Codex Cumanicus Ciltli

Codex Cumanicus, Kuzey Kıpçak Türkçesinin en önemli eseridir. 13. yüzyıl sonlarıyla 14. yüzyılın ilk yarısında Karadeniz’in kuzeyinde yazılmış olan bu eşsiz eser, hem kültür hem de dil tarihimiz bakımından paha biçilemez değerdedir. Latince olan Codex Cumanicus adı “Kuman Kitabı” anlamına gelmektedir. Eserin eldeki tek nüsha yazması, İtalya’da Venedik Saint Marcus Kütüphanesi’nde muhafaza edilmektedir.

Codex Cumanicus, birbirinden tamamen farklı iki defterden oluşmaktadır. Bu ad birinci deftere, yani İtalyanca Codex’e aittir. Konu benzerliği dolayısıyla Almanca Codex denilen diğer eser de buna eklendiği ve birlikte ciltlendiği için her ikisi birden Codex Cumanicus olarak anılmıştır.

Türkçenin bu şaheseri 1880 yılında Comes Geza Kuun tarafından yapılan neşirden sonra ilk defa bir bütün olarak yayımlanıyor.

Dil Bilgisi ve Anlam Bilgisi Çözümlemeleri

Dil bilgisi ve anlam bilgisi çözümlemeleri, ancak birlikte yürütülebilen çalışmalardır. Bu çözümlemeler, dilin ses, biçim, söz dizimi, metin ve bağlam düzlemlerinden herhangi birinde yapılabilir.

Çözümlemesi yapılan dil birimleri, kendilerini bir bütün yapan parçalara ayrılarak, parçalar, her parçanın üzerinde var olan toplumsal uzlaşı, yani anlam yardımıyla, kendi başlarına birer birim olarak incelenir. Şüphesiz ki bu birimler, gösterge veya anlam değerleriyle vardır ve bu nedenle bir dil birimi üzerinde çözümleme yapmak, o birimi anlamlandırmak demektir. Bu yüzden de dil bilgisi çözümlemeleri, anlamlandırmayla, yani anlam çözümlemeleriyle yan yana yürütülür; çünkü dil bilgisinin yapısı ile anlamı, birlikte vardır, birlikte kurulur, dolayısıyla da birlikte çözümlenirler.

Dil bilgisi çözümlemelerinin ana amacı,  yapıdan anlam çıkarmak, diğer bir deyişle iletişim sürecindeki sözü, söz dizimini, metni ve bağlamı anlamaktır. Bir söz, söz öbeği veya cümlenin anlamı, onun dil bilgisi yapısından çıkarılır. Bu nedenle, sözlük ve söz dizimi çözümlemeleri, biçim ve yapılardan anlam çıkarma temeline dayanır.

Birçok söz dizimi ögesinden, yani alt metinden oluşan metnin anlamı ise, bağlamdan sağlanır; çünkü bir metin ne kadar genişletilirse genişletilsin, söylenmemişlerle, yani boşluklarla doludur. Bu boşlukları, gönderici ve alıcının da dahil olduğu iletişimin gerçekleşme şartları, yani bağlam doldurur. Bu yüzden de metin-bağlam çözümlemesi, anlamdan anlam çıkarma temeline dayandığı için karmaşıktır. Metin ögeleri ile anlam ögelerinin ilişkisi de bu noktada bağlamına bağlıdır; çünkü burada, metin ögeleri kadar, iletişimin gerçekleştiği veya metnin üretildiği bağlamın dil dışı ögeleri de işin içindedir.

Böylece, cümle, en büyük dilbilgisel yapı; iletişimin gerçekleştiği veya metnin üretildiği bağlam ise, en büyük anlamsal yapı olarak karşımıza çıkar.

 

Türkiye Türkologları ve Türk Diline Emek Verenler – 2

Tanınmış Türkologlarımızdan Prof. Dr. Hasan Eren’in TDK yayınları arasında çıkan TürklükBilgisi adlı eserinde dünyanın ünlü yabancı Türkologlarının hayat ve eserleri ele alınmıştı.Bu eserin ikinci cildinin ile olacağı hangi Türkologlar hakkında bilgi verileceği belirsizleşince7 – 8 yıldır üzerinde çalıştığım Türkiye Türkologları ve Türk Diline Hizmet Edenler adlıansiklopediyi yazmaya başladım.Eserin adını önce Türkiyeli Türkologlar olarak düşünmüştüm. Ama ‘Türkiyeli’ sözcüğüsiyasi anlamda farklılaştığı ve ‘bölücülük’ çağrışımı yaptığı için Türkiye Türkologları adınıuygun buldum. Daha sonra Türkolog sıfatının yalnız üniversite mensuplarına verildiğinidüşününce bu sahada eser veren ‘Türk Dili’ için çalışan öteki bilim adamlarına haksızlıkolacaktı.

 

Türkçenin Ses Bilgisi

İnsan hayatının hemen hemen her alanını ilgilendirmesine, diğer bütün bilim dallarıyla ilişkisi olmasına rağmen, ülkemizde deneyli fonetik araştırmalarına hemen hemen hiç yer verilmediği hepimizce bilinmektedir. 2000 li yıllara gelinceye kadar, laboratuvar destekli olarak yapılan fonetikle ilgili araştırma ve çalışma yok denecek kadar azdır. Halbuki, fonetik ile ilgili çalışmaların geçmişi Batı da çok eskilere kadar dayanmaktadır deneyli araştırmalara ise, tam yüz önce 1900 lü yılların başında başlamış ve günümüze kadar on binlerce çalışma ortaya konmuştur.

Dildeki anlamlı birimleri oluşturan seslerle tanış olmadan, konuşmayı ve okumayı, dilin arzu ettiği biçimde gerçekleştirmek ve doğru iletişimler kurabilmek mümkün değildir. Bu durum, sesle ilgili çalışma ve araştırmalara yoğun olarak başlamanın gerekliliğini ortaya koymaktadır. Dille ilgilenen araştırmacıların hiç olmazsa bir bölümünün, fonetik alanına, özellikle deneyli fonetik alanına kayması, ülkemizde konuyla ilgili araştırmaların artması ve fonetiğin diğer bilimlerle olan ilişkilerinin ortaya konması bakımından çok yerinde ve faydalı olacaktır. 

Elinizdeki kitapta, hem fonetiğin bütün alanlarına hem de onun, dil bilgisi ve dil biliminin araştırma alanlarından morfoloji, sentaks ve semantikle olan ilişkilerine yer verilmeye çalışılmıştır. Kitap iki bölümdür birinci bölümdeki konular lise ve üniversitelerde okutulan dil bilgisi ve ses bilgisi derslerine, ikinci bölümdeki konular, ses bilgisi alanına özel olarak ilgi duyanlara, araştırmacılara, şarkı sözü ve şiir yazanlara konuşma, okuma, özellikle şiir okuma becerilerini geliştirmeye çalışanlara hitap edecek tarzda hazırlanmıştır. 

Dil ve Edebiyatımız

Dil ve Edebiyatımız 1. Dünya Savaşı’nın en karanlık günlerinde hayat bulur (1917). İçine doğduğu savaş şartları nedeniyle midir, yoksa Cemil Meriç’in dediği gibi yazarının geri kalmış bir ülkede yaşamanın belirlediği kaderle silinip gitmesinden midir bilinmez, hiçbir yankı uyandırmaz.

Oysa kitap dil, edebiyat, estetik, dil bilimi alanlarında tarihimizde ilk kez ve büyük bir vukufla sergilenen görmezden gelinemez, üzerinde mutlaka durulması, tartışılması gereken düşünceler, değerlendirmeler içeriyordu.

Yazarının ve düşüncelerinin önemine dikkat çeken Cemil Meriç, kitabın çok geniş, çok ciddi bir kültüre dayandığını belirttikten sonra “Cezmi düşünen ve düşündüren bir adam. Onun edebiyat araştırmalarına getirdiği yenilikten ne yazık ki kimsenin haberi olmamış. Çölde vaaz vermiş Cezmi…” diyordu.

Ne yazık ki aradan geçen yaklaşık yüz yıllık zaman, Meriç’in sözlerinin ima ettiği “çölleşmiş ülke” nitelemesini haklı çıkarıyor.

Cezmi Ertuğrul’un Dil ve Edebiyatımız eserini herkesin anlayabileceği bir dille yeniden okurla buluşturarak yüz yıllık bir ayıbı sona erdiriyoruz. Öte yandan bu yayımın, hepimizi bir kez daha şu soruyla yüzleştireceğini düşünüyoruz: Çölleşme hala sürüyor mu?

Gaspıralı İsmail ve Türkçede Birlik

Türk dilbirliği konusunda en şuurlu ve başarılı çalışma, hiç şüphesiz, Gaspıralı İsmail’e aittir. Gaspıralı, Türk dünyasının “Dilde, işte, fikirde birlik” şiarıyla bütünleşe bileceğini savunmuş ve bu yolda özellikle ortak dili önplanda tutmuştur.Yıllarca, büyük sıkıntılar içerisinde çıkardığı “Tercüman” gazetesiyle bu düşüncesini gerçekleştirmiştir. Gaspıralı İsmail’in bu düşünceleri, Türk dünyasının birleşmesi ve dil birliğinin sağlanması yolunda çok büyük roller üstlenmiştir.

Türk dünyasında birlik ve dirliğin yolu, dil birliğinden geçmektedir. “Türkçede Birlik”, bütün diğer birlikteliklerin hem anahtarı hem de güvencesidir. Elinizdeki bu eserde, konunun ayrıntılarını okuyacaksınız.

Semantik

Mark Richard tarafından derlenen “Anlam” adlı bu seçki Frege, Quine, Putnam, Kripke, ve Davidson gibi kilit kişiler tarafından yazılmış makaleleri ve Mark Wilson, Paul Horwich, Scott Soames, James Higginbotham ve Frank Jacson gibi filozofların bu makalelere tepkilerini içeriyor.

Tartışılan konular analitiktik, çeviri ile ilgili belirsizlik, gönderge kuramları, kullanım olarak anlam, dilsel yeterliliğin yapısı, doğruluk ve anlam, anlam bilim ile metafizik arasındaki ilişkileri içeriyor. Kapsamlı giriş bölümü, seçkide sunulan yeni ufuklar açıcı nitelikteki düşünce ve kanıtların bir tanıtımını ve eleştirel bir değerlendirmesini vermektedir.

“Anlam” adlı bu çalışma, anlam bilim ve dil felsefesi dersleri için ideal bir metindir. “Anlam”, dil felsefesindeki ana sorunlarla ilgili temel makaleleri sunmak suretiyle dilsel betimleme ve anlama üzerine en önemli felsefi çalışmalardan bazılarını bir araya getirmektedir.

Bu kitap dil felsefesindeki ana konuların büyük bir bölümünü içermekte ve klasik çalışmalarla son dönem çalışmaları arasında iyi bir denge kurmaktadır. Bu seçki dil felsefesi üzerine mükemmel bir ders için iyi bir zemin oluşturacaktır. Ayrıca, ülkemizde dil felsefesi çalışmalarının çok yetersiz olduğunu da göz önünde bulundurursak, bu çalışma dil felsefesi alanındaki son dönem gelişmelerin ülkemizde tanınması, yerleşmesi ve tartışılması açısından önemli bir katkı sağlayacaktır.

Osmanlı Türkçesi

Osmanlı Tarihi, kaynak bakımından zengin bir alandır ve içinde, altı asrı aşkın bir medeniyeti barındırmaktadır. Bu uzun tarihin hemen her dönemi için kütüphanelerimizde, başka ülke kütüphanelerinde pek çok yazma ve matbu metin vardır.

Bütün bu kaynakların okunup anlaşılabilmesi ve değerlendirilebilmesi, diline vakıf olmakla mümkündür.

Sadece Osmanlı Tarihi için değil, elbette Cumhuriyet Tarihi alanı için de hem arşiv malzemesi ve hem de büyük miktarda Osmanlı Türkçesi ile yazılmış matbu metin mevcuttur.

Tarihin dışında, kütüphanelerimizde, edebiyattan felsefeye; mantıktan coğrafyaya; tıptan mühendisliğe; matematikten astronomiye, hemen her bilgi alanıyla ilgili metinler mecuttur. Bilim Tarihi çerçevesinde bakıldığında; Tarih, Sanat Tarihi ve Edebiyat dışında diğre bilgi alan uzmanlarının da Osmanlı Türkçesine muhtaç oldukları bir gerçektir.

Hazırladığımız bu kitap, Osmanlı Türkçesini öğrenmek isteyenlerin hedefleri göz önüne alınarak düzenlenmiştir: Edebiyata, Tarihe, Sosyoloji’ye ait metinlere yer verilmiştir. Osmanlı Türkçesinde kullanılan Arapça ve Farsça gramer kuralları zengin örneklerle izaha çalışılmıştır. Ayrıca arşiv metinlerine yer verilerek, öğrencilerin Osmanlı alfabesinin kaligrafik özelliklerini öğrenmeleri hedeflenmiştir.

Osmanlı Türkçesi

Osmanlı Tarihi, kaynak bakımından zengin bir alandır ve içinde, altı asrı aşkın bir medeniyeti barındırmaktadır. Bu uzun tarihin hemen her dönemi için kütüphanelerimizde, başka ülke kütüphanelerinde pek çok yazma ve matbu metin vardır.

Bütün bu kaynakların okunup anlaşılabilmesi ve değerlendirilebilmesi, diline vakıf olmakla mümkündür.

Sadece Osmanlı Tarihi için değil, elbette Cumhuriyet Tarihi alanı için de hem arşiv malzemesi ve hem de büyük miktarda Osmanlı Türkçesi ile yazılmış matbu metin mevcuttur.

Tarihin dışında, kütüphanelerimizde, edebiyattan felsefeye; mantıktan coğrafyaya; tıptan mühendisliğe; matematikten astronomiye, hemen her bilgi alanıyla ilgili metinler mecuttur. Bilim Tarihi çerçevesinde bakıldığında; Tarih, Sanat Tarihi ve Edebiyat dışında diğre bilgi alan uzmanlarının da Osmanlı Türkçesine muhtaç oldukları bir gerçektir.

Hazırladığımız bu kitap, Osmanlı Türkçesini öğrenmek isteyenlerin hedefleri göz önüne alınarak düzenlenmiştir: Edebiyata, Tarihe, Sosyoloji’ye ait metinlere yer verilmiştir. Osmanlı Türkçesinde kullanılan Arapça ve Farsça gramer kuralları zengin örneklerle izaha çalışılmıştır. Ayrıca arşiv metinlerine yer verilerek, öğrencilerin Osmanlı alfabesinin kaligrafik özelliklerini öğrenmeleri hedeflenmiştir.

Kırmanç

Dersim merkezli Kırmanç topluluğu anadilini Kırmançki olarak tanımlarken, karakteristik olarak aynı dili konuşan Palu-Genç Siverek topluluğunu Zaza kimliği ile tanımlamakta ve diline de Zazaki diyebilmektedir. Zaza topluluğu kendini Kırmanç adlandırmasıyla tanımlama dışı gibi konuştuğu dili Kırmançki olarak adlandırmamaktadır.

Dersimi Kırmanç öznesi, anadil farkına rağmen, Dersimi kurmanç öznesiyle ortak yaşam paylaşımına yatkın görünürken, aynı anadili paylaştığı Palu-Genç-Siverek topluluğuyla söz konusu ortaklaşma da ketum davranmaktadırlar. Coğrafik kopukluklar yanında, bu ketumluk inanç farklılığına dayanmaktadır.

Sünni İslamı benimsemiş özümsemiş Zaza topluluğuyla, Oliveran-elevi inancını özümsemiş Dersimi kırmanç topluluğu ortak bir toplumsal kimlik formunu gerçekleştirme iradesini sergileyememişlerdir.

Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi

Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi, çok geniş bir alana yayılan dilimizin hikayesidir. Bilinmeyen dönemlerden de çok uzun, uzak ve çetin yollarında kaybolmadan yirminci yüzyıla ulaşmaya çalışan bir tarih ve dil yolculuğu. En kısa dönemler, Sakalar, Hunlar, Köktürkler, Uygurlar, Karahanlılar, Kıpçaklar, Çağatay ulusu ve Oğuzlar… Binlerce anıt, yazıt, eser ve belge… Bunlar üzerinde yapılan yüzlerce araştırma. İşte kitapta bulabileceğiniz konular bunlardır.

Her dil dönemini hazırlayan tarihi zemin, her dönem hakkında genel bilgiler, dönemin eserleri ve bu eserler üzerinde yapılan çalışmalar ve nihayet dönemin dil özellikleri: Ses ve biçim özellikleri, söz varlığı.

Bu kitap yalnız Türk Dil Tarihi derslerinde değil; Köktürk, Uygur, Karahanlı, Harezm-Kıpçak, Eski Anadolu, Çağatay ve Osmanlı dönemleriyle ilgili derslerde de yararlanılabilecek şekilde hazırlanmıştır. Sadece bir ders kitabı değil; aynı zamanda Türk dil, kültür ve tarihiyle ilgilenen herkesin başvurabileceği bir temel kitaptır.

Çağdaş Türk Lehçeleri

Üniversitelerimizin Türk Dili ve Edebiyatı bölümleri ile Çağdaş Türk Lehçeleri bölümlerinde okutulan dersler dikkate alınarak hazırlanan bu eserde, Türk dilinin üç tarihi lehçesini (Oğuz, Kıpçak, Çağatay) temsil eden yedi çağdaş Türk lehçesi ele alınmıştır. Bu lehçelerden Azerbaycan ile Türkmen Türkçeleri Oğuz; Özbek ile Uygur Türkçeleri Çağatay (Karluk); Tatar, Kırgız, ve Kazak Türkçeleri ise Kıpçak grubunun çağdaş temsilcileri olarak seçilmişlerdir. Söz konusu lehçeler, nicelik ve nitelik olarak Türk dünyasının siyasi ve kültürel geleceğinde önemli ölçüde söz sahibi olan Türk topluluklarının konuştuğu lehçelerdir. Üniversitelerimizin ilgili bölümlerinde de çoğunlukla bu lehçeler okutulmaktadır.

Çağdaş Türk Lehçeleri, üç ana bölümden oluşmaktadır.

Birinci bölüm; Türklük Bilimine Giriş ana başlığını taşımaktadır. Bu bölümde Genel Türklük Bilimi, (Türkoloji) bilgileri verilmiş, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Türk Dünyası kısaca tanıtılmaya çalışılmıştır.

İkinci bölüm, Çağdaş Türk Lehçeleri – Gramer ana başlığını taşımaktadır. Bu bölümde, ana hatlarıyla yedi lehçenin grameri, ses bilgisi (fonetik) ve yapı bilgisi (morfoloji) bakımından incelenmiştir. Bu arada gramerden önce, her bir lehçeyle ilgil olarak, o lehçeyi konuşan topluluğun adı, tarihi, dili, edebiyatı ve ülkesi de tanıtılmıştır.

Bölümün sonunda ise yararlanılan kaynaklardan oluşan bir kaynaklar listesine yer verilmiştir. Üçüncü bölüm ise, Alfabeler ve Metin Örnekleri ana başlığını taşımaktadır. Bu bölüm, ortak Türk alfabesiyle birlikte, bu eserde inceleme konusu yapılan yedi lehçenin alfabesi ve metin örneklerinden oluşmaktadır.

Osmanlıca Dersleri 2

Bu kitap fakültelerimizin Tarih, Edebiyat, Sanat Tarihi, Arşivcilik, Kütüphanecilik bölümlerinin 2. sınıfları için yardımcı ders kitabı olmak üzerehazırlanmıştır. Kitabın hazırlanmasında genel bilgiler yanında, Osmanlı kroniklerinden ve arşiv belgelerimizden bol örnek verilmesine gayretedilmiştir.

Türk Dili Üzerine İncelemeler

Bu kitapta, Prof. Dr. Leylâ Karahan’ın bugüne kadarçeşitli dergilerde yayımlanan Türk dili hakkındakibilimsel yazılarını okuyacaksınız. Konulara vesorunlara sorgulayıcı bir bakış açısıyla yaklaşanyazar, daha çok Türkçenin tartışmalı meseleleriüzerinde durmuştur. Kitapta, Türkçenin geçmiştengünümüze zenginliğinin ve bunun yazarlar veeserleri aracılığıyla yansımalarının anlatıldığı, bazıgramer meselelerinin tartışıldığı, Türkiye Türkçesiağızları ile bunların diğer Türk lehçeleriyle olanbağlantılarının ele alındığı yazılar bulunmaktadır.Bu yazılar, “Bilimsel yazı nasıl olmalıdır?” sorusuiçin gösterilebilecek güzel örneklerdir. Yazılardaen yeni fikirler, konuyla ilgilenen herkesin denemetadında okuyacağı güzel ve sağlam bir Türkçe ilekaleme alınmıştır.

Türkçenin Dil Bilgisi

Dil, gerçek dünyanın, dilin saymaca birimleri ile yeniden kurulmasıdır. İnsan yapıp etmelerinin içinde bulunan dil alanı, insanoğlunun hem ürünü hem de üreticisi olduğu tek alandır ve bütün insan başarılarının temelidir. Bütün insanların dile karşı ilgili oluşlarının nedeni de budur. Bireyin ‘insan’ kimliğiyle ilgili her şey, ancak dil ile mümkün olan birer gerçekliktir. Bu yüzden, dil ile ilgili söyleyecek bir şeyleri olmayan insan yok gibidir.

Dil, gerçek dünyanın, dilin saymaca birimleri ile yeniden kurulmasıdır. Dili oluşturan ses vesöz, yeryüzündeki tüm insan başarılarının temelini oluşturur. Ses ve söz, insana, gerçeklerdünyasından ayrı ve onun yasalarına bağlı olmayan, bütünüyle toplumsal saymacalardanoluşan bir dünya kurma olanağı sunar. Temelinde toplumsal bir uzlaşının yattığı ses vesözlerden oluşan dil denilen bu yapay dünya, bireyin veya ait olduğu toplumun biyolojikvarlığı dışındaki her şeyidir.

Dil, bireyin ‘insan oluş’ serüveninin başlangıç noktasıdır.

Türkçede Söz Dizimi

Kitapta, Türkçenin söz dizimi kuralları, çeşitli edebi metinlerden seçilmiş örneklerle anlatılmaya çalışılmıştır. Yedi bölümlük bu çalışmanın ilk altı bölümünde cümle ögeleri ile kelime gruplarının yapısı, görevleri ve çeşitleri, cümlelerin gösterdiği özellikler ele alınmış, ayrıca olumluluk, olumsuzluk ve soru kavramları çerçevesinde cümlelerin anlam özellikleri incelenmiştir. Bu bölümde, her yapı, her görev, her sınıflandırma ve her özellik, genellikle edebi eserlerden alınan bir veya bir kaç örnekle açıklanmıştır. Kitabın uygulamaya ayrılan yedinci bölümünde ise değişik tür ve yazarlardan seçilmiş cümleler, diğer bölümlerde verilen bilgilerin ışığında tahlil edilmiştir.

Dillerin Katli

“Bir dilin ölümü bir milletin ölümüdür.”

“Elinizdeki kitap insanoğlunun geleceği hakkında kaygı duyan herkese hitap ediyor. Dillerin Katli’ndeki bilgi, gözlem ve analiz zenginliği zihinleri aydınlatıyor, toplum ve kimlik ruhunu canlandırıyor.”

– Language International

Herhangi bir dilin yok oluşu insanoğlu için telafisi olmayan bir kayıptır. Tam boyutları bilinmese de dünyanın pek çok bölgesinde dillerin hızla yok olduğu kesindir. Bazı hesaplara göre 6.000 dilden sadece 600 tanesi güvendedir. Peki bu tehlikenin önüne geçilebilir mi? Yok olmaktan kurtarılabilir mi?

Dilbilim alanında dünyanın önde gelen uzmanlarından David Crystal bu tehlikenin sebeplerini ve neler yapılması gerektiğine dair önemli ipuçları sunuyor. Yazar, “Dilin yok oluşu niçin önemlidir?” sorusunu masaya yatırarak diller hakkında geniş bir perspektif sunuyor.

Söz ve Diksiyon Sanatı

“Öyle güzel konuşanlar vardır ki, bildikleri konu üzerinde düşüncelerini, duygularını düzgün tümceler kurup etkili sözcükler bularak söyler, dinleyenleri hayran bırakırlar.” -Nüzhet Şenbay- Bu kitap hem günlük konuşmalar, hem de çeşitli konferanslarda dilin doğru ve etkili kullanımına yönelik örnek alıştırmalar içeren bir el kitabıdır.

İmgesel İletişim

Düşünce evreninin bilinmeyenlerine, göksel düş görüsü bir yıldız gözlemcisinin teleskop titizliği ile görüş alanına her defasında yeni bir evren katan yazar, yaşamın her yerindedir. Zaman içi ve zaman ötesi düşsel dünyanın en ince ayrıntılanmış kesitlerinde onu görmek, duyumsamak olasıdır. Dünya içine dünyayı, gerçek içine gerçeği, anlam içine anlamı giydirerek yapılandıran ve bu yapıntısıyla nesnel gerçeği ölümsüzleştiren odur. Dilin sözcüksel ifade engellerini, dili derinleştirerek, onu boyutlandırarak ortadan kaldıran gizil güce egemen varlık. Yalnızlıktan hoşlanmaz. Paylaşımcıdır. Okuma zevkini, anlama coşkusuna borçlu kılan, güzelduyum yaratıcısı. Okur, yazarın iletisinde dil bağının öteki ucu. Nesnel dünyanın imgesel dünyayla buluşma noktası. Alımlama yetkinliği, çağdaş donanımı, içsel nitelikleriyle yazarın çağrısına karşılık veren üretici güç. Metin, yazınsallık öğeleriyle varlığını konumlandırmış sanatsal yaratı. Estetize oluşun en yalın biçimi. Sözcüklerin evreninde, en kıvrımlı anlamsal derinlikleri saklayan esrarengiz barınak. Yaratıcı güç olarak dış dünyayı kurgu halinde sunan yazar ile bu kurguyu yeniden üreten, devindiren alımlayan/algılayabilen güç olan okurun iletişim ortamı.

Hiçbir yazınsal ürün anlamını dolaysız vermez. Bu, okumayı çok zamana bölümleyen bir koşuldur. Zaten anlam gizli bir olgu da değildir (der versteckte Sinn). Çok açılı okuma, çok bakışlı bir yaklaşımın gereğidir. Çok anlamlı, çok sesli ve çok boyutlu olan yazınsal ürünleri, çok kez okumakla, okur, imgeleminde yeni yaratılar, estetik zevkler ve yaşamsal deneyimleri sınama olanakları bulur ve bunu yaşar. Metni oluştururken, yazarın dış dünyayı kendi yörüngesinden geçirerek yaratması gibi, okur da okuma eylemi esnasında yazınsal ürünün anlamını, derinlemesine irdeler ve diğer metinsel bağları göz önüne almasıyla üretir. Yaratısal süreç böylece devamlılık gösterir.

Oğuzcanın Karadeniz Serüveni

Oğuzcanın Karadeniz Serüveni’nde Oğuz Türkçesinin, son bin beş yüz yıllık tarihi boyunca Karadeniz çevresinde çok geniş bir alanda yaygın olduğu, Karadeniz’in tarihte ayırıcı değil, Türk dili için birleştirici bir iç deniz konumunda olduğu gerçeğinden hareket edilmiş, Türk dili araştırmalarında en çok savsaklanmış konulardan standart dil – diyalekt ilişkileri ele alınmıştır.

Türkçenin bugünkü diyalekt dağılımı Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinin hem dildışı hem diliçi gelişmelerinin bir sonucu olup, Oğuz Türkçesi bugün de Karadeniz çevresinde on beş ayrı devletin sınırları içerisinde, ayrıca başta Batı Avrupa olmak üzere, yeryüzünün çeşitli yerlerinde konuşulmakta olduğundan bu kitapla aynı zamanda bilimlerarası ortak çalışmaların gerekliliğine dikkat çekilmek istenmiştir.

Kitapta Türk tarihinin ana hatları, genel olarak dil ve dilin türleri gözden geçirilmiş, Türkçenin dünya dilleri arasındaki yeri araştırılmış, Türk dili için kullanılan yazı düzenleri ve dil tarihinin dönemlendirilmesi gibi konular incelenmiştir. Standart dil türlerinden Çağdaş Türkiye Türkçesi bölümünde Türkçeyi Türkçe yapan özellikler gösterilmiş, Azerbaycan Türkçesi Türkiye Türkçesinden ayrılan yönleriyle ele alınmıştır. Sözvarlığı bölümünde temel sözvarlığı üzerinde durulmuş, sözvarlığı ayrıca anlambilgisi açısından

Ermeni Harfli Türkçe Kitaplar ve Süreli Yayınlar Bibliyografyası (1727-1968)

Türkçe’nin Ermeni harfleriyle de yazılmaya başlanması 14-15. yüzyıllara kadar iner. Bu yolla sayısız folklor, filoloji, edebiyat, din, tarih ve birçok bilim dallarına ilişkin yazma ve basma kitaplar bulunmaktadır. Bu arada Ermeni harfli Türkçe olarak yayımlanmış zengin bir süreli yayın (gazete ve dergi) koleksiyonu da günümüze kadar ulaşabilmiştir.

Ermeni harfli Türkçe basılı eserlerin bilinen en eski örneği 1727, günümüze en yakın örneği de 1968 tarihini taşımaktadır. 250 yılı aşkın bir süre içinde dünyanın yaklaşık 50 şehrinde, 200 kadar yayıncı tarafından yayımlanan kitapların sayısı 2000’i geçmektedir. Sayıları 130’u bulan süreli yayınların ise en eski örneği 1840, en yenisi de 1947 tarihlidir.

Kitaplar, Ermeni-Türk dil ve kültür ilişkilerinin en önemli kanıtlan olduğu kadar, farklı imkanları bulunan bir alfabeyle yazılmış oldukları için filolojik bakımdan da önemlidir. Birçok Ermeni, Türk ve yabancı yazarların önemli eserlerine ilk olarak söz konusu edilen süreli yayınlarda yer verilmiş olması da dikkat çeken bir başka husustur.

Ermeni Harfli Türkçe Kitaplar ve Süreli Yayınlar Bibliyografyası (1727-1968)’nda künyeler Ermeni harfli Türkçe, Ermenice, Türkçe ve Fransızca olarak verilmekte, ayrıca eser adları, yazar, çevirmen, yayınevi, basım yeri gibi yardımcı dizinlerle de farklı bakış açıları için imkân sağlanmaktadır.

Türk Dili Üzerine Araştırmalar Cilt – 4

Kurumumuz tarafından yazarın, 1945-1995 yılları arasındaki toplam 1700 sayfa tutan makaleleri, Türk Dili Üzerine Araştırmalar başlığı ile iki cilt hâlinde önce 1995, daha sonra da 2005 yılında basılmıştır. Daha sonra 1995-2006 yılları arasındaki makaleleri içine alan 72 araştırma yazısı da 2007 yılında bu eserin III. cildi olarak yayımlanmıştır. 2007-2014 yılları arasında yazılan 41 makale, bu eserin IV. cildini oluşturmaktadır. Bu makaleler; her biri bir araştırma ürünü ya da yerli yabancı çeşitli üniversiteler tarafından düzenlenen bilimsel toplantı, kongre ve sempozyumda sunulmuş bildiriler yahut da Türk Dili Araştırma Yıllığı Belleten, Dil Araştırmaları gibi hakemli dergilerde yayımlanmış yazılardır.

Türkçede Niteleme

Türkçede niteleme sıfat işlevli yan tümceler, Fatma Erkman Akerson

– S. N. Şeyda Ozil

Yazarların bu eseri hazırlarken amacı, Türkçedeki yan tümce yapılarının tümünü incelemektir. İlk olarak sıfat işlevli yan tümce adı verdikleri yapıları incelemişlerdir. Konun geniş bir kapsama sahip olması nedeniyle çalışma bu yan tümcelerle sınırlı tutmuştur.

Yabancı Ağızlı Konuşma Bozukluklarına Reddiye

Rusafi bu eserinde, Osmanlı Türkçesindeki Arapça kelimeleri beş bölüme ayırır:

1. Telaffuzunu ve anlamını değiştirmedikleri kelimeler.
2. Tellefuzunu ve anlamını değiştirdikleri kelimeler (13 adet).
3. Telaffuzunu değiştirip anlamını değiştirmedikleri kelimeler (72 adet).
4. Telaffuzunu değiştirmeyip anlamını değiştirdikleri kelimeler (224 adet).
5. Arapça olmadığı halde Arap dil bilgisi kurallarına göre türettikleri kelimeler (9 adet). Rusafi’nin bu eseri kaleme almasının asıl amacı 4. ve 5. bölümlerde geçen yani telaffuzu değiştirilmeyip anlamı değiştirilen kelimeler ile Arapça olmadığı halde Arap dil bilgisi kurallarına göre türetilen kelimelerdir çünkü karışıklık, şüphe ve tereddüt bu kelimelerde meydana gelmektedir. Sözdeki kusur da onlarda oluşmaktadır çünkü bu kelimelerin yapıları Arapça, anlamları ise Türkçedir. Rusafi eserine 5. bölümden başlar ve geriye doğru giderek kelimeleri ele alır. Birinci bölümde saydığı telaffuzunu ve anlamını değiştirmedikleri kelimeleri eserinde incelemez. Böylece toplam dört bölüm halinde 399 kelimeyi Osmanlı Türkçesi ve Arapça örneklerle teker teker işler.

6. Uluslararası Türk Dil Kurultayı Bildirileri (4 Cilt Takım)

Türkçe Sözcüklerin Arnavutça Deyim ve Atasözlerine Etkisi

Türk ve Kırgız Dillerinde Ettirgen ve Anlamsal Özellikleri

Kemal Ümmi’nin Divanı’nın Azerbaycan-Bakü El Yazması

Gramatikal Organizatörlerin Metin Kesitlemedeki Rolü ve Önemi

Türkiye Türkçesi Derleminin Geliştirilmesi

Meşrutiyetin Yüzüncü Yılı Dolayısıyla Ziya Gökalp’ın Lisan Şiirini Yeniden Okuma Denemesi

Karaçay-Malkar Türkçesinde Eşit ikiz Ünlüler Vasıtasıyla meydana Gelen İkincil Uzun Ünlüler

Türkçe’nin eğitim ve Öğretiminden Kimler Sorumlu? Kimler Yetkili?

Türkçenin Bengalceye Etkileri

Türk Dillerinde Fomen Değişmeleri Üzerine

Nogay Türkçesinde Emir Kipinde Kullanılan -Gır Eki Üzerine

Türkiye Türkçesinde -lık Ekli Durum Nitelik İsimlerinin Kullanımı Üzerine

Karay Türklerinin Dili

Karayca; Hazar Devleti’nin bakiyesi kabul edilen, Museviliğin Karia mezhebini kabul etmiş olan Karayların dilidir. Bu dil, Türk dilinin Kıpçak lehçelerinden biridir. Karay Türklerinin Dili başlıklı bu kitapta; Karaylar ve Karayca ile ilgili bilgiler, Troki diyalekti ile yazıya geçirilmiş çeşitli eserlerden seçme metinler ve onların Türkiye Türkçesine aktarımları ile dil incelemeleri ve söz dizini bulunmaktadır.

Orhon Türkçesi Grameri

A Grammar of Orkhon Turkic adıyla eski Orhon Türkçesi gramerinin hem yeni belgeler ve bilgilerle genişletilmiş bir çevirisi hem de bu alandaki en son gelişme ve değişikliklerin ışığında yeniden yazılmış bir Orhon Türkçesi ya da Orhon-Yenisey Türkçesi grameridir. Gramerin sonuna, Orhon-Yenisey yazıtlarından alınmış metin örnekleri bölümü ile gramerde ve metin örneklerinde geçen sözcükleri içeren kısa bir sözlük bölümü yer almaktadır.

Tarihi Karşılaştırmalı Tofa (Karagas) Türkçesi

Çalışma, bugün Sibirya coğrafyasında varlığını sürdürmekte olan Tofa Türkçesinin biçim bilgisinin tarihî-karşılaştırmalı olarak incelenmesi ve Tofa Türkçesindeki biçimbirimlerin yapısal ve işlevsel özelliklerinin tespit edilmesine dönüktür.

Çağdaş Türk Lehçeleri

Elinizdeki çalışma, Üniversitelerimizin Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları, Türk Dili ve Edebiyatı, Türkçe Öğretmenliği ve Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinde çeşitli adlar altında okutulmakta olan Çağdaş Türk Lehçeleri derslerine yardımcı bir eser olarak ortaya çıktı. Bu derslerde öğrenciler farklı lehçelerle ilgili bilgilere maalesef kolay bir şekilde ulaşamamaktaydı. Ayrıca, çeşitli lehçelerin gramer özelliklerinin birbirleriyle karşılaştırılabilmesi için böyle çalışmalara ihtiyaç duyuluyordu.

Bu kitap, Çağdaş Türk lehçelerinden sekizinin (Azeri Türkçesi, Gagavuz Türkçesi, Kazak Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Özbek Türkçesi, Tatar Türkçesi, Türkmen Türkçesi ve Yeni Uygur Türkçesi) grameri ile orijinal metinlerinden örneklerini, bunların yazı çevirmini ve seçilmiş olanlarının Türkiye Türkçesi’ne aktarımını içermektedir.

Çalışma hazırlanırken her lehçe için aynı inceleme sistemi benimsendi. alanla ilgili olan yayınların büyük çoğunluğundan istifade edildi. Zaman zaman görüşlerine başvurduğumuz çeşitli lehçelerin uzmanları, hocalarımızın fikirleri çalışmanın hazırlanması sırasında son derece aydınlatıcı oldu.

Divan Hüdayi Sala Muslısı

Adı Mustafa sanı Salâ Muslısıdır. İstanbul’da Haseki Mahallesinde doğdu. Ahlakî nezafet ve nezaketiyle tanındı, sesinin teravet ve halavetiyle ün saldı. Arapçadan anlardı. Öğrenimini bitirdikten sonra sesi güzel olduğu için Haseki Camisine müezzin oldu. 3. Murad Han [1574-1595] döneminde musiki bilgisinde sözü dinlenilir Farsçada kendisine imrenilirdi. Şair olarak da tanındı. Gazelde İran şairleri gibi iç açıcı tavrı, kaside ve altılıları renkli ve akıcı, dörtlüsü ve beşlisi tatlı ve iç açıcı olup buluşları ve yenilikleri olan bir şairdir. Ömrü Kadın pazarı semtinde oturmakla, Haseki Camisinde müezzinlik yapmakla geçti. İstanbul’da vefat etti, Edirnekapısı dışında gömüldü.

Bahşayiş Lügati

Bahşayiş Lügati, Anadolu çevresinde gelişen Oğuz Türkçesinin kelime varlığına dair özgün ve önemli veriler sunan tematik bir sözlüktür. Bir Arapça-Farsça sözlüğün satırarası Eski Oğuz Türkçesi tercümesi olan eserdeki söz varlığı, gramer yapıları ve imla özellikleri Oğuz Türkçesinin Anadolu ve çevresinde şekillenecek olan yazı dilinin ilk dönemine dair isabetli tespitlerde bulunmamıza imkân sağlayan nadir kaynaklardan birisidir.

Yazınsal Okuma Süreçleri

Neden bazı metinler yazın, yani edebiyat adı altında toplanır? Bu soruyu yanıtlamak kolay değildir; çünkü yazının sınırları yoktur. Bir edebiyat metnine farklı biçimlerde yaklaşabiliriz. Aslında bir metnin tek bir anlamı olmasına rağmen, bazı metinlerde anlam zenginliği vardır. Metnin tek yani gerçek anlamı, metnin yüzeyinden sıyrılıp alınabilecek yalınkat bir yorum değil, tam tersine, metnin görünmeyen, soyut katmanlarından, somut, biçimsel, yazılı ya da sessel katmanlarına kadar çıkan, çok yönlü, zengin bir tek anlamdır.

Anlam metnin içinde oluşur ve tek bir yüzü yoktur; çünkü bir metnin iki yazarı vardır: Onu yazan kişi ve onu okuyan kişi.
Romanda okurun yeri ve işlevinin yukarıda belirtilmiş olduğu şekle dönüşmesi, Joyce ile birlikte gerçekleşmiştir. Artık okurdan hem kendini romanın kahramanıyla değil, yazarıyla özdeşleştirmesi hem de bir dilbilimci olması beklenmektedir.

Dilbilime Giriş adlı kitabın yazarları bu kitaplarında, metin okuma biçimleri üzerine ülkemizde kullanımı fazla yaygın olmayan ama okuyucuya farklı bakış açıları kazandıran yöntemleri incelemiştir. Çağdaş yazın sanatından sunduğu örneklerle, metin okuma çalışmalarına yer verdiği kitabında yazar; okuyucunun yazınsal ya da yazınsal olmayan yapıtlara bir de dilbilim ve göstergebilim gözüyle bakmasını amaçlamıştır.

Tarih Öncesi Türkler

Slav ve Türk dilleri üzerine yapılan araştırmalar, yıllarca birbirinden ayrı şekilde yürütülmüştür. Bu kitapta ise, yakın olan Slav ve Türk kavimlerinin kültürel gelişimleriyle ilgili bilimsel ve teorik fikirler yer almaktadır. Eserde; dillerin teşekkülünün ilk dönemlerinde, gramer kurallarının birlikte işlenip hazırlanmasına, söz biliminin, yapı bilgisinin ve vasıtaların faal karşılıklı mübadelesine dair değerli bilgi ve öneriler yer alır. Türk ve Slav dillerinin ve onların gramerlerinin birbirini tamamladığı konusu, Tarih Öncesi Türkler kitabında bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Slav ve Türk bilimi uzmanlarının ortak çalışmalarının güncelliği ve önemi yazar tarafından öne çıkarılmıştır. Bu araştırmaların sadece genel dilciliğin değil, diğer sosyal bilimlerin de gelişimini etkileyeceğine inanıyoruz.