Zor Aşk

Evlat olmak, anne ve babanın yanlışlarının cezasını çekmek ve bu cezaların hükmüne boyun eğmek olmamalıydı. Neyin bedelini ödediğini bilmeden, karanlıklarda yaşamak zorunda bırakılmamalıydı hiç kimse.

Asya, babasının yanlışının cezasını ailesinden koparılıp, hiç tanımadığı bir adamla yaşamaya zorlanarak ödeyecekti. Sonradan bunun ceza mı ödül mü olduğunu da düşünmeden edemeyecekti. Boran’ın işi daha zordu. O, hem hayatına zorla dâhil edilen bu kıza alışmaya çalışacak hem de ona alışmaktan köşe bucak kaçacaktı. Üstelik yaşamaya çalıştığı karanlığın içinde neyin yalan neyin doğru olduğunu da bilmiyordu.

Onları zor bir aşk bekliyordu. Bu aşk, yalan hayatları doğruya, karanlığı aydınlığa çevirebilmeleri için bir çıkış sunacaktı onlara. Şimdi yapmaları gereken tek şey; o çıkışı kaçırmamaktı.

Zor Kadın Ciltli

Şaşırtıcı bir kadınla karşı karşıyaydı. Oysa her şey kolay görünüyordu! Onu elde etmek ne kadar da zor olabilirdi ki? Maddi sıkıntılardan kurtulmak için kendisini onun kollarına bırakması yeterliydi. Kolay olması gerekirdi!

Ama!.. Ama yanılmıştı! Hem de çok!

Acımasız bir adam olması genç kızı hiç korkutmuyordu. Kötü bir şöhreti olması, onu hiç mi hiç rahatsız etmiyordu. Herkesi sindirip yakan ateşli gözlerine bakarak gülebiliyordu! Bunlardan daha da kötü bir özelliği vardı.Hiç alışık olmadığı kadar… zor bir kadındı!

Aşka ve aileye inanmayan, her istediği kadını kolayca elde edebilen bir adam için onunla karşılaşmak büyük bir talihsizlikti! Ve onu ancak evlilikle elde edebileceğini anlayınca, Yüreğindeki ateşe çaresizce teslim oldu… Hem de iki kere…

Çevresinde sevilmeyen, kötü tanınmaktan rahatsız olmayan huysuz bir adamın yanında yer almaya hazır mısınız? Böyle bir adamı bile kolayca sevebilirsiniz dedirten, sürprizlerle dolu bir FMArsal romanı daha…

Aşktan Kaçarken

Derin, babası tarafından iş ortağıyla evlendirilmek üzeredir. Ancak hiç tanımadığı bu adamdan ve babasından kaçarken kendini büyük bir evde çocuk bakıcısı olarak bulur.

Bu, alışılmış romantizm kalıplarından uzak, eğlenceli aşk hikayesini kaleme alan Emine Şeyma Mengi, Almanya’da yaşıyor. Hiç tanımadığın biriyle evlenmek mi? Olmaz öyle şey! Bu kabul edilemez ve anında uzaklaşmayı gerektirir. Yani “Derin Altındağ olmak bunu gerektirir.”

Unutmamalı ki mevzu Derin olunca doludan kaçarken Baran’a tutulmak kaçınılmazdır. Bu eğlenceli maceranın sürprizli sonunda yüzünüzde gülümseme, içinizde bitmeyen bir yaramazlık yapma isteği kalacak.

Yemin Ciltli

Adı gibi ‘Kara’ bir geçmişi olan, tehlikeli bir adamdı o! Hayat dolu genç bir kız için uygun değildi. Sinir edecek kadar kaba, yontulamayacak kadar sert, can sıkacak kadar suratsız ve…

…ve görmezden gelinemeyecek kadar yakışıklıydı.

Sığındığı karanlığı aydınlatacak bir ışığa ihtiyacı yoktu. Hele güzel ve dik başlı bir sarışına asla! Ama genç kızın neşesinden etkilenmemek zordu. Onun inatçı mavi gözlerinden, alaycı kırmızı dudaklarından, geri adım atmayı bilmeyen cesur yüreğinden de!

Ceza öpücüğü her ikisi için de büyük hataydı! İlişkileri bir anda karmaşık ve içinden çıkılmaz bir hal aldığında, kalbi kırılan genç kız büyük bir yemin etti.

“Sen dizlerinin üzerinde sürünerek gelsen de seninle asla evlenmem!”

Tertemiz bir yüreğin granitten bir kalple mücadelesinde, ilk kez bir yeminin tutulmaması için dua edeceğiniz, tarafınızı zor seçeceğiniz bir FMArsal romanı daha…

Belki Sonra Başka Şeyler De Konuşuruz

“Aşk, insanın mutluluk nedenlerinin aynı zamanda mutsuzluk nedenleri olması.”

Semih Gümüş, bu kez bir romanla okurunun karşısında. Belki Sonra Başka Şeyler de Konuşuruz, insanın içine yer eden, acı bir yalnızlık duygusunun hikayesini anlatıyor. Sinan büyük acılar çektiği, işkenceler gördüğü kişisel tarihini geride bırakmıştır. Kendine yeni bir hayat kurmayı, tanık olduğu herkesi ve her şeyi de geride bırakmayı başarabilecek midir? Uzak bir deniz kıyısında, köyden uzak bir kır evine yerleşir ve geçmişiyle hesaplaşmaya başlar. Yazdığı roman, yaralarını onarmaya yardımcı olacak mıdır?

Belki Sonra Başka Şeyler de Konuşuruz, ülkemizin yakın geçmişinde izleri görülen derin yarıklara odaklanan, insanı doğa içinde, aşk içinde gözlemleyen, aydın ve kentli çevrelerin duyarlıklarını yansıtan bir eser. Yıllar içinde, damıtılarak yazılmış bir doğa ve aşk romanı.

Sen Benimsin

Derek Tyler, oldukça başarılı bir komiserdir. Fakat mesleği artık neredeyse tüm hayatını ele geçirmiştir. Öyle ki, karşısındaki daireye yeni taşınan Ginger Peet’ten etkilendiği anda, onun bütün kişisel bilgilerine ulaşabileceği bir araştırma yapar; o güne kadar aldığı trafik cezaları da dahil… Ginger, kız kardeşiyle birlikte uzak bir şehirden Chicago’ya taşınmıştır ve yeni bir hayat kurmaya çalışmaktadır. İhtiyacı olan son şeyse, tam karşı dairesinde oturan çekici, yakışıklı ve meraklı bir komiserdir. Sıkı durun, burası karışacak!

Teslimiyet

Jake, büyük bir şirketin patronudur. Her zaman yoğun olan iş programı ve özel yaşamı, onu bir tek şeyi düşünmekten alıkoyamamıştır: Kalbinin en gizli köşesinde sakladığı Kim’i…

Kim, kocasından boşandıktan sonra yaşama gücünü tamamen kaybetmiş bir halde neredeyse çökmüşken, Jake onu bulur. Kim’in yeniden ayağa kalkması için ne gerekiyorsa yapmaya kararlıdır.

Kendi şirketinde çalışmaya başlaması için ona bir iş ayarlamayı teklif eder ancak Kim, torpilli bir pozisyondan işe girmeyi kabul etmez. Bunun üzerine Jake onu en azından resepsiyonist olarak çalışması için ikna eder. O an Jake için en önemli olan şey, bir şekilde Kim’in yakınlarında olmaktır. Artık onu koruyup kollayabilecek ve yaşamından haberdar olacaktır.

Kim için yaşadığı onca şeyden sonra  kalbini bir kez daha birine teslim etmek imkânsızdır. Jake ise Kim’i kendine saklamanın bir yolunu bulmaya kararlıdır. Bu defa, onun başkasına gitmesine izin vermeyecektir.

Anlaşma Ciltli

Kafenin dışındaki fırtına, genç adamın yüreğindekinden daha korkunç değildi. Annesinin baskılarından o kadar bunalmıştı ki, aklına gelen ilk yalanı söyledi.

“Senin bu baskıcı tavırlarından sonra, bir an önce evlenmeye karar verdim!” dedi. Ve bu yalanına servis yapan garson kızı da ortak etmeye çekinmedi.

“Telefonda annem var!” dedi asık bir suratla.

“O ne sorarsa ‘evet’ de… Tamam mı? Söz veriyorum, bu iyiliğinin karşılığını alacaksın!”

Garson kız bu öfkeli adamın annesiyle ne konuşabilirdi ki?

“Acaba oğlumun dedikleri doğru mu?” diye sormuştu kadın.

Peki ama bahsettiği konuşmanın içeriği neydi ki?

Sonra adamın her soruya ‘evet’ demesini istediğini hatırladı.

“Evet, doğru!..” dedi duru bir sesle. Ama ardından gelen soruya hazırlıklı değildi!

“Yani gerçekten evleneceksiniz, öyle mi?”

Birçok tesadüfün sonucunda, anlaşmaktan başka çareleri kalmamıştı.

Ama gerçek aşk için sınırların hiçbir önemi yoktu.

Anlaşmaların bozulmasına gizlice destek olacağınız şaşırtıcı bir FMArsal romanı daha…

Kalbim Sana Emanet

Maide,okuduğu kitaplardaki kızlar gibi aşık olmak,aşk acısı çekmek ve birisinin de onun için acı çekmesini çok istiyordu.Aslında biliyordu,o kişi karşısına çıktığında, kalbi ona fısıldayacaktı ” işte bu…”diyecekti.

Hemen kavuşmak falan istemiyordu. Önce uzun uzun mektuplaşmalıydılar. Şuracıkta, yan mahallede olsa bile mektup yazmalılardı. Mektupsuz aşk mı olurdu?

Mektup aşkın şahidi, körükleyicisi, bekçisi, kısacası her şeyiydi. Tarihteki en güzel aşkları, onların belgesi olan mektuplardan tanımıyor muyduk?

Dediği gibi mektuplarla süslü bir aşk gelecekti gelmesine ama Maide o mektupların yığılmasından bıkacak, ”keşke bunu dilemeseydim” diyecekti bir gün.”

”İzzet Bey, mektubu kenara koyduktan sonra birkaç bezle daha sarılı paketi nihayet açtı. Aliye Hanım şaşkınlığını gizleyemedi. ”Bu kadar önemli olan emanet kitap mıymış?” dedi. İzzet Bey, lacivert renkte cildi olan üstü varaklı yazılarla donatılmış kitabı aralayınca, Aliye Hanım ”Aman Yarabbi !” diye bağırmıştı. Sonra eliyle ağzını kapatmış, ama fal taşı gibi açılan gözlerini kırpamamıştı bile.”

Yıllar öncesinden gelen ve sahibini bekleyen bir Emanet;

Vuslatı hayale dönen bir Aşk;

Ve bunların merkezinde idealist bir öğretmen … Maide

Hiçbir Şeyin Mavisi

Sanki onca zaman hiç geçmemiş aradan, daha dün tutmuş gibiyim ellerini, iöçimde eskimeyen tek şey o anın heyecanı. Günden güne kendimi daha da içinde bulduğum aşkın, beni ne kadar sardı, sarmaladıysa, o kadar yaşadım, yeşerdim. Ama biliyor musun, yine de hep eksikti. Çoğu kez, bir arada, el ele olduğumuz zamanların sevinci, seni bu şehirde daha erken bulamamış olmanın kaderini söküp alamadı yüreğimden. İç içe yaşadım bu ikisini de. Belki bu yüzden sevgilim, gözlerine ne zaman baksam, ne zaman öpsem ellerini, engelleyemedim içimin titremesini.

Aşk anların kavuşması, kuşatmasıdır biraz da. Evet yarınlar konuşulur, umutlar ve hayaller bölüşülür ama yaşanan hep bugündür. Sonra bir an gelir, eller yalnızlığın ayazında soğumaya başlar, bakışlar boşluklara düşer, gitgide kısalır gündüzler; dünler, geçip gitmiş günler özlenir. Çünkü “Aşkta yarın yoktur…”

Nice kasırgalara kafa tutttuktan sonra küçücük bir esintide kırılıverenlerin; yıllar boyunca dilinin ucuna gelmiş sözleri rüzgarlara fısıldamış gizli sevdalıları; pişmanlıklarını yürek atımı gibi ömür boyunca içinde taşıyanların; aşkın o kendine has dilini kurup sözcükler üstü bir dünyayı inşa edenlerin hikayelerinin yer aldığı bu kitap, aşkın her renginde izler bırakıyor okurun kalbinde.

Yüreğimin Dibine Kadar Yolun Var

Yaşamın güzelliğine ve mucizelerine şahit olmak istiyorsanız, size hayatlarının karanlık koridorlarında değil ‘Yüreklerinin en derinlerinde’ yer ayıran insanları seçin. İşte o zaman Dünya’nın bildiğinizden daha güzel bir yer olduğunu göreceksiniz.

Hayat, bir insanın ömrüne sığdıramayacağı kadar büyük anıları, küçük bir Serçe’nin kalbine sığdırıp yollar manzaranıza.

Bir serçe hızıyla yaşarsınız her şeyi…

Ömür denen bu yolculukta manzaranıza doğru insanlar dışında hiç kimseyi almayın. Çünkü gözlerinizi kapatmadığınız sürece ‘Ardına kadar açık bir kalp’ size unutamayacağınız güzellikler sunacaktır.

Gece’nin karanlığından değil, yüreği karanlık olanlardan korkmalı. Onlar aydınlığa ulaşmak için ilk sizin umutlarınızı yakarlar. İçindeki yangını sönmemiş insanlar ise karanlıkta kalsalar da asla Güneş’e ihtiyaç duymazlar. Çünkü daima aydınlıkta kalmalarına sebep olur sevdaları.

Unutmayın!

Gönülden seven insanlar veda nedir bilmezler.
Ayrılık limanına asla uğramaz gönül gemileri.
Bir kez ‘Seni Seviyorum’ demişse yürekleri.
Sonsuza dek kabul olur dua ile kalplerine ektiği dilekleri…

Karanlık Yalanlar

Bu bir aşk hikayesi ama okuması kolay olanlardan değil…

Brant:

Yirminci yaş gününde bir teknoloji milyarderi oldu. Benimle üç yıldır beraber. Dört kere evlenme teklif etti. Dört kere reddedildi.

Lee:

Ev hanımlarıyla aşna fişne yapmadığı zamanlarda çim biçiyor. Elleri ve vücudunun diğer parçaları son derece yetenekli. Bilse de bilmese de, iki yıldır benim tarafımdan takip ediliyor.

Durmayın. Yargılayın beni. Benim aşkımın nelere yol açtığı hakkında en ufak bir fikriniz bile yok. Daha önce bu hikâyeyi duyduğunuzu düşünüyorsanız güvenin bana… duymadınız “Kendinizi, okuyacağınız ve tekrar okumak isteyeceğiniz en dudak uçuklatıcı kitaplardan birine hazırlayın. Karanlık Yalanlar kusursuzca yazılmış, etkili bir şekilde detaylandırılmış ve bir insanın aşk için ne kadar ileri gidebileceğini gösteren bir kitap. Okurken büyülendim, serseme döndüm ve bittiğinde nutkum tutulmuştu. “

– Natasha is a Book Junkie

“Vay be!!! Açıkçası, okuduğum en muhteşem kitaplardan biriydi! Kesinlikle favorilerimden!

– Aestas Book Blog

“Bir beğendiğiniz kitaplar vardır, bir sevdikleriniz, bir de aklınızı başınızdan alıp sonsuza kadar sizinle kalacak olanlar; işte Karanlık Yalanlar sonuncusu.

– Rosie’s Book Heaven

Tesadüf

New York Times Çoksatan yazarı Jamie McGuire’dan bağımlılık yaratıcı yepyeni bir hikaye…

Erin Easter, Blackwell Lisesi’ndeki üç Erin’den biriydi; bu üç kız sadece isimlerini değil doğum tarihlerini de paylaşıyorlardı. İlgisiz, tek bir ebeveyn tarafından büyütülen Erin Easter, Weston Gates’e uzaktan uzağa hayranlık duyuyordu. Erin A. ve Erin M. kasabanın iki sevilen kızıydı: Kasabanın en zengin iki ailesinin kızları, en yakın arkadaşlar, ponpon kızlar ve Erin Easter’ın olamadığı diğer her şeylerdi; ve Erin Easter’ın bunu unutmasına da asla izin vermiyorlardı.

Weston Gates sevilen bir sporcuydu ve iki başarılı avukatın oğluydu. Soyadının gerektirdiği hayatı yaşamak için kendi arzularından vazgeçmiş, günlerini soyadının baskısı altında geçiriyor ve gizliden gizliye Erin Easter’a ilgi gösteriyordu; onun daha farklı bir hayat yaşaması gerektiğine inanıyordu. Ve sekizinci sınıftan beri Erin A. ile çıkıyordu. Bir tesadüf eseri akşamları Erin Easter ile takılmaya başladıktan sonra kendi gelecek hayallerine ve duygularına sahip çıkma cesaretini göstermeye başlamasıyla işler kendisi ve Erin Easter için değişmeye başlamıştı.

Fakat şoke edici bir trajedi küçük kasabayı sarstığında Erin Easter’ın hayatı mümkün olan en iyi şekilde altüst oldu. Peki, ya hayallerine kavuşmak sandığı kadar basit değilse, ya bildiği hayat çok daha karmaşık hale gelirse?

Tesadüf, yüreğinizi ısıtıyor ve kısa bir novella olsa da Jamie McGuire’ın yazım tarzını neden sevdiğimizi bir kez daha hatırlatıyor. Çok az kelimeyle çok şey anlatıyor ve ben bunun her bir kısmını çok seviyorum.

– Yara, Once Upon a Twilight

Grey

Tüm dünyada fırtınalar estiren “Grinin Elli Tonu” serisi devam ediyor!

Şimdi anlatma sırası Christian’da…

Sende bir şeyler var Anastasia.

Uzak duramıyorum senden.

Ateşe uçan pervane gibiyim.

Seni fena halde istiyorum, hem de tam şu anda…

E L James, dünyanın dört bir yanında milyonlarca okuru kendine esir eden bu aşk hikayesine, Christian’ın kendi ağzından; onun düşünceleri, duyguları ve hayalleriyle yepyeni bir bakış açısı getiriyor.

Christian Grey her konuda kontrolü elinde tutmayı seviyor; dünyası düzenli, disiplinli ve bomboş ta ki Anastasia Steele, biçimli bacakları ve birbirine girmiş uzun kahverengi saçlarıyla ofisine düşene kadar. Christian onu unutmaya çalışsa da anlayamadığı ve karşı koyamadığı bir duygu fırtınasına kapılıyor. Daha önce tanıdığı bütün kadınların aksine utangaç, saf Ana sanki Christian’ın “iş dünyasının züppe harika çocuğu” maskesinin altındaki buz gibi, yaralı kalbini görebiliyor.

Ana’yla birlikte olmak Christian’ı her gece uykularını kaçıran çocukluk korkularından kurtarabilecek mi? Yoksa karanlık cinsel arzuları, kontrol takıntısı ve kendine duyduğu derin nefret bu kızı uzaklaştırıp ona sunduğu hassas kalbi parçalayacak mı?

Yanardağ Sevdalısı

Yanardağ Sevdalısı, 18. yüzyılda geçen bir aşk öyküsü. İngiliz soylusu Sir William Hamilton ile eşi Lady Emma Hamilton’ın gerçek yaşamöykülerinden esinlenilerek yazılan bu romanın ana izleği Lady Hamilton’ın, dönemin ünlü kahramanı Amiral Lord Nelson’la yaşadığı ve büyük skandala yol açan aşk.

Susan Sontag’ın yirmi yıllık aradan, uzun araştırmalardan sonra yazdığı Yanardağ Sevdalısı cinsellik, tutku ve politikanın öne çıktığı bir yapıt; ama her şeyden önce de bir aşk romanı. İngiltere’nin Sicilya büyükelçisi olan Lord Hamilton, karısının ölümünden sonra ülkesine döner ve çocuğu yaşındaki genç Emma’yla evlenir. Lord Hamilton, bir yandan koleksiyonunu zenginleştirip bir yandan da Vezüv Yanardağı’nı keşfe çıkarken karısı Emma, Napoli kraliçesinin sırdaşı olmayı başarır.

Susan Sontag’ın ördüğü tarihsel doku içinde ustalıkla kullandığı dili ve bir dönem Avrupa’sını çeşitli yönleriyle ele alan kurgusu, ortaya çarpıcı bir roman çıkarıyor. Çağdaş Amerikan edebiyatının en seçkin eserlerinden biri.

Hadi Yapalım Aşkım

Anılarımızı saklmayı, eski fotoğraflarımıza bakıp güzel günleri tekrar hatırlamayı ve sevdiklerimizle paylaşmayı hepimiz severiz, değil mi?

Anılarımızı kaybetmenin ve onları paylaşmanın pek çok yolu var.

Bu kitap tam da bunun için oluşturuldu. Sevdiğiniz kişiyle birlikte boyayın, kesim, biçin, yapıştırın; mutlu anlar yaratın.  Bittiğinde ortaya eşsiz bir anı kitabı çıksın.

Durmayın aşkınızı tasarlayın, çünkü aşk tasarlamaktır.

Seni Yine Severdim

Kadınlar;

Hiçbir erkeğin cesaret edemeyeceği kadar aşık olurlar…

Karşı koymaya çalıştıkça ya da direndikçe daha da büyük bir muhtaçlık duygusuyla sarılıyorum Bora’ya. İşin açıkçası ve dürüstçesi ona muhtacım ben. Varlığına, güler yüzüne, şakalarına, kalbimi yerinden oynatan heyecanına, hatta dengesizliklerine, muzırlığına, güvenilmezliğine bile ihtiyacım var. Hata bile olsa, hayatımın en bana ait olan hatası o…

Kendi seçtiğim ve içine bile isteye düştüğüm bir karanlık kuyu. Cehennem bile olsa kendi özgür irademle razı olduğum bir yangın o… Ne mecburiyetten, ne baskıdan ne de mevcut koşullardan dolayı içine çekildiğim bir kader değil Bora’yla ilgili hislerim. O benim seçimim, benim düşüm, benim gerçeğim…

Kimseden izin istemediğim, kimsenin onayına ihtiyaç duymadığım özgürlüğüm… O benim kanatlarım… İlk fırtınada kırılacak ve beni sonsuz bir mutsuzluğa terk edecek bile olsa bedeline razı olduğum bir mucize… Onunla aciz değilim… Belki suçluyum ama değersiz değilim…

 

Vadideki Zambak

Honore de Balzac´ın en güzel kitaplarından biridir. Kocasıyla mutlu olmayan Henriette´le, kendisinden çok daha genç olan Felix´in imkansız aşkını anlatan kitap, MEB´in 100 Temel Eser´i arasındadır. Eser 18 yy. Fransa´sındaki, devrim sonrası, toplumsal hayat hakkında da ipuçları içermekte, duygusal bir yakınlaşmayı anlatmaktadır. Yeşil vadiler, sık ormanlar arasındaki güzel şatolar tüm gerçekçiliği ile tasvir ediliyor.

Ustanın, yeteneğini tümüyle gösterdiği romanı olarak da bilinir. Balzac, acı ve ızdırabı en hissedilir şekilde romanına yansıtmıştır. Başka bir gözden aşkın ızdıraplı yüzünü, roman severlere çok iyi yansıtmış ve de özgün anlatımıyla okuyucuların gözüne girmiştir. Ayrıca kişi ve yer tasvirlerinde büyük ustalıkla okuru olayın kurgusunun içine sürüklemiştir.

Romanda, 18. yy. ailesi tarafından çeşitli itilişlere maruz kalan bir gencin zamanla hayatında olan değişimleri ve ilerde tanıştığı bir kadına olan bağlılığı anlatılıyor.

Vadideki Zambak

Honore de Balzac´ın en güzel kitaplarından biridir. Kocasıyla mutlu olmayan Henriette´le, kendisinden çok daha genç olan Felix´in imkansız aşkını anlatan kitap, MEB´in 100 Temel Eser´i arasındadır. Eser 18 yy. Fransa´sındaki, devrim sonrası, toplumsal hayat hakkında da ipuçları içermekte, duygusal bir yakınlaşmayı anlatmaktadır. Yeşil vadiler, sık ormanlar arasındaki güzel şatolar tüm gerçekçiliği ile tasvir ediliyor.

Ustanın, yeteneğini tümüyle gösterdiği romanı olarak da bilinir. Balzac, acı ve ızdırabı en hissedilir şekilde romanına yansıtmıştır. Başka bir gözden aşkın ızdıraplı yüzünü, roman severlere çok iyi yansıtmış ve de özgün anlatımıyla okuyucuların gözüne girmiştir. Ayrıca kişi ve yer tasvirlerinde büyük ustalıkla okuru olayın kurgusunun içine sürüklemiştir.

Romanda, 18. yy. ailesi tarafından çeşitli itilişlere maruz kalan bir gencin zamanla hayatında olan değişimleri ve ilerde tanıştığı bir kadına olan bağlılığı anlatılıyor.

Siyah Telaş

Sedat’taki telaş, anlaşılır cinsten değildi. Duru, bir ara “Bu ne telaş, be” diyecek oldu ama demedi. Sedat köpürüyordu, Duru’nun bir an önce evden çıkmasını istiyordu. “Hadi çıkabilirsin, ben seni sonra ararım” dedi ve koca kale misali büyük tahta bir kapıyı açarak Duru’yu yolcu etti. Bu, Sedat’ın Duru’yu ilk, ama son olmayan yolcu edişiydi. Duru, üç dakika içinde kendisini kapının dışında bulmuştu. O demir kapı Duru’nun yüzüne kapandığında, aslında hayatında başka bir kapı açılmış olacaktı.

Aşkla ve tutkuyla yaşayan herkese…

Siyah Telaş, sadece bir kadının tutkusunu değil, binlerce kadının kalbinde başlayan ve bir gün bitecek yolculuğundaki kırılmaları anlatılıyor. Roman kahramanı Duru’nun saf ve temiz dünyasında biriktirdiği hayallerin peşinden koşmasının, aşkın gözyaşına sığınan isyan halleri üzerinden hayatta yer bulmasının dramatik öyküsüdür anlatılan. Duru bir sürgündür. Kalbinde sönmeyen bir alevle taşır aşkını. Ne yazık ki dünya sürgünleri kabul etmediği gibi; aşklarını da sallayarak telaşın kucağına atmaktadır. Aşkın, telaşın ve bir kadının iç dünyasındaki fırtınanın etkileyici ve sürükleyici bir romanıdır Siyah Telaş.

Sana Ait Siyah

Her şey “Sana ait” bu tozlu raflarda bir “siyah” kaldı senden hatıra.

Ben özlemlerin intihar ettiği karanlık gecelerde yazdım bunları sana. Basit birer mektup bunlar, seni ağlatmasın. Bir bekleyişin çaresizliği içimde, özlemlerimin aynası. Sonunda seni bulamayacağımı bile bile yürüdüğüm bir yol. Hor görme beni, gelmesen de, bunları okumasan da ben bekleyeceğim seni Karadeniz’in en güzel kıyılarında.

Özlemlerimi ya da sana ait olan bir şeyleri bıraktım buraya, yobazlaşmış insan düşüncelerinden kurtulup bir kadını nasıl sevdiğimi anlattım, sen hiç anlamasan da. Gözleri güzel kadın hor görme beni, çünkü ben hâlâ içinde bir yerlerde seninim…

Bir Kavanoz Aşk

 ‘Bana kendimi evimde hissettiriyorsun,’ dedim.

‘Huzurlu, güvende, mutlu.’

 “Seni tanımaya başladığım günden beri seni korumak o kadar zor ki… Çünkü ne zaman nereye gitsem, ne tarafa dönsem sana çarptı yüzüm. Kaçmam için hiç fırsat vermedin.  Bana git demedin. Benden hiç gitmedin.’’ kulak

Hayatta her zaman aileler haklı olmuyor. Bu tarihe büyük harflerle geçmeli. Umut ediyorum ki, bir gün gerçekten hak ettiğimi umduğum o küçük evi, benim dansım için ayrılmış küçük odasını ve içinde beni kırmak için değil yaralarımı öpmek için duracak birini bulacağım. Hayata dair tek umudum, budur.

Mafyacığın Aşkı

Masal masum ve ailesini kaybetmiş bir kız. Aldatılmış, yanılmış. Kimseye güveni olmayan.

Poyraz sert, yakışıklı, ailesi olmayan, sadece kız kardeşi olan bir adam. Her şeyi kardeşine bağlamış. Onun için yaşayan biri.

Hayata bağlanmak için yeni bir amaç buldu. Peki o amaç ne?

Siz de bu iki âşığın hikâyesine ortak olmak ister misiniz?

 

Seninim Ciltli

Arzular, karanlık çöktükten sonra daha derinden alev alır.

Lena Morrisson gündüzleri, başarma hırsı ile dolu bir yazardır. Geceleri ise Chichago’nun en başarılı erkeklerinden bazılarına eskortluk yapmaktadır. Seks, menüsünde yoktur. Onun işi, seçkin müşterilerine eşlik etmek ve parlak zekâsıyla onların sohbetlerine dahil olmaktır. Lena ek gelir elde etmekten hoşlanmaktadır. Dahası, güzelliğine ve beynine hayran kaldıklarını hissetmeyi sever.

Zengin işadamı Roderick Brand, Lena’yı kendi özel partisi için kiraladığında, aralarında oluşan elektrik Lena’nın hayatındaki en tutkulu geceyi yaşamasına yol açar. Başından geçenlerin akıl almaz oluşuna rağmen, iş ve zevki bir kez daha birbirine karıştırmamaya yemin eder fakat Roderick acımasızdır. Teklifi karşı koyulmazdır: Üç hafta boyunca tüm fantezilerini gerçekleştirecek, karşılığında ise Lena’nın ciddi bir terfi almasını kesinleştirecek bir milyon dolarlık bir bağış yapacaktır.

Lena bu oyunu oynayabilir. Roderick’e en ateşli, en vahşi tutkuları yaşatıp daha fazlası için kıvrandırarak öylece çekip gidebilir. Ancak, iş arzulara geldiğinde kurallar ve kalpler kolayca sarsılabilir. En iyi hazırlanmış planlar bile kimsenin ummadığı biçimde başarısızlığa uğrayabilir.

Benimsin Ciltli

Bazı şeyler beklemeye değer…

Zandra Kennedy elit eskort ajansının muazzam başarısını birtakım basit kurallara borçludur: Eskortluğa seks dâhil değildir. Kızlar toplantılarda, partilerde zengin erkeklere sadece eşlik etmektedirler ve işleri her şeyden önce gelmektedir. Dahası Zandra annesinin erkekler konusunda düştüğü hataya düşmek istemez. Bu yüzden hayatına hiçbir erkeğin müdahale etmesine izin vermemek konusunda kararlıdır. Zandra’nın bu katı tutumunu tek bir kişi yumuşatır: Çocukluk arkadaşı, kadınların gözdesi, yakışıklı Remington Brand.

Remington yıllardır birlikte olduğu kadınların kalbini istemeden de olsa kırmaktadır. Çünkü genç adamın gönlünde tek bir kişi vardır: Zandra… Karayipteki bir tatilde Zandra’nın Remington’la olan ilişkileri erotik bir boyuta ulaşır ve ikili bundan sonra ne yapacakları konusunda kararsız kalırlar. Arkadaşlıklarına kaldıkları yerden devam mı edeceklerdir yoksa aralarındaki ateşli dakikalara yenileri mi eklenecektir?

Zandra, her ne kadar Remington’un cazibesine karşı koyamasa da temkinli olmaktan yanadır. Remington ise çok daha fazlasını arzulamaktadır fakat genç adamın sakladığı bir sır vardır. Hem Zandra’nın kariyerini hem de uzun soluklu arkadaşlıklarını bitirebilecek bir sır…

Kaplan Prens

Kaplan yavaşça ilerliyor… Kaplan alev alev yanıyor… Hindistan’da altın avına çıkmış, yakışıklı bir İskoç, Ruel MacClaren… Kaderinden kaçarken kendini Hindistan’da bulan genç bir kadın, Jane Barnaby… Becerikli ve tutkulu bir sanatçı, Kartauk… Takıntıları olan sapkın bir mihrace ve oğlu Abdar… Bir demiryolu inşaatında ve Jane’de birleşen kader… Macera ve tutku dolu, heyecanlı, egzotik bir aşk hikayesi…

“Iris Johansen, egzotik atmosferi ve birbirinden orijinal karakterleriyle muhteşem bir tarihi aşk hikâyesine imza atmış.”

– Booklist

“Kaplan Prens, tutku dolu, zorlayıcı, ateşli bir aşkın kitabı.”

– Amazon

“Aşkın ve altının büyüsü başınızı döndürecek. Olağanüstü bir macera…”

– Goodreads

Seni Bulana Kadar

Bu hikaye, Jared’in hikayesi.

Hiç, birşeylere vurduğumuzda iyi hissettiğiniz için kendinize kızdınız mı? Ya da tüm duygulara karşı hissizleştiniz mi? Son birkaç yıl benim için böyleydi. Öfke ve hissizlik arasında gidip geldi. Bazı insanlar bunun için benden nefret ederken, bazıları korkuyorlardı. Ama o insanların hiçbiri bana zarar vermezdi, çünkü hiç kimse ya da hiçbir şey umrumda değildi.

Tatum dışında.

Ondan nefret ediyor, aynı zamanda onu çok seviyordum. Gitmesine izin verdiğim için de kendimden nefret ediyordum. Eskiden arkadaştık biz, ama ona -veya bir başkasına- güvenmemem gerektiğini öğrendim.

Ve onu incittim. Onu kendimden uzaklaştırdım. Ona hala ihtiyacım var aslında O, gerçek beni ortaya çıkarıyor ve ben, bütün öfkemi onda toplayabiliyorum. Onun çekiciliği, dik duruşu, karşı koyuşu… onlar benim hayat kaynağım, aldığım nefes ve insan olarak bir şey hissedebildiğim son parçam.

Ama Tate gitti. Bir yıllığına Fransa’ya gitti ve geri döndüğünde farklı birisiydi artık.

Şimdiyse, ondan uzak durma çabalarımın tümünü geri tepiyor.

Aşk İle Örülü Hikayeler (Çilek Kokulu)

Aşk ile örülmüş bu hikayelerde küçük bir kasabanın dikiş kulübünden beş kadının hayatlarından önemli kesitler yüreğinize dokunacak…

  • Babasıyla birlikte yaşayan Elsa’nın her şeye hâkim mizacı kalbinde yeşeren aşk ile törpülenebilecek mi?
  • Kardeşlerine anne olma vazifesini üstlenmiş olan Betsy durup bir dakikalığına da olsa yüreğini dinlemeye fırsat bulabilecek mi?
  • Brigit’in hırçın mizacı aldığı evlilik kararıyla birlikte yumuşayacak mı?
  • Formalite olarak evlendiğini düşündüğü adamın öldüğünü öğrenen Deborah, yerleşmek için geldiği kasabada yeni hayatına kiminle ‘merhaba’ diyecek?

Sürgün Aşk

“Öğreneceksin can; suyun boğmadığını, ateşin de yakmadığını. Lakin önce denize düşen Yunus, ateşe atılan İbrahim olmak gerektiğini öğreneceksin” dedi her kelimeyi bir kuyumcu hassasiyetiyle tartarak. Artık ikimiz de susmuştuk. Sadece sahile vuran dalgalar konuşuyor, irili ufaklı çakıllar da yerlerinden edilmiş olmanın rahatsızlığını haykırmak istercesine uğultulu seslerle mukabelede bulunuyorlardı.

İşte o an bir hakikati daha anlamışçasına dönüp Abdal Baba’ya baktım. Galiba şu koca dünyada hepimiz birer sürgündük. Cennetten alınıp dünyaya gönderilen Hz. Âdem, rütbeleri sökülüp İstanbul’dan uzaklaştırılan Rıza Paşa ve bütün enginliğine rağmen yatacak bir yeri bile olmayan Abdal Baba. Ve yine tahsili için ailesinden ayrılmak zorunda kalan Alesia hatta sahildeki yüz binlerce çakıl taşı. Evet, hepimiz sürgündük. Hem öyle bir sürgündü ki bu, özümüzü bulup sonsuzluk yurduna ehil oluncaya kadar devam edecekti belki de…

Elena

Bilmiyorum halimden anlayan olur mu acaba? Çok seviyorum ama söyleyemiyorum. Yüzüne bakarken utanıyorum, gözlerimi kaçırıyorum gözlerinden. Ellerim titriyor, zor tutuyorum kendimi. Ah bir anlatabilsem derdimi! Haykırsam ona: “Aşkın esir etti kalbimi” O da beni sevdiğini söyler mi? Mutluluktan uçup, tutar mı ellerimi? Üzülsem mi sevinsem mi onu da bilmiyorum. Gözlerimi kapatsam bile onu görüyorum, onu unutmayı bile unutamıyorum. Şimdi nerede ne yapar bilmiyorum. Bildiğim tek şey onu çok seviyorum… 

Aşkın kaç türlü hali vardır diye hiç düşündünüz mü? Sizi hangi hallerde yakalar aşk, hangi halinde en güçsüz durumda olursunuz? En çok hangi hali yakışır gülüşümüze? Furkan aşkın “sabır” halindeydi. Furkan için bir o vardı bu dünyada âşık olunacak, değer verilecek, uğrunda bir ömür beklenecek. Bir o vardı başını yastığa her koyduğunda düşleyeceği, uğruna gözlerden düşeceği. Bir o vardı uyandığı her sabahta yanında olsun istediği… Bir o vardı bu dünyada her şeyiyle seveceği…

Ve artık Furkan’ın içindeki bu kocaman sevgiyi ona da göstermenin zamanı gelmişti. Tam bir yıldır bütün zamanını sevdiği kızın yolunda harcayıp, onunla ilgili her şeyi öğrenmişti. Madem bütün erkekler çok sıradan bir şekilde çıkmışlardı karşısına, Furkan ona olan aşkına yakışır bir yol bulmalıydı. 

Bakalım bu defa gerçek aşk galip gelecek miydi?

Küllerinden Doğan

Londra’nın aristokrat çevreleri için Cehennem Kulübü iyi yetişmiş hiçbir genç hanımefendinin hoş bakmayacağı erkeklerin oluşturduğu rezil bir topluluktur… Fakat bu adamlar düşünülebilecek her türlü ahlaksızlığın peşine düşmekle nam salmış olsalar da aslında kralı ve ülkelerini korumak için her şeyi yapabilecek güçlü birer savaşçıdırlar…

Mara bir zamanlar Falconridge Kontu’yla evlenecekti. Şimdiyse onu unutmak için her şeyini verebilir. Kont Jordan Falconridge, gizemlerle dolu bir hayat için onu terk ettikten sonra, Leydi Mara Pierson onu aklından uzak tutmayı zor da olsa başarmıştı. Ta ki Jordan herkesi şaşırtarak ortaya çıkıp onu tekrar kendine âşık edene kadar…

Mara’nın hayatına yine görevi nedeniyle dönen Jordan, aşkı tekrar canlandığında onun yanından hiç ayrılmak istemeyecekti. Jordan bu tutkulu, güzel kadını asla unutmamıştı ve kalbini kırmayı asla istememişti. Ancak bu yeni keşfettiği mutluluğu şimdi yine tehlike altındaydı. Cehennem Kulübü, üyelerinden birçok fedakârlık bekliyordu ve Jordan’a hayatlarını tehdit eden ölümcül bir planı ortaya çıkarma görevi verilmişti.

Canzoniere

Hümanist düşüncenin atalarından, büyük İtalyan şairi Francesco Petrarca (1304-1374), sone, geleneğini kullanması, olağandışı benzetmelere, söz oyunlarına, nükteye, alegoriye başvurmasıyla kendisine ait bir biçem yaratmış, şiirde müziğe nasıl ulaşılabileceğine ilişkin yeni bir anlayış geliştirmiştir. Avrupa’da Rönesans üslubunun doğuşu, Canzoriere ile Utku Şiirleri etkisinden bağımsız düşünülemez. Avrupa şiiri üzerinde Petrarca dışında belki yalnızca Vergilius ile Ovidius’un bu kadar geniş çaplı bir etkisi olmuştur.

Petrarca, Canzoriere’de (ve daha birçok yapıtında) hayatının aşkı, şiirlerinin esin kaynağı Laura’yı ölümsüzleştirmeyi amaçlamıştır. Bu şiirlerde Laura bir kişi olarak olanca canlılığıyla çıkar karşımıza; Petrarca sevgiliyi Cennet’ten yeryüzüne indirmiştir. Şiirlerin odak noktası, ana izleği, âşığın psikolojisidir. Canzoriere, büyük bir yazınsal incelikle, bu olağanüstü tutkuyla ilgili tüm “olayları” anımsama ve düşünme düzlemine aktarır, onları gerçek, yanılsama ve kurmacayı birbirinden ayıran çizginin bulanıklaştığı bir alana yerleştirir.

Canzoniere, aşkı her yönüyle şiire dönüştürür: ilk bakışta aşk, saplantılı özlem, aşk yarası, hayalkırıklığı, sevilen kadının ideal güzelliği, mucizevi yönü, Cennet’te el üstünde tutulması, genç ölmeye yazgılı olması; erdem, tapınma, tensellik olarak aşk; okları, kırbaçlarıyla aşk tanrısı; umut, korku, sevinç, üzüntü, kur yapma, yüceltme, yakınma; övgü, yerme; kendini inceleme, kendini suçlama ve kendini savunma; pişmanlık ve aşka veda…

Gönülçelen (Kokulu Kitap)

“Sen bir ömür boyu elini tutacağım, gözlerinin içine sevgiyle bakacağım ve başına bir şey gelme korkusuyla her an tetikte olacağımsın… Kısacası, bir ömür boyu benimlesin. Bir ömür boyu benimsin.” Her hikayenin bir başlangıcı vardır ve her başlangıç birbirinden farklıdır. Kimisi güllük gülistanlık başlar, kimisi ise daha en başından canınızdan bezdirir sizi… Ve her hikayenin kendine has bir kokusu da vardır.

Mesela Merve ile Demir’in hikayesi.Baştan aşağı kahve kokan bir hikaye bu! Bir çift topuklu ayakkabının ve bir fincan dolusu kahvenin önayak olduğu bir hikaye.

Bundan böyle kimselerle paylaşmayacağımsın…

Bıraktığın Yerde Bekler Mi Aşk?

Müzik öğretmeni Tess Johansson’ın çok sevdiği üç şey vardır: müzik, mesleği ve bu ikisine karşı hissettiği tutkuyu öğrencileriyle paylaşmak.

Okulda yeni öğretim yılı başlarken yapılan toplantıda, bütçe kesintileri nedeniyle ya Tess’in başında olduğu okul korosunun ya da futbol takımının çalışmalarına son verileceği açıklanır. Bu kararın ardından Tess kendini, futbol takımını yönetmek için okula yeni gelen koçla karşı karşıya bulur: Jack Marshall. On beş yıl önce kalbini paramparça eden ilk aşkı.

Jack’in hayattan istediği iki şey vardır: ayrıldığı eşinde kalan küçük kızına daha yakın bir yerde yaşamak ve futbol koçu olarak adından söz ettirmek. Çalışmaya yeni başladığı bu okul, ona ikisini de sağlayacaktır ancak onunla aynı okulda çalışan Tess’le karşılaşınca işler karışır.

Üstelik bu basit bir karşılaşma değildir. Artık gerçek anlamda bir savaş başlamıştır aralarında. İkisinden birinin ekibi yüksek maliyetler yüzünden dağıtılacaktır. Onlara verilen tek dönemlik süre içinde hangi ekibin okulun prestiji açısından daha faydalı olduğunu ortaya çıkaracak başarılar elde etmek zorundadırlar. Tess’le yarışırken, bir türlü unutamadığı o yaza dair bütün hisleri yeniden gün yüzüne çıkan Jack’in işi oldukça zordur. Tess için de yaşananların kolay olduğu söylenemez. Ancak en zoru, yıllar önce bıraktıkları o yerde hiç eskimeden beklemiş olan aşkın işidir! Yeniden ortaya çıkıp herkesi yaşadığına inandırması hiç de kolay olmayacaktır!

Ruhunu Aşka Teslim Et

Andreas Merrick için intikam vakti yakındır. Onun için bu yoldaki en önemli basamak, bir süredir mektuplaştığı James Pace’tir. Ancak Merrick onunla yüz yüze görüşmeyi bir türlü başaramamıştır. İntikam zamanı yaklaştıkça damarlarındaki kan adeta yanmaya başlamıştır. Merrick için, James Pace ile yüz yüze görüşmenin yollarını aramaktan başka seçenek kalmamıştır. Bu nedenle, mektuplarından merak ettiği bu adamı izlemeye alır. Ancak gittiği yerlerde her zaman karşılaştığı tek bir kişi vardır. James’in kızı Phoebe Pace…

Saflığın ve zekânın mükemmel birleşimi Phoebe Pace, Merrick’in ofisine gittiğinde hayatında hiç olmadığı kadar kararlıdır. Babasının borçlarını ödemek için oldukça esaslı planları vardır. Merrick’in tüm çabalarına ve karanlık bakışlarına rağmen bunları ona kabul ettirmeye kararlıdır. Hedefine uzanan planları yapabilecek kadar zeki, ancak içine girdiği tehlikenin farkında olamayacak kadar da saf olan Phoebe’nin güvenliğini sağlama işi ise hiç istemediği halde Merrick’e düşmüştür.

Bir adım ileride yaşamayı öğrenen Merrick’in tahmin etmediği tehlike ise daha büyüktür; olmadığına inandığı ruhunu, aşka teslim etmek zorunda kalması yakındır…

Beni Sev Diye Ciltli

Aşk mı? Nefret mi? Gurur mu? Kabulleniş mi?

Ateş gibi kızıl saçlarıyla bambaşka bir güzelliği olan Kristy, buzdan bir iklimin hüküm sürdüğü topraklarda yapayalnız, yoksul bir hayat yaşamaktadır. Onu gören her erkeğin dikkatini çeken büyülü güzelliğine rağmen, kalbini kimseye açmayacağına dair kendine bir söz vermiştir. Çünkü kalbinin derinliklerinde, yedi yıl önce evlendiği ancak yüzüne bile bakmadan onu kovan o zalim adamın izlerini taşımaktadır.

Simsiyah saçları, geceden karanlık gözleri, dünyayı yüklenecek kadar güçlü görünen bedeniyle Bradley, her kadının romantik hayallerini süsleyen görkemli bir soyludur. Onda eksik olan tek şey, bir kalptir. Genç adam unutmayı seçtiği geçmişinden uzak, duygusuz bir hayat yaşarken, kızıl saçlı asi bir kadınla karşılaşır. Bu gizemli kadının gerçek kimliğini öğrendiğinde dünyası sarsılacaktır.

Geçmiş yaraların sızısını hala duyan genç kadın, geleceğini de yaralamaya ant içmiş Bradley ile yeniden karşılaştığında, yedi yıl önceki gibi itaatkâr olmayacaktır.

Ve genç adam asla kabullenemeyeceği gerçeklerle yüzleşirken, Kristy’nin asi ruhunun arkasındaki masumiyetle, sadece kalbinin değil, derin bir aşkın da farkına varacaktır.