayıda kitabı yayınlanmış bir yazarın ilk kitaplarını okumayı göze alacak derecede gözü kara birileri de öyle kolay kolay ortaya çıkmaz. Kuraldır: isimler büyüdükçe, kitap eleştirileri hem nicelik, hem de nitelik olarak küçülür. Kitap eleştirisi iki ucu şeyli değnek, ya da iki tarafı da keskin bir kılıç gibidir. Eleştiren de eleştiriden nasibini alır, eleştirilen de… Çok kitaplı yazarlar, kitap sayılarının yüksekliği dolayısıyla, hep yırtarlar. Oysa hemen her okur kendi halinde bir kitap eleştirmenidir…”