Halet Abla Destanı

Bu coğrafyada destanlar genellikle erkekler üzerine yazıldı ya da “Destan Yazmak” erkeklere mahsustu. Şimdi bir kadın; Torosların içinde kuş uçmaz kervan geçmez bir dağ başında Karatepe’ye gönül, Aslantaş’a ömür vermiş yol kesip köy basmamış bir kadın yaşayıp yaptıklarını taşa toprağa suya ateşe yazmış bir kadın bir arkeolog. Halet Abla Destanı, Çukurova’nın doğusunda, Torosların içinde İki bin Sekiz Yüz yıllık insan hayatının yalnızlığı, hüznü, acısı mutluluğu ve umudunu bugün de sürdüren bir ömrün öyküsüdür. Bir kadın, çevresindeki olaylar ve ona inanmış insanların öyküsü… Bu öyküde, son yüzyıl boyunca Türk Siyasal hayatı içinde yaşanan gelişmeler arasında, tatlı, acı ekşi ve kekremsi tadıyla yaşanmış mutluluğu ve yüreklerdeki insan sevgisini bulacaksınız.

Gezdiklerim, Gördüklerim, Görüşlerim…

Bu gezi yazıları 1997-2006 yıllarını kapsayan on yıllık bir dönemde, yazarın eşiyle birlikte yaptığı yurtiçi ve yurtdışı kültür gezilerinin arkasından bir kısmının kaleme alındığı anılardır. Bu anılar gezip görülen eserlerin, güzelliklerin dile getirilmesi değil, bu kültür deneyiminin düşündürdüğü gözlemlerdir.

Ölüm Şarkısı

Ya severek dinlediğiniz sıradan bir şarkı, bir gün ‘Ölüm Şarkı’nız olursa?

Beş farklı ceset… Beş farklı yer… Beş farklı kadın…

Aynı katil tarafından öldürülmüş olmaları dışındaki tek ortak noktaları, sarışın olmalarıydı. Birbirleriyle olan bağlantılarındansa kimsenin haberi yoktu. Ta ki gazeteci Matt Owens, gözlerini bir anlığına kız kardeşinden ayırana kadar…

Miami Beach’te yaşayan kardeşini ziyarete gelen Mandy Owens, bir gece kulübünde eğlendikleri sırada aniden ortadan kaybolur. Çok geçmeden eski bir otel odasında cesedi bulunduğunda, suçluluk duygusuyla mücadele eden Matt’in elinde katile ulaşmak için tek bir ipucu vardır. Kaçırıldığı saatlerde kız kardeşinin iPod’una yüklenmiş olan tüyler ürpertici bir şarkı ve onun sözleri.

Paris’te bir sevgili… Başını kestim…

Matt, bu ipucunun Paris’te işlenmiş bir cinayeti işaret ettiğini fark ettiğinde kendini kusursuzca kurgulanmış bir bulmacanın içinde bulur. Peki, bir sonraki kurbanını seçmeden önce bu saplantılı katilin aklını okuyabilecek kadar zeki midir?

Artık duyduklarınıza inanmayın. Bu oyunda hiçbir nota, hiçbir şarkı göründüğü kadar masum değil.

“Bu katilin hastalıklı aklının içine girdiğinizde çok şaşıracak ve bu kitaptan sonra şarkılara bir daha aynı gözle bakamayacaksınız.”

Kupa Valesi

Kupa Valesi’ni bilir misin, doktor? Bilsen iyi edersin. Morro Körfezi uçurumunda cesedi bulunan genç bir çocuk… Ölümünün ardında yatan korkunç bir sır ve hayatı pahasına o sırrın peşine düşen bir cerrah… Adı ayin cinayetleriyle anılan eski bir katil… Doktor Jay Erlich’in ağabeyi Charlie, yıllar önce büyük bir hata yapmıştır. Ancak sonrasında her şeyi geride bırakarak hayatına devam etmiş ve bir aile kurmuştur. Ne var ki ardında bıraktığını sandığı şeytanlar aslında hiçbir zaman tam anlamıyla kaybolmamıştır. Geçmişe ait bir gölge çok daha ölümcül bir şekilde dönüyor. Artık hiçbir şey göründüğü gibi değil. Beni ardında bıraktığında Fedakârlık etmemi, hazır olmamı söylemiştin. Bana ihtiyaç duyacaktın çünkü. Ve işte şimdi hazırım. Bunu sana ispatlayacağım. Andrew Gross’un yaşanmış bir olaydan esinlenerek kaleme aldığı bu baş döndürücü romanın her sayfasında nefesiniz kesilecek.

Kupa Valesi

Kupa Valesi’ni bilir misin, doktor? Bilsen iyi edersin. Morro Körfezi uçurumunda cesedi bulunan genç bir çocuk… Ölümünün ardında yatan korkunç bir sır ve hayatı pahasına o sırrın peşine düşen bir cerrah… Adı ayin cinayetleriyle anılan eski bir katil… Doktor Jay Erlich’in ağabeyi Charlie, yıllar önce büyük bir hata yapmıştır. Ancak sonrasında her şeyi geride bırakarak hayatına devam etmiş ve bir aile kurmuştur. Ne var ki ardında bıraktığını sandığı şeytanlar aslında hiçbir zaman tam anlamıyla kaybolmamıştır. Geçmişe ait bir gölge çok daha ölümcül bir şekilde dönüyor. Artık hiçbir şey göründüğü gibi değil. Beni ardında bıraktığında Fedakârlık etmemi, hazır olmamı söylemiştin. Bana ihtiyaç duyacaktın çünkü. Ve işte şimdi hazırım. Bunu sana ispatlayacağım. Andrew Gross’un yaşanmış bir olaydan esinlenerek kaleme aldığı bu baş döndürücü romanın her sayfasında nefesiniz kesilecek.

Gökkuşağını Yakalamak

Siz kendi gölgenizin esiri olmuşken, başkasının hayatını nasıl aydınlatabilirsiniz? Bir zamanlar tek derdinin fazla kiloları olduğunu düşünen Bernadette Murphy, hayatın, yediği çikolata kadar tatlı olmadığını acı bir şekilde anlamıştır. Babasının ani kaybıyla kendini adeta bir boşlukta bulurken, kocasının onu terk edişiyle içten içe savaşmaktadır. En yakın arkadaşının bir bebek beklediği gerçeği ise onu adeta karanlığa sürüklemektedir. Aslında acıya ve kalp ağrısına hiç de yabancı olmayan Bernadette, babasının ona bıraktığı şifreli cümlelerden oluşan bir defterle kendine bir yol bulmaya çalışacaktır. Çözmeye çalıştığı her şifreli cümle, yeni bir umut kapısıdır onun için. Ya bu umut kapısını aralarken gökkuşağının peşinden gidecektir ya da kendi gölgesine hapsolacaktır… Gökkuşağını Yakalamak, kabullenişi ve hayat sağanağında nasıl ilerleyeceğimizi trajikomik bir dille anlatan etkileyici bir roman… “Kabullenişin ne demek olduğunu en iyi şekilde anlatan bu roman, kendi gökkuşağımızı bulmanın tek yolu olan hayat sağanağında nasıl yol almamız gerektiğini gösteriyor.” -A Novel Review- “Ender kitaplar daha ilk sayfadan okuyucusunun başını döndürür. Gökkuşağını Yakalamak, işte onlardan biri.” -Novel Escapes-

Dostluk Ekmeği

Bir damla gözyaşı ve umutla yoğrulmuş küçük bir hediye, kırılan kalbinizi iyileştirip tüm hayatınızı değiştirmeye yeter mi? Kaderin ona oynadığı acımasız oyun karşısında Julia Evarts, yaşama sevincini kaybetmiştir. Çektiği tüm acıların ise tek bir sorumlusu vardır. Bir zamanlar en yakın arkadaşı olup da artık yüzünü bile görmek istemediği kız kardeşi… Bir gün küçük kızı Gracie ile birlikte eve geldiklerinde, kapının önünde çiçek desenleriyle bezenmiş bir tabak ve yanında bir tarif bulurlar. Üzerine ise bir not iliştirilmiştir: “Umarım beğenirsiniz.” Julia, bu beklenmedik hediyeden kurtulmak istese de kızını mutlu etmek adına tarifi denemeye karar verir. Çok geçmeden kasabalarına yeni taşınmış olan iki kadınla tanışır. Eşini kaybetmiş olan Madeline Davis, hayata tek başına devam etmenin bir yolunu ararken, ünlü çellist Hannah Wang de Brisay ise kocasıyla boşanmak üzeredir. Teselliyi, adeta bir sığınak olarak gördükleri dostluklarında bulacak olan bu üç kadın, gün gelip de şu cümleyi söyleyebilecek midir? Her şeye rağmen hayat güzeldir. Bizi bize anlatan sıcacık, lezzetli bir hikâye… Kâh ağlatan kâh sinirlendiren kâh güldüren Dostluk Ekmeği, imkânsız gibi görünenleri gerçekleştirmenin, aslında bizim elimizde olduğunu muhteşem bir dille anlatıyor. “Okuyucuların bu iç ısıtan hikâye karşısında duygularına hâkim olabilmeleri imkânsız. Tabii, o muhteşem tarifi de unutmamak gerek…” -Publishers Weekly-

Aşk Adında Hayat

Gerçek aşkı bulmak mı, yoksa ondan kaçmak mı daha kolay? Teeny Templeton, sonunda kaderin ona da güldüğünü düşünmektedir. Evlenecektir, kendi düğün pastasını kendisi yapacaktır ve o sıkıntılı geçmişini ardında bırakacaktır. Ta ki nişanlısını kendi evlerinin şeftali bahçesinde iki kadınla yakalayana kadar… Hem de çırılçıplak bir haldelerken… Bu skandalın ardından düğünleri iptal olur. Ne var ki Teeny’nin başına gelenler bununla sınırlı kalmayacaktır. Nişanlısı bu olaydan birkaç gün sonra ölü bulunur ve herkes Teeny’nin suçlu olduğunu düşünür. Tek umudu, artık başarılı bir avukat olan ilk aşkı Coop O’Malley’dir. Ancak onunla yüzleşmek demek, geçmişle de yüzleşmek anlamına gelmektedir. Peki, Teeny başına gelenlere rağmen kalbinin sesini dinleyip karşısındaki bu adama yeniden güvenebilecek midir? Sıkıntıların bir şekilde güzelliklere yol verdiğini gösteren Aşk Adında Hayat, eğlenceli dili, müthiş kurgusuyla kalbinizi fethedecek.

Aşk Adında Hayat

Gerçek aşkı bulmak mı, yoksa ondan kaçmak mı daha kolay? Teeny Templeton, sonunda kaderin ona da güldüğünü düşünmektedir. Evlenecektir, kendi düğün pastasını kendisi yapacaktır ve o sıkıntılı geçmişini ardında bırakacaktır. Ta ki nişanlısını kendi evlerinin şeftali bahçesinde iki kadınla yakalayana kadar… Hem de çırılçıplak bir haldelerken… Bu skandalın ardından düğünleri iptal olur. Ne var ki Teeny’nin başına gelenler bununla sınırlı kalmayacaktır. Nişanlısı bu olaydan birkaç gün sonra ölü bulunur ve herkes Teeny’nin suçlu olduğunu düşünür. Tek umudu, artık başarılı bir avukat olan ilk aşkı Coop O’Malley’dir. Ancak onunla yüzleşmek demek, geçmişle de yüzleşmek anlamına gelmektedir. Peki, Teeny başına gelenlere rağmen kalbinin sesini dinleyip karşısındaki bu adama yeniden güvenebilecek midir? Sıkıntıların bir şekilde güzelliklere yol verdiğini gösteren Aşk Adında Hayat, eğlenceli dili, müthiş kurgusuyla kalbinizi fethedecek.

Rafael

Roman, Rafael’in geçirdiği sıkıntılı çocukluk devresini ve gençliğinde yaşadığı büyük aşkı anlatmaktadır. Yaşadığı aşk onun ruh halini içinden çıkılmaz bir hale getirirken, dururu ve ait olduğu dinin inançları, yaşanan zorlukları iyice artırmış, yaşamını ve aşkını daha da çıkmaza sürüklemiştir. Kalbinde yaşattığı saf ve temiz aşkına kavuşmak için verdiği çaba yaşam mücadelesinin çok daha ötesine geçen Rafael, hayatının sonuna kadar aşığı ile bir araya gelebilmek için yaşamış, bu da romanı daha sürükleyici ve heyecanlı bir hale getirmiştir…

Yaşadığım İstanbul

Bir an gelir hiç beklemediğimiz bir zamanda geçmişiniz ve hatıralarınız canlanır. Bir kitap da sizi hatıraların dünyasına uzanan fantastik bir yolculuğa çıkarabilir. Bazen buruk bir acı, bazen tatlı bir mutluluk dolar içinize. Çünkü yaşamın doyumsuz lezzetidir hatıralar. Özer Baysaling bu kitabında yaşadığı devrin İstanbul’unu, semtlerini, konaklarını, eski eşyalarını, aşklarını, yaşamlarını, duygu yüklü bir dille anlatıyor. Kitabı okudukça anılar bir örgü gibi çözülürken, siz de kendi geçmişinizden ve aşklarınızdan izler bularak, kendi hayal dünyanızın derinliklerine ineceksiniz. Her yaş ve kesimden okurun geçmiş, bugün ve gelecekten, yaşama yön veren hatıra ve konulardan kendilerine göre değişik sentezler yapıp zevkle okuyacağı bir eser.

Taş Yolu

Yazar, yüzyıl süren “Taş Yolu” serüvenini, kayalara konan aşkı ve Fırat kıyısındaki, ilçenin eski yaşamını anlatıyor öykülerinde… Teknoloji çağında bile, güçlükle delinen kayaları yüz yıl önce insanlar, yarıp geçmeye kalktılar. Dedeler, oğullar ve torunların yaşam sürecinde yer alan bu öykünün sonun da torunlar, dedelerinin mezar taşlarına seslenerek onları haberdar ettiler. Doğal güzellikleri, kültürel değerleriyle her zaman gündemde olan Kemaliye(Eğin)’de yaşayan insanların doğa ile ilişkilerinin sonuçları var kitapta…

Perge’nin Kızı Plancia Magna

1977-1985 yılları arasında Perge (Aksu-Antalya) kazılarına epifraf olarak katılmış olan İsmail Kaygusuz arkeolojik buluntular ve yazıtsal verilerden yararlanarak yazdığı bu romanında Perge’nin tarihi, içinde yaşayan insan toplulukları, her türlü sosyal ve siyasal ilişkiler; bilim, sanat, felsefe, tıp, spor alanında gelişmeler ve kentin yetiştirdiği kişiler hakkında ayrıntılı bilgiler vermektedir. Bütün bunlar, Plancia Magna ve azatlısı Plancius Aleksandros arasındaki sürükleyici bir aşk macerası kurgusu çerçevesinde verildiğinden dolayı zorlanmadan kolaylıkla algılanabiliyor. Perge’nin kentsel (urbanic), toplumsal, inançsal, sınıfsal yapısıyla birlikte antik dönem insanlarının tüm yaşamı, zevk, eğlence, cinsel, düşünsel ve siyasal yaşamının değişik edebiyat anlatıları (nesir, şiir, ve tiyatro replikleri) içinde verilmiş olması kitabı oldukça ilgi çekici kılmaktadır. Ayrıca bu yapıtı, sadece 2. yüzyıl Perge’sinin değil, Roma İmparatorluk Dönemi Anadolu’su ve Anadolu insanlarının romanı olarak da değerlendirebiliriz. Romanın bu ikinci baskısında yapılan kurgusal değişiklikler, okumayı ve anlamayı kolaylaştırıcı bazı eklentilerle birlikte içine koyulmuş olan çok sayıda Perge fotografları, kitabı zenginleştirdiği gibi daha da ilgi çekici yapmıştır.

Örneklerle Hellenistik Çağ Şiiri

Eski Yunan tarihinin son dönemini oluşturan Hellenistik Çağ’da (İ.Ö. 334-30) bilimin yanı sıra, edebiyatın birçok dalı gibi şiir de Aleksandreia (İskenderiye) kentinde odaklanmış ve “Hellenistik Çağ Şiiri” yahut “İskenderiye Şiiri” olarak nitelendirilen bir akım doğmuştur. Önceki dönem şiirinden farklı bir karaktere sahip olan bu şiirin en temel özellikleri, çağa damgasını vuran “bilgi”nin şiire de yansıması, insan ve günlük yaşamla ilgili konulara daha çok yer verilmesi, o zamana değin şiirde hiç işlenmeyen temaların seçilmesi, “bukolik şiir” (çoban şiiri) gibi tamamen yeni bazı türlerin yanı sıra epos (destan) gibi geleneksel bazı yeni bir çehreyle karşımıza çıkmasıdır. Çeşitli duyguların birkaç dizede, kısaca aktarıldığı epigramma’nın yaygınlaşması da yine bu dönem edebiyatının özelliklerindendir. Hellenistik Dönem ozanları arasında, söz konusu döneme özgü yeni edebi görüşün en önemli temsilcisi olan Kallimahkos; Argonaut’ların “Altın Post”u ele geçirmek için yaptıkları deniz yolculuğunun ilginç öyküsünü Argonautika adlı yapıtıyla destanlaştıran Rhodoslu Apollonios; kırsal yaşantıyı yansıtan, özellikle çoban yaşamından çarpıcı kesitler sunan, “bukolik şiir”in yaratıcısı Theokritos başta gelmektedir. Hellenistik Çağ’a ait şiir yapıtları, bireysel niteliği ve her insana özgü duyguları; coğrafya, mitoloji ve etnografyaya ilişkin, bilgi dolu ayrıntıları ve konu çeşitliliğiyle son derece ilgi çekici olup şiirle ilgilenen herkes onlarda kendisine hitap eden bir şeyler bulabilir. Elinizdeki kitap, Hellenistik Dönem şiirini dilimizde başlı başına, geniş kapsamlı olarak ele alan bir çalışmanın eksikliğinden doğan gereksinimi olabildiğince karşılamak ve bu yolda bir “ilk adım” oluşturmak amacıyla hazırlanmıştır. Güler Çelgin yapıtında, okuyucuyu Hellenistik Çağ şiirinin tadına doyulmaz, büyüleyici dünyasına götürerek bu edebiyat akımını ve ozanlarını seçme şiir örnekleriyle tanıtmaktadır.

Kültürel Atamız Homeros Ve Odysseia

Homeros’un destanları edebiyat ve düşünce değeri olan ilk yazılı kültür kaynaklarıdır. Eğer bu destanlar olmasaydı, önce Yunan kültürü, sonra Latin kültürü yeterince gelişemezdi, modern dünyanın kültürü bugün bildiğimizden çok daha gerilerde kalabilirdi, diyebiliriz. Biz Homeros’un destanlarını ancak yirminci yüzyılda ve çok gecikmiş olarak tanıdık. Elinizdeki bu kitap ise ilk kez destanlar üzerine kapsamlı bir incelemeyi bize sunuyor. Okuyucu bu kitapta aynı zamanda Yunan mitolojisini bulacak, bu kitabı okurken ayrıca destanlar’ı okuma gereğini duymayacaktır. Kültürel Atamız Homeros’un yazarı Hüsen Portakal İstanbul’da ve Fransa’da yaşamaktadır. Daha önce yayınlanmış kitapları Din ve İnsan Sorunu, Felsefeden Dine Ortaçağ Dönemeci, Rönesans ve Laiklik bulunmaktadır aynı zamanda çevirmenlik yapmaktadır.

Karatepeli Fıkraları

Karatepe, Adana’nın Kadirli İlçesi topraklarında 7.715 “Milli Park”ın içinde kalan köylerden birinin adıdır. Bu kitapçıkta ayrıca adı geçen Kızyusuflu ve Çerçioğlu köyleri de buradadır. Bu köyler halkının, dilleri ve gelenekleriyle XIX. yüzyılda buralara yerleştirilen Türkmenler olduğu anlaşılıyor. Kitabımızda, saflıkları ve tuhaflıklarıyla ün almış Karatepeliler üzerine anlatılan fıkralardan seçmeler bulacaksınız. Buradaki 19 fıkradan 10’unu (1-9, 13 numaralılar) Halet Çambel 1948 yılında Kızyusuflu köyünden Hasan Türkmen’den yazmıştır. Oralarda Cin Hasan adıyla ün almış olan Hasan Türkmen, aynı fıkraları 1961 yılında Halet Çambel’e yeniden anlatmış ve ses kayıt makinesine geçirtmişti; bu ikinci anlatışında eskilerine ekledikleri olmuştur: 3 ve 10 numaralılar bunlardandır. 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16 ve 17 numaralı fıkraları, (1967 Temmuzu’nda Arslantaş’ta kaldığımız sırada ufak tefek değişikliklerle çoğu Cin Hasan’ın anlattıkları olmak üzere) Hasan Türkmen’in kardeşi Ali Türkmen’den, oğlu Halil Türkmen’den ve biri Karatepeli, öteki de Çerçioğlu köylerinden iki kişiden dinleyip ses kayıt makinesine aldık. 18 ve 19 numaralı fıkralar başka yerden gelmedir: Birincisi, Ceyhan Kasabası’ndan, öteki de Karsantı Karatepe’sinden. Bu kitapta okuyacağınız fıkralar, Karatepe halkı üzerine, onların saflıkları ve acaiplikleri ile eğlenmek için anlatılan şeylerdir; ilk bakışta,Karatepelileri küçük düşürmek amacıyla başka köylülerin “uydurdukları” fıkralar sanılabilir bunlar, ama bu, aldatıcı bir yargı olur.

Hero ile Leander

Publius Ovidius Naso, Roma yazınında İ.Ö 1. yüzyılda yaşamış, ‘elegia ozanları’ adıyla anılan dörtlü kümenin en sonuncusudur. Güzel konuşma sanatı öğrenimi görmesine karşın, bunun uygulama alanına ilgi duymamış, kendisi için “ağzından her çıkanın dize olduğu” değerlendirmesi doğrultusunda yaşamını şiire adamıştır. Ovidius “sevgi” konusunu çokça ele almıştır. Bu çerçevede ozanın “Amores” ( Sevgililer) “Ars Amatoria” (Sevme Sanatı) gibi adından belli olan yapıtlarına “Heroides” (Kadın Kahramanlar) katılabilir. Çevirinin konusu birbirini seven genç kız ile delikanlının Hero ile Leander’in aşk öyküsünü içeren yazışmasında olay, bizi duygu yoğunluğuyla etkilemekte, yeriyle de ilgilendirmektedir.