Türkçülüğün Esasları

Türk düşünce, kültür ve siyaset tarihinin önemli simalarından olan Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları adlı eseriyle “Türk milletindenim” demenin ne demek olduğunu, Türk milletinin kim olduğunu, nereden geldiğini ve nereye gitmesi gerektiğini öğreten bir ilk öğretmendir. Bu çabalarıyla Türk milliyetçiliğinin zeminini de hazırlayan Gökalp, kendisine kadar dağınık bir halde gelen düşünceleri bir araya getirerek, gerçek anlamını bulan bu düşünceye Türkçülük adını vermiş ve milletin bundan sonra gideceği yolu tayin etmiştir. İmparatorluktan Milli-Devlete geçiş döneminde yaşayan Gökalp’ın, insanların kafalarının karışık olduğu bir dönemde, bu karışıklığa çözüm bulmak amacıyla Türk toplumu ve kültürü üzerine yaptığı sosyolojik, kültürel ve siyasi değerlendirmeler geçerliliğini bugün de muhafaza etmektedir.

Türk Halk Bilimi

Halkbilimci, araştırmacı, yazar ve oyun yazarı Sedat Veyis Örnek 1928 yılırda Zara’da doğdu. 1953 yılında Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’ni bitirdi. Dinler tarihi ve etnoloji dalında Almanya’da Tübingen Üniversitesi’nde doktorasını verdi. A.Ü. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Etnoloji Kürsüsüne 1961 yılında asistan olarak girdi ve 1971’de profesörlüğe yükseldi. Folklor üzerine incelemeler yaptı, hikâye ve oyunlar yazdı.

Varlık, Değişim, Sır ve Türk Dili dergilerinde öykü, eleştiri, kısa oyun ve çevirileri yayınlanırken daha çok oyun yazarı olarak tanındı. 15 Kasım 1980’de Ankara’da öldü.

Ödlek Musa

“Eğiste’nin Konya’ya ulaşımını sağlayan yokuş yola büyük bir kaya düşmüş. Yedi sekiz kişi bu kayayı kaldırmaya gitmişler ama güçleri yetmemiş. İçlerindeki akıllılardan (!) birisi kendi kendine, kayayı ürkütüp kaçırmayı düşünmüş. Diğerleri kayayı iterlerken o bir yere saklanmış. Beklemeye başlamış. Diğerleriyse bir kaldıraç yardımıyla kayayı hareket ettirmeyi başarmışlar. kaya yolda yuvarlanmaya başlamış, yokuş yolda hız kazandığı sırada kayanının önüne doğru saklanmış olan akıllı Eğisteli kayayı ürkütmek için çokmış ortaya, “Pöh!” diye bağırmış ama kayanın altında kalıp ezilmiş, kafası kopmuş ve kaybolmuş. Arkadaşları adamın kafasını göremeyince meraklanmışlar ve tartışmaya başlarmış, ‘Kafası vardı’, ‘Kafası yoktu’ diye. Sonunda karısına sormaya karar vermişler, adamın evine gitmişler, ‘Sabah evden çıkarken, kocanın kafası var mıydı, yok muydu?’ diye sormuşlar. Kadın, ‘Sabah evden çokarken cöm cöm bir sakal cömbüldeyip duruyordu ama kafası var mıydı, yok muydu hiç bakmadım’ demiş.” Bugünkü adı Bağbaşı olan Eğiste’nin neşeli, güzel insanları anısına…

Bir Çift Yürek

Bir Çift Yürek, Amerikalı bir kadının Avustralya’da yaşadığı ruhsal yolculuğun öyküsüdür. Göçebe kültürden Aborijinler eşliğinde, kabilenin kendilerini adlandırdıkları şekliyle, “Gerçek İnsanlarla” birlikte dört ay süren ve çölü boydan boya katettikleri uzun bir yürüyüşe çıkar. Bu süre boyunca, çölün çorak coğrafyasındaki bitkiler ve hayvanlarla uyum içinde yaşamayı öğrenir. Olağandışı insanlardan oluşan bu toplulukla birlikte yaptığı yolculukta Morgan, bu insanların 50.000 yıllık kültürlerinin felsefesi ve bilgeliğiyle tanışır.

Macerasının ilk gününden itibaren bu çetin yolculuğun zorluklarıyla mücadele etmek zorunda kalır. Dayanıklılığının hergün sınandığı bu zorlu yolculukta, karşılaştığı her zorlukla birlikte ruhu da değişime uğrar.

Aborijinler onu, büyük bir alçakgönüllülükle kendilerinden biri olarak kabul eder ve onun şefkat dolu öğretmenleri olurlar. Öğretmenlerinden, her insanın eşsiz niteliklerini ve içsel ruhunu takdir etmeyi ve kutlamayı öğrenirken bir yandan da güçlü doğal şifa yöntemlerine tanık olup onların canlılarla ilgili farkındalıklarının ne kadar derin ve anlamlı olduğunu da anlamaya başlar.

Bir Çift Yürek, yazarın kendi bastırdığı ilk basımından itibaren uluslararası bestseller olmuş ve tüm insanlığa eşsiz, zamanın derinliklerinden gelen güçlü bir mesaj iletmiştir. Eğer tüm varlıkların, aynı evrensel birliğin bir parçası olduğunu anlarsak, dünyamızı yokoluştan kurtarmak için halen geç kalmış sayılmayız. Varolan her şey inanılmaz derecede güzel ve hassas bir karşılıklı bağımlılık dengesinde bulunmaktadır. Eğer bu mesajı alabilirsek, o zaman bizim yaşamlarımız da Gerçek İnsanlar’ınki gibi bu yüce amaçla dolabilir.