Aysel Tarihe Tanık Hayat

Şevket Süreyya’dan Vehbi Koç’a pek çok ünlü ismin asistanlığını yapan Aysel Bayramoğlu’nun anıları: Bir cumhuriyet kadınının gözünden tarihe tanık olacaksınız…

  • Şevket Süreyya’nın Aysel Bayramoğlu’na ayzdığı 10 mektup…
  • Ölümüne doğru Şevket Süreyya’nın yaşadıkları, yalnızlıkları, umutları ve hayal kırıklıkları…
  • Otelde çorapsız yakalanan Aziz Nesin’in utancının gerçek nedeni neydi?
  • Cemal Gürsel, İş Bankası müdürünü niye aradı, ne istedi?
  • Vehbi Koç görüşmek istemediği insanları nasıl atlatırdı?
  • Şevket Süreyya’nın Mustafa Ekmekçi’ye vasiyeti neydi?
  • Vehbi Koç’un ev hayatı…
  • Türkiye’nin araba kullanan ilk kadını kimdir?
  • Süleyman-Nazmiye Demirel çiftinin ilişkisi…
  • Nazım Hikmet Bursa Cezaevi’nde müdürün odasında neden “Burada mutluyuz” dedi?
  • Zeki Müren gençliğinde Ankara’da hangi oteli niye tercih ediyordu?

Steve Jobs Olmak Ciltli

Dünyanın gelmiş geçmiş en ünlü CEO’larından Steve Jobs hakkında bir sürü kitap yazıldı. Ama bu kitap hepsinden farklı.

Steve Jobs hakkında efsaneler ve klişeler dilden dile dolaşıyor…

Huysuz, bencil hatta küstah, hırslı ve kindar bir adam.

Peki böyle bir adam, nasıl oldu da vizyoner bir lidere dönüşüp milyarlarca insanın hayatını değiştirecek ürün ve hizmetleri geliştiren ekipleri yönetebildi?
Steve Jobs’ın “uzaktan” fark edilemeyen özellikleri neydi?

Mesela iflah olmaz bir sanatkar, deli divane bir aşık, çaresiz bir kanser hastası ve çalışkan bir dahi olarak tanımlanamaz mıydı Steve Jobs?

Organik bahçecilik yapan, astronot olmak için NASA’ya başvuran, Pixar gibi bir şirketi bugünlere getiren, Apple’ı yeniden ayağa kaldıran kişi Steve Jobs değil miydi?

Steve Jobs Olmak, bir başarı hikayesi değil, bir büyüme hikayesi…

Steve Jobs Olmak, yıllarca Steve Jobs ile beraber çalışmış Tim Cook, Jony Ive, Eddy Cue, Ed Catmull, John Lasseter, Robert Iger gibi insanların anılarının, Apple, Pixar ve Disney’den üst düzey yöneticilerle yapılan görüşmelerin ve 25 yıl içinde bizzat Steve Jobs ile yapılmış yüzlerce saatlik “kayıt dışı” sohbetlerin, ailesi ve eşinin birebir katkılarının eseri…

Steve Jobs Olmak, gün geçtikçe daha sabırlı bir tutum sergileyen, yakın çevresine güvenmeyi öğrenen ve sadece devrim yaratacak ürünleri hedef almak yerine şirketini adım adım büyütmenin önemini keşfeden bir dahinin hayat hikayesi.

“Steve Jobs Olmak inanılmaz bir kitap. Steve ile 25 yıldan fazla beraber çalışmış biri olarak, bu kitabın gerçekten olağanüstü bir insanın olgunlaşmasını ve karakter özelliklerini en doğru şekilde yansıttığını düşünüyorum. Umarım Steve Jobs Olmak, son kaynak olarak kabul edilir.”

– Ed Catmull, Disney Animation ve Pixar başkanı

“Sonunda Steve Jobs ile hakkında dünyanın hak ettiği bir kitap. Zekice, doğru, bilgi dolu ve kimi zaman derinden yaralayıcı… Steve Jobs Olmak, çok uzun yıllar boyunca en önemli referans kaynağı olacak.”

– John Gruber, Daring Fireball

Saraysız Başkan Jose Mujica

Mujica ile yirmi yıldır kesintisiz bir ilişki içinde olan Andres Danza ve Ernesto Tulbovitz, kendini hep ‘Kara Koyun’ gibi hissetmiş bir adamın, ‘Pepe’ Mujica’nın Başkanlık yolculuğunu, iktidarı anlayış ve idare tarzını, Obama, Fidel Castro, Putin, Chávez, Cristina Fernandez de Kirchner gibi liderlerle yaptığı görüşmeleri, Mujica’nın evinde ya da makamında yaptıkları yüz saati aşkın sohbet ve röportajın ürünü olan akıcı bir anlatımla aktarıyor.

Mujica, çiftlik evinin bahçesinde, üzerinde hırkası, yanında köpeği Manuela ve yüzünde afacan çocuklarda görülen o muzip gülümsemesiyle verdiği bir röportajda söylediği “Halkları oluşturan insanların büyük bir kısmı devlet başkanlarının yaşadığı gibi bir hayatı yaşamıyor. Ben ülkenin büyük bir bölümünün yaşam tarzı nasılsa öyle yaşıyorum. Devlet başkanlarını azınlıkta olan bir grubun yaşadığı sisteme dahil etmeye çalışan bir mekanizma var. Düşündüğün gibi yaşamalısın. Aksi takdirde yaşadığın gibi düşünmeye başlarsın” sözleriyle yaşam tarzını neden değiştirmediğini, bunun aslında bilinçli bir seçim olduğunu anlatıyor.

Aşk ve Matematik

Sanat dersi aldınız ve size bir çitin nasıl boyanacağını öğrettiler ama van Gogh ya da Picasso’nun resimlerini hiç göstermediler mi? Ne yazık ki matematik de işte böyle öğretiliyor ve bu yüzden de çoğumuz için boyanın kurumasını izlemenin entelektüel karşılığı haline geliyor.

Aşk ve Matematik’te, ünlü matematikçi Edward Frenkel, matematiğin daha önce hiç görmediğimiz, bir sanat eserinin güzelliği ve zarafetiyle dolu bir yönünü ortaya koyuyor. Frenkel, matematiğin evrenin akışına yön verdiğini, şekillerinin ve eğrilerinin arkasına saklandığını, küçük atomlardan en büyük yıldızlara kadar her şeyin dizginlerini elinde tuttuğunu yazıyor. Aşk ve Matematik, hayatımızı zenginleştirmek, dünyayı ve içindeki yerimizi daha iyi anlamak, matematiğin gizli sihirli evrenini keşfetmek için bir davet.

“Bir matematikçinin mücadelelerinin, sevinçlerinin ve tutkularının müthiş bir anlatımı…”

– Barry Mazur, Harvard Üniversitesi ve Imagining Numbers kitabının yazarı

“Modern matematiğin en heyecan verici fikirlerinden bazıları üzerine tutkuyla yazılmış bu akıcı kitabı güzelliğin meraklı aşıklarına şiddetle tavsiye ederim.”

– David Gross, Fizik dalında Nobel Ödülü sahibi

“Bu kitap, Edward Frenkel’in Sovyetler Birliği döneminde Moskova’ya yakın bir kasabada başlayan ve Harvard üzerinden California Üniversitesi’ne uzanan matematik-fizik serüveni. Hem hayatın içinden hem de akademik dünyadan geçen bir yol hikâyesi. Bu yolda kimlere rastlamıyoruz ki. Özellikle de matematiğin farklı konularını birleştiren Langlands Programı’nın kurucusu, benim de 1967-1968 yıllarında Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde hocam olmuş, yaşayan en büyük matematikçilerden Robert Langlands. Hocamın kitabın Türkçe baskısı için Türkçe olarak yazdığı ve kitabın sonunda yer alan mektubunun da, André Weil’e yazdığı tarihi mektuplar gibi zaman içinde çok konuşulacağına inanıyorum. Bu kitabı okumak için matematik bilmenize gerek yok ama dikkat edin, Nassim Nicholas Taleb’in de dediği gibi, sonunda matematikçi olmak isteyebilirsiniz…”

– Yılmaz Akyıldız

“[Frenkel’in] anılarını içeren bu kitap … üç şeydir: Matematiğe platonik bir aşk mektubu; meslekten olmayanlara matematiğin ilerlemekte olan en muhteşem oyunu hakkında bir fikir verme girişimi; yazarın kendisinin bu oyunda nasıl baş aktör olduğunun ilham verici ve eğlenceli bir otobiyografisi. Matematiğin insan aklını aşan bir gerçekliğe sahip olduğu görüşüne, uygulayıcıları, özellikle de Frenkel, Langlands, Sir Roger Penrose ve Kurt Gödel gibi büyük uygulayıcıları arasında yaygın olarak rastlanır. Aşk ve Matematik tuhaf örüntülerin ve eşlemelerin beklenmedik şekilde ortaya çıkış şeklinden kaynaklanarak gizli ve gizemli bir şeyin ipucunu verir.”

– Jim Holt, The New York Review of Books

“Her sayfada, tıpkı Pasternak’ın ünlü romanından uyarlanan ve David Lean’in yönettiği filmde Ömer Şerif’in canlandırdığı Doktor Jivago gibi, aklımın gözünü kitabın yazarının Sibirya kışının derinliklerinde, mum ışığında yazarkenki kurgusal imgesini canlandırırken buldum. Aşk ve Matematik, Edward Frenkel’in Lara şiirleri… Bütün büyük Rus romanları için geçerli olduğu gibi, Frenkel’in hikâyesinde de bir kişinin şahsi aşk ve güçlüğün üstesinden gelme hikâyesi ile hem toplumun derinliklerini görmeye yardım eden mercekler hem de insan aklını açığa vuran bir ayna bulacaksınız.”

– Keith Devlin, Huffington Post

“Frenkel matematiğin ‘evrenin akışını yönettiğini’ yazıyor. Müzik kadar hoş ve edebiyat kadar da entelektüel mirasımızın parçası. Bizi çok azımızın okulda karşılaştığı ‘gizli’ dünyayı açığa çıkaran araştırmasında gezdirerek merakımızı uyandırmaya çalışıyor… Frenkel o dünyayı anlaşılabilir ve hatta güzel kılmayı amaçlıyor.”

– The New York Times Book Review

“Aşk ve matematik kelimeleri genellikle bir solukta söylenmez. Ancak matematikçi Edward Frenkel bunu değiştirme görevini üstleniyor… Berkeley’deki California Üniversitesi’nde kadrolu öğretim görevlisi olan yazar, Aşk ve Matematik isimli kitabında okullarda matematiği öğretmek için kullanılan geleneksel yöntemin yaygın bir bilgisizliğe yol açtığını ve ekonomik durgunluktan bunun sorumlu olabileceğini ileri sürüyor… Kitap onun kişisel hikâyesini anlatıyor ve Langlands Programı’ndaki araştırmasını ve sınıflarda düzenli olarak öğretilmeyen yeni matematiksel keşifleri tanımlıyor.”

– The Wall Street Journal

“[Frenkel’in] ağır eşitsizlikler karşısında kazandığı mesleki zaferin hikâyesi oldukça tatmin edici… Ancak gençliğinde karşılaştığı darkafalılığa verdiği gerçek yanıt, onun matematik tutkusunda, yani kitabın başlığındaki ‘aşk’ta yatıyor… Matematiğin insanlığın ortaklaşa sahip olduğu bir şey olduğuna inanan Frenkel, her bir kavramı teorik olmayan terimlerle açıklarken gündelik hayattan benzerlikleri çokça kullanıyor… Meslekten olmayan okurlar, modern matematiğin ne üzerine olduğuna, onun ihtirasına, güzelliğine ve büyüleme gücüne dair bir anlayış kazanacaklar.”

– The New York Times

Bilim İnsanlarının Tarihi

Kubilay Kaptan bu önemli çalışmasında, günümüzden 5,500 yıl geriye uzanarak 514 matematikçinin biyografilerini kaleme alıyor. Kitap bilimin en büyük zihinlerinin yakından tanınması ve dünyanın şekillenmesinde oynadıkları rolün öğrenilmesi üzerinde de titizlikle duruyor. Kronolojik olarak düzenlenmiş biyografilerle, matematiğin yüz yıllar içinde hangi koşullarda geliştiğine dair çarpıcı bir tablo sunuyor. Bilimsel ve teknik ayrıntıları asgaride tutan kitap, konuya ilgi duyan bütün okurları matematiksel gelişmeleri kolayca izlemeye davet ediyor.

Bilim İnsanlarının Tarihi’nde Matematik, Bilgisayar Bilimi, Mantık ve Olasılık ve Oyun Teorisi alt konularında aralarında Anaxagoras, Cahit Arf, Augustin-Louis Cauchy, Pierre de Fermat, Albrecht Dürer, Kerim Erim, Marie-Sophie Germain, Al-Karaji gibi pek çok matematikçiye ait ilginç hayat hikayelerini okurken bir yanda da matematiğin nasıl ilerlediğine ve diğer bilim dallarıyla nasıl bir ilişki kurduğuna tanıklık edeceksiniz.

Bilim İnsanlarının Tarihi

Kubilay Kaptan bu önemli çalışmasında, günümüzden 5,500 yıl geriye uzanarak 514 matematikçinin biyografilerini kaleme alıyor. Kitap bilimin en büyük zihinlerinin yakından tanınması ve dünyanın şekillenmesinde oynadıkları rolün öğrenilmesi üzerinde de titizlikle duruyor. Kronolojik olarak düzenlenmiş biyografilerle, matematiğin yüz yıllar içinde hangi koşullarda geliştiğine dair çarpıcı bir tablo sunuyor. Bilimsel ve teknik ayrıntıları asgaride tutan kitap, konuya ilgi duyan bütün okurları matematiksel gelişmeleri kolayca izlemeye davet ediyor.

Bilim İnsanlarının Tarihi’nde Matematik, Bilgisayar Bilimi, Mantık ve Olasılık ve Oyun Teorisi alt konularında aralarında Anaxagoras, Cahit Arf, Augustin-Louis Cauchy, Pierre de Fermat, Albrecht Dürer, Kerim Erim, Marie-Sophie Germain, Al-Karaji gibi pek çok matematikçiye ait ilginç hayat hikayelerini okurken bir yanda da matematiğin nasıl ilerlediğine ve diğer bilim dallarıyla nasıl bir ilişki kurduğuna tanıklık edeceksiniz.

Bilim İnsanlarının Tarihi

Kubilay Kaptan bu önemli çalışmasında, günümüzden 5,500 yıl geriye uzanarak 514 matematikçinin biyografilerini kaleme alıyor. Kitap bilimin en büyük zihinlerinin yakından tanınması ve dünyanın şekillenmesinde oynadıkları rolün öğrenilmesi üzerinde de titizlikle duruyor. Kronolojik olarak düzenlenmiş biyografilerle, matematiğin yüz yıllar içinde hangi koşullarda geliştiğine dair çarpıcı bir tablo sunuyor. Bilimsel ve teknik ayrıntıları asgaride tutan kitap, konuya ilgi duyan bütün okurları matematiksel gelişmeleri kolayca izlemeye davet ediyor.

Bilim İnsanlarının Tarihi’nde Matematik, Bilgisayar Bilimi, Mantık ve Olasılık ve Oyun Teorisi alt konularında aralarında Anaxagoras, Cahit Arf, Augustin-Louis Cauchy, Pierre de Fermat, Albrecht Dürer, Kerim Erim, Marie-Sophie Germain, Al-Karaji gibi pek çok matematikçiye ait ilginç hayat hikayelerini okurken bir yanda da matematiğin nasıl ilerlediğine ve diğer bilim dallarıyla nasıl bir ilişki kurduğuna tanıklık edeceksiniz.

Bilim İnsanlarının Tarihi

Kubilay Kaptan bu önemli çalışmasında, günümüzden 5,500 yıl geriye uzanarak 514 matematikçinin biyografilerini kaleme alıyor. Kitap bilimin en büyük zihinlerinin yakından tanınması ve dünyanın şekillenmesinde oynadıkları rolün öğrenilmesi üzerinde de titizlikle duruyor. Kronolojik olarak düzenlenmiş biyografilerle, matematiğin yüz yıllar içinde hangi koşullarda geliştiğine dair çarpıcı bir tablo sunuyor. Bilimsel ve teknik ayrıntıları asgaride tutan kitap, konuya ilgi duyan bütün okurları matematiksel gelişmeleri kolayca izlemeye davet ediyor.

Bilim İnsanlarının Tarihi’nde Matematik, Bilgisayar Bilimi, Mantık ve Olasılık ve Oyun Teorisi alt konularında aralarında Anaxagoras, Cahit Arf, Augustin-Louis Cauchy, Pierre de Fermat, Albrecht Dürer, Kerim Erim, Marie-Sophie Germain, Al-Karaji gibi pek çok matematikçiye ait ilginç hayat hikayelerini okurken bir yanda da matematiğin nasıl ilerlediğine ve diğer bilim dallarıyla nasıl bir ilişki kurduğuna tanıklık edeceksiniz.

Bilim İnsanlarının Tarihi

Kubilay Kaptan bu önemli çalışmasında, günümüzden 5,500 yıl geriye uzanarak 514 matematikçinin biyografilerini kaleme alıyor. Kitap bilimin en büyük zihinlerinin yakından tanınması ve dünyanın şekillenmesinde oynadıkları rolün öğrenilmesi üzerinde de titizlikle duruyor. Kronolojik olarak düzenlenmiş biyografilerle, matematiğin yüz yıllar içinde hangi koşullarda geliştiğine dair çarpıcı bir tablo sunuyor. Bilimsel ve teknik ayrıntıları asgaride tutan kitap, konuya ilgi duyan bütün okurları matematiksel gelişmeleri kolayca izlemeye davet ediyor.

Bilim İnsanlarının Tarihi’nde Matematik, Bilgisayar Bilimi, Mantık ve Olasılık ve Oyun Teorisi alt konularında aralarında Anaxagoras, Cahit Arf, Augustin-Louis Cauchy, Pierre de Fermat, Albrecht Dürer, Kerim Erim, Marie-Sophie Germain, Al-Karaji gibi pek çok matematikçiye ait ilginç hayat hikayelerini okurken bir yanda da matematiğin nasıl ilerlediğine ve diğer bilim dallarıyla nasıl bir ilişki kurduğuna tanıklık edeceksiniz.

Bilim İnsanlarının Tarihi

Kubilay Kaptan bu önemli çalışmasında, günümüzden 5,500 yıl geriye uzanarak 514 matematikçinin biyografilerini kaleme alıyor. Kitap bilimin en büyük zihinlerinin yakından tanınması ve dünyanın şekillenmesinde oynadıkları rolün öğrenilmesi üzerinde de titizlikle duruyor. Kronolojik olarak düzenlenmiş biyografilerle, matematiğin yüz yıllar içinde hangi koşullarda geliştiğine dair çarpıcı bir tablo sunuyor. Bilimsel ve teknik ayrıntıları asgaride tutan kitap, konuya ilgi duyan bütün okurları matematiksel gelişmeleri kolayca izlemeye davet ediyor.

Bilim İnsanlarının Tarihi’nde Matematik, Bilgisayar Bilimi, Mantık ve Olasılık ve Oyun Teorisi alt konularında aralarında Anaxagoras, Cahit Arf, Augustin-Louis Cauchy, Pierre de Fermat, Albrecht Dürer, Kerim Erim, Marie-Sophie Germain, Al-Karaji gibi pek çok matematikçiye ait ilginç hayat hikayelerini okurken bir yanda da matematiğin nasıl ilerlediğine ve diğer bilim dallarıyla nasıl bir ilişki kurduğuna tanıklık edeceksiniz.

Bilim İnsanlarının Tarihi

Kubilay Kaptan bu önemli çalışmasında, günümüzden 5,500 yıl geriye uzanarak 514 matematikçinin biyografilerini kaleme alıyor. Kitap bilimin en büyük zihinlerinin yakından tanınması ve dünyanın şekillenmesinde oynadıkları rolün öğrenilmesi üzerinde de titizlikle duruyor. Kronolojik olarak düzenlenmiş biyografilerle, matematiğin yüz yıllar içinde hangi koşullarda geliştiğine dair çarpıcı bir tablo sunuyor. Bilimsel ve teknik ayrıntıları asgaride tutan kitap, konuya ilgi duyan bütün okurları matematiksel gelişmeleri kolayca izlemeye davet ediyor.

Bilim İnsanlarının Tarihi’nde Matematik, Bilgisayar Bilimi, Mantık ve Olasılık ve Oyun Teorisi alt konularında aralarında Anaxagoras, Cahit Arf, Augustin-Louis Cauchy, Pierre de Fermat, Albrecht Dürer, Kerim Erim, Marie-Sophie Germain, Al-Karaji gibi pek çok matematikçiye ait ilginç hayat hikayelerini okurken bir yanda da matematiğin nasıl ilerlediğine ve diğer bilim dallarıyla nasıl bir ilişki kurduğuna tanıklık edeceksiniz.

Bilim İnsanlarının Tarihi

Kubilay Kaptan bu önemli çalışmasında, günümüzden 5,500 yıl geriye uzanarak 514 matematikçinin biyografilerini kaleme alıyor. Kitap bilimin en büyük zihinlerinin yakından tanınması ve dünyanın şekillenmesinde oynadıkları rolün öğrenilmesi üzerinde de titizlikle duruyor. Kronolojik olarak düzenlenmiş biyografilerle, matematiğin yüz yıllar içinde hangi koşullarda geliştiğine dair çarpıcı bir tablo sunuyor. Bilimsel ve teknik ayrıntıları asgaride tutan kitap, konuya ilgi duyan bütün okurları matematiksel gelişmeleri kolayca izlemeye davet ediyor.

Bilim İnsanlarının Tarihi’nde Matematik, Bilgisayar Bilimi, Mantık ve Olasılık ve Oyun Teorisi alt konularında aralarında Anaxagoras, Cahit Arf, Augustin-Louis Cauchy, Pierre de Fermat, Albrecht Dürer, Kerim Erim, Marie-Sophie Germain, Al-Karaji gibi pek çok matematikçiye ait ilginç hayat hikayelerini okurken bir yanda da matematiğin nasıl ilerlediğine ve diğer bilim dallarıyla nasıl bir ilişki kurduğuna tanıklık edeceksiniz.

Benim Adım Ne?

Muhammed Ali’nin fevkalade gerilimli öyküsü, sadece şampiyon bir boksörün veya tüm zamanların en iyi boksörünün hayat hikayesi değildi.

Amerikan Kurulu Düzeni tarafından sistematik bir ayrımcılığa uğrayan, ezilen siyahların özgürlük mücadelesinde; Ali, bir döneme damgasını vurarak çok önemli katkılar yaptı.

Kimlik arayışının sonucunda Hıristiyanlığı terk edip, Müslüman olmuştu. Cassius Clay iken, Muhammed Ali adını almıştı. Bu tercihi, Amerikan halkının ezici çoğunluğunun tepkisini çekti. Derin Amerika’nın gazabına uğradı.

Müslüman bir şampiyona asla tahammülleri yoktu. O dönemde, ünlü bir boks yazarı, “Boksun mafyanın elinde olması Siyah Müslümanların elinde olmasından daha iyidir” diyordu.

Muhammed Ali’nin zorlu mücadelesi, sadece Amerika’daki değil dünyanın dört bir yanındaki insanları, en başta da biz Müslümanları çok etkiledi.

Türkiye’de insanlar, saat farkından dolayı sabahın ilk ışıklarından önceki bir vakit diliminde Muhammed Ali’nin maçlarını radyolarından dinleyebilmek, sonraki dönemde televizyondan izleyebilmek için saatlerini kurar, böylelikle uyanırlardı.

Ronaldo'nun Hikayesi

Cristiano Ronaldo’nun hayatını anlatmak tabii ki bir kitaba sığmaz çünkü o yaşayan bir efsane. Bu kitap onun ibretlik yaşamöyküsüne açılan minik bir pencere sadece. O pencereden içeriye baktığınızda, futbolun prensi Ronaldo’nun hayatından en çarpıcı kesitleri görecek ve belki onun daha önce hiç bilmediğiniz yönlerini öğreneceksiniz.

Ronaldo’nun Hikayesi’nde sıfırdan, adım adım zirveye tırmanan, Portekizli fakir bir ailenin çocuğu olan Ronaldo’nun hırsını, korkularını ve hayallerini gerçekleştirmek için çıktığı yolda karşılaştığı zorlukları okuyacaksınız.

Cristiano Ronaldo, Lionel Messi’yle birlikte dünyanın en iyi oyuncusu olarak kabul ediliyor ve yılda ortalama 40 milyon avroluk kazancıyla en çok kazanan futbolculardan biri.

İşte Cristiano Ronaldo’nun hikayesi.

Messi Mucizesi

Elinizde tuttuğunuz bu kitap futbola beş yaşında mahallesinin takımı Grandoli’de başlayıp on üç yaşında dünyanın en büyük kulüplerinden birine, Barcelona’ya transfer olan Lionel Andres Messi Cuccittini’nin yaşamöyküsüdür ve her satırı gerçektir.

Bir çocuk düşünün, doktor ona, “Senin boyun 1 metre 50 santimi geçmeyecek, hep küçük kalacaksın,” diyor ve o çocuk dünyanın en büyük futbolcusu oluyor. Bu mucize değil de nedir?

Messi’nin neler yaşadığını, hangi imkânsızlıklardan geldiğini öğrendiğinizde ona olan saygınız bir kat daha artacak. Messi Mucizesi’nde öğrendiklerinizden sonra onu sahada futbol oynarken bambaşka bir gözle izleyeceksiniz.

Benim Kısa Tarihim

“Ben 8 Ocak 1942’de, Galileo’nun ölümünden tam üç yüz yıl sonra doğdum. Tabii, benimle aynı gün iki yüz bin civarında başka bebek de doğdu. Onlardan herhangi biri sonradan astronomiyle ilgilendi mi, bilmiyorum.”

Günümüz bilim dünyasına damgasını vuran Stephen Hawking Benim Kısa Tarihim’de kendi yaşamöyküsünü paylaşıyor.  

Stephen Hawking, İkinci Dünya Savaşı sonrası yokluk yıllarında geçen çocukluğunu, arkadaşlarının kendisine “Einstein” lakabını taktığı okul günlerini, 21 yaşında yakalandığı hastalığını, Oxford ve Cambridge yıllarını, evliliğini, çocuklarını kendine has üslubu ve espri anlayışıyla anlatıyor… 

Stephen Hawking’in, kendi hayatına ve entelektüel evrimine içeriden baktığı Benim Kısa Tarihim, bir biyografiden çok daha fazlası… 

“Engelli insanların, yapamadıkları şeylere üzülmek yerine yapabildikleri şeylere yoğunlaşmaları gerektiğini düşünüyorum” diyen Hawking’den hayata dair bir güzelleme…

Sinança

Sinança için sosyalist bir kadının, Şirin Cemgil’in hikayesi denebilir. Bir anlamda, 1970’lerden bu yana Türkiye’de yaşanan mücadele süreçleri düşünüldüğünde, sayısız devrimci-sosyalist kadının duygularının, dirençlerinin ifade bulmuş hali.

Bu romansı kitap, kısa süren bir “dün” ile uzun süren bir “bugün” arasında gidip gelen mektuplaşmalardan oluşuyor. Sancılı, gerilimli, sevinçli. Hasret ve yalnızlık da var kaçınılmaz olarak.

Anlatılanlar, Türkiye sosyalist siyasi tarihinin bir parçası.

Şirin bu kitabın adını “Bitmemiş Yazılar” koymuştu ölümünden önce. Kaleme alacağı pek çok şeyi yazamadı ama bu kitap onun sevgisinin ve hayatının en yalın özeti.

Sinança, hem bitirilememiş bir aşk mektubu, hem bir otobiyografi, hem de siyasi bir anlatı olarak okunabilir. Şirin’in cümleleri hafızaları tazeleyecek.

Benim Adım Ronaldo

Cristiano Ronaldo’nun başarı öyküsü…

O, topu olmadığı için çoraplarını top yapıp onlarla oynayan, yoksul bir çocuktu.En büyük tutkusu futboldu. Tutkusunun peşinden gitmeye, gelmiş geçmiş en iyi futbol oyuncularından biri olmaya kararlıydı. Ve bunu başardı…

Bu kitapta dünyanın en iyi futbol oyuncularından sayılan Cristiano Ronaldo’nun Portekiz’in Madeira Adası’ndan Real Madrid’e uzanan yolculuğunu okuyacaksınız.

Ezra Pound

Konfüçyüs hayranı barış aktivisti, vatan haini, faşist ve şair… Yoksa akıl hastası mı?

Modernizmin en etkili şairlerinden Ezra Pound’un tartışmalı kişiliğine kayıtsız kalmak olanaksızdır. Cömert editoryal katkılarıyla desteklediği şair ve yazarlar arasında Joyce ve Eliot gibi dev isimler vardır. Pound olmasaydı modernizm edebiyatta bunca etkili olmayabilirdi. “Şairler şiirleriyle düşünürler; şiir aynı zamanda tarih ve dünya hakkında düşünmenin bir biçimidir” diyen Alec Marsh bu kitapta Pound’un yazılarını, mektuplarını, şiirlerini ve başyapıtı Kantolar’ı bu düşünme biçiminin örnekleri olarak ele alıyor.

Pound’un yer yer karanlık yapıtını olduğu kadar, çoğu kez öfke uyandıran görüşlerini, siyasi tavrını ve kişiliğini de bizler için “anlaşılır” kılıyor. Zaman Pound’un siyasetini mahkûm etti ve onunla birlikte şiirin çoğu da gitti. Bunun başlıca nedeni şiirinin başarısız olması değil, okurların Pound’u anlamaya daha az hevesli olmalarıdır, çünkü ne bulacaklarından korkmaktadırlar.

Ezra Pound

Konfüçyüs hayranı barış aktivisti, vatan haini, faşist ve şair… Yoksa akıl hastası mı?

Modernizmin en etkili şairlerinden Ezra Pound’un tartışmalı kişiliğine kayıtsız kalmak olanaksızdır. Cömert editoryal katkılarıyla desteklediği şair ve yazarlar arasında Joyce ve Eliot gibi dev isimler vardır. Pound olmasaydı modernizm edebiyatta bunca etkili olmayabilirdi. “Şairler şiirleriyle düşünürler; şiir aynı zamanda tarih ve dünya hakkında düşünmenin bir biçimidir” diyen Alec Marsh bu kitapta Pound’un yazılarını, mektuplarını, şiirlerini ve başyapıtı Kantolar’ı bu düşünme biçiminin örnekleri olarak ele alıyor.

Pound’un yer yer karanlık yapıtını olduğu kadar, çoğu kez öfke uyandıran görüşlerini, siyasi tavrını ve kişiliğini de bizler için “anlaşılır” kılıyor. Zaman Pound’un siyasetini mahkûm etti ve onunla birlikte şiirin çoğu da gitti. Bunun başlıca nedeni şiirinin başarısız olması değil, okurların Pound’u anlamaya daha az hevesli olmalarıdır, çünkü ne bulacaklarından korkmaktadırlar.

Aşık Geleneğinden Protest Müziğe: Ali Asker

Ali Asker müziğin önem taşıdığı bir coğrafyada, Dersim’de doğmuş ve büyümüştür. 1938 Dersim katliamına yönelik anlatılardan kulağında kalan, onun belirli bir maduniyet içinden geldiğini ve bu maduniyetin onun bilincinde yer edindiğini ortaya koymaktadır. İlk önemli sahne deneyimi, dönemin büyük âşıklarından Âşık Mahzuni Şerif’in desteğiyle gerçekleşmiştir. Daha sonra Mahzuni ile kısa bir Doğu turnesine çıkarak usta-çırak ilişkisi ile âşıklık geleneğine adımını atmıştır.

12 Eylül sürecine kadar Devrimci-Yol pratiğinin önemli aktivistlerinden biri olmuş, müziğini bu pratiğin örgütlenme aracı olarak etkin bir biçimde kullanmıştır. Bu süreçte daha çok ozan-âşık geleneğinin içerisinden ürünler vermiştir.

12 Eylül ile birlikte kardeşini işkencede kaybetmesinin ve kendisinin de ağır işkenceler görmesinin ardından yurt dışına yerleşmiştir. Müzik hayatının ikinci evresi olarak tanımlayabileceğimiz “Sürgün” döneminde, Türkiye’deki siyasal mücadeleyi desteklemeye çalışmıştır. Özellikle hapishanelerde yaşanan işkenceleri ve ülke genelinde yaşanan insan hakları ihlallerini müziğinde gündeme getirerek etkin bir mücadele içine girmiştir. Bu süreçte bestelerine devam etmiş fakat âşıklık geleneğinden uzaklaşmıştır. Artık daha çok protest müziğin içinden değerlendirilebilecek bir tarza ulaştığı görülmüştür.

Müziğinin üçüncü evresi 2000’li yıllarla birlikte başlatılabilir. Bu dönemde de genel olarak hem Türkiye’deki hem yurt dışındaki gündeme bağımlı olarak daha politik içerikli türkülerin yerini sürgünlüğün getirdiği özlem, acı, sevda dolu türküler almıştır. Bu süreçte, değişen yaşam koşullarına göre şekillenen bir yaşam algısından söz etmek mümkündür. Adaletsizliğe, eşitsizliğe, sömürüye karşı kişisel tavrında bir değişiklik olmasa da bu çelişkilerin müzik ile ifade ediliş biçiminde farklılıklar göze çarpmaktadır.

– Selçuk Duran

Georgi Dimitrov – Bir Yaşam Öyküsü

Georgi Dimitrov kırk yedi yıl boyunca kendini mücadeleye adamış bir komünistti. Mücadelesinin son on beş yılında, 20. yüzyılın ikinci yarısında, uluslararası komünist hareketin en göze çarpan şahsiyetlerinden biri olmuştu. 1902 yılında Bulgaristan Komünist Partisi’nin öncüleri arasına katıldığında, hemen partinin liderlerinden biri olmuştu. Dimitrov, 1923 yılı Eylül ayında patlak veren ve kargaşayla sona eren, kısa ömürlü komünist ayaklanmanın tertiplenmesinde önemli rol oynayan militanlardan biriydi.

Derken kaderin cilvesi onu, Hitler’in Almanya Şansölyesi olmasından hemen sonra, 1933 yılının Mayıs ayı başında Berlin’de Reichstag Yangını’yla ilgili olarak tutuklanmasıyla, onu on yıllık nankör yeraltı çalışmalarından çekip aldı. Kaybedecek bir şeyi olmayan Dimitrov saldırgan bir savunmaya geçerek, Göring ve Göbbels’le başabaş mücadele verdi. Komünist destekli basının da yardımıyla uluslararası medyanın sempatisi kazandı ve yükselen Nazi rejiminin, karşı kıta çapında protesto edilmesine neden oldu.

Beraat ettikten sonra kendisine Sovyet vatandaşlığı verildi ve hemen ardından da tek tek Marksist partilerle eşgüdümü sağlayan ve bu partileri ilk sosyalist devletin politikalarına bağımlı kılan Komünist Enternasyonal’in Genel Sekreterliği’ne getirildi. 1935 yılında Dimitrov, Sovyet diplomasisinde ve Enternasyonal’in taktiklerinde gerçek bir geri dönüş olan Halk Cephesi politikasını ilan etti.

Bunu izleyen dört yıl boyunca tüm Avrupa’da komünistlerin tarafında bu girişimin ve bunun dışında aşırı sağın gelişine karşı solcu siyasi bir ittifak oluşturulmasının simgesi oldu. Ancak bu girişim Molotov-Ribbentrop Paktı’yla dağılıp Sovyetler Birliği Nazi Almanyası’na karşı savaşa girince Dimitrov, Stalin adına daha geniş ulusal iş birliğini sağlamak için değişik direniş hareketlerini yönetti. İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden sonra komünistlerin ağırlıkta oldukları hükümetin yönetimini ele almak için ülkesi Bulgaristan’a döndü.

Georgi Dimitrov – Bir Yaşam Öyküsü

Georgi Dimitrov kırk yedi yıl boyunca kendini mücadeleye adamış bir komünistti. Mücadelesinin son on beş yılında, 20. yüzyılın ikinci yarısında, uluslararası komünist hareketin en göze çarpan şahsiyetlerinden biri olmuştu. 1902 yılında Bulgaristan Komünist Partisi’nin öncüleri arasına katıldığında, hemen partinin liderlerinden biri olmuştu. Dimitrov, 1923 yılı Eylül ayında patlak veren ve kargaşayla sona eren, kısa ömürlü komünist ayaklanmanın tertiplenmesinde önemli rol oynayan militanlardan biriydi.

Derken kaderin cilvesi onu, Hitler’in Almanya Şansölyesi olmasından hemen sonra, 1933 yılının Mayıs ayı başında Berlin’de Reichstag Yangını’yla ilgili olarak tutuklanmasıyla, onu on yıllık nankör yeraltı çalışmalarından çekip aldı. Kaybedecek bir şeyi olmayan Dimitrov saldırgan bir savunmaya geçerek, Göring ve Göbbels’le başabaş mücadele verdi. Komünist destekli basının da yardımıyla uluslararası medyanın sempatisi kazandı ve yükselen Nazi rejiminin, karşı kıta çapında protesto edilmesine neden oldu.

Beraat ettikten sonra kendisine Sovyet vatandaşlığı verildi ve hemen ardından da tek tek Marksist partilerle eşgüdümü sağlayan ve bu partileri ilk sosyalist devletin politikalarına bağımlı kılan Komünist Enternasyonal’in Genel Sekreterliği’ne getirildi. 1935 yılında Dimitrov, Sovyet diplomasisinde ve Enternasyonal’in taktiklerinde gerçek bir geri dönüş olan Halk Cephesi politikasını ilan etti.

Bunu izleyen dört yıl boyunca tüm Avrupa’da komünistlerin tarafında bu girişimin ve bunun dışında aşırı sağın gelişine karşı solcu siyasi bir ittifak oluşturulmasının simgesi oldu. Ancak bu girişim Molotov-Ribbentrop Paktı’yla dağılıp Sovyetler Birliği Nazi Almanyası’na karşı savaşa girince Dimitrov, Stalin adına daha geniş ulusal iş birliğini sağlamak için değişik direniş hareketlerini yönetti. İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden sonra komünistlerin ağırlıkta oldukları hükümetin yönetimini ele almak için ülkesi Bulgaristan’a döndü.

Mesud: Efsanevi Afgan Liderin Farklı Bir Portresi

“Penşir Aslanı” Ahmed Şah Mesud’un yakın arkadaşlarından biri olan ve bombalı suikasta uğradığında da onunla birlikte olup ağır bir şekilde yaralanan Mesud Halili, Arjantinli yazar Marcela Grad’ın Mesud: Efsanevi Afgan Liderin Farklı Bir Portresi isimli sözlü tarih çalışmasına ciddi ölçüde katkıda bulunmuş olmasının yanı sıra; Afganistan’ın eski Türkiye Büyükelçisi olarak kitabın Türkçe baskısı için duyduğu heyecanı Türk okuyucular için şöyle paylaşıyor: “Büyük Türkiye, şanlı tarihi boyunca yaşadığı sayısız olaylarda inancın ve özgürlüğün, savaşın ve barışın büyük kahramanlarının yurdu olmuştur. Arkadaşım Mesud hakkındaki bu kitabın, iki bedende bir can, iki gözde bir bakış ve iki kalpte tek umut olan Türkler ve Afganların ortak paydalarına yeni bir boyut katacağına inanıyorum.”

Wikileaks Davası: Amerika Chelsea Manning’e Karşı

Ressam ve aktivist Clark Stoeckley, mahkeme salonunda yaptığı çizimlerle, Er Chelsea (eski Bradley) Manning’in askeri mahkeme duruşmalarının sıradışı hikayesini bu kitap ile kayıt altına alıyor. Irak ve Afganistan savaşları ile ilgili kayıtların yanı sıra “Tali Cinayet” videosu gibi utanç verici dosyaların da Wikileaks’e aktarılması suçundan 35 yıla mahkûm olan Manning, şu anda askeri cezaevinde bulunuyor.

Bu kitapta Stoeckley’in mahkeme esnasında yaptığı çizimler ile çok büyük bir kısmı stenograf ücret ödemelerini cömertçe yapan Basın Özgürlüğü Kuruluşu tarafından temin edilen deşifre metinlerinden özenle seçilmiş duruşma notları birleştirilerek, Amerikan tarihinin en önemli ve gizli kalmış mahkemelerinden birine ilgi çekici bir açıdan bakılıyor (devletin deşifre metinleri gizli tutuluyor).

Manning için yapılan suçlamalar ve savunmanın argümanları çerçevesinde devletin gizli bilgelerini ifşa etmenin nasıl bir hukuk mücadelesine konu olduğu bu kitapta izlenebiliyor. Manning’in kendi ağzından Wikileaks’e belge aktarmasının özgün hikâyesi de. Julian Assange’ın önsözü ile.

Nazım Hikmet

Memet Fuat’ın kaleminden “dünya şairi” Nazım Hikmet: Neredeyse her biri klasikleşen unutulmaz şiirler, idealler, davalar, tartışmalar, baskılar, aşklar, ayrılıklar ve elbette özlem; memlekette de, gurbette de özlem…

Büyük şairle yıllarca baba oğul gibi yaşamış, daha sonra ise bütün eserlerini yayımlamış olmanın verdiği bir duyarlıkla kişiliğini derinliğine kavramış olan Memet Fuat, “Nazım Hikmet’i anlamak isteyenler, öncelikle ‘iyilik’ konusu üstünde durmalıdırlar” diyordu, “Yakınları, ‘Nazım’ın başına ne geldiyse iyiliğinden gelmiştir’ derlerdi. Toplumsal alandaki davranışları da, inancı da, kavgası da, arkadaşlarıyla, kadınlarıyla ilişkileri de hep kişiliğinin en belirgin özelliğinin, ‘iyiliği’nin etkisinde biçimlenmiş olan şair, yaşamının en büyük acılarını da bu yüzden çekmişti”.

Beethoven

Çağının boğucu atmosferinden kaçarak avuntuyu geçmişin kahramanlarının hayat hikâyelerinde bulan Nobel Ödüllü yazar Romain Rolland, Beethoven’da ünlü bestecinin hayat hikâyesini kuru bir biyografi şeklinde değil, duyguların ön plana çıktığı, şiirsel bir üslupla anlatır. Ludwig van Beethoven’ın zorluklarla geçmiş hayatının önemli anlarını o kendine has anlatımıyla sözcüklere döker. Rolland’ın Beethoven’ı kusursuz bir kahraman değildir, her şeyden önce güçlü ve zayıf yanları olan, sevinen ve kederlenen bir “insan”dır. Beethoven’ı okurken, Rolland’ın cümleleri aracılığıyla büyük Maestro’nun muhteşem senfonileri kulaklarınızda bir kez daha yankılanacak.

Komünist

Vedat Türkali’nin çocukluğunu, aile ortamını, arkadaşlarını, üniversiteye giriş sürecini, gizli TKP’yi arayışlarını ve Merih Hanım ile seksen yıl sürecek yol arkadaşlıklarının önemli kavşaklarını içeren bu otobiyografik kitap ‘51 tevkifatına kadarki süreci kapsıyor.

Komünist, dönemin siyasi, kültürel atmosferinde, Samsun’un Kökçüoğlu Mahallesi’nde başlayan bir yaşamın Komünist bireye evrilişinin aşamalarını yakın çevresi ile birlikte anlatıyor.  Komünist, bir yola çıkış hikâyesi.

Birlikten Kuvvet Doğuran Başkan, İsmail Hakkı Dokuzlu

İsmail Hakkı Dokuzlu bu kitabıyla ilk defa okur önüne çıkıyor. Kendi ifadesiyle “Ben bu kitabı toplumdan aldıklarımı tekrar topluma geri vermek için yazıyorum,” diyor. Hayatının 16 yılını geçirdiği sivil toplum örgütü üyeliğinde kazandıklarını kendine saklamayıp toplumla paylaşmak gerektiğini düşünen, bunun en güzel yolunu da bir kitap yazmak olarak gören biri.

Birlikten kuvvet doğuran başkanın sayfalarında hayatının en verimli çağını meslek odası başkanı olarak geçirmiş bir iş adamının gerek arkadaşlarıyla gerek yalnız başına ürettiği onlarca değişik projeyi okuyacak, hayranlığınızı ve şaşkınlığınızı gizleyemeyeceksiniz.

Bu kitap bir biyografi değildir. Kimi zaman roman, kimi zaman belgesel, kimi zaman rehberdir. Öncelikle proje üretmek isteyen belediyeler, odalar, sivil toplum kuruluşları için önemli bir kaynaktır.

Leyla’lı Hikayeler

“Kaderini kendi çizen bir köpekle sahibesinin öyküsü…”

Kitap, karmaşık ve yorucu şehir yaşantısının bozguna uğrattığı bir dönemden geçen bir kadın ve ansızın çıkagelerek hayatına yeni bir soluk getiren esrarengiz bir köpeği konu alıyor. Kadının yaşamı çalkantılı. Köpek ise biraz çabayla kadının hayatını çepeçevre saran karanlık bulutu aralar; eski alışkanlıklarını değiştirmeye, yeni insanlara yer açmaya, üzerinde tonlarca ağırlık yapanları göndermeye zorlar. Kısaca, sahibinin hayatında bir “bahar temizliği çağı” rüzgarı estirir.

Zaman zaman esprili, zaman zaman da duygusal bir anlatıma sahip olan kitap, ağırlıklı olarak yazarın başından geçen gerçek olaylara dayanıyor. Elbette Leyla’nın da gerçek olduğunu ve hayatına keyifle devam ettiğini eklemek gerekir.

Yaşar Kemal: Sözün Büyücüsü

Yaşar Kemal: Sözün Büyücüsü

… o garbi yeli, Akdeniz’in esintisini getirip Anavarza’nın enginine salıyordu. Zümrüdüanka mı desem, ben-i âdemin düldülü mü? Hiç yere inmeden, Ceyhan’dan damla içmeden, önce Hemite’ye, sonra da ver elini Akçadağ, Çokak, Çamurlu, Göksu… Savrungözü’ne varmak isterdim. O dağ esintilerine yüzümü verip buralardaki Yaşar Kemal’i görmek, dinlemek isterdim.

Feridun Andaç kaleme aldığı Yaşar Kemal: Sözün Büyücüsü ile insanını, insanlığı anlamış; insan ruhunun derinliklerine inip bunu tüm gerçekçiliğiyle yansıtabilmiş; zengin ve şaşırtıcı imgelem dünyaları yaratmış evrensel bir anlatı ustasının “anakarası”nda adım adım ilerlerken sadece Yaşar Kemal’i anlatmakla kalmıyor; onu, eserlerini, kurduğu yazın evrenini ve düş dünyasını anlamlandırıp yorumluyor.
 
Çokgenli bir bakışın, sözden söze geçişin kitabıdır Yaşar Kemal: Sözün Büyücüsü. Bir tür yazarla/yapıtla kurulan söyleşi… Sözün büyülü evrenine yolculuk…
 

Kadının Fenni

“Hep başkalarınca üzerime vazife görülmeyen işlerle uğraşırken buldum kendimi. ‘Sen mi kurtaracaksın?’ diye dalga geçenler de oluyor, ‘Sana mı kaldı?’ diyenler de. Ben de, ‘Evet bana kaldı,’ diyorum. En azından pek çok insan gibi ikiyüzlü değilim. Doğrularımın peşinden koşuyorum. İçim rahat.”

Doğrularının peşinden gitmekten asla vazgeçmeyen Avukat Feyza Altun Meriç, bir ilki gerçekleştirerek duruşmaya yedi aylık oğlu Ali Yiğit’le birlikte girdi. “Helal olsun,” diyen de oldu, “Madem çocuğunu bırakacak kimsen yok, evinde otur o zaman,” diyen de…

Feyza Altun Meriç Kadının Fenni kitabında genç bir kız olmanın, kadın olmanın, anne olmanın, çalışan kadın olmanın zorluklarını, güzelliklerini, tüm hallerini bütün çıplaklığıyla anlatıyor. Sırf “kadın” olduğu için susturulan, yok sayılan, söz alamayan kadınları da unutmuyor. “Hiçbir şeye alışmayın,” diyor. Kadınların yaşadığı çarpıcı hikayeleri okurken üzülecek, belki sinirleneceksiniz ama bir şeylerin de farkına varacaksınız. “Benim başıma gelmez,” dediğiniz olaylarla karşı karşıya kaldığınızda ise Meriç’in bu kez avukat kimliğiyle karşınıza çıkıp size yol gösterdiğini göreceksiniz.

Feyza Altun Meriç, “Kadının fendi değil, kadının fenni erkeği yendi,” diyor.

Yabani Gerçek

Nisan 1992’de Chris Mccandless adında genç bir adam Alaska yabanına yürüdü ve terk edilmiş bir minibüste ölmeden önce 100 gün boyunca hayatta kaldı. “Into The Wild” hikâyesi aradan geçen yirmi yılda milyonları büyüledi. Ama sadece bir kişi Chris’in sıra dışı yolculuğunun ardındaki gerçeği biliyordu ta ki şimdiye dek.

“Birçok insan, Chris’in yaptığı şeyi neden yaptığını anlayamadan Into the Wild’ı okuyup bitirdi. Açık gerçeklerden yoksun bir halde, Chris’in bencil, anne ve babasına karşı affedilmez derecede acımasız, zihinsel olarak rahatsız, intihara meyilli ve/veya aptal olduğu sonucunu çıkardılar. Bu yanlış varsayımlar Carine’in canını sıkıyordu. Ağabeyinin ölümünden yirmi yıl sonra, Chris’in hikayesinin tamamını, ayan beyan ve dolaysız, acı veren parçaları saklamadan anlatma vaktinin geldiğine karar verdi.”

– Jon Krakauer, Önsöz’den

McCandless kardeşler, çalkantılı çocuklukları boyunca kaotik bir aile yaşamının tam ortasında birbirlerine tutundu, ömür boyu sürecek bir bağ ve sarsılmaz bir güven kurdular. Bu yüzden, Chris neredeyse tüm eşyalarını bırakıp, tüm aile bağlarını kopararak yollarda kimliği belirsiz bir yaşam kurguladığında Carine, onu tanıdığı herkesten neyin uzaklaştırdığını anlamıştı. Carine, kendi gerçeğiyle yüzleşip bir takım ezici engelleri aştıktan sonra artık yanında olmayan ağabeyiyle paylaştığı sevgi ve bağda güç bulduğu kendi eşsiz yolculuğuna çıktı.

Al Pacino

Al Pacino, otuz yılı aşkın bir zamandır ünlü gazeteci-yazar Lawrence Grobel ile çocukluğundan oyunculuğa, baba olmasından Shakespeare’e karşı tutkusuna kadar birçok farklı konuda içtenlikle ve özgürce konuşuyor. İkilinin tüm sohbetlerinin ilk kez bir araya geldiği bu kitap, dünyanın en yetenekli ve özel sanatçılarından birinin samimi bir portresini sunuyor.

Baba üçlemesi ve Yaralı Yüz gibi filmlerde başrol oynayarak sinema tarihinin en iyi aktörleri arasında yerini alan Pacino, kariyeri boyunca Francis Ford Coppola, Sidney Lumet, Brian De Palma, Sydney Pollack, Marlon Brando gibi Hollywood’un önemli isimleriyle çalışma şansına sahip oldu.

Al Pacino, sanatsal gücünün doruğunda olmasına rağmen hâlen öğrenmeye can atan, yaptığı işin meyvelerini toplamaktan ziyade sanatını üretme süreciyle ilgilenen yaratıcı bir deha. Usta oyuncunun biyografisini kendi yazdığı önsözle okurlarımıza sunmaktan gurur duyuyoruz.

Metafiziğin Trajik Şairi Necip Fazıl

Necip Fazıl, Türk sanatçıları içinde belki en şanslı olanıdır… Çünkü o henüz yaşarken hakkında o denli çok şey yazılmış, çizilmiştir ki, kendi ifadesiyle yazdıkları eserlerin katıyla hakkında yazılar kaleme alınmıştır…

Necip Fazıl gibi büyük sanatçılar üzerine yazmak büyük bir sorumluluk gerektirdiği kadar, sıkıntısı da verir. Birincisi onun açtığı yolda yürüyenlerin onun eleştirilemez görmeleri, diğeri ise onun çekemeyenlerin hafife almasıdır. Bir yanıyla büyük üstatların dokunulmazlıkları vardır, diğer yanıyla Himalaya gibi görünür ve büyük olduklarından kıskanılır ve eleştirilirler. Edebiyatımızda sanatçılar genellikle bu iki uç noktada tanımlanmıştır. Oysa sanatçıları gerçek kimlikleri ve sanatçılıklarıyla anlatabilmek ancak onların hayatı ve sanatını ayırmadan, ifrat ve tefrite varmadan tanımlamakla mümkündür.

Mehmet Kurtoğlu’nun Necip Fazıl’ın hayatı ve eseri üzerine kaleme aldığı yazılarından oluşan “Metafiziğin Trajik Şairi Necip Fazıl” kitabı farklı okumalar içermektedir. Necip Fazıl’ın Hayatı, sanatı, kişiliği ve nüktelerinin yer aldığı mütevazı bir çalışma.