Türkiye Drama Bibliyografyası

Drama kavramının farklı tanımlarına rastlanmakla birlikte tam olarak Türkçe karşılığı yoktur. Eğitimde drama, öğrencilerin ilgisini arttırmak, yaparak-yaşayarak öğrenmelerini sağlamak, dersi eğlenceli bir hale getirmek için kullanılan yöntemdir.

Türklerde dramanın tarihi sürecine baktığımız bu kavramın varlığı Şaman ritüellerine kadar uzanmaktadır. Şamanların sergiledikleri dramatik eylemler, drama ve tiyatro tarihi için güçlü figürler oluşturmaktadır. Dramanın temelini oluşturan rol oynama, doğaçlama ve eylem gibi unsurları Şamanlar hayatlarının bir parçası gibi görmüşlerdir. Ülkemizde günümüzdeki anlamıyla dramanın kabul görmesi, bir eğitim kavramı olarak değerlendirilmesi Cumhuriyet Dönemi’yle başlamıştır. Bu dönemde drama bir yöntem olarak düşünülmüş ve daha çok “dramatizasyon” ismiyle tanınmıştır. Drama bazen bir sanat disiplini, bazen bir eğitim yöntemi bazen de bağımsız bir disiplin alanı olarak karşımıza çıkmıştır. Zaman içerisinde dramaya yeni başlayanlar, bu disiplinin içerisinde yer almak ya da bu disiplinin farklı yanlarını araştırmak isteyenler için kaynak bulmak sıkıntısı ortaya çıkmıştır.

“Türkiye Drama Bibliyografyası” kitabıyla bu anlamdaki eksikliğin bir ölçüde giderilmesi amaçlanmıştır. Önceki yıllarda drama bibliyografyası isminde makale türünde süreli yayın çalışması yapılmış olsa da alandaki açıklığı kapatmaya yeterli olmamıştır. Bu çalışmadaki bibliyografyalar; kitap, tez, makale, bildiri ve diğer yayınlar olmak üzere beş temek başlık altında yazarların soyadlarına göre alfabetik olarak sıralanmıştır. Kitaba 2012 yılına kadar olan eserler dahil edilmiş, kaynak eserler tarih sıralamasına göre düzenlenmiştir.

Estetik

Bediiyatçılar haklı olarak meselelerini bazen riyazi veya mihaniki, bazen fizyolojik veya psikolojik bakımlardan en nihayet de, içtimaiyat bakımından ortaya koymuşlardır. İdraki kıtreybiler, bu çokluğun insicamsızlıktan ve iktidarsızlıktan geldiğine kanidirler. Halbuki bu kesret, yeni başlayan ve teşekkül etmeye uğraşan bir ilmin zenginliğindeki feyzi gösterir: Elbette beşeriyetin manevi ilimlerinin en zengini ve şüphesiz en zoru!

Vakıaların bu son derece çapraşıklığı, bediiyatın müspet veyahut ilmi şeklinin henüz neden yeni olduğunu ve her müellifin şahsiyetinin nasıl nüanslar arasında oynadığını ve san’at hakkında ilmi bir eserde bu şahsiyeti silmekten ise, san’at hakkında bir san’at eserinde ispat etmeği tercih ettiğini izah eder.

Şahsi hususiyetler üzerinde hala millî hususiyetler hüküm sürmektedir; mahallî san’atlar bir memleketin mizacını nasıl aksettirirse, bir memleket bediiyatının da kendisine göre mahallin hususiyetlerini aksettirmesi tabiîdir.

Nihayet bütün milli mizaçların çok üstünde ferdi ve içtimai bütün şahsiyetleri, usul ve hakikat idealiyle birleştiren ilim zihniyeti meydana çıkar ve işte böylece bir ilim doğar. İlmî edebiyat henüz bir realite değildir. Fakat olmak üzeredir ve olacaktır.