İnsan Ne İle Yaşar

Anladım ki Tanrı, insanların birbirlerinden ayrı yaşamasını istemez. Bu yüzden neye muhtaç olduklarını onlara ifşa etmez. İnsanların bir olmalarını ve bütünlük içinde yaşamalarını diler. Bu yüzden her birine, bütünün muhtaç olduğu şeyi gösterir.

Anladım ki insanlar kendilerini düşünerek yaşıyor gibi görünse de gerçekte onları yaşatan tek şey sevgidir. Kim içinde sevgi taşıyorsa, Tanrı’nın içinde yaşar ve Tanrı da onun içinde yaşar, çünkü Tanrı sevgidir.

Şikayet ve Cevabı

Doğunun büyük düşünür ve şairi Allame Muhammed İkbal, yaşadığı yıllarda, tarihinin en kötü dönemlerinden birini geçiren İslam Dünyası’nın yeniden uyanışı ve dirilişi için büyük çaba harcamıştır. O, yazdığı şiirleri ve yazıları ile bütün insanlığa ve özellikle Müslümanlara seslenmiş, onları esaretten kurtulmaları, kendi benliklerini bulmaları ve daldıkları derin uykudan uyanmaları için uyarmıştır.

Muhammed İkbal’in yaşadıkları esareti kabullenmiş çevrelerinde olup bitenlerden habersiz duyguları körelmiş ve belki de akılları dumura uğramış İslam Ümmetini daldığı derin uykudan uyandırmak için kaleme aldığı eserleri arasında şüphesiz onun “Şikayet ve ‘Şikayete Cevap’ adlı iki muhteşem manzumesi önemli bir yer tutmaktadır.

İslam dünyası ve özellikle Osmanlı Devleti açısından son derece yıkıcı ve tehlikeli fırtınalı günlerin getirdiği üzüntü ve ümitsizlik haletiruhiyesi ile yazılan bu manzumelerden ‘Şikayet’te, dertli bir Müslümanın, Allah Teala’ya şikayetlerini dile getirdiği, bir anlamda dertlerini açabileceği ve yardım bekleyebileceği tek mercie, olup bitenlerin nedenini ve niçinini sorması anlatılmaktadır. İkbal’in bu manzumede Allah Teala’ya yönelttiği sorular, o gün olduğu gibi bugün de müminlerin kafasına takılan sorulardır ki bu ‘Şikayet’ manzumesi okunduğunda açıkça görülecektir.

Bu manzumelerin ikincisi ‘Şikayete Cevap’ ise kulun Allah Teala’ya yönelttiği sorulara verilen cevapları içermektedir. Bu manzumede İkbal, İslam aleminin başına gelenlerin Allah Teala’nın Müslümanlara rahmet kapılarını kapamasından değil Müslümanların gerçek anlamda ‘mümin’ olma özelliklerini yitirmelerinden ve kendi ‘Rab’lerini terk edip kendilerine ‘dünyevi ilahlar’ edinmelerinden dolayı olduğunu göstermektedir.

Kalbin Yardımcı Fiilleri

Kalbin Yardımcı Fiilleri’nin ana izleği, anlatıcı-yazarın annesinin ölümünü en doğrudan, en saf haliyle aktarmasıdır. Altmetinse bu olayın yazarda yol açtığı duygusal tepkilerden, unutulmaz hatıralardan ve metne bir tür çeşitleme formatında eklemlenen edebi alıntılardan oluşuyor. Ağır hastalığından dolayı kasvetli bir hastaneye yatırılan anne, uzayan, acılı bir sürecin ardından ölür ve defnedilir. Ancak cenazenin ardından yazarın içdünyasında yeniden dirilerek, bir genç kız ve kadın olarak hayatını ve hastanede geçirdiği acılı, buruk günleri anlatır.

Çağdaş Macar edebiyatının tartışmasız en önemli, en yenilikçi yazarlarından Peter Esterhazy, bu kısacık kitapta ana-oğul ilişkisinin boyutlarını, ölümle gelen yas sürecini, Macaristan’ın yakın tarihindeki gündelik yaşamdan çarpıcı kesitlerle aktarıyor. Yanısıra yavaş yavaş çökmekte olan bir bedenin kırılganlığını, ölümün mutlaklığını ve bir yerde de, bedenin acı dolu başkaldırısını taşıyor sayfalarına. Ancak yazarın gerçekleri en saf haliyle aktarmaktaki cesareti, gözlem yeteneği, hepsinden önemlisi de keskin duyarlılığıyla, Kalbin Yardımcı Fiilleri paradoksal olarak gerçekçiliği aşan bir metin haline geliyor.

Kazan-Tatar Masalları (İnceleme-Metinler)

Türkiye’de, Türk dünyası halk bilgisi ürünleri hakkında yapılan çalışmalarla ortak Türk geçmişinin, ortak bir Türk geleceğine dönüşmesi konusunda çok ciddi mesafe kat edilmiştir. Kültürel anlamda ortak bir Türk geleceği ancak kültürel geçmişin ortaklığını gösteren halk bilimi araştırmalarının üzerine inşa edilebilecektir. Türk halk bilimi uzmanlarının Türk dünyası destanları, masalları, efsaneleri ve fıkraları gibi halk edebiyatı türleri hakkında yaptığı bilimsel araştırmalardan elde edilen veriler, tarihi süreç içerisinde birbirinden en azından siyasi olarak uzak düşmüş Türk boylarının birbirlerine yakınlaşmasını sağlayacaktır.

Bu amaçla hazırlanan bu kitapta, Kazan-Tatar Türklerinin  masal anlatma geleneği ve Kazan -Tatar masalları üzerine yapılan çalışmalar hakkında ayrıntılı bilgi verildiği gibi, Kazan-Tatar Türkçesinden Türkiye Türkçesine aktarılan metinlere de bu kitapta yer verilmiştir.

Örneklerle Dünya Edebiyatı

Edebiyat, estetik var oluşu öne çıkaran kurmaca bir yapıdır.İnsanlar edebî dil vasıtasıyla sanatsal bir doyuma ulaşmak isterler. Bu kurmaca yapıdaki en temel özellik ise estetik var oluştur. Bu ihtiyacı karşılamak için estetik ürünler ortaya koyan milletler kendilerini unutulmazlar arasına sokabilme imkânını elde edebilmiştir.

Farklı diller oluşturarak birbirinden ayrılan milletler dünya edebiyatı olgusunun doğmasına zemin hazırlamıştır. Dünya edebiyatı, farklı toplumlar tarafından sanatsal doyumu sağlamak amacıyla dilin estetik unsurları üzerinde durularak ortaya konulan edebî birikim olarak tanımlanabilir. İnsanlık, bu sayede derin ve zengin bir edebî kültür birikimine sahip olabilmiştir. Farklı toplumlara ait bu edebî zenginlikten azami derecede yararlanmak, estetik bir haz algısı oluşturacağı gibi toplumların birbirlerini daha yakından tanımaları, birbirlerine karşı saygı, sevgi ve güven duymalarına vesile olacaktır.

Türk ve dünya edebiyatlarının geçmişten günümüze kadar geçirmiş oldukları tarihî dönüşüm ve gelişimini, ilgili toplumun önemli yazar ve eserleri bağlamında ele alan bu kitap, okuyucuları dünya edebiyatı örnekleriyle tanıştırmayı ve onlara dünya edebiyatı hakkında genel hatlarıyla bilgi vermeyi amaçlamaktadır.

Bu kitapta Türk ve dünya edebiyatlarının tarihî dönem içerisindeki önemli gelişmeleri dikkate alınarak bu gelişmelere yön veren edebî şahsiyetler üzerinde durulmuş ve onların eserlerinden bazı örnekler dikkatlere sunulmuştur. Kitap, bu yönüyle kendi alanında kapsamlı bir çalışma olma özelliğine haizdir. Eserin son bölümünde yine bu çalışmaya özgü olarak geçmişten günümüze kadar Nobel Ödülü alan edebiyatçılar hakkında bilgi verilmiş, bu edebiyatçılardan bazılarının eserleri tahlil edilmiş, böylece dünya edebiyatının Nobel Ödüllü edebiyatçıları siz değerli okuyucularımıza tanıtılmaya çalışılmıştır.

Özverili bir çalışmanın ürünü olan bu kitabın Türk edebiyatı ile ilgili bilim dallarının Batı edebiyatı derslerinde; Türkçe eğitimi anabilim dallarının dünya edebiyatı derslerinde öğrencilere ve öğretim elemanlarına yardımcı olacağı ayrıca konuya ilgi duyanlar için vazgeçilmez bir kaynak teşkil edeceği düşüncesindeyiz.

To Proto Fili : Ena Apoyevma tu Yorgaki Viziinu sto Haremi tu Abdülaziz

Türkçe’de Fahişe Çika romanıyla tanınan, Yunanistan Devlet Edebiyat Ödülleri-Roman Dalı’nda 2011’de en iyi yazar seçilen, Anadolu halk kültürü, Rum tarihi ve rebetiko müziği alanındaki çalışmalarının kılavuz olduğu kurmaca ve akademik çalışmalarıyla tanınan Thomas Korovinis’in son romanı.

Korovinis’in Yunanistan’daki yayıncısı AGRA Yayınevi ile Türkiye’deki yayıncısı istos yayın’ın işbirliğiyle, aynı anda iki ülkede Yunanca olarak yayında.

Çağdaş Yunan Edebiyatı’nın kurucu ustalarından Trakya-Vizeli yazar ve şair Yeorgios Viziinos’un başrolünde yer aldığı bir şark kurmacası…

Maddenin Haritalarında İlerleyen Şehvet Ciltli

Adonis, alacakaranlığın çöktüğü Orta-Doğuda, derin ve köklü Mezopotamya kültürünün üzerinde şiirleriyle gökyüzüne mıhlanmış bir güneşi andırıyor. Sesinden Fırat’ın ve Dicle’nin, Doğu Akdenizin ve geniş çöllerin büyük fısıltıları taşıyor. Dünya şiirinin yaşayan en yüksek temsilcilerinden birinin Arapça aslından çevrilmiş bu örnekleri şimdi yanıbaşımızda.

– Enis Batur

Güneşli Gece

Dumbadze, Gürcü edebiyatının en etkili isimlerinden, belki de en önemlisi. Ekşi’de, hakkında sadece iki entry de olsa, yaklaşık otuz yıl önce bir romanı Türk okuruna ulaşmıştı. Şimdi Dumbadze, ülkemiz okurlarıyla yeniden buluşuyor. Güneşli Gece ile.

Güneşli Gece, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Tiflis’te geçen hikayenin ana kahramanı Temo’nun yaşadıkları üzerinde nefes alıp veren bir roman. Sürgünden dönen Temo yaşamı, aşkı, aşık olduğu denizi ve güneşi en baştan tanımlamaya koyulur. Değişime uğrayan tüm kavramları. Daha önce, kendisine başka başka duygular ifade eden kavramlar bütünüyle değişmiştir. Bunlar olurken okur olarak biz, Dumbadze’nin sarsıcı kalemini, tercih ettiği metaforlarla yoğunlaşmış anlatısını hayranlıkla izliyoruz. Bu arada, hemen belirtelim kapakta tasarımcımız Sancar Dalman’ın tercih ettiği çiçekler ise romanın içinde denize düşen Ortancalar. Teşekkürler Dalman.

Bu kadar güzellik içinde, ne diyelim diye çok düşünmeyelim, bu kitap “(…) uykusu olmadığı için uyumayanın, uykusu olduğu halde uyumaması gerektiği için uyumayanın da şerefine olsun. Her ikisi de gündüzün olmasını bekliyor. Şerefine olsun gecenin (…)” diyelim, kitabın ortasından konuşarak.

Piksel

Krisztina Toth, modern Macar edebiyatında en çok okunan yazarlar arasında, şimdiden birçok ödül aldı. Diline kolayca alışılıyor, ama hiç sıradan değil. Yalın ve zekice. Tercih ettiği kelimeler ve cümle yapısının birçok duyarlık ve zeka süzgecinden geçtiği hemen anlaşılıyor.

Toth’un en önemli yapıtı Piksel’de ilk serüven başın. Ardından bacak, el, kalbin. Vücudun her uzvundan biri var bu kitapta. Farklı öykülermiş gibi görünen bölümler birbirine bağlanıyor, insanlar ve hatta nesneler arasındaki bağlantı usul usul oluşuyor. Bölümlerin her biri başlıbaşına bir piksel karesi. Birkaç adım geri çekilelim. O da ne! Uzaktan bakınca piksel’ler arasındaki ilişki büyüleyici bir bütüne dönüşmüş, öyküler metnin bedenini oluşturmuş!

Keyifli okumalar.!

Kayboluyorsun

Onca yılı nasıl yapayalnız geçirdiğimi o güne dek hep unutmaya çalışmıştım. Kız arkadaşlarımdan ve Niklas’tan başka gözlerimin içine bakacak, ıvır zıvır laflarımı dinleyecek ve ses tonundan ne hissettiğimi anlayacak bir kimsem olmadan geçen onca yıl. Başka türlü bir evlilik özlemiyle ve nasıl olup da hala Frederik’le birlikte yaşayabildiğimin umutsuz şaşkınlığıyla geçen yıllar. Bana ne yapmıştı? Neden çekip gitmemiş, neden hep
hayalini kurduğum evliliği aramamıştım?

Christian Jungersen, insan psikolojisine nüfuz etme maharetini bir kez daha kanıtladığı son romanı Kayboluyorsun’da, hayatı bir anda altüst olan bir kadının ayakta kalma mücadelesini anlatıyor.  Yakışıklı ve başarılı kocası, delikanlılığa ilk adımlarını atan sevimli oğlu ve görünüşte mutlu bir evliliği vardır Mia’nın. Ancak ailecek çıktıkları tatilde kocası Frederik’in beyninde bir tümör olduğu ve bunun davranışlarını, hatta kişiliğini etkileyeceği ortaya çıkınca her şey değişir. Kısa bir süre sonra, Frederik’in müdürlük yaptığı okulun parasını zimmetine geçirdiği anlaşılacak ve aile fertlerinin hayatı tümden değişecektir. Yetmezmiş gibi kocasının ihanetleri de dökülür ortalığa. Mia bir yandan art arda gelen darbelerin hastalıktan mı yoksa Frederik’in kişiliğinden mi kaynakladığını bilememenin sıkıntısıyla baş etmeye çalışırken, diğer yandan kendisinin ve oğlunun geleceği için endişelenmektedir. Bir seçim yapmanın zamanı gelmiştir; ya kocası ve ailesini kurtarmak için mücadele edecek ya kendi yoluna gidecektir…

Güvenlik ve refah toplumunun çatlaklarına sızıyor Jungensen bu kitabında. Kıvrak üslubu ve çarpıcı hikayesiyle güvenli hayatların kırılganlığını, bireydeki karanlık dürtüleri, bencilliği, ihaneti, kötülüğün sıradanlığını açığa çıkarıyor.

Bir Aile Romanının Sonu

Peter Nadas’tan sıra dışı bir aile destanı, masallar ve efsanelerle örülü olağanüstü bir kurgu.

1950’lerin Macaristan’ında annesi ölmüş, babası vatana ihanetle suçlanan, büyükannesi ile büyükbabası tarafından yetiştirilen bir çocuk: Simon. Bu iki koruyucusunun da ölümünün ardından bir gün yetkililer tarafından belirsiz bir kuruma bırakılan Simon, “aile romanı”nın içinde kayboluyor. Büyükannesiyle ilişkisi ile komşu çocuklarla oynadığı oyunlar, babasının gece yarıları yaptığı gizli ziyaretler ile büyükbabasının aile geçmişiyle ilgili anlattığı hikâyeler… Buhranlı zihninin ağlarından süzülürken birbirine karışan anıları, etrafını saran yabancılaşma ve ihanet döngüsüne dair karanlık bir tanıklık niteliği taşıyor.

Bir Aile Romanının Sonu, bir ailenin, hatta bir toplumun duygusal gerilimleri ile güvensizliklerini okura aktarmaktan çekinmeyen, cesur bir hikâye. Nádas’ın bu çarpıcı ilk romanı, şimdi Gün Benderli’nin bir o kadar çarpıcı çevirisiyle Türkçe’de.

Ehrengard : Küçük Bir Romans

Ehrengard, modern klasiklerin en özgün yapıtlarından birisidir. Yazarın ölümüden sonra yayımlanan bu küçük ama sarsıcı roman, yoğun içeriğine rağmen hızlı, sürükleyici. On dokuzuncu yüzyıl dönemine ait gerçek zamanda başlayan hikâye tüm gücüyle, bir anda tüm zamanların bir anlatısına dönüşüveriyor. Genç ve güzel bir kızın peşinde olan bir sanatçının serüveni, Karen Blixen’ (Isak Dinesen) özgün diliyle daima aklınızda kalacak.

Gözünü Kapat Ve Gör

James Joyce’un Finnegans Wake de dahil tüm eserlerinden özenle derlenmiş olan Gözünü Kapat ve Gör, sizleri bambaşka bir James Joyce ile tanıştırırken, büyük yazarın daha iyi anlaşılmasında da önemli bir kılavuz olacaktır.

“Bırakın ülkem benim için ölsün.”

“Öğrenmek isteyen kişi alçakgönüllü olmalı. Ama yaşam muhteşem bir öğretmendir.”

“Bir hayalden uyanmak en az doğmak kadar acı verir.”

“Ölüleri gömün. Diyelim ki Robinson Crusoe gerçekti. Bu durumda Cuma onu gömdü. Bakacak olursan her Cuma bir perşembeyi gömer.”

“Yaşayıp güldüler, sevip göçtüler.”

Buz Sarayı

“İki dalga geçti içinden: İlki insanı hareketsiz bırakan bir soğuk dalga, ikincisi canlılık veren bir sıcaklık… Tıpkı başımızdan geçen ender olaylarda olduğu gibi.”
 
Hem yazarı, hem çevirisi, hem de hikâyesiyle “özel” bir kitap: Buz Sarayı… İki küçük kızın dostluğunu anlatan roman, çocukluğun gizli kederini incelikle işliyor. Bitmeyen, upuzun bir kışın ortasında filizlenen bu dostluk, uçsuz bucaksız bir yalnızlığın başlangıcı oluyor. Türkçe’nin en önemli şairlerinden Melih Cevdet Anday’a 1973 TDK Çeviri Ödülü’nü; Tarjei Vesaas’a ise 1963’te Kuzey’in Nobel Edebiyat Ödülü sayılan İskandinav Edebiyat Ödülü’nü kazandıran Buz Sarayı; soğuk, uzak bir diyarın dostlukla alevlenen sessiz şiirini dillendiriyor.
 
“Ne kadar yalın bir roman bu. Ne kadar incelikli, ne kadar güçlü… O kadar farklı, öyle biricik ki. Unutulmaz. Sıradışı…”

– Doris Lessing, The Independent
 

Aşık Kuşlar

Sevmek vazgeçmek mi?

Ona âşık olmayı öğretmek için sadece iki haftası var…

Şans bu ya, depresyon denizinde boğulmak üzere olan Adam ile hayatını bir türlü yoluna koyamayan, derdi başından aşkın Christine’in tanışması talihsiz bir gecede gerçekleşir: Otuz beşinci yaş günü yaklaşmakta olan Adam intihar etmek için bir köprüye çıkmıştır ve oradan geçen Christine de Adam’ı ikna etmek için çılgın bir teklifte bulunur. İki hafta içinde Adam’a dünyanın yaşamaya değer bir yer olduğunu ve aşkı bulmak için hiçbir zaman geç kalmış sayılmayacağını kanıtlayacaktır!

İddialı teklifine rağmen Christine’in büyük korkuları vardır. Başarısız olursa bunun sonuçlarına katlanabilecek midir? Peki ya aşka ve hayata dair bildiği her şeyin bir yalan olduğunu anlarsa ne yapacaktır? Hepsinden öte, bir hayata mal olabilecek bu macerada onu çok daha karanlık soruların beklediğinin farkında mıdır?
 
“Biraz neşe, biraz keder kokan bir romantik komedi.
İçiniz kıpır kıpır olacak!”

– Marie Claire

“Cecelia Ahern’in romanları bir kutuda saklanan mücevherler gibi. Kutuyu açtığınız anda ışıltılar gözlerinizi alıyor.”

– Adriana Trigiani
 
“Modern bir peri masalını andıran bu romanda Cecelia Ahern, karakterleri baştan sona canlı tutan keskin bir zekâya sahip olduğunu kanıtlıyor.”

– Hello

Cervantes Sokağı

Hiç Bilmediğimiz Yönleriyle Cervantes: Serseri, Âşık, Asker, Köle.

Miguel de Cervantes Saavedra’nın sıradışı hayatından alınan gerçek olaylara dayanarak yazılmış bir rekabet ve intikam öyküsü bu: Batı edebiyatının ilk çağdaş romanını kaleme alan Cervantes’in gençlik yılları, İnebahtı Savaşı’na katılması, Cezayir’deki köleliği, nihayet Don Quijote ile elde ettiği büyük başarı ve bütün bu yıllar boyunca kara bir gölge gibi peşi sıra onu takip eden can düşmanının hain planları.
 Korsanlar ve keşişler, soylu hanımlar ve fahişeler, savaşçılar ve köleler, ve evet, o harika Sancho Panza bile İspanyol Altın Çağı’nın bu parlak tasvirinde hayat buluyor. Ödüllü yazar Jaime Manrique’nin imzasını taşıyan roman, hem edebiyatseverlerin hem de tarih tutkunlarının ilgiyle okuyacağı sürükleyici bir maceraya sahne oluyor.

Doktor Jivago

“Ne kadar büyük bir aşktı yaşadıkları!
Özgür, eşi benzeri olmayan bir aşktı. Başkalarının ancak şarkılarda söylediklerini onlar yüreklerinde hissetmişlerdi. Birbirlerine olan sevgilerinin nedeni, uyduruk tanımlarda betimledikleri gibi, ‘yakıcı tutku’ ya da ‘karşı koyulamayan duygular’ değildi. Evrendeki her şey; ayaklarının altındaki toprak, başlarının üstündeki gökyüzü, bulutlar, ağaçlar birbirlerini sevmelerini istedikleri için bağlanmışlardı birbirlerine. Birbirlerine olan aşkları kendilerinden çok çevrelerini, sokakta karşılaştıkları tanımadıkları insanları, uzun yürüyüşlerinde gördüklerini, yaşayıp buluştukları odaları mutlu etmişti belki de.” Ülkemizde romancı olarak tanınan ama Rus edebiyatının büyük şairi Boris Pasternak’ın tek romanı: Doktor Jivago. 1917 ihtilalinin gölgesi altında üç hayat.  Jivago, Lara ve Tonya. 
1956’da SSCB tarafından yayımlanması uygun görülmeyen, 1957’de gizlice kaçırıldığı İtalya’da ilk kez yayımlanan ve 1958 Nobel ödülünü Pasternak’a kazandıran kitap, 50 yılı aşkın bir süre sonra, ilk kez eksiksiz bir biçimde ve doğrudan Rusçadan çevrildi. Jivago’nun yazdığı şiirler ekiyle birlikte.

“20. yüzyılın ortasında, 19. yüzyılın büyük Rus romanı, Kral Hamlet’in hayaleti gibi, geri dönüp bizi ziyaret ediyor. Boris Pasternak’ın Doktor Jivago’sunun bizde uyandırdığı duygu işte bu.”

-Italo Calvino

Kızıla Boyalı Saçlar

Türkiye’de 38 baskıda 110.000 adede ulaşan unutulmaz roman gözden geçirilmiş yeni baskısıyla

“Taksitle kitap sattığı bir kız vardı. Ona ha bire kitap götürüyordu ama o hiç ödeme yapmıyordu. Bir sabah Aleka’nın, yirmi bin drahmiden fazla tutan kitap alışverişi yaptığının farkına vardığında durumun ciddiyetini anladı. ‘Aleka neler oluyor? Babana birkaç kuruş vermesini söylesene,’ dedi. ‘Benimle evlen, ödeşelim. İster misin?’ dedi Aleka da. Bu dünyada her şeyi doğal karşılayan Luis kabul etti. ‘İsterim,’ dedi.”

14 yıl önce Türkçede ilk yayımlandığında kısa sürede en çok okunan kitapların başına yerleşen, yine kısa sürede 100.000’den fazla okura ulaşan Kızıla Boyalı Saçlar’ın sıradışı kahramanı Luis, kendini özgürlüğe adamış, bir insana, bir işe, bir yere kesinlikle bağlı kalmak istemeyen, kafasına eseni yapan, hayallerinin peşinden koşan sevimli bir serseri.

Zorbalar, serseriler, fahişeler, genelevler, kenar mahalleler, gecekondular, erkek delisi kadınlar, kadın delisi erkekler, üçkağıtçılar, küçük burjuvalar, eski solcular, dolandırıcılar bu kitabın dokusunu oluşturuyor. Bir dönemin ve insanlarının resmini çizen Kızıla Boyalı Saçlar; okuru kışkırtıyor, gözlerini gerçek hayata, hayatın gerçeklerine çevirmesini sağlıyor. Yalın ve mizah dolu bir anlatım; egemen sisteme ve sistemin savunucularına, benimseyenlerine karşı gözü pek, alaycı, sert bir eleştiri.

Yazarının tanımıyla “Kızıla Boyalı Saçlar insan özgürlüğüne yazılmış bir övgü.” Her birimiz içimizden Luis gibi olmayı biraz arzular, ama onun gibilere imrenmekle, öykünmekle kalmaz mıyız?

Bahar Piçleri

Yıl 1992. Bahar. Jevrem Andric on bir yaşındadır ve Saraybosna’da büyük bir savaş patlak vermek üzeredir. Artık cehennem zamanıdır. Asırlarca çok kültürlü bir miras üzerinde yaşayan Bosna birden etnik bir çatışmanın ve katliamın sıcağında tutuşmaya başlarken Jevrem’in dünyası savaşın yıkıntılarının altında altüst olur. Bir müzik âşığı olan annesi, artık kafayı sıyırmış bir cadı gibi saatlerce piyanonun tuşlarını döverken sanki çıkan sesin barikatlara, milislere ve şık ofislerinde oturan yabancı liderlerin kulağına gitmesini istiyormuş gibi çalar. Jevrem büyük acıların, kayıpların ve katliamların yaşandığı bu savaşta hayatta kalır. Ama bedeni, aklı ve yüreği asla eskisi gibi değildir…

Katja Rudolph

Katja Rudolph İngiltere’nin Sussex şehrinde doğdu. Ailesiyle birlikte Kanada’ya taşındığında yedi yaşındaydı. Cambridge King’s College’da sosyal ve siyasal bilim okuyan yazar Katja Rudolph Toronto Üniversitesi’nde teori ve politika konusunda doktorasını yaptı. Eşi ve iki çocuğuyla Toronto yakınlarında yaşayan yazar yeni romanı üzerinde çalışıyor.

İmparatorlar Yolu

İmparatorlar Yolu – Via Romana, aynı köyde, aynı evde doğan iki yeniçerinin hikâyesi. Biri dört asır önce İstanbul’a getirilen, üstün bir Osmanlı askeri ve bürokrat olarak yetiştirilen Sırp asıllı bir devşirme Arslan Bey. Diğeri ise Arslan Bey’den üç buçuk asır sonra doğan, Belgrad’a götürülen, fanatik bir komünist olarak yetiştirilen ve bir yeniçeri kadar Tito Yugoslavya’sına sadık hizmetkâr DamyanÇavka. Yugoslavya’nın imparatorluğa, önderi Yosip BrozTito’nun ise bir sultana benzetildiği romanda, Damyan modern bir yeniçeri.

Via Romana sıradan bir yol değil. Arslan Bey ile Damyan’ın hayatını tamamen değiştiren bir yol. Bu yoldan geçtikten sonra, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Osmanlı’dan Yugoslavya’ya, Yugoslavya’dan da Afrika’ya uzanan serüvende, kahramanların ortak ve değişmeyen kaderleri aynı hikâyede buluşuyor.

Yaşayan en iyi Sırp yazarlardan biri olan Vuk Draşkoviç kendi gözünden, Osmanlı tarihine, Türklerle Sırplar arasında asırlardır süren ilişkilere, Yugoslavya tarihine, bu devletin parçalanmasına ve yaşanan savaşlara tanıklık etme fırsatı tanıyor okuyucuya.

Romanın ilk sayfasından sonuna kadar anlatılan aşk ise, hayalleri kurulan, ümit edilen ve uğruna ölünen gerçek bir hikâye. Güzel ve sert tavırlı Zeyna’ya lise yıllarında âşık olan Sırp asıllı Damyan, yükseldiği ve Afrika’da zenginliğe kavuştuğu dönemlerde de gençliğinin baharındaki gibi sevmekten vazgeçmiyor Müslüman sevgilisini.

Hay Bin Yakzan

Endülüs’ün büyük düşünürü İbn Tufeyl ilk “felsefi roman” ve ilk “robinsonad” sayılan bu eserinde, her türlü dış etkiden uzak bir adadaki yalnız bir çocuğun hakikati arayış yolculuğunu anlatıyor.

“Müslüman âleminin tek romanı olan bu zihnî dramda psikolojiden ziyade yahut onunla beraber, çok ustaca idare edilmiş bir muakale (kurgu) vardır.”

– Ahmet Hamdi Tanpınar

“Edebiyattaki en güzel ve orijinal kitaplardan biri.”

– Times Literary Supplement

“Büyüleyici ve şaşırtıcı bir hikâye… Kitap, her daim insanoğlunun ilgisini çekmiş olan insan hayatı hakkındaki soruları çözmek adına mevcut bütün tarihî ve kültürel bağlamların fersah fersah ötesinde.”

– Middle East Journal

Kültürler Kavşağında Edebiyat ve Hikmet

Kültürler Kavşağında Edebiyat ve Hikmet Arap, Fars ve Batı edebiyatından seçme metinlerin Muallim Naci tarafından yapılan tercümelerini bir araya getiriyor. Bu tercümeleri meydana getiren metinler üç farklı kültürü edebiyat ve hikmet potasında bütünleştiriyor. Ahlâka hizmet eden edebiyatın, hikmete dönüştüğü bu evrensel örnekler edebiyatın birleştirici gücünü ortaya koyuyorlar. Öyle ki her mısra, her cümle insan varoluşunun duyarlılık alanlarını yapılan birer keşif örneği ve insanlığın edebiyat yoluyla oluşturduğu ortak tecrübeler hazinesi. Bu örnekleri seçen, tercüme eden ve açıklayan Muallim Naci, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ifadesiyle “hakimane mantık ve heyecana…” sahip “kuvvetli bir dil ve pürüzsüz anlatımın” üstadı. Ve “unutulmuş zevkleri tazeleyen… edebiyatımızın büyük sütunlarından ve kelama haysiyet kazandıran…” bir aydın. Kültürler Kavşağında Edebiyat ve Hikmet “Türkçeyi bulan ve ona inanan” Muallim Naci’nin yetkin anlatımı ile okurla buluşuyor. Adeta hakikatin farklı görünümleri aynı kavşakta buluşuyorlar.

Kötü Geçmişler

Yirmi yaşlarındaki genç Kahireli Muhammed, ailesinden ve onu bekleyen durağan evlilik hayatından kurtulup biraz soluklanmak için yakın arkadaşı Moneim’le birlikte şehrin merkezinde bir oda kiralamaya karar verir. Merkezde yaşamanın iş bulmasını kolaylaştıracağı bahanesiyle ailesinden izin koparan Muhammed ve arkadaşının asıl amacı mekânı garsoniyer olarak kullanmaktır. Ancak mahremiyetin ve özel yaşamın pek de sağlam sınırlarla korunmadığı, insanın bazen kurt bazen kuzu olduğu bu metropolde hayat sürprizlerle doludur: İki arkadaş, hiçbir şeyin göründüğü kadar basit olmadığını yaşayarak öğrenecektir.

Arap edebiyatının yeni nesil başarılı temsilcisi Muhammed S. El-Azab, Kahire’deki genç nüfusun yaşamına, toplumun geneline yayılan yozlaşmaya dürüstçe ve mizah dolu bir yaklaşımla ışık tuttuğu bu romanıyla, hem yaşadığı coğrafyada hem de dünya genelinde övgü topladı.

Beyrut'ta Düet

2011 yılından beri 2050, Limasol, Koreş, Mossad – Büyük Operasyonlar, St. Petersburg’da Yasak Aşk, Günde Bir Doz MotiVasyon, Her An Mucize, Stoner, Hitler’in Şirret Kadınları gibi ses getiren kitaplarla tanınan Koton Kitap, yine çok konuşulacak bir romanı daha okuyucuyla buluşturdu.

İsrail gizli servisi Mossad’da 12 yıllık ajanlık kariyerine son vermesinin ardından çok satan ve ödül alan casus romanlarına imza atan Mishka Ben-David’in son kitabı Beyrut’ta Düet raflara çıktı. Usta yazarın gerçek bir operasyondan ilham alarak yazdığı Beyrut’ta Düet kitabında heyecanın dozu hiç düşmüyor. Yazar, başarısızlıkla sonuçlanan bir suikast girişiminin ardından yaşananları ustaca bir kurguyla anlatıyor. Hedefin kızı beklenmedik şekilde olay yerinde belirdiği için tetiği çekmekte tereddüt ederek Hizbullah liderini öldürmek için düzenlenen bir operasyonun başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olan bir ajanın hikâyesi. Mossad’dan atılan ajan başladığı işi yalnız başına bitirmeye karar veriyor ama komutanı onu durdurmaya kararlı. Beyrut’ta Düet 15 Mart’tan itibaren tüm kitapçılarda yerini aldı… 25,00 TL’den satışa sunulan, 304 sayfalık sürükleyici bir roman…

Beyrut'ta Düet

2011 yılından beri 2050, Limasol, Koreş, Mossad – Büyük Operasyonlar, St. Petersburg’da Yasak Aşk, Günde Bir Doz MotiVasyon, Her An Mucize, Stoner, Hitler’in Şirret Kadınları gibi ses getiren kitaplarla tanınan Koton Kitap, yine çok konuşulacak bir romanı daha okuyucuyla buluşturdu.

İsrail gizli servisi Mossad’da 12 yıllık ajanlık kariyerine son vermesinin ardından çok satan ve ödül alan casus romanlarına imza atan Mishka Ben-David’in son kitabı Beyrut’ta Düet raflara çıktı. Usta yazarın gerçek bir operasyondan ilham alarak yazdığı Beyrut’ta Düet kitabında heyecanın dozu hiç düşmüyor. Yazar, başarısızlıkla sonuçlanan bir suikast girişiminin ardından yaşananları ustaca bir kurguyla anlatıyor. Hedefin kızı beklenmedik şekilde olay yerinde belirdiği için tetiği çekmekte tereddüt ederek Hizbullah liderini öldürmek için düzenlenen bir operasyonun başarısızlıkla sonuçlanmasına neden olan bir ajanın hikâyesi. Mossad’dan atılan ajan başladığı işi yalnız başına bitirmeye karar veriyor ama komutanı onu durdurmaya kararlı. Beyrut’ta Düet 15 Mart’tan itibaren tüm kitapçılarda yerini aldı… 25,00 TL’den satışa sunulan, 304 sayfalık sürükleyici bir roman…

Vicdan Zorbalığa Karşı ya da Castellio Calvin'e

Vicdan Zorbalığa Karşı ya da Castellio Calvin’e, okuru Fransız Reformcu Jean Calvin’in diktatörlüğünün hüküm sürdüğü XVI. yüzyıl Cenevre’sine götürür. Calvin’in farklı görüşlere gösterdiği tahammülsüzlük, hümanist din adamı Miguel Serveto’nun resmî öğretiye ters düşen görüşleri nedeniyle ölüm cezasına çarptırılmasıyla zirveye tırmanır. Tam da bu noktada Sebastian Castellio, Calvin’in karşısında tarih sahnesindeki yerini alır.

Bu kitap, Zweig’ın, kendi yaşamını belirleyecek nasyonal sosyalizm de dahil olmak üzere totaliter rejimlere yönelttiği bir eleştiri olarak da anlaşılabilir. Katı ideolojilerin beraberinde getirdiği tehlikelerin göz önüne serildiği, insanca yaşamak için düşünce özgürlüğünün, hoşgörünün altının çizildiği Vicdan Zorbalığa Karşı ya da Castellio Calvin’e, bu özellikleriyle evrensel nitelikte.

Vicdan Zorbalığa Karşı ya da Castellio Calvin'e

Vicdan Zorbalığa Karşı ya da Castellio Calvin’e, okuru Fransız Reformcu Jean Calvin’in diktatörlüğünün hüküm sürdüğü XVI. yüzyıl Cenevre’sine götürür. Calvin’in farklı görüşlere gösterdiği tahammülsüzlük, hümanist din adamı Miguel Serveto’nun resmî öğretiye ters düşen görüşleri nedeniyle ölüm cezasına çarptırılmasıyla zirveye tırmanır. Tam da bu noktada Sebastian Castellio, Calvin’in karşısında tarih sahnesindeki yerini alır.

Bu kitap, Zweig’ın, kendi yaşamını belirleyecek nasyonal sosyalizm de dahil olmak üzere totaliter rejimlere yönelttiği bir eleştiri olarak da anlaşılabilir. Katı ideolojilerin beraberinde getirdiği tehlikelerin göz önüne serildiği, insanca yaşamak için düşünce özgürlüğünün, hoşgörünün altının çizildiği Vicdan Zorbalığa Karşı ya da Castellio Calvin’e, bu özellikleriyle evrensel nitelikte.

Çeşm-i Alem ve Divanı

Mısır’ın ilk hidivi İsmail Paşa’nın (Ö. 1895) üçüncü eşi Çeşm-i Afet Hanım, (Ö. 1907) ölümünden sonra eşine vefa borcunu ödemek ve adını ebedileştirmek için yazdığı eserinde, kadın kimliğini gizleme gereği duymadan ve hiçbir beklenti gözetmeden samimi bir şekilde duygularını dile getirmektedir. Türk edebiyatında pek bilinmeyen Afet Hanım’ın Levha-i Dil’deki şiirlerinden çevresine duyarlı, entelektüel biri olduğu, özellikle Fuzûlî, Nef’î, Nâbî ve divan şiirinin son dönem hanım temsilcilerin-den Leyla, Fıtnat ve Şeref Hanımlardan etkilendiği anlaşılmaktadır.

On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Mısır’da Osmanlı-Türk kültürüne ilginin göstergelerinden biri olan Çeşm-i Afet Hanım Divanı üzerine yaptığımız çalışmayla kültürümüze bir nebze olsun katkıda bulunabildiysek kendimizi bahtiyar hissedeceğiz.

Günümüz Afganistanlı Özbek Şairleri

Çalışmamıza sadece Özbekçe şiirleri olan şairler dâhil edilmiştir. Bu yönüyle ortaya çıkan eser, daha önce Abdullayev’in hazırladığı “20. Asır Afganistan Özbek Edebiyatı” (Taşkent 2003) adlı eserden de, Kazım Emini’nin hazırladığı “Afganistanlı Özbek Şairleri” (Kabil 2007) adlı eserden de daha çok şairi içermektedir. Abdullayev’in eserinde otuz üç şair, Kazım Emini’nin eserinde ise elli iki şair yer alırken, bizim çalışmamızda yüz yirmi sekiz şair yer almaktadır.
Afganistanlı Özbek şairlerini ve onların seçme şiirlerini tespit ve tanıtmayı amaçlayan bu çalışma, metinlerinin Afganistan Özbekçesini yansıtması ve bölge şairlerini ele alması bakımından Afganistan’ı özellikle ilgilendirmektedir. Metinlerin Özbekçe olması ve yeni Özbek Latin alfabesi ile yazılması bakımından Özbekistan’ı, şiirlerin anlamlarının ve şairlerin özgeçmişlerin Türkiye Türkçesi ile verilmesi vb bakımlardan ise Türkiye’yi ilgilendirmektedir.

“Oltin tog’dan Qibrisga qadar
Bor zamini vatan angladim
Turklar demak bir jad avlodi
Unlar erur birbirga qardash
Turkistonda kesilsa barmoq
Turkiyada og’rir bosh”

     -Taşkın Bahayi-

 

Şeytan Yıldızı

Müthiş bir tempoda ilerleyen, usta işi bir polisiye…

Oslo’da bir seri katil mi kol geziyor?
Genç bir kadın evinin banyosunda ölü bulunur. Elinin parmaklarından biri eksiktir ve gözkapağının altında yıldız şeklinde kırmızı bir elmas vardır.Oslo Polisi’nin parlak dedektifi Harry Hole kendini yine içkiye vermiş, polislikten atılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. 

Katilin kurbanlarına bıraktığı yıldız şeklinde kırmızı elmasın şifresini çözmek için tekrar işine sarılan Harry Hole, bu vakada beraber çalıştığı can düşmanı dedektif Tom Waaler’le de ciddi bir hesaplaşmaya girişmek zorunda kalacaktır. 

“Şeytan Yıldızı ustalıkla kurgulanmış, iniş çıkışlarla dolu bir kitap. Nesbo müthiş bir tempo yakalamış. Şiddetle tavsiye edilir.”

-The Guardian 

Yazar hakkında:
Jo Nesbo 1960’ta Oslo’da doğdu. Norveç Ekonomi Üniversitesi’nde ekonomi ve işletme okudu. Dedektif Harry Hole polisiyeleriyle dünya çapında ün kazanan ve kitapları 40’tan fazla dile çevrilen Nesbo, Di Derre rock grubunun solisti ve şarkı yazarıdır. Nemesis (2013) adlı romanı da Doğan Kitap tarafından yayımlanmıştır. 

Boğa Güreşi

Boğa Güreşi, Man Booker ödülü sahibi İrlandalı yazar Roddy Doyle’un, birbiriyle ilişkilendirilebilen on üç öyküsünden oluşuyor.

Okullardan barlara, mutsuz yatak odalarından tabuta, bebek bakımından boğa güreşine uzanan öykülerdeki hüzün her satırda hissediliyor. Geçmişin muhasebesini yapan, geleceğe dair hayaller kurmaya çalışan, bugünün sıkıntılarını tedavi etmeye çabalayan ve aile yaşamına, dost meclislerine rağmen yalnızlık ve yitirmişlik duygusuyla boğuşan karakterlerin aktardığı öyküler pişmanlıklar, özürler, affetmeler, kayıplar ve nadiren de olsa umutlarla örülü.

Yalın anlatımı, gündelik ve doğal diyaloglarıyla Boğa Güreşi, çağdaş İrlanda edebiyatının bu önemli yazarı ile tanışmak için iyi bir fırsat…

Dönüşüm

Franz Kafka’nın, öldükten sonra yakması için dostu Max Brod’a verdiği yapıtları arasında yer alan Dönüşüm, insanın terk edilişinin ve yalnızlığını ölüm ile paylaşmasının anıtsal bir anlatımıdır. Hiçliğin kesinliğinin mutlak olduğu bir dünyada, korkunun karabasanında tuzağa düşmüş bireyin trajedisini anlatan Kafka, yabancılaşmış, anlaşılmaz ve makineleşmiş bir dünyada insanın evsizliğini ustalıkla işler. Kafka’nın kahramanları hiçbir yere ait değildir.

Bedensel dönüşümünü gözlemleyen Gregor Samsa, bu anlaşılmaz dünya içerisinde kendi bedenine yabancılaşır. Bedenindeki dönüşüme alıştıkça böcekleşir, böcekleştikçe de yalnızlığın o koyu ve vazgeçilmez dünyasına adım atmış olur. Artık Gregor yalnızlığını ölümle paylaşır.

Sorgulama gereği duyulmayan yaşamın kemikleşmiş kurallarına, insan ilişkilerine, toplumsal yaşayışa bir başkaldırı öyküsü olan Dönüşüm’de, güçlü bir toplum eleştirisi yapılmış ve insanın modern toplumda yabancılaşması ustalıkla işlenmiştir.